Astrolojİ  Dergİsİ

       

  23 Şubat 2020, Pazar   

      

ANASAYFA

 

- Giriş-Gezegenler
- 
Burçlar
- 
Yükselen Burçlar
- 
Ay Burçları
- 
Evler
- Açılar

 

- Makaleler 
- Astroloji Tarihi
- Mitolojik Astroloji
- Astroloji ve Sağlık
- Gezegen Döngüleri
- 
Astronomi

 

Tablolar

 

- Astrolojik Takvim

 - Ay Boşlukta

 

 - Burç Değişimi
 - Enlem ve Boylam
 - Yaz Saati
 - Ay Fazları
 - Gökgünlüğü
 - Sembol Anahtarı  

 

- Astrodoku

- Öyküler,Öğütler
- Rüyalar - Semboller
- Karikatürler
- Çin Burçları
- Doğum Günü Renkleri

 

- 4 Element Testi

 

- Astroloji Siteleri
- Kitaplık
- Barış İlhan Yayınevi

 

- Haberler
- Araştırma
  

   Seminer-Eğitim

 

Foto Galeri

 

Okuyucu Mektupları

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

TAROT DERGİSİ

 

Astroloji Dergisi

sitemiz kesintisiz

19 yıldır yayında.

 

BALIK’TA YENİAY

 

“Akıl, sezginin hizmetçisidir...” - Albert Einstein

 

23 Şubat 2020’de saat 18:32’de 4 derece Balık’ta bir Yeniay gerçekleşiyor. Yeni başlangıçlar yapmak ve hayatımıza dahil etmek istediğimiz şeylerin tohumlarını ekmek için iyi bir zaman. Değişken bir su burcu olan Balık’ta gerçekleşen bu Yeniay’da başlattığımız projeleri ve planları, özlemlerimize ve fantezilerimize göre değil de, yaşamın akışında önümüze gelenlere dikkatle bakıp daha kabullenici ve esnek bir tarzda şekillendirmekte fayda var. Hayatta isteklerimizi dayatıp kendimizi çaresiz ve bir kurban durumunda hissetmekten ziyade, yaşamla birlik olarak hareket etmek, yaşamın alt akıntılarını, onun bize neler söylemeye çalıştığını hissetmek adına biraz durup iç sesimizi dinlemek ve değişimlere adapte olmak bize problemleri çözme, iyileşme ve iyileştirme fırsatı sunabilir.

 

Yeniay, Balık’ta geri hareketini sürdüren, zararda ve düşük konumdaki Merkür ile kavuşumda. Merkür aynı zamanda Yeniay haritasının Yükselen (Başak) yöneticisi. Bu kavuşum özellikle iletişim, haberleşme, ulaşım, öğrenme ve bilgilenme konularında yaşayabileceğimiz sorunlara ve aksaklıklara işaret ediyor. Kafa dağınıklığı, akıl karışıklığı, odaklanmakta ve birşeyleri “net” ve “tarafsız” algılamakta zorlanmak, hayaller ve fantaziler ile sürüklenmek, gerçeklerden ve hayatın zorunluluklarından kaçmak, yanlış anlamalar sonucu yaşanabilecek anlaşmazlıklar, aldanma/aldatılma, yalan, hilekarlık, uyuşukluk, tembellik, çaresizlik ve kurban bilinci söz konusu olabilir. Nereden geldiği belli olmayan “bilinçdışı” duyguların etkisinde kalabiliriz ve birçok konuda bulanıklık ve belirsizlik hissetmek bizi korkutabilir. Mevcut durumumuz veya şu an içinde bulunduğumuz iklim sağlam ve doğru kararlar almamız için uygun olmayabilir. Aldığımız bilgiler, haberler, teklifler, önümüze sunulan anlaşmalar, sözleşmeler, bizden cevap bekleyen insanlar, bizden çözüm bekleyen durumlar veya karşımıza birden bire çıkan fırsatlar olsun, bunlara hemen tepki vermek ya da hemen harekete geçmek bizi sonunda hayal kırıklığına uğratabilir. Bu açından geri çekilmek ve kendimize “Bu doğru mu? Gerçek mi? Herşeyi tüm açılığıyla görebiliyor muyum? Öğrenmem ve görmem gereken başka bir şey daha olabilir mi? Bu durumu gerçekten çözmesi veya gerçekten özveride bulunması gereken kişi ben miyim?” gibi soruları yöneltmek faydalı olabilir. Aldanma ve aldatılma tehlikesine karşı, bize çok cazip gelen ve büyüleyen şeylerin arkasını görmeye çalışmak ve mümkün mertebe gerçekleri oldukları gibi algılamak gerekiyor. Balık’ın öğrenme ve bilgilenme süreciyle bağlantılı değişken bir burç olduğunu hatırlarsak, bulanık ve gizli saklı kalan durumlara karşı tetikte olmak adına, öğrenmeye ve iyice bilgilenmeye açık olmak ve o durumun gerektirdiği koşullara uyum sağlayarak hareket etmek ve birşeyler  iyice netleşene kadar karar vermemek veya adım atmamak oldukça önemli.

 

Yeniay-Merkür kavuşumunun geleneksel yöneticisi Jüpiter “düşük” konumda olduğu Oğlak’ta. Aynı zamanda Koç’taki Venüs ve Oğlak’taki Jüpiter partil (kesin) bir kare açı yapıyor. Modern yönetici Neptün ise Balık’ta, Jüpiter’e altmışlık yapıyor. Jüpiter Oğlak’ta, yaşam deneyimlerini anlamlandırmak, “büyük resmi” görmek ve hüküm vermek gibi  temalarını iyi ifade edemediği bir konumda. Venüs ile olan karesi, doyumsuzluk, aşırı talepkarlık, memnuniyetsizlik, ölçüsüzlük, dikkatsizlik ve savurganlık şeklinde kendisini gösterebilir. Bağımlılıkların artması, zevke düşkünlük, tembellik, kendi sınırlarını ve başkalarının sınırlarını zorlayan davranışlar ve “güvenmek” konusunda aşırı uçlarda davranmak söz konusu olabilir. Aşırı alıcı olmak ya da aşırı verici olmak arasında gidip gelebiliriz. Aşırı güven ve aşırı hoşgörü sonunda kandırılmaya veya kendi aleyhimize olan durumlara yol açabilir. Balık Yeniay’ı, aşırı duyarlılık, kararsızlık, vesvese, korku ve ne istediğini bilememek gibi temaları getireceğinden,  bu dönemde bilinçli aklımızın isteklerini bir yana bırakıp, kendi içsel süreçlerimize odaklanmak, sezgilerimizi ve iç sesimizi dinlemek adına yalnız, sessiz zamanlar geçirmek, “anda” ve “şimdide” kalmaya yönelik çalışmalar yapmak, bize ilham veren yaratıcı aktivitelere (müzik, şiir, dans vs.) yönelmek, rüyalarımızı, yani bizimle sözsüz iletişim kuran “sembolleri” anlamaya çalışmak için iyi bir zaman. Jüpiter-Neptün altmışlığı, birşeylerin iç yüzünü kavramak, saf gerçekleri görmek, idrak etmek, yaşamımızdaki olumlu-olumsuz unsurları oldukları gibi kabullenerek büyümek adına bir fırsat sunuyor. Boğa’daki Uranüs’ün Yeniay’a yaptığı altmışlık açı ise, hayatın bize getirdiği değişimlere adapte olmak, yeni ve farklı bakış açılarına, deneyimlere açık olmak ve böylelikle sorunlara daha yaratıcı çözümler bulmak konusunda yardımcı olabilir.  Olayları idrak etmek için, at gözlüklerimizi çıkarıp, hiç düşünmediğimiz bir şekilde düşünmemiz gerekebilir.

 

Yeniay, Kraliyet yıldızı, Güney’in Gözcüsü Fomalhaut ile kavuşumda.  Bu sabit yıldız Ptolemy’e göre Merkür ve Venüs doğasında. Neptün etkisinde olduğu söylenen, idealler ve hayaller ile ilişkili bir yıldız. Temaları mistisizm, düşsellik, öngörüşlülük, hayalcilik, yüksel ideallerin peşinden gitmek şeklinde. Eğer amaçlara ulaşmak ve başarılı olmak isteniyorsa, niyetlerin saf olması, amaçlar uğruna manipülasyona başvurulmaması ve yoldan sapılmaması gerekiyor, yoksa maddi ve manevi kayıplar getiriyor. Güneş ve Ay ile olan kavuşumlarında, kötü amaçlı arkadaşların etkisi, arkadan çevrilen işler, gizli düşmanlık, zorluklar sonucu ulaşılan başarılar, hayır getirmeyen miras, zehirli böcekler/yılanlar vs. tarafından ısırılma gibi temalara işaret ediyor. Dünyasal olaylarda ise, saldırılar, hava ve deniz kazaları ve meteor düşmesinden bahsediliyor.

 

Yeniay’ın Sabian cümlesi ise, “Bir kilise pazarı” şeklinde. Bu sembol başkalarını ayağa kaldıracak ve onlara yardım edecek kaynakları oluşturmak ve bunları birleştirmekle ilgilidir. Şu anki durumunuzda hedeflerinize tek başına gitmeniz mümkün olmayabilir ve işbirliği yapmanız ve özverili davranmanız gerekebilir. Bu pazarın ya da girişimin başarılı olmasını istiyorsak, insanları bir araya getirerek organize olmak ve en önemlisi, kişisel çatışmaları ve husumetleri bir tarafa bırakarak çalışmak oldukça önemli. Kendimizi yabancılaşmış ya da yalnız hissediyorsak, yardımsever ve anlamlı bir çalışmanın parçası olmak bize iyi gelebilir. Buradaki riskler ise, kendi önemimizi kanıtlamaya çalışmak, alan savaşları, başkalarını dışlayan sosyal sınırlar koymak, zorlayıcı davranan insanlar, kendi çıkarları doğrultusunda insanları kullanmak ve hak ettiğinden daha az değer vermek şeklinde. Açılıp kapanabilir “esnek” sınırlarla hareket etmek ve illüzyonlarımıza veya kanılarımıza göre değil de, o durumun gerektirdiği şekilde davranmak, sorunları aşmamızı kolaylaştırabilir. Bir şeylerin nasıl olması gerektiğiyle ilgili “yüksel ideallerimiz” veya “bilinçli aklımızın istekleri” önümüzdeki gerçek engel olabilir.  İdeallerimiz ile hayatın çeliştiği noktada, “hayatın bize o an ne söylemeye veya ne göstermeye çalıştığını” kendimize sorabilir ve bizi ne yöne doğru götürmeye çalıştığını anlayabiliriz...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*https://www.constellationsofwords.com/

*https://sabiansymbols.com

 

 

Venüs-Jüpiter ve Venüs-Pluto Kareleri

(23-29 Şubat 2020)

İştahın gezegeni Venüs, öncelikle genişlemenin gezegeni Jüpiter’le, sonra da dönüşümün gezegeni Plüto’yla sürtüşmeli kare açılar gerçekleştirecek. Bu, alıp-verme konusunda aşırılıkları ve bundan doğan güç savaşlarını gösterir. İştah konusu sağlıksız büyür ve en nihayetinde bir dönüşüme ön ayak olur.

 

Venüs’ün Jüpiter’le karesi ölçüsüzlüğü, savurganlığı ve doyumsuzluğu artırır. Bu abartılı ve aşırı tutum Plüto’ya çarptığında, açgözlülük, zorlayıcılık ve taciz görülür. İştah kontrolsüz büyümektedir. Aşırı yeme içme, aşırı tüketim, aşırı sosyallik ve aşırı cinsellik riskleri ortaya çıkar. Bunlar sonunda takıntıya, saplantıya ve yıkıcılığa dönüşebilir. Organizmaya iyi-kötü çok fazla şey çekilir ve neticede bunların arasından bazıları kişiye zarar verir. Ölçü, denge ve ahenk; bolluk ve zorbalık tarafından tehdit edilmektedir. Süreç boyunca neye değer verildiği ve nasıl değer verildiği anlamlılık testinden geçer ve derinden dönüşür.

Şimdi bu sürecin renklerini anlamak için tek tek açı kalıbına katılan gezegenleri inceleyelim ve sonrasına bu süreçte nasıl etkileşime girdiklerine bakalım:

 

Koç’taki Venüs’ün ilişki kurma tarzı ben-merkezlidir. Alıp-verme şekli doğrudandır. Arzuladığı şey ne istediğini keşfedip, bunun peşine düşmek, mücadele etmek ve fethetmektir. Yeni bir şeyler başlatmaya iştah duyar. Bağımsızlığa değer verir. Öfke, agresyon, rekabet, duyarsızlık, hız ve egoizm sebebiyle ölçüyü tutturmakta zorlanabilir. Venüs’ün zarar gördüğü bu burçta ahenk-uyum yaratmak güçleşir.

 

Oğlak’taki Jüpiter, kendine hedefler belirleyerek genişler. Büyümek için adım adım ilerler ve önüne çıkan engelleri aşar. Varoluşu anlamlandırma şekli başarmaya dayanır: Başardığında kendine saygı duyar. Jüpiter zararda olduğu bu burçta büyümekte, yayılmakta, inanmakta ve anlam bulmakta zorlanır.

 

Oğlak’taki Plüto, hedefini dönüştürür. Kendini gerçekleştirmek için dönüşür. Kendi hayatının otoritesi olma konusunda güç ve acizlik deneyimleri yaşar. Kendinin sorumluluğunu alma şekli imtihanlar neticesinde biçim değiştirir. Hedefini belirleyip buna adım adım gitme konusunu arındırır. Hedef ve güç kavramını statüye, saygınlığa, prestije ve itibara endekslediyse, şimdi bunu arıtma, saflaştırma ve ıslah etme zamanıdır. Bunu yapmazsa, avantajlı pozisyonları ele geçirmek için kontrolcülüğe, manipülasyona, zor kullanmaya, zorbalığa, zalimliğe ve gaddarlığa meyledebilir.

 

Koç’taki Venüs ile Oğlak’taki Jüpiter/Plüto karesinin olumsuz kullanımı, sadece ben-merkezli arzular için diğerlerinin üstüne basarak yükselmeye çalışmak ve yüksek mevkileri ele geçirmek hırsıyla güç savaşına girmektir. Koç’taki Venüs ile Oğlak’taki Jüpiter’in ölçüsüzlüğü bencilliği abartmasından ve başarma hırsının aşırılığa kaçmasından gelir. Hedefleri aşırı yüksektir. Şansına aşırı güvenir. Ancak “şansı” temsil eden küçük ve büyük benefiğin ikisinin de zararda olduğu burçlarda olması şansına hiç de güvenmemesi gerektiğini gösterir. Şimdi yüksek statülü, prestijli, itibarlı, saygın konumlara gelmek için abartılı bir arzu taşır. Ancak bu yolda elde ettikleriyle asla yetinmez. Doyumsuzluk en büyük gölgesidir. Böyle bencil ve hırslı başlayan süreç Plüto’yla birleştiğinde acımasızlık, açgözlülük ve güç savaşlarına kapı aralar. Ben-merkezli bir iştah, en tepe noktaya ulaşmak, başarmak ve zirveye çıkmak için yanıp tutuşur. Artık iştahı güdüleyen şey bilinçdışıdır. Kontrol edilemez. Buradan öfkeli, agresif, rekabetçi ve duyarsız bir iştahın nasıl bilinçdışı güç savaşlarına, “ya hep ya hiç yaklaşımına”, manipülasyona, kine, intikama ve yıkıcılığa dönüştüğüne şahitlik ederiz. Bencil talepler ve zirveye çıkma hırsı sebebiyle, diğerlerini kontrol etmeye çalışma ve bağımlı kılma gölgeleri cereyan eder.

Koç’taki Venüs’ün Oğlak’taki Jüpiter/Plüto’ya karesine verilecek sağlıklı cevap, öncelikle neye iştah duyulduğunu keşfetmektir. Bir dakika durup “ben ne istiyorum?” diye sormak gerekir. Bu soru, bizi bir önceki katmana götürür. Yani, “ben kimim?”, “benim kişiliğim nedir?” ve “böyle bir kişilik neler ister?” soruları ortaya çıkar. Bu sayede diğer insanlarla ilişki kurarak, neye değer verdiğini sorgulayarak ve kendine neleri çektiğini gözden geçirerek insan ne istediğini keşfeder. Sağlıklı iştah ve ölçü duygusuyla bu isteğin peşinden gider, mücadele eder ve fethetmeye yönelir. Şimdi Jüpiter’in dahliyle bu kişisel istekler büyümektedir. Sanki üzerine bir “büyüteç” tutulmuşçasına, ya da matematikte yanına çok daha büyük bir katsayı konmuşçasına, bu kişisel istekler büyür. Ben-merkezli iştah büyür. Bunun doğru kullanımı kendine uygun bir hedef belirleyerek genişlemektir. Koç’taki Venüs’ün hızı Oğlak’taki Jüpiter’in olgunluğuyla terbiye edilmelidir. Büyümek için adım adım ilerlemek gerekir. Sabırla, dayanıklılıkla ve gerçekçilikle önüne çıkan engelleri aşar. Bu sayede benliğe uygun bir hedefi geliştirerek başarır. Kendine saygı duyar. Burada Koç’taki Venüs “Ego”yu, Oğlak’taki Jüpiter “süper-ego”yu temsil eder. Sağlıklı bireşiminde toplum kuralları, gelenek, otorite ve ahlak ile uyumlu bir benlik tesis edilir. Toplumla ahenk içinde bireysel hedefler başarılır. Bu noktada Oğlak’taki Plüto’nun sağlıklı eklemlenişi, benliğe ters düşen, miadını doldurmuş, köhneleşmiş kuralları ve gelenekleri yok edecek olmasıdır. Hedefler imtihandan geçer. Koç’taki Venüs, sadece gerçek kişiliğe uygun olanların hayatta kalmasını garanti eder. Kişiyi geriye çeken, hakiki kimliğine uymayan, benlikle çelişkili hedefler elenir. Bunların bırakılması acı verebilir. Ancak Plüton yaraya parmak sokabilme cesaretidir. Acı da verse, kişinin gerçekliğiyle özdeşleşmeyen hedefler, hırslar, statü, prestij, itibar ve saygınlık modelleri sökülüp atılır. Bu konulardaki yaklaşım arındırılır, saflaştırılır ve ıslah edilir.

 

Neticede kişinin gerçek kimliğinden gelen bir iştah (Koç Venüs) sabırlı, çalışkan, disiplinli ve hedef odaklı bir gayretle genişler (Oğlak Jüpiter), bu yolda kişiyi geriye çeken kurallar, gelenekler ve sahte hedefler elenir (Oğlak Plüto). Kişi benliğine uygun bir iştah (Koç Venüs) ile hedefine uygun (Oğlak Jüpiter) bir büyüme modelini dönüştürmüş olur (Plüto).

Venüs, Jüpiter’le ve Plüto’yla karelerini 18 ve 24 derece öncü burçlarda gerçekleştirecek. Doğum Haritanızda 18-24 derece öncü burçlarındaki (Koç, Terazi, Yengeç ve Oğlak) gezegenler iştahın büyümesi ve dönüşümü konusunda imtihandan geçecek.

Astroloji Dergisi / Efe Erten

Kaynakça

Banzhaf, Hajo ve Haebler, Anna, Astrolojinin Anahtar Sözcükleri, İlhan Yayınevi, 1999

İlhan, Barış, Astroloji Dersleri, İlhan Yayınevi, 2004

Tompkins, Sue, Astrolojide Açılar: Horoskopta Gezegensel İlişkileri Anlama Rehberi, Barış İlhan Yayınevi, 2008

 

GÜNEŞ BALIK’TA – 19 Şubat 2020

 

 

“Sezgilerini takip et çünkü sezgilerin senin gerçekten ne olmak istediğini öteden beri bilir.. - Steve Jobs

 

Güneş Balık burcuna girdi ve 20 Mart'a kadar burada kalacak. Arketipsel manada mistik, hayalci, hayırsever, romantik ve kurtarıcı/kurban olan Balık’taki Güneş, insanlık aleminde birliğe katkıda bulunacak şekilde özveride bulunduğunda, kendini bir ideale adadığında, muhtaç durumdakilere yardım edip hayır işleri yaptığında, şefkatli, merhametli, kabullenici olduğunda, bilinçdışında kalan bilgileri sembolik bir dille, sanatla, filmle besteyle dış dünyaya aktardığında yani ilhamını ve vizyonunu yaratıcılığa döktüğünde parlar. Balık burcunun sembolü bilindiği gibi her biri ayrı yönde yüzmeye çalışan birbirine bağlı iki balıktır. Maddi dünya ve manevi dünya arasındaki ikilemi anlatan bu sembolde önemli olan bu iki dünyayı bütünleştirmek, gerçek hayatın zorunluluklarından kaçmadan hem ruhsal alemi hem de maddi alemi deneyimlemektir. Psikolojik açıdan Balık burcu, kolektifin, birliğin ve henüz “biçim almamış” halin sezgisiyle dolu olduğundan, hem bilinçdışıda kalan akıntıları sezgisel anlamda hisseder hem de o birliğe ve sınırsızlığa özlem duyar. Tüm dünyayla ve başkalarıyla birlik olma ve bütünleşme isteği, kişisel sınırları ve kimlik duygusunu bulanıklaştırır. Dolayısıyla sınırsız bir empati duygusu, kabullenicilik, karşılıksız özveride bulunma ve kendini adama gibi temaları burada görebiliriz.

 

Güneş Balık’ta, “beş duyuyla” algılanan alemin dışındaki akıntıyı sağlıklı bir şekilde hissedebildiğinden, bu konumda egonun ve bilinçli aklın dayattığı suni sınırları ve istekleri bir kenara bırakıp hayatın önüne getirdiklerine karşı kabullenicilik geliştirmek ve hayatla birlikte bir su gibi akmayı öğrenmek söz konusudur. “Suni bir egoyla” ve kendi tanımladığı sınırlarla yaşanılmaya çalışıldığında yaşamın getirdikleri reddedilebilir. Burada kastedilen şey “kendini aşmak” yani kişinin egosunun isteklerini bir kenara bırakıp hayatın ‘ol’masına izin verme ve işleri oluruna bırakabilme sanatıdır. Böylece sahte ve katı sınırlarla kısıtlanmadan kendi iç sesiyle ve sezgisel olarak hayatın alt akıntılarıyla bağlantısını kurabilecektir. Kendini korumak adına gerektiğinde açılan gerektiğinde kapanan esnek sınırlarla birliği hisseden, merhamet duygusuyla özveride bulunan, kendini adayan ve yardım eden birisi haline gelebilecektir. 

Balık’taki Güneş’in olumsuz ifadelerinde, yukarıda bahsedilen sınırsızlık, yardımcı olmak için başkalarının alanına aşırı müdahale, ayırt edememe, aşırı özveri, aşırı hassasiyet, kolay etkilenme, kolay incinme ve bağımlılık şeklinde görülebilir. Başkalarını kurtarmak için çıktığı yolda en sonunda kendisi kurban duruma düşebilir ya da kendisinin hep kurban durumunda olduğunu düşünüp kendine acıyan ve çaresizce “kurtarıcı” bekleyen bir pozisyonda kalabilir. Gerçek hayattan bir kaçış teması da söz konusudur; gerçek hayatın önüne getirdiklerini ve bazı zorunlulukları kabullenmediğinde kendi fantezileri ve özlemleriyle sürüklenebilir. Hayatın getirdiği gerçekler kendi hayallerine ve özlemlerine uygun olmadığında hayal kırıklığına uğrama söz konusudur. Hayatla mücadele etmeyi bırakıp kendisini uyuşturan bazı bağımlılıklar (madde bağımlılığı, sürekli Tv seyretme, sanal alem vb..) geliştirebilir. Balık’ta Güneş, kendi kimliğinin (egonun) sınırları ve istekleri konusunda bulanık ve belirsiz bir pozisyonda olabildiğinden, girdiği her kabın rengini alan, dağınık, unutkan, hem kendini hem de başkalarını aldatan bir şekilde kendisini gösterebilir.

 

Balık’taki Güneş’in geleneksel yöneticisi Jüpiter düşük konumda olduğu Oğlak’ta; modern yöneticisi Neptün ise kendi yöneticiliğinde, yani Balık’ta. 16 Şubat 2020 itibariyle, Merkür de düşük ve zararda bir konumda olduğu Balık’ta geri hareketine başlamıştı. Belirsizlik, kafa karışıklığı, unutkanlık, aldanma/aldatılma, kurban bilinci, çaresizlik, kendini çeşitli şekillerde uyuşturarak gerçeklerden kaçmak, karamsar düşüncelerle ve korkuyla kendini sabote etmek söz konusu olabilir. Anlaşmazlıkların, belirsizliklerin dozu artabileceğinden, anlaşılmak ve bir şeyleri net bir şekilde anlayabilmek için fazladan çaba sarf etmemiz gerekebilir. Hayallerimize, fantezilerimize veya kanılarımıza göre hareket etmek, yanlış kararlar almamıza ve aldanmamıza yol açabilir. Bu süreçte hayatın önümüze getirdiklerine dikkatle bakıp, geriye dönük olarak bazı değerlendirmeler yapabilir ve şimdiye kadar öğrendiklerimizi sindirebiliriz. Kendimize karşılaştığımız her durumda, “Bunu olduğu gibi, net ve tüm gerçekliğiyle görüyor muyum?” sorusunu sorabiliriz. Çünkü hala anlamamız ve öğrenmemiz gereken bazı şeyler olabilir. Sezgilerimizi, iç sesimizi dinlemek adına tek başına sessiz vakit geçirmek, hayatımızdaki sembolleri, işaretleri ve rüyalarımızı anlamaya çalışmak için iyi bir zaman. Bilinçli aklımızla algılayamadığımız küçük nüanslara dikkat edebilir ve duygularımızın sesine daha çok kulak verebiliriz. Balık’taki  Neptün olumlu anlamda bize “saf gerçeği” anlamamız konusunda yol gösterebilir...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

 

MARS OĞLAK’TA – 16 Şubat 2020

 

 

“İhtiyacın olan tek şey bir plan, bir yol haritası ve hedefe doğru harekete geçmek için cesaret.. - Earl Nightingale

 

Mars yüceldiği Oğlak burcundaki yolculuğuna başlıyor ve 30 Mart'a kadar burada kalacak. Öncü bir toprak burcu olan Oğlak Mars’a uygulamacılık, hedef, azim, sabır, kararlılık ve sistem kazandırır. Hareket enerjisi dağılmadan tek bir hedefe odaklanabildiğinden başarıya ulaşmak için olumlu bir konumdur. Adım adım, planlı bir şekilde hedefine giderken kolay kolay zorluklardan ve engellerden yılmaz hatta bunlar ona direnç kazandırır. Sorumluluk ve görev bilinci yüksek, çalışkan ve disiplinli bir şekilde isteklerinin peşinden gider. Bu konumda Mars öfkesini ve dürtülerini kontrol altında tutabilir; daha soğukkanlı ve katı bir tarzda davranabilir. Uzun mesafe koşucusu gibi hedefine doğru konsantre olmuş şekilde giderken enerjisini tasarruflu ve planlı bir şekilde kullanabilir. Uğraştığı konularda yetkinlik, saygınlık kazanma ve otorite olma söz konusudur. Bu konum idarecilik, politika, askerlik gibi konuların yanısıra, dağcılık, trekking, maraton koşmak, ezici doğa koşullarında hayatta kalabilmeyi gerektiren tüm sporlar için uygun bir konumdur.

 

Gölge ifadeleriyle Mars Oğlak’ta aşırı kuralcı, acımasız, sert ve katı bir tarzda davranabilir. Başarıya, otorite olmaya ya da toplumsal saygınlık kazanmaya giden yolda önüne çıkan her şeyi ezip geçen, başkalarının sırtına basan, aşırı duyarsız birisine dönüşebilir. Karamsarlığı aşırı bir boyuta geldiğinde, hareket enerjisi iyice kısıtlanır ve dolayısıyla kendisini ortaya koymakta zorlanan birisine dönüşebilir. Görev ve sorumluluk bilinci yüksek olduğundan başkalarının sorumluluklarını da üzerine alıp dünyanın tüm yükünü omuzlarında taşıyormuşçasına çalışabilir. Kendisini kontrol edebilmesi olumsuz yönüyle, başkalarını ve hayatı da durmadan kontrol altında tutmaya çalışan bir kontrol delisine dönüşmesine neden olabilir. Sırf toplumsal statü, saygınlık elde etmek ya da otorite olabilmek için kendi isteklerinden uzaklaşabilir. Hep doğruyu yapma takıntısı ve yüksek standartlar ile kaskatı kesilip hareketlerini aşırı derecede kısıtlayabilir.

 

Oğlak’taki Mars’ın yöneticisi Satürn kendi yöneticisi olduğu Oğlak’ta ve Pluto ile olan kavuşumunu sürdürüyor. Organize olmak, özdisiplin geliştirmek ve önümüzde her ne hedef varsa bunlar için plan yapmak ve metot geliştirmek oldukça önemli. Organize olurken ve seçimlerimizi yaparken neyin bizim için önemli, neyin önemsiz olduğunu düşünmek, belki önceliklerimizi belirlemek ve fazladan aldığımız sorumluluklar varsa bunları delege etmek faydalı olabilir. Bu dönem maddi-manevi bir çok konuda tasarrufa gitmemiz ve sadeleşmemiz gereken bir dönem olabilir. Kendimizi engellenmiş ve kısıtlanmış hissettiğimiz noktada, yaptığımız işlerde geriye dönüp nelere daha gerçekçi bir gözle bakmaktan kaçındığımızı anlamakta ve bunları daha sağlam nasıl yapılandırabileceğimizi düşünmekte fayda var. Balık’taki Merkür de aynı gün itibariyle geri hareketine başlıyor. Geriye dönük olarak değerlendirmeler yapabilir, bizi geriye çeken, ilerlememize engel olan davranışlar, yapılar ve ilişkiler hakkında düşünebiliriz. Özellikle bağımlılıklarımızı ve alışkanlıklarımızı sorgulayabiliriz. Açılıp sınırlarımızı aştığımızı düşündüğümüz noktalarda, sınırlarımızı gözden geçirebiliriz. Bazı konular hakkında eğer illüzyonlarımız varsa, bunlar dağılabilir. Gerçekleri oldukları gibi görmek ve kabullenmek gerekebilir. Mars Oğlak’ta bu durumda gerçek dünyaya, o an önümüzdeki gerçekliğe odaklanarak hareket etmemiz gerektiğine işaret ediyor. Hayal kurarak ya da hayatın zorunluluklarından kaçarak hedefleri tutturmak mümkün görünmüyor.  Çalışmak ve çaba sarf etmek gerekiyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

 

ASLAN’DA DOLUNAY

 

 

“Ya kendi hikayenin içinde yürüyüp, ona sahip çıkarsın ya da kendi hikayenden çıkıp boş yere kendi değerini ararsın...”  - Brene Brown

 

9 Şubat 2020’de saat 10:34’te 20 derece Aslan’da bir Dolunay gerçekleşiyor. Dolunay’ın özellikle iki zıt kutupta olan enerjileri dengeleme, karşımızdakine ayna tutma, yansıtma ve dolayısıyla farkındalık kazanma açısı olduğunu hatırlarsak,  her türlü ilişki modelinde kişisel isteklerimizi daha fazla ön plana alacağımız, kendimizi daha çok ifade ettiğimiz, daha canlı, sıcak, cömert ve yaratıcı olacağımız bir döneme işaret edebilir; diğer yandan ne kadar önemli ve özel olduğumuzun görülmesini, takdir edilmeyi ve durmadan onaylanmayı da bekleyebileceğimizi gösteriyor. Kendimizi hiç eleştiriye gelemeyen bir halde, üstün olma isteği ya da gururlu tavırlar ile aşırı duygusal tepkiler verirken bulabiliriz. “Görülme” ve onaylanma ihtiyacımızın artmasıyla, “gerçek” istek ve ihtiyaçlarımızdan uzaklaşabilir, ne kendimizi ne de olayları doğru ve tarafsız bir şekilde değerlendiremeyebiliriz. Bu Dolunay ayrıca, 25 Ocak 2020’de Kova’daki Yeniay’da  başlattığımız  işlerin nasıl biçim aldığını da apaçık görebileceğimiz bir döneme işaret ediyor. Yaptıklarımızla ve verdiğimiz ürünlerle görülmek, bunları sergilemek ve aldığımız geribildirimlerle yeni düzenlemeler yapmak için iyi bir zaman olabilir.

 

Bu Dolunay’da Güneş zararda olduğu Kova’da, Güneş’in geleneksel yöneticisi Satürn, 2 derece orbla Pluto ile kavuşumda, modern yönetici Uranüs ise Boğa’da. Bu Dolunay’daki en göze çarpan açı ise Yay’daki Mars’ın Güneş’e altmışlık, Ay’a ise üçgen açı yapması. İsteklerimiz ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda kararlılıkla hareket etmek, aktiflik, cesaret, girişimcilik, rekabet, duyarlılıkla ve metanetle mücadedele etmek söz konusu olabilir. Kendimizde hedeflerimize gitmek için gereken güveni bulmamız mümkün. Uranüs etkisindeki Kova’daki Yeniay’da içsel ya da dışsal olarak üzerimizden atmamız, özgürleşmemiz veya yeni yöntemler ve bakış açıları bularak çözmemiz gereken temalara işaret ediyordu. Bu Dolunay ise, bu konular ile ilgili olarak daha aktif  ve üretken davranmamız gerektiğini gösteriyor. Hedeflerimizle ilgili mücadelemizin dozunu arttırabilir,  yaşamımızda korunması gereken alanları koruyabilir ve bize zarar veren unsurları def etmek üzere hareket edebiliriz. Oğlak’taki Satürn Pluto kavuşumu arka planda, yaşamımızdaki yıkılıp tekrar yapılandırılması ya da artık dönüştürülmesi gereken yerleri bize bir bir gösteriyor. Özellikle, otorite, güç ve kontrol temalarıyla ilgili olarak birçok sınavdan geçiyoruz. Bu konularla ilgili olarak yaşadığımız deneyimler, şimdiye kadar inandıklarımızı geçersiz kılıyor ve artık işimize yaramasa da “güvende olmak” için tutunmaya çalıştığımız yapıları sarsıyor. Neyi kontrol edebiliriz, nerede güçlüyüz,  “gerçek güç” nedir ve yaşama ne kadar hakimiz sorularının cevapları değişiyor. Aslan’daki bu Dolunay’da, arka plandaki bu yeniden yapılandırma sürecinin eşliğinde,  aldığımız kararları ve düşüncelerimizi “görünür” kılmak üzere harekete geçebiliriz. En önemlisi ise  kendimizi ifade etmek üzere konuşmak, bizim için önemli olan şeyleri söylemek ve hem kendimize hem de başkalarına karşı dürüst olmak.

 

Aslan’daki Ay, Aslan takımyıldızındaki sabit yıldız Ras Elased Australis (Algenubi)  ile kavuşumda. Bu yıldız Mars ve Satürn doğasına sahip ve “parçalayan kişi” olarak adlandırılıyor. Bu yıldız, cesaret, zalimlik, acımasızlık ve yıkıcılıkla ilişkilendiriliyor. Aynı zamanda kendini ifade gücüne, artistik yeteneğe ve başarıya işaret ediyor. 

 

Ay’ın Sabian sembolü cümlesi ise şu şekilde: “Sarhoş tavuklar sersemce kanatlarını çırparak uçmaya çalışıyorlar.” Bu sembolde, tavuklar yememeleri gereken bir şeyi yiyerek kendilerinden geçmiş ve uçamayacakları gerçeğini, yani sınırlarını unutmuştur. Sınırların ve gerçeklerin hatırlanması önemlidir. Bu sembol yaşamdaki herşeyin zamana tabi olduğunu hatırlatır. Bir şeyin zamanından önce ya da gereken çabayı göstermeden ve plan yapmadan birdenbire olması mümkün değildir. Sembol eğitimin veya hazırlık döneminin hala devam ettiğini söyler. Bittiğini düşündüğünüz bir şey varsa, sembol daha deneyim sürecinin de sonuna gelmediğinize, almanız gereken son bir ders olduğuna işaret eder. Hedeflerinizi ve düşüncelerinizi netleştirmek için listeler yapabilirsiniz. Ayrıca zihninizi uyuşturan ya da sizi gerçeklerden uzaklaştıran her türlü alışkanlığınızı ya da bağımlılığınızı bırakmaya çalışmak da uzun vadede vizyonunuzun netleşmesine ve amaçlarınıza daha fazla odaklanmanıza yardım edebilir. Nerede olduğunuzu ve kim olduğunuzu unutmadan, yani gerçeklerden kopmadan hareket etmek oldukça önemli. Kendine aşırı güven ve aşırı cesaret bizi istediğimiz sonuçlara götürmeyebilir. Sembol doğru yolun kestirme olmadığını söylüyor, yani En iyi çıkış yolu içinden geçmektir...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*https://sabiansymbols.com

*https://www.constellationsofwords.com/

 

VENÜS  KOǒTA – 7 Şubat 2020

 

 

“Yaşamındaki meydan okumalar ve çatışmalar, aslında senin kendini tanımana yardım eder.  Fırtınalar seni zaaflarından vurabilir ama gerçek gücünü de açığa çıkarır.” - Roy T. Bennett

 

Venüs zararda olduğu Koç burcunda yolculuğuna başlıyor ve 5 Mart 2020’ye kadar burada kalacak. Venüs Koç’un ilişki kuruş tarzı açık, saf ve dürüsttür. İlişkilerinde kendini ortaya koymayı, spontanlığı, bağımsızlığı, rekabeti ve mücadeleyi sever. Sevdiği şeylerin anında, düşünmeden, hevesle ve istekle peşinden gidebilir. Yeni şeyler başlatmaktan, inisiyatif almaktan, başkalarına yol açıp öncülük etmekten ve bilinmeyen şeyleri keşfetmekten zevk alır. Bu anlamda maceracı, girişken ve aktif bir sosyal ifade söz konusudur.  Bağımsızlığını ve kendi spontan isteklerini ön plana almayı sevdiğinden, ben-merkezci ve başkalarının ona ne yapacağını söylenmesinden hoşlanmayan bir tarz söz konusu olabilir. Değer sistemimizi ve öz-değer duygumuzu da simgeleyen Venüs bu konumda, kendi öz-değerini ne kadar atılgan, inisiyatifli, bağımsız ve mücadeleci olduğuna bağlayabilir ve para kazanma konusunda da inisiyatifli ve aktif davranabilir.

 

Gölge yanlarıyla Koç’taki Venüs, ilişkilerde aşırı egoist, ilişkileri anlık bir hevesle başlatıp yürütemeyen ve dolayısıyla kalıcılık sağlayamayan bir ifade verebilir. Dürtüsel bir şekilde başlattığı şeyden hevesi geçince, bir diğerine geçebilir. Kendi isteklerini karşısındakine zorla  dayatma, agresiflik ve vahşilik söz konusu olabilir. Aşırı düşüncesiz, sabırsız, bağımsızlığını engelleyen ya da isteklerinin önüne geçen hiçbir şeye katlanamayan bir şekilde davranabilir. Düşüncesizlik ve hareketlerinin sonuçlarını hesap etmeme sonucu başkalarını incitebilir ve kendisini gereksiz belaların içinde bulabilir. Kendi isteklerinin peşinden cesaretle ve bağımsız bir şekilde gitmek yerine, bunları başkalarından talep edebilir. Yalnızlık korkusuyla uyum sağlayarak ve boyun eğerek kendi isteklerini elde etmek, yüzleşmeden, mücadeleden kaçmak ve pasif-agresiflik de görülebilir.

 

Koç’taki Venüs’ün yönetici gezegeni Mars, Yay burcundaki yolculuğunu sürdürüyor. Bu dönem hayatımızda bir çok anlamda yeni macera ve deneyimlere daha açık olabiliriz.  Kendimizi yeni şeyler keşfetmek konusunda daha cesaretli ve aktif hissetsek de, bunu düşüncesizce ve burnumuzun ucunu göremeyen bir tarzda yapma ihtimalimiz de oldukça yüksek. Gelecek olasılıklara odaklanırken, ilişkilerimize ve elimizdeki projelere zarar vermeden doğru nişan almakta ve varsayımlarımızdan ziyade kendi deneyimlerimize dayanan kararlar almakta ve enerjimizi dağıtmadan kendi inandığımız doğrultuda ilerlemekte fayda var. Ayrıca Venüs Koç’a geçtikten sonra, 2 derece Koç’ta olan Kayron(Chiron) ile de kavuşum yapacak. Bu açı özellikle özdeğer duygumuz ve özsevgiyle ilgili yaralarımıza, ilişkilerimizdeki alıp verme dengesine ve maddi/manevi değerlerimize dair temaları iyileştirmek veya çözmek üzere gündeme getirebilir. “Dişil” prensibi temsil eden Venüs, Mars yönetimindeki Koç’ta zararda ve kendini çok da iyi ifade edemediği bir konumda. Kayron ile olan bu kavuşumu da, hayatımızdaki “dişil” figürler ile olan sorunlara ya da genel anlamda Venüs’ün temsil ettiği sevgiyi alıp verme, uyum, barış, sükunet, huzur, tahammül, hoşnutluk, ılımlılık ve metanet gibi konularda bizi zorlayan sorunlara işaret edebilir. Maddi olarak ya da zaman ve enerji konusunda ölçüsüz ve dikkatsiz davranabiliriz. Ya birşeyi çok vermek ya da hiç vermemek şeklinde iki uçta gidebiliriz. Ne kadar alsak da yetmediği duygusuyla, doyumsuz bir şekilde hareket edebiliriz. Bu dengesizlik veya doyumsuzluk aslında, dışımızda gibi  görünse de, içimzdeki  bir yaradan ya da acıdan kaynaklanıyor olabilir. Bu açıdan sevgiyi, değeri, onayı ve güzelliği dışarıdan almaya çalışmak ya da  suya sabuna dokunmayan bir yüzeysellik,  Kayron’un işaret ettiği “o yaraya” derman olmayabilir. Bu noktada, öncelikle kendimize vermemiz gerekenleri  -sevgi, değer vs.- dışarıdan beklememek, iyileşmeyi sabote eden ya da geciktiren hareketleri saptayarak sorunlara daha esaslı ve gerçekçi çözümler bulmaya çalışmak oldukça önemli...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

Korku Öğretmense, Dersi Sevgidir

Venüs yüceldiği Balık burcunda güzelliğini çok fazla gösteremedi. Ne de olsa yönetici gezegeni Jüpiter Oğlak’ta düşük durumdaydı, Satürn’ün gücüyle baskılanmıştı. Özellikle son günlerde iki uğursuzun, Mars ile Satürn’ün hududuna girince huzurumuzu (Venüs) kaçıracak, bizi üzecek çok şey yaşandı.

Venüs bu gece yüceldiği Balık burcundan zarar gördüğü Koç burcuna geçecek. Yani bir bakıma yükseklerden aşağı düşecek. Bunu hemen basitçe, arzulanan şeylere yönelirken acelecilik, sabırsızlık, düşüncesizlik, başkalarını, koşulları düşünmeden kendi isteği için tutturmak, istediğine ulaştıktan sonra onu bir kenara atmak, istikrarsızlık, ilişkilerde sorunlar, ölçüsüzlük, barışın bozulması, uzlaşmaya yanaşmamak olarak özetleyebiliriz. Olumlu yönüyle daha girişimci, inisiyatifli ve mücadeleci olmayı söyleyebiliriz. Buna rağmen bu girişimlerde dikkatli olmak gerekir, çünkü Oğlak burcunda oldukça güçlü olan Satürn her an devreye girip kişiyi gerçekçiliğe, sabıra, disipline ve sorumluluğa davet edebilir. Girişimlerde hüsran yaratabilir.Koç burcu Satürn’ün düştüğü yer olduğu için, Satürn Venüs’ün arzularını onaylamayacaktır. Dolayısıyla ne arzuladığına dikkat etmek, ağır ve temkinli hareket etmek, adım adım gitmek gerekir.

Venüs Koç burcuna girdikten sonra ona ilk açıyı Aslan burcundan Ay yapacak. Bu uyumlu bir açı olmasına rağmen içinde bir tehlike barındırıyor. Aşırı güvenli, düşüncesiz taleplerle girişilen işlerin ileride çok sorun yaratması ihtimali var, çünkü Venüs Ay’dan sonra Ay Düğümleriyle T-kare oluşturarak önemli ve belki kadersel bir dönüm noktasına işaret edecek. Bunu huzurun, barışın iyice bozulması, öfke, çatışma, kestirip atma, uzlaşıya varamama olarak düşünebiliriz. Steven Forrest Türkiye’de verdiği eğitimde Ay Düğümleri ile böyle bir T-karenin “atlanmış bir adım” olabileceğini söylemişti. Şimdiki durumda bu, atlamış bir barış imkanı olabilir.

Venüs Koç burcunda ilerledikçe Oğlak burcundaki gezegenlerle gerilimli açı yapmaya başlayacak. Sıkıntılı durumlara rahatlama getirmesi beklenirken buna gücü yetmeyecek, kısıtlanacak ve öfkelenecektir. Kuşkusuz öfke uzlaşıyı imkansızlaştıracak ve çatışmaları arttıracaktır. Derler ki öfkenin altında korku yatar. Korkuyu Satürn simgeler. Korkar, reddeder, sınır koyar, hayır der. Bu durumda korku öğretmense, dersi sevgidir. Sevgi ise Venüs’tür. Venüs’ün Koç’taki yolculuğu esnasında Satürn’e kare yaparken korkuyla öfkelenip çatışmak yerine, barış için mücadele edip, adım adım sevgi ve barışı yapılandırmak dileğiyle...

Barış İlhan, 7.2.2020

Resim: Brooke Shaden "A Storm to Move Mountains"

 

MERKÜR BALIK’TA – 3 Şubat 2020

 

 

“Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmayız biz ve uykuyla çevrilidir küçücük hayatlarımız...” - William Shakespeare

 

Merkür zararlı ve düşük pozisyonda olduğu Balık burcuna girdi ve bu konumdaki yolculuğu, 16 Şubat 2020 itibariyle geri hareketine başlayacağından, normalden daha uzun sürecek. Bu konumdaki Merkür rasyonelliğini, akılcılığını ve tarafsızlığını kaybeder; akıl daha çok sezgisel, sembollerle, metaforik ve şiirsel biçimlerde düşünür. Kimsenin algılayamadığı en küçük nüansları, hayatın alt akıntılarını anlamak ve daha büyük bir bütünün akılla açıklanamayan gerçekliğini algılamak söz konusudur. Düşünceler bilinçdışı temaların etkisindedir, bu anlamda Merkür burada bilinçdışı ve bilinç arasında bir köprü, bir haberci gibi işlev görebilir. Dolayısıyla rüyalar, semboller ve hayaller önemlidir. Şiirsel konuşma, ilham dolu düşünme, yaratıcılık ve kuvvetli bir hayal gücü söz konusu olduğundan, yaratıcılık gerektiren konularda, fotoğrafçılık ve sinema gibi dallarda başarı sağlanabilir.

 

Olumsuz ifadelerinde Merkür Balık’ta ayrıntılı ve analitik düşünmekte zorlanır. Akıl gerçeklerden ziyade hayaller ve özlemlerden etkilediğinden, hem kendisini hem de karşısındakini aldatıcı ve yanıltıcı bir tarzda düşünebilir ve konuşabilir.  Dinlediklerinden kendi hayallerine uygun anlamlar çıkarabilir. Somut verileri göz ardı etme, gerçek ve hayali ayırt edememe, kolay etki altında kalma, gerçekçi olmayan ve uygulanamaz düşünceler söz konusu olabilir. Net algılama konusunda problemler olabileceğinden, kafa dağınıklığı, düşüncelerde bulanıklık, unutkanlık, iletişimde problemler, daha uçlarda yalancılık ve dolandırıcılık görülebilir. Hep kendisine acıyan bir kurban zihniyeti söz konusu olabilir ya da kendisinin kurtarıcı olduğunu düşünebilir.Bu konumda kişinin her türlü hayalini ve özlemini unutarak sadece burnunun ucundaki gerçeğe ve hayatın önüne getirdiklerine odaklanması ve bunları oldukları gibi kabullenmesi oldukça önemlidir.

Merkür, 16 Şubat 2020 itibariyle, 12 derece Balık’tayken geri hareketine başlamak üzere duracak, 10 Mart 2020’de tekrar Kova burcuna girip 28 derecesine kadar gerileyecek. 16 Mart 2020’de tekrar Balık’a giriş yapıp buradaki yolculuğunu 11 Nisan 2020’de sonlandıracak. Merkür'ün hem zararda hem de düşük pozisyonda olduğu bu konumda gerilemesi, özellikle kafa karışıklığını, anlaşmazlıkları ve her anlamda iletişim problemlerini arttırabilir. Merkür'ün geleneksel yöneticisi Jüpiter de düşük konumda olduğu Oğlak'ta, dolayısıyla Merkür’ün bu transitiyle gelen, bulanıklık, kafa dağınıklığı, hayaller ve özlemlerle sürüklenmek, aldanma/aldatılma, yalancılık, unutkanlık,  kurban bilinci, çaresizlik, karamsar,depresif düşüncelerle ve korkuyla kendini sabote etmek, kendini çeşitli şekillerde uyuşturmak, gerçeklerden kaçmak, iletişimde/ulaşımda aksaklıklar ve anlaşmazlıklar dozunu daha da arttırabilir. Anlaşılmadığımızı ya da kendimizi ifade edemediğimizi hissedebiliriz. Bu süreçte hayatın önümüze getirdiklerine dikkatle bakıp, geriye dönük olarak değerlendirebilir ve şimdiye kadar öğrendiklerimizi sindirebiliriz. Merkür’ün modern yöneticisi Balık’taki Neptün, bizi sezgilerimizi  dinlemeye, yaşamın alt akıntılarını ve rüyalarımızı daha çok anlamaya davet edebilir. Düşüncelerimizi ve ideallerimizi gerçekçi olarak değerlendirdikten sonra uygulamaya sokmakta ve evrenin biz çalışmadan bir şey vermeyeceğinin idrakiyle hareket etmekte fayda var.  Bu transit süresince, duyduğumuz, okuduğumuz veya düşündüğümüz şeylerin gerçekliğini sorgulamak ve kararlarımızı akıl karışıklığı ile ya da yanlış bilgiler ve varsayımlar üzerinden üzerinden vermemek  ve bir konu hakkındaki  “bulanıklık veya belirsizlik”  geçene kadar beklemek oldukça önemli...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış ilhan

 

devamı

Misty Kuseris   Türkçesi: Belgin Avunduk

 

KOVA’DA YENİAY

 

“Hayattaki en büyük özgürlük, gerçekte olduğunuz kişi olmaktır. Gerçeğinizi, bir rol ile; aklınızı ve hislerinizi ise bir maske ile takas edersiniz. Kişisel anlamda bir devrim olmadan, büyük ölçekli bir değişimden asla söz edilemez.  Değişim ilk önce içinizde olmalıdır...” - Jim Morrison

 

25 Ocak 2020’de Türkiye saatiyle 00:42’de sabit bir hava burcu olan Kova’da bir Yeniay gerçekleşiyor. Zihinsel ve duygusal anlamda daha tarafsız, objektif ve gerekirse daha orijinal bir bakış açısı ve yaklaşımla yeni işlere ve projelere başlamak için iyi bir zamana işaret ediyor. Özgürlük ihtiyacının artması, bireyliğimizi ifade etmek ve eşitliğimizi talep etmek gibi temaların yanı sıra, isyankarlık, başkaldırı, kayıtsızlık, kopukluk, aşırı mesafe koymak, teorilerin veya fikirlerin uçuk kaçık ve uygulanamaz olması, kendini hiçbir yere ait hissedememek  ve yalnızlık gibi temalar da gündeme gelebilir.

 

Yeniay’ın geleneksel yöneticisi Satürn Oğlak’ta, Pluto ile kavuşum halinde; Yeniay, modern yöneticisi Boğa’daki Uranüs ile de kare açı yapıyor. Bu dönemde kendi irademizi aşan konular ile uğraşabiliriz ve içinde bulunduğumuz ekibin, sosyal grubun veya ailemizin sorunları ve sorumlulukları bizi daha fazla meşgul edebilir. Özellikle otorite figürleri (ebeveynler, patronlar, başkanlar vs.), geleneksel/toplumsal normlar, kurallar ve sosyal gruplar ile ilgili bazı temalar gündemimize gelebilir. Bu kontrolümüzü aşan konular, zihinsel ve psikolojik anlamda iyileşmemiz, değişmemiz ve yenilenmemiz gereken yerlere işaret edebilir. Saplantılı bir bağımsızlık ihtiyacı, isyankarlık, duygusal çalkantılar, sinirlilik, değişkenlik ve istikrarsızlık söz konusu olabilir. Maddi ve manevi anlamda bizi şaşırtabilecek ani değişimler ve kopuşlar yaşayabiliriz. Bu ani değişimleri, kontrol etme saplantısıyla devam ettirdiğimiz ve değişmeyi reddettiğimiz bir alanda yaşamamız mümkün. Kendi özgürleşme ihtiyacımızın dayanılmaz hale gelmesiyle ya da başka bir deneyim kanalıyla Uranüs bize bu “beklenmedik değişimleri” getirebilir. Mesafeler koyabilir, daha fazla yalnız kalmak isteyebiliriz. Öte yandan istikrarsızlığın ve “kaybetme korkusunun” artmasıyla, zamanından önce bir durumdan özgürleşmek de isteyebiliriz fakat sorunu gerçekçi ve insancıl bir şekilde çözmeden ve uzun vadede kendi iyiliğimize olacak eylemlerde bulunmadan uzaklaşmak mümkün olmayabilir. Gerçekten bizim için önemli olan hedefleri belirmek, bireyliğimizi ve özgürlüğümüzü geri kazanmak için, öncelikle geçmişten getirdiğimiz maddi ve manevi yükleri, “çöpleri”  atmamız gerekebilir. Bize artık uymayan değer sistemlerinden ve eski yapılardan özgürleşirken, suçlamadan ve eleştirmeden, kendimize tanıdığımız hakları ve özgürlüğü etrafımızdakilere de tanımamız gerekiyor. Kişisel ve duygusal anlamda “herkesin birbirinden farklı olduğunu” kabullenmek, bu iyileşme, özgüleşme ya da yenilenme sürecinde daha bilinçli bir şekilde ilerlememize yardımcı olacaktır.

 

Yeniay, Oğlak takımyıldızındaki Dabih sabit yıldızıyla kavuşumda.Ptolemy’e göre Venüs ve Satürn doğasındaki bu sabit yıldız, melankoli ile ilişkilendiriliyor. Güneş ve Ay ile olan kavuşumlarda ise, yanlış arkadaşlar yüzünden yaşanılan kayıplara, güven kaybına, toplumsal anlamda saygınlık ve otorite kazanmaya, iş yaşamında başarıya, karşı cinsle sorunlara, eleştiriye ve sansüre işaret ediyor.

 

Yeniay’ın Sabian Sembolü cümlesi ise şu şekilde: “Birisine rehberlik etmek üzere atalar meclisi toplandı.”  Bu sembol sizden önce gelenlerin, yani atalarınızın ya da yaşlıların bilgeliğine ve korumasına güvenmekle ilgilidir. Bir konuda bilgeliğine ve rehberliğine güvendiğimiz birisinden yardım alabiliriz. Özellikle geçmişten gelen bir konunun yeniden gündeme getirilmesi ve çözülmesi gerekebilir. Bu durumda sorunu çözmek adına doğru kişilerden akıl almak oldukça önemli olabilir. Alanında otorite kabul edilen bir kişiyi yanınıza almak, ondan öğrenmek, hedeflerinize ve isteklerinize ulaşmanızda size yardımcı olabilir.  Böylelikle siz de zamanı gelince, bu mecliste kendi yerinizi alabilirsiniz. Sembolün anahtar sözcükleri, içten gelen bilgi, ebeveynler, büyükanneler/büyükbabalar, soy ağacı, kan bağı, kişisel geçmiş/kişisel bilinçaltı, komiteler ve aile meclisleri şeklinde. Buradaki riskler ise, yapılan herşeyi başkalarına onaylatma takıntısı, kabullenilmek için kendi isteklerinden vazgeçmek, özgürlüğün kısıtlanması, ailevi sorunların veya geçmişten gelen sorunların içinde boğulmak, büyümeyi engelleyen eski moda alışkanlıklar ve görüşler şeklinde kendini gösterebilir. Kendimizi ait hissetmediğimiz yapılar içinde  “yalnız” hissedebiliriz. İsyan etmek ya da boyun eğmek şeklinde gösterebileceğimiz tepkiler, bizi istediğimiz gerçek “özgürlük” ve “özerklik” duygusuna götürmeyebilir. Bir yetişkin olarak şimdiye kadar yaptığımız seçimlerin sorumluluğunu alarak adım atmak,  “birey” olarak kendi kararlarımızı vermek ve sorunlara biraz daha “dışarıdan” bakarak farklı bir bakış açısıyla ve farklı yöntemlerle yaklaşmak gerekebilir...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*The Sabian Oracle: 360 Degrees of Wisdom, Lynda Hill

*https://www.constellationsofwords.com/

 

YENGEǒTE AY TUTULMASI

“Eninde sonunda büyüyeceksin. İdeallerin  işe yaramaz hale gelip toza dumana dönecek ve paramparça olacak. Başka bir yaşamın da olmadığına göre, bu parçalardan yepyeni bir hayat inşa etmek zorundasın...” - Fyodor Dostoyevsky

 

10 Ocak 2020’de Türkiye saatiyle 22:22’de 20 derece Yengeç’te penumbral (yarı gölgeli) bir Ay tutulması gerçekleşiyor. Tutulma, Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya, Kuzey Amerika’nın birçok bölgesi, Güney Amerika’nın doğusu, Pasifik, Atlantik, Hint Okyanusu ve Kuzey kutbu olmak üzere Dünya’nın büyük bir bölümünden hava koşullarına bağlı olarak görülebilecek ve 4 saat 5 dakika sürecek. Dolunay’ın bir oktav büyüğü olan bu Ay tutulması, ektiğimiz tohumların ürün verdiği, apaçık göründüğü bir döneme işaret ettiği gibi, iki zıt kutuptaki enerjileri dengeleme, ayna tutma ve farkındalık kazanma gibi temalara da işaret ediyor ve etkisi 6 aydan fazla sürebiliyor. Bu tutulma 26 Aralık 2019’da Oğlak’ta gerçekleşen Parçalı Güneş tutulmasıyla tetiklenen, bizi etkisi altına almaya başlayan temaları tamamlayıcı nitelikte ve bu temalarla ilgili olarak nasıl düzenlemeler yapacağımız ve nasıl hareket edeceğimiz konusunda bize ayna tutuyor. Özellikle aile, ebeveynler, ev, geçmişimiz, farkında olmadan yakın ilişkilerimize getirdiğimiz geçmiş koşullanmalarımız ve davranış kalıplarımız ile ilgili bir çok şeyi gündeme getirebilir. Diğer yandan artık işimize yaramayan ve bizi geriye çekip gelişimimizi engelleyen unsurları ve bize zarar veren alışkanlıkları tespit edip bunlardan kurtulma sürecinden de geçebiliriz.

 

Bu tutulmada Oğlak’taki  Merkür, Güneş ile kesin (partil) bir kavuşum yapıyor. Güneş ve Merkür’ün yöneticisi Satürn ise, Pluto ile kesin bir kavuşum halinde. Oğlak’taki bu stelyum, Yengeç’teki Ay’ın tam karşısında, çok yoğun bir enerjiyle duruyor. Dolayısıyla hem toplumsal ve politik anlamda, hem de kişisel anlamda, maddi/manevi olarak üzerimizde oldukça etkili olabilecek bazı krizler yaşayabiliriz. Bu deneyimler, yaşamımızın bazı alanlarını tamamen değiştirebilir, yani dönüştürebilir. Otorite, otorite figürleri (ebeveynler, patronlar, başkanlar vs.), diktatörlük, baskı, sansür, kontrol, toplumsal/ ailevi/geleneksel normlara, kurallara ve sorumlukluklara oldukça vurgu yapan temalar söz konusu. Savunmasız, aciz kalma ve kaybetme korkusunun artmasıyla birlikte, özellikle kontrolü ve gücü elden bırakmamak adına verilen güç savaşları adeta bir ölüm kalım meselesine, amansız bir ayakta kalma mücadelesine dönebilir. Kendimizi hem fiziksel koşullar, hem zihinsel hem de duygusal olarak kısıtlanmış hissedebiliriz. Karamsarlık, depresyon, endişeler, vesveseler, korkular, yoğun ve saplantılı düşünceler/duygular, duyguların/düşüncelerin baskılanması, kendini ifade edememek, öğrenmekte ve bilgiye ulaşmakta zorlanmak, iletişimde/ulaşımda zorluklar, engeller,yanlış anlamalar ya da anlaşılamadığını hissetmek söz konusu olabilir. Bu patlamaya hazır enerji, yanlış anlamalar ve iletişim problemleri de işin içine girince, kendisini tartışmalar ve krizler şeklinde gösterebilir. Bu açıdan dinlemek ve anlamaya çalışmak oldukça önemli. Bu deneyimler, çözülmeyi ve iyileşmeyi bekleyen konulara işaret edebilir.  Bu noktada  zorlayıcı davranmayı, durumu kontrol etmeyi ve direnmeyi bırakıp, o durumun değişmesine izin vererek “teslim olmak” gerekebilir. Bu tutulma hayatımızda bir “kısırdöngü” şeklinde tekrar ederek bize zarar veren konularla olan bir yüzleşme zamanına işaret ediyor ve ıslah edilmesi, yeniden yapılandırılması ya da miadını doldurduğu için tamamen bırakılması gereken hayatımızdaki bazı yapılara odağımızı çevirecek gibi görünüyor.

 

Bu tutulmada asteroid Ceres de, Oğlak’taki Güneş, Merkür, Satürn ve Pluto ile kavuşum halinde. Besleyen, büyüten ve iyileştiren prensibiyle Ceres tarım, toprak, annelik, bakıcılık, hemşirelik ve öğretmenlik gibi temalara işaret ediyor. Çocuklarla, yaşlılarla ilgilenmek, bedensel/zihinsel anlamda sağlığımızı ilgilendiren konular, sağlığımızı iyileştirmek üzere hayat düzeninde, yeme alışkanlıklarında düzenlemeler yapmak gibi konular söz konusu olabilir. Hayatımızda özellikle anne, annelik, genel anlamda dişil figürler ve çocuklar önem kazanabilir. Ayrıca Yengeç’teki Ay, İkizler takımyıldızındaki Castor sabit yıldızıyla kavuşum halinde. Bu sabit yıldız Dr. Eric Morse’a göre, sinir krizlerine ve nevrotik rahatsızlıklara işaret ediyor. Ayrıca insanda bilinçdışı olarak  bir çeşit “felaketi” çağrıştıran ve derinde kalmış bir korkuyu uyandırıyor. Öyle ki geçmişte yaşanan travmaya ya da krize az da olsa benzeyen her hangi bir olay gerçekleştiğinde, kişi buna ilk seferinde olduğu gibi korku içerisinde tüm yanlış hamleleri yaparak yanıt verebiliyor. Bu yıldız Ay ile olan kavuşumlarında, korkaklık, güven kaybı, duyarlılık, güçlü sezgiler, gözden düşme, ciddi kazalar, yüzden yaralanmalar, silahlı saldırılar,  bıçaklanmalar, körlük, ameliyatlar, şiddetli ateşlenmeler, hapsedilme, sürgün, kötü niyet, tecavüz, cinayet ve gemi kazalarına işaret edebiliyor.

 

Yengeç’teki Ay’ın Sabian Sembolü cümlesi ise, “Bir primadonna şarkı söylüyor” şeklinde. Bu sembol kendi sanatını ve yeteneğini icra etmekte bir numara olan ve başkalarını sesiyle büyüleyen birisinden bahseder. Siz de aynı şekilde bir konuda etrafınızdakilerin ilgisini ya da dikkatini çekmek adına sesinizi yükseltmek ya da bazı yeteneklerinizi ortaya koymak durumunda kalabilirsiniz ya da yetenekleriniz ve becerilerinizin sonuna kadar sınandığı bazı testlerden geçebilirsiniz. Burada önemli olan kendinize koyduğunuz engelleri yıkıp kendi kalbinizi açabilme ve kendi doğrunuzu söyleyebilme cesareti göstermektir. Bu sembol her kafadan bir ses çıksa da, sizin sesinizin gücüne işaret eder. Uzun süredir konuşmak istediğiniz her ne varsa ya da vermek istediğiniz mesaj  her neyse, konuşmaya başladığınız insanlar büyük bir dikkatle sizi dinleyebilir.  Buradaki riskler ise, sırf dikkat çekmek için sergilenen duygusal dramalar, tutkuları abartılı bir şekilde dışa vurmak,  sürekli sahneyi işgal etmek, tantanacı tavırlar ve insanların dikkatlerini dağıtmak şeklinde. Yengeç’teki bu tutulma uzun süredir bizi bir “kabuk” gibi koruduğuna inandığımız, bir çocuk gibi belki içine saklandığımız bir takım bilindik yapıları, alışkanlıklarımızı ya da bağımlı ilişkileri sarsacak ve bizi kabuğumuzdan çıkarıp  “büyümeye” ve sorumlu olduğumuz adımları atmaya zorlayacak gibi görünüyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*www.constellationsofwords.com

*https://sabiansymbols.com

*The Living Stars, Dr. Eric Morse

 

Dengeyi Bozmak Pahalıya Patlayabilir

26 Aralık 2019 Halkalı Güneş Tutulması

An annular eclipse, in which the moon passes in front of the sun leaving only a golden ring around... [+] its edges. (AP Photo/Shuji Kajiyama)26 Aralık 2019 tarihinde 4˚ Oğlak burcunda Doğu Avrupa, Asya, Kuzey Avusturalya, Pasifik ve Hint Okyanusundan seyredilebilecek Halkalı Güneş Tutulması meydana gelecek. Bu tutulma 3 dakika 40 saniye sürecek.

Bu, 1900 ve 2100 yılları arasında 4˚ Oğlak burcunda meydana gelecek ikinci güneş tutulmasıdır. İlki 25 Aralık 2000 tarihinde parçalı bir tutulma olarak gerçekleşti. Sonuncusu ise 26 Aralık 2038 tarihinde tam güneş tutulması olarak gerçekleşecek.

Güneş tutulmasının etkisi 1 yıl sürebilir. 25 Aralık 2000’den sonraki tutulmaya bağlı olarak dünyada ve Türkiye’de 2001 yılında gerçekleşen en dikkat çekici olaylar aşağıda yer almaktadır:

·        24 Ocak 2001 – Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 4 koruması ve şoförü, uğradıkları silahlı saldırıda öldürüldü.

·        26 Ocak 2001 – Hindistan’da 7.7 şiddetinde 2 dakikadan fazla süren ve 20000 kişinin ölümü ile sonuçlanan deprem oldu.

·        19 Şubat 2001- Cumhurbaşkanı  Ahmet Necdet Sezer Başbakan Bülent Ecevit’e anayasa fırlattı. Türkiye’nin bu olayla başlayan krizle Gayri Safi Milli Hasılası 51 milyar dolar azaldı.

·        25 Nisan 2001 – Merkez Bankasına özerklik getiren yasa TBMM' de kabul edildi.

·        11 Eylül 2001 – İki yolcu uçağı, 18 dakika arayla New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu iki gökdeleni vurdu. Saldırıda 5 binin üzerinde insan öldü.

4˚ Oğlak burcunda olan bu tutulma Türkiye için önemli çünkü Türkiye’nin alçalanının (Oğlak 7˚) yanı başında oluyor. Türkiye’nin yükselen ve kaynaklarının yöneticisi Ay’a (İkizler 29˚) burç dışı da olsa karşıt açı yapıyor. Ve son olarak da Türkiye’nin Güneş (Akrep 5˚) burcunun yöneticisi Mars’a (Terazi 7˚) da kare açı yaparak bir T-Kare yaratıyor.

Otorite figürlerinin karşılarındaki insanı/ devleti/ muhalefeti/ yandaşlarını/ diplomasiyi yok sayarsa dengenin/ barışın bozulabileceği ve sonunda herkesin (yönetimin, ülkenin, halkın, hazinenin) zarar göreceği bir açıdan bahsediyoruz. Yani uzun sözün kısası dengenin bozulmasının parasal açıdan oldukça pahalıya patlayacağı bir açı bu.

Peki bizim açımızdan bu kadar tehlikeli bir kombinasyona sahip olan bu tutulmanın bu seneki genel görünümü nasıl olacak? Bu harita ilk bakışta göze olumlu görülebilir. Çünkü tutulmaya Jüpiter kavuşum yapıyor ve Retro Uranüs ile üçgen açıdalar. Ancak unutmamak gerekir ki bu tutulmanın yöneticisi olan Satürn Plüton ile 2˚orb ile kavuşum halinde olacak.

Satürn-Plüton kavuşumu ortalama 33 senede bir gerçekleşir ve tam kavuşum 12 Ocak 2020’de gerçekleşecek.

Aynı burçta gerçekleşmesi ise ortalama 735 yılda bir olur. Grafikten de görebileceğiniz gibi bir önceki Oğlak burcu kavuşumu 1518 yılında gerçekleşmişti.  (Plüton o dönemde daha keşfedilmemişti.) O döneme damgasını vuran olay, Martin Lutin King’in Protestanlık mezhebinin temelini oluşturan 95 tane maddelik metininin insanların arasında hızla yayılmasıdır. Bu Hristiyanlık dünyasında bir reform hareketidir.

Satürn-Plüton kavuşumu ayrı bir yazı konusudur. Ancak Micheal Lutin’in 2019 NCGR konferansında ki açılış konuşmasında söylediklerini özetlersek: bu kavuşum bizim içinde yetiştiğimiz sistemle ve en büyük korkularımız ile (kaybetmek veya başımıza kötü bir olay gelmesi) yüzleşmemizin sembolüdür. Tek yapabileceğimiz ise yüzleşmek, öğrenmek ve kucaklamaktır. Özel mülklerimizin bize ait olmadığını, sınırların sınandığını, toplumun en üst seviyesinden en alt seviyesine kadar bozulmanın gerçekleştiğini, sınırların artık sadece Dünya ile ilgili olmadığını, gerçeği kabul etmeyi, şimdiye kadar yaşadığımız yaşam tarzının artık bittiğini bu dönemde deneyimleyeceğiz. (Tanıdık geldi mi?)

Micheal Lutin’in konuşmasının sonunda söylediği ve benim çok hoşuma giden cümleyi aynen çevireceğim: “Çok kötü şeyler olmayacak, tam olarak hak ettiğimizi alacağız. Ve merak etmeyin, Oğlak her durumda hayatta kalmayı becerir! ?”

26 Aralık 2019 Güneş Tutulmasının genel görünümüne geri dönüp gezegenlerin durumlarına bakacak olursak Ay kendi üçlülüğünde (triplicity) ancak zararda, Venüs vechinde, Jüpiter vechinde ama düşük, Merkür hem zararda hem de sınırı aşmış (out of bonds) durumda, Satürn ve Mars ise yönetici konumundalar. Kısacası Güneş (peregrine), Ay (zararda), Jupiter (düşük) ve GAD oluşan kavuşum Oğlak burcunun en iyi yanlarını gösterebilecek durumda gözükmüyor. Bu kavuşum Uranüs ile üçgen açı yapıyor. Ve tutulmamın yöneticisi Satürn ise yönetici konumunda ama Plüton ile kavuşuyor.

Bu açının en sağlıksız halini bir iktidar olarak tanımlayacak olsaydık kontrolcü, güç ve statü peşinde olan, hoşgörüsü kalmamış, kendi iktidarını güvenliğinden şüpheli, baskıcı, gerçekleri tam olarak görmeden yönetmeye çalışan bir iktidar hayal ederdik. Hali hazırda ki konjonktürde dünyada bu tür iktidarları zaten gözlemliyoruz. Şimdi de böyle bir iktidarın ani ve beklemediği bir olay/durum ile karşılaştığını düşünelim. İktidarın maddi dünyadaki uygulama kabiliyetleri bu kadar sağlıksız bir haldeyken herhangi bir beklenmeyen değişim oyunu bozacaktır.

Peki böyle bir durumda bu hayali iktidarımızın bu durumu atlatmak için ne yapması gerekirdi? Kabul etmesi gereken gerçeği görerek gücünü doğru hedefe yönlendirip mevcut durumda yozlaşmış ne varsa arıtıp yeniden yapılanması gerekir. 

Peki iktidarlar bunu yapabilecek mi?

Astroloji Dergisi/Aylin Tezcan Beyazoğlu    

 

OĞLAK’TA HALKALI GÜNEŞ TUTULMASI

 

 

“Engellerin sizi durdurmasına izin vermeyin. Eğer bir duvara toslarsanız, hemen arkanızı dönüp vazgeçmeyin. Duvara nasıl tırmanacağınızı, onun içinden nasıl geçeceğinizi ya da etrafından nasıl dolanacağınızı çözmeye çalışın...” - Michael Jordan

 

26 Aralık 2019’da Türkiye saatiyle 08:12’de 4 derece Oğlak’ta Halkalı bir Güneş tutulması gerçekleşiyor. Bu tutulma 3 dakika 40 saniye sürecek ve Orta Doğu’dan, Güney Hindistan’dan, Güneydoğu Asya’dan, Avustralya’nın bazı bölgelerinden gözlemlenebilecek. Yeniay’ın bir oktav büyüğü olan Güneş tutulmalarının etkisi en az bir yıl sürer ve hayatımızda zamanı gelen bazı temalara işaret eder. 10 Ocak 2020’de Yengeç’te gerçekleşecek olan Ay tutulması ise, bu Güneş tutulmasıyla birlikte artık karşımıza çıkacak olan temaları tamamlayıcı nitelikte olabilir ve gidişatın nasıl olacağı, ne gibi düzenlemeler yapmamız gerektiğine ışık tutabilir.

 

Oğlak’taki bu Güneş tutulması Büyük Uğurlu Jüpiter ile kavuşumda. Dolayısıyla iyimserlik, hayat karşı güven, inanç, şans, fırsat bolluğu, hoşgörü, cömertlik, maddi/manevi anlamda büyüme gibi temalara işaret edebilir. Ufkumuzu her anlamda genişletmek adına, yeni şeyler öğrenmeye ve deneyimlemeye açık olabilir, seyahat edebilir ya da şimdiye kadar edindiğimiz deneyimlerimize daha üst bir perspektiften bakarak bir kavrayış ve iç görü kazanabiliriz. Diğer yandan Jüpiter’in Oğlak’ta düşük konumda olduğunu unutmamamız gerekiyor. “Büyümemiz” için gerekli çabayı, emeği göstermemiz ve fırsatlar ayağımıza gelince, onları en doğru ve verimli şekilde değerlendirmek için gerekli hazırlıkları yapmamız şart. Disiplinsizlik, plansız hareket ve tembellik özellikle doğru zamanlama yapmamıza engel olabilir. Yapılması gerekenleri ertelemeden yapmak, enerji, zaman veya para anlamında tasarruflu davranmak, yani “sadeleşmek”  bizim için gerçekten önemli olan hedeflere ulaşmamıza yardım edebilir.

 

Tutulmanın yöneticisi olan Oğlak’taki Satürn, Pluto ile kavuşumda. Güneş/Ay - Jüpiter kavuşumunu da hesaba katarsak, Oğlak’taki bu stelyum (kümeleşme) tutulmaya oldukça ciddi bir hava veriyor. Bu kavuşum özellikle güç, kontrol ve dönüşüm temalarına dikkat çekiyor. Hem aile (ebeveynler) hem de iş hayatımızdaki otorite figürleri, bu otorite figürleri ile ilgili problemler, sorumluluklarımızın artması, kısıtlamalar, zorlayıcılık, manipülasyonlar, güç savaşları, hayatımızda bize zarar veren veya işlevini tamamlamış unsurların ve yapıların atılması ya da arıtılıp yeniden hayata katılması gibi konular gündemimize gelebilir. Devamlı olarak kontrol etmeye ve güç uygulamaya çalıştığımız alanların ya da yapıların sarsılması, buralarda artık dönüşüme, değişime ya da problemleri gerçekçi bir açıdan ele alıp çözmeye bizi davet ediyor olabilir. Bu alanlarda yeniden bir yapılandırmaya gidebiliriz. Otorite problemleri özellikle kendi önceliklerimizi belirleyip kendi seçimlerimizi yapamadığımız, kendi yaşam sorumluluğumuzu alamadığımız ya da üzerimize düşen görev ve sorumlulukları yerine getiremediğimiz noktalarda, bizi baskılayan, zorlayan insanlar ya da olaylar şeklinde karşımıza çıkabilir. Başkaları üzerinde kontrol sahibi olmaktan ziyade kendimizi disipline etmek, öz-denetimimizi arttırmak, yaşamımızı organize etmek ve gereksiz yüklerden kurtulmak, hem yaşamımız üzerindeki denetimimizi ve verimliliğimizi arttıracak hem de gerçekten bizim için önemli olan konulara ve hedeflere odaklanmamızı sağlayacaktır.

 

Tutulmaya Koç’taki Kayron’un (Chiron) kare açı yaptığını görüyoruz. Bu açı artık şifalanması gereken bir “yaranın” açığa çıkmasına işaret edebilir. Bu acının kaynağı geçmişimiz, ebeveynlerimiz veya ailemiz olabilir. Bu yara, bizi kendi isteklerimizin ve hayatımızın sorumluluğunu almaktan alıkoyan karamsarlığın, korkuların, yetersizlik, suçluluk duygularının ve özyıkıcı davranışların nedeni olabilir. Bununla ilgili olarak kendimize şu soruları sorabiliriz: “Yaramın ya da içimdeki bu acının doğası nedir?”, “Tam olarak neler hissediyorum?”, “Gizliden gizliye bu durum için kimleri suçluyorum?”, “Bu acıyı inkar etmek, kaçmak ya da bunu telafi etmek için durmadan yaptığım şeyler nelerdir?” “Yaralanmadığımı ve güçlü olduğumu kanıtlamak için nerelerde durmadan güç savaşı veriyor ve yıkıcı davranıyorum? Acı çekmemek için kendimi kilitlediğim veya sabote ettiğim alanlar nelerdir?” Bu süreçte “sadece bir insan” olduğumuzu, kırılgan ve yaralanabilir olduğumuzu anlamak, ruhsal/bedensel sınırlarımız olduğunu kabullenmek, öncelikle kendimize karşı affedici olmak ve gerekirse yardım almak faydalı olabilir.  Başkalarını suçlamadan kendi iyileşme sorumluluğumuzu alarak ve kendi içimizde ve dışımızda bizi hasta eden unsurları hayatımızdan çıkarmaya gönüllü olarak kendimize yardımcı olabiliriz. Ayrıca tutulmaya, Boğa’da geri hareketteki Uranüs’ün ise üçgen açı yaptığını görüyoruz. Bu uyumlu açı, özgürlük ihtiyacımızın, kendi farklılığımızı ve bireyliğimizi ifade etme isteğimizin artmasına işaret ediyor. Anlık gelen sezgiler ve iç görüyle bazı şeyleri aniden kavramak, değişime kolayca uyum sağlamak, açık fikirlilik, yaratıcılık ve sorunlara farklı bir bakış açısıyla bakarak çözmek söz konusu olabilir. Bireyleşmek, yer yer yalnız kalmayı göze almak, gerekli yerlerde değişime gitmek, alışıldık yöntem ve bakış açılarından özgürleşerek, yeni yöntemlerle ilerlemek gelişimimize faydalı olabilir.

 

Tutulmanın Sabian Sembolü cümlesi ise şu şekilde: “Kızılderililer – Bazıları kanoda kürek çekerken, bazıları  ise savaş dansı yapıyor.” Bu derece, bir yandan gitmeniz gereken yöne doğru kürek çekerken bir yandan da bulunduğumuz koşullara istikrar ve sükunet getirmekle ilgilidir. Bazen kendi yolumuzda giderken, bazıları bizi üzmek ve başımıza bela açmak ister. Burada bir seçim yapabiliriz. Ya savunmada kalabiliriz ya da kürek çekmeye devam edebiliriz. Kendimizi savunalım derken, sorunu saldırganlıkla ve öfkeyle çözmeye çalışmak hiçbir işe yaramaz. Önemli olan doğru yerde ve zamanda sakince “kişisel gücümüzü” göstermek ve kendi pozisyonumuzu savunmaktır. Bu şekilde etrafımızdakilerin güvenini de kazanabiliriz. Sembol, hedefinize varmak için kararlılıkla kürek çekmeye devam etmeniz gerektiğini söyler. Bu sembolün riskleri, göz korkutmak, tehdit, yüzeysel güç gösterileri, aşırı duygusallık, kuru gürültü, sevgiyi engelleyen davranışlar ve trrafik canavarlığı şeklindedir. Kriz durumlarında bir işi tamamlamak için, kişisel husumetleri bir yana bırakıp güçleri birleştirmek ve işbirliği yapmak gerekebilir. Sembol kontrol edebileceğimiz “tek kişinin” kendimiz olduğunu, olaylara yaklaşımımızın ve kararlılığımızın her türlü müdahaleye rağmen bizi doğru sonuca götüreceğine işaret ediyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*The Sabian Oracle: 360 Degrees of Wisdom, Lynda Hill

*https://www.astro.com/astrology/iam_article180215_e.htm,“Chiron, The Soul Wanderer”, Milla Basso

*http://www.astrolojidergisi.com/mitoloji12.htm

 

JÜPİTER OĞLAK’TA

 

 

“Azim olmadan hiçbir işe başlanmaz, emek olmadan hiçbir iş bitmez. Ödül sana asla gönderilmez, onu sen kazanmak zorundasın...” - Ralph Waldo Emerson

 

Büyük Uğurlu Jüpiter, 2 Aralık 2019 itibariyle Oğlak burcuna girdi ve 19 Aralık 2020’ye kadar buradaki 1 yıllık yolculuğunu sürdürecek. Jüpiter Oğlak’ta, kaynaklarından uzakta olduğu, “düşük” konumda dolayısıyla burada, simgelediği fiziksel/ruhsal anlamda genişleme ve büyüme, iyimserlik, hayata karşı güven duymak, cömertlik, adalet, hüküm verme, anlam duygusu kazanmak, hoşgörü, inanç ve bilgelik geliştirmek gibi fonksiyonlarını iyi ifade edemez. Jüpiter’in temsil ettiği evrensel “doğruların” yerini, insan aklının yönettiği geleneksel, katı yasalar, inançlar ve prensipler alır. Yöneticisi Satürn’ün ve Pluto’nun da Oğlak’ta olduğunu hatırlarsak, dogmatizm, tutuculuk, dar kafalılık, katı kurallar/inançlar, aşırı kontrol, baskı, sansür, dünyevi hırslar, sürekli bir itibar arayışı, statüyü, iktidarı, gücü ve baskıyı yüceltmek, korkaklık, depresiflik gibi gölge yönlerin oldukça vurgulanacağını ya da “artacağını” görüyoruz. Olumlu anlamda öncü bir toprak burcundaki bu transit, tembelliği üzerimizden atarak planların uygulamaya konması, ideallerin gerçekleştirilmesi, özdisiplinin, kararlılığın, görev bilincinin ve sorumluluk duygusunun artması ve olgunlaşmak gibi temaları da beraberinde getiriyor. Jüpiter’in sorduğu “Hayat nasıl anlam kazanır?” sorusuna bir yıl süresince vereceğimiz yanıt, hayattaki önceliklerin belirlenmesi, kişinin doğasına/özüne uygun hedefler koyması,  bu hedeflere yönelik planlama yapılması ve uygulamaya konması, emek, ciddiyet, disiplin, sabır ve sadelik şeklinde olabilir.

 

Jüpiter kendi yöneticiliğinde olduğu Yay’daki transiti boyunca, haritamızda gösterdiği yaşam alanlarında (bulunduğu ve yönettiği evlerde) bize fırsat ve deneyim zenginliği vererek büyümemizi ve gelişmemizi sağladı. Yaşadıklarımızı anlamlandırarak belli yargılara varmış, prensipler edinmiş, hayat yolumuzu da bu inanç ve prensipler doğrultusunda şekillendirmeye karar vermiş olabiliriz. Dokunduğu yeri büyüten Jüpiter Yay’da, bilincimizin ve bilgeliğimizin de artmasını sağladı. Güneş sisteminin iki büyük öğretmeninin Jüpiter ve Satürn olduğunu düşünürsek, Yay’da farklılığa ve deneyime açılmamızı sağlayarak öğreten Jüpiter, Satürn’ün yöneticiliğindeki Oğlak’ta, sınırlarımızı ve yaşamdaki asıl görevlerimizi bize hatırlatabilir. Aşırı ileri gittiğimiz noktalarda sınırlarımızı belirlemek ve sadeleşmek durumunda kalabiliriz. Artık zamanı gelmiş, öncelikli konulara odaklanabilir ve deneyimlerimize ve prensiplerimize göre bize en uygun olan hedefe doğru adım adım yol almaya başlayabiliriz. İdeallerimizi ya da düşüncelerimizi hayata geçirmek ve yaşamımızdaki gerekli alanları yapılandırmak için oldukça emek sarf edeceğimiz ve üretken olabileceğimiz bir yıl olabilir.  Başarma tutkusunun ve inancının artmasıyla, zor koşullara rağmen kararlılıkla ilerleyebiliriz.

 

Jüpiter’in yöneticisi Satürn, 22 Mart 2020’de Kova burcuna girecek fakat 10 Mayıs 2020’de 1 derece 57 dakika Kova’dayken geri hareketine başlayıp tekrar Oğlak burcuna girecek ve tekrar Kova’ya dönmesi 17 Aralık 2020’yi bulacak. Yani Jüpiter’in Oğlak’taki transiti boyunca Satürn, çoğunlukla Oğlak’ta olmak üzere bu iki burcu da ziyaret edecek. Jüpiter ve Satürn kişisel olmayan, içinde yaşadığımız kültürle ve dış dünyayla ilgili konuları simgeleyen “sosyal” gezegenler olarak, bazı toplumsal sorumluluklara ve görevlere işaret edebilir. Toplumsal, politik konular ve bürokrasi oldukça önemli olabilir. Bunun yanı sıra devlet, yasalar, kontrol, baskı, otorite, otorite figürleri (başkanlar /yöneticiler /patronlar /ebeveynler vs.) veya yetkinliğine güvendiğimiz bilge kişiler veya öğretmenler gündemimizde daha çok olabilir. Toplumsal anlamda nasıl göründüğümüz, kariyer hedeflerimizi yükseltmek, başarı kazanmak, toplumsal statümüzü, prestijimizi ve saygınlığımızı arttırmak gibi konular aşırı önem kazanabilir. Başarma azmi, her şeye duyarsız kalınan bir hırsa ve acımasızlığa dönüşebilir. Kendine ait olmayan yapılara, insanlara ya da geleneklere uymaya çalışmak veya doğasına uygun olmayan hedeflerin veya işlerin peşinden gitmek söz konusu olabilir. Zamanlama ve planlama yapmak konusunda dikkat etmemiz gerekebilir. Oğlak, kendi doğasını/özünü toplumla birleştirmek ve “kendini gerçekleştirmek” üzere dünyaya gelmiş bir burçtur. Kendi yetkinliğine ulaşması ve yaşamının otoritesi olması gerekir.  Bu da bir anlamda hedefine ilerleyebilmesi için yalnız kalabilmesini de gerektirir. Jüpiter’in bu transiti, kendi doğamızın gerektirdiği şekilde davranmamız, “her ne isek” o yönde gelişmemiz ve topluma katkıda bulunmamız konusunda bize yol gösterebilir. Bu, kendi yolumuzu izlemek için bizi kısıtlayan bazı yapılardan çıkmamız ve daha bağımsız davranmamız anlamına da gelebilir...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

 

    

YANIK YOL (VIA COMBUSTA)

 

Derleyen Gözde Kara

 

       

4 Temel Asteroid: Ceres, Vesta, Pallas ve Juno

Efe Erten'in incelemesi

   

SATÜRN, PLUTO & AY DÜĞÜMÜ

 

 

Önümüzdeki haftalarda, Pluto ve Satürn Oğlak Burcu’nda geri gitmeye başlayacak ve bu sırada Satürn, Güney Ay Düğümü ile tam kavuşum yapacak. Önceki Pluto-Güney Ay Düğümü kavuşumu yazısında değindiğimiz gibi uzun zamandır Oğlak Burcu’nun kestiği ev(ler) çetin bir süreçten geçiyor.  Gelecek 4-5 ay boyunca bu sürece yeni bir boyut katılmış olacak.

 

Pluto, Hades ve Dionysos ile ilişkilendirilir. Dionysos’un dünyaya gelme hikayesi özetle tam bir mucizedir. Annesi Semele hamileyken ölünce babası Zeus yedi aylık bebeği son anda kurtarır ve kendi kalçasında saklar. Zamanı gelince de Dionysos babası Zeus’tan doğar. Bu yüzden adı da “iki kere doğan” anlamına gelir. Sembolü asma ağacı olduğu için aynı zamanda şarap ile anılır. Asma ağacı diğer ağaçlara göre çok daha fazla budanır ve kışın neredeyse ölü bir hal alır. Bu dönem ağacın devamlılığı için önemlidir. Baharda canlanmaya başlar ve meyve verir. Bu meyveden yapılan şarap da bedene girince derinde yatanlar su yüzüne çıkar. Doğaya baktığımızda, kış gelince kuru dallarını vermeyen bir asma ağacı ya da o dalları budamaya kıyamayan bir çiftçi göremeyiz. Biliriz ki bu bir önceki yılın kalıntılarının temizlenmesidir ve bir çeşit tedavi sürecidir. Baharda yeni dalların sürgün vermesi, kışın onlara yer açmamız ile mümkün olur.

İnsan ise bilinç ve düşünce düzeyinde kendisini doğadan koparmış ve kendisine sadece ”doğayı kontrol etmek” rolünü biçmiş olduğu için bu gibi süreçleri üzerine alınmaz. Kendisinin de bazen vermesi gerektiğini, yeni olana yer açmanın böyle mümkün olduğunu kolayca kabul etmez. Hep almak ister. Zaten “yeni” olan bilinmeyen olduğu için “güvenli” gelmez. Dolayısıyla hayatta kalmak için olana, ona iyi gelmese bile sadece tanıdık diye, sıkı sıkıya bağlı kalmayı tercih eder. Hayatta kalmak adına yaptıkları bazen kendisine zarar verir. Hâsılı, içinde Dionysos’u saklayan asma ağacını dikkatle izlersek bize çok şey öğretebilir.        

Geçireceğimiz kışın -ki kaçınılmaz olarak gelir- ne kadar acılı ve sert olacağını ona ne kadar direndiğimiz belirler. Pluto geri hareketine başlayınca (Güney Ay Düğümü’nün burada oluşu ve Satürn geri hareketi de buna eklenince) bakmadığımız ne varsa bakmak, görmediğimiz ne varsa görmek üzere duracağız ve ne kadar azalmamız gerekiyorsa o kadar azalacağız demektir. Kontrolü ve gücü bırakmayı aklımızdan bile geçiremiyorsak büyük korkularımız var demektir. Yani kahramanımızı zorlu vazgeçişler beklemektedir. Bu vazgeçişler şöyle de düşünülebilir:

 

“Canavarla yüz yüze gelmem gerekir; çünkü kahraman gibi o da enerji yüklü bir merkezdir. Canavarla karşılaşma çeşitli biçimlerde olabilir, önemli olan karşılaşmadır. İnsan, kendisiyle karşılaşmadıkça, kendisine yönelmedikçe kendini pek iyi hissetmez; ruhsal sıkıntılarla yüz yüze gelmedikçe, kendi yüzeyinde kalır; kendisiyle çarpıştığı anda, darbeden hemen sonra, huzur verici yararlı bir izlenim edinir.” (Knox, Archetype, Attachment, Analysis, s. 255)

 

Satürn de Oğlak Burcu’nda ilerlerken durmayı aklından bile geçirmez. Varılacak bir hedef vardır ve ona doğru çaba harcanmayan her an boşa harcanmış olur. Bu burçtaki mevcut hareketler ile de kontrol ve güç algımız sınanır ve bize durmaya zorlar. Şimdiye kadar zaten vermiş olduğumuz kayıplar için de kendimize yas tutma fırsatı vermemiş olabiliriz. Yası tutulmamış her şey de bizimle kalmaya devam eder. Onu tamamen bırakmaya, boşluğu ile ne yapacağımızı bilemediğimiz için, gönüllü olmayız. Eğer böyle yüklerimiz varsa önümüzdeki yaklaşık dört beş ay onları bırakmak (ya da bırakmaya başlamak) için de iyi bir zaman olabilir.

 

“Geçmişe yas tutmak, neyle karşılaşacağımızı bilmeden bir zamanlar ne olduğuna bakmak, cesaretle geçmişe uzanabilmek demek.  Kendimizden saklanmadan, karşımızda çıplak kalarak, kendimizi kendimizden korumayarak. Çok savunmayarak ama asla yargılamayarak.” … “Amacımız anlamak ve uzlaşmak. Duygusuyla, oluşuyla. Acıdan kaçmayarak ama acıya da tapmayarak. Geçmişe yas tutmak, kaybettiklerimizi kabul etmek ama kaybetmenin ölmekle eşdeğer olmadığını bilmektir.“ … “Yaşamın kaçınılmaz gerçekleri karşısında payımıza düşenin ne olduğuna bakmaktır. Acıyı eğitmen yapmaktır. …”  (Psikeart Dergisi, Yas Sayısı, Geçmişe Yas Tutmak Yazısı)

 

Aslında kayıp vermenin kaçınılmazlığını ve bu kayıpla ne yapacağımıza dair bilgileri kadim eserlerde de bulmak mümkün. Yazılı en eski destanın kahramanı Gılgamış da can yoldaşı Enkidu’yu kaybettiğinde bunu hemen kabul edemez. Onun gittiğini ve bir daha geri gelmeyeceğini kabullenmesi birçok aşamadan sonra mümkün olur. Fakat sonunda mümkün olur. Bu da, bu bilgi ve yeteneğin bize de bir şekilde aktarıldığı anlamına gelir. Derinlerde bir yerlerde taşıdığımız bu bilgiyi çıkarmak bizi bir parça daha “tam” kılmaya da yardımcı olur. Dolayısıyla yas tutmayı göze almak ve gerçekten artık bize ait olmayanın gitmesine izin vermek elbette zor olmakla birlikte sandığımız gibi imkansız olmayabilir.

 

Fakat her acı verici deneyime bizi çoğaltacak ve zenginleştirecek gözüyle bakmak ve övgüler düzmek de meselenin özünü kaçırmaya neden olur. Dolayısıyla hayatımızı acıdan ve kayıplar vermekten kaçarak geçirmemizin mümkün olmadığını aklımızda tutmak (bilgisi bilinçdışımızda zaten var) birinci adım olabilir ve tabi ki tek başına yeterli değildir:       

 

“Benim söylediğim, acı çekmenin öğreticiliğini vurgulayan eski muhafazakar doğrular değildir. Sadece acı çekmenin öğreticiliğine inanmıyorum. Eğer acı çekmek tek başına yeterli olsaydı, herkesin acı çektiği tüm dünya bilgelik makamı olurdu. Acı çekmeye yas tutmayı, anlamayı, sabretmeyi, sevmeyi, açık olmayı ve hassas kalmaya gönüllü olmayı da eklemek gerekir. Tüm bunlar ve diğer faktörler birleştiğinde ve eğer şartlar da doğru ise acı çekmek öğretebilir ve yeniden doğuşa yol açabilir” (Anne Morrow Lindbergh, Psikeart Dergisi Yas Sayısı, Ölümden Yaşam Çıkarma Yazısı aracılığıyla)

Astroloji Dergisi/Özlem Yalçınkaya

 

Kapanış şarkısı:

Ahmet Kaya / Vakit Tamam Seni Terk Ediyorum

https://www.youtube.com/watch?v=tpmN734kwkM

 

                 

  

2019 – KADERİN GÖZLER ÖNÜNE SERİLMESİ

 

Barış İlhan

 

        

BİR ASTROLOG NE YAPAR?

 

 

Pınar Uyar'ın çevirisiyle Gezegensel Modeller - Orta Noktalar...

 

"Gezegensel modelleri anlamak için, ilk önce orta noktaların ne olduğunu anlamalıyız ve bu oldukça kolaydır. İki gezegeniniz arasında bunlara eşit mesafede duran bir diğer gezegeniniz olduğunda, dolu (meskun) bir orta noktanız vardır. Aşağıda Şekil 1'de, Güneş, Mars ve Jüpiter'in orta noktasındadır...

 

Bu orta nokta “modelini” yorumlamak basit ve kolay başlar. Örnekte, Güneş Mars’la Jüpiter'in enerjilerinin birleşimini temsil eden bir noktayı doldurur. Mars'ın bir anlamının “enerji” ve Jüpiter'in bir anlamının “başarı” olduğunu düşünürsek, Mars ve Jüpiter birleşiminin yorumlarından biri “başarılı enerji” olabilir. Güneş’in onların tam orta noktasında bulunması, bu “başarılı enerjiyi” Güneş’in temel yorumlarından birine odaklar. Örneğin, Güneş’i “irade” olarak yorumladığımızda, bu resim, hayatta başarılı olmak için motivasyon, enerji ve iradeye sahip birine işaret edebilir. Güneş aynı zamanda “fiziksel bedeni” de ifade edebilir ve bir atlet söz konusu olduğunda, bu model, yarışmalar kazanmak için tasarlanmış başarılı, enerjik bir vücuda sahip bir kişiyi tarif edebilir. Orta nokta ekseninin daha sonra tetiklenmesi de kazanma olayının kendisini gösterebilir. "

Devamı linkte. PDF olarak indirebilirsiniz. http://www.astrolojidersleri.com/yazilar

 

Efe Erten UAC konferansında satın aldığı "Decanates and Dwads" kitabından sizin için Dekanlarla ilgili güzel bir derleme yapmış:

"Bir burç, üç eşit parçaya bölündüğünde elde kalan üçte birlik kısma dekan denir. Böylece her burç, ilk 10 derecesi, ikinci 10 derecesi ve son 10 derecesi olmak üzere üç dekana ayrılır. Bir örnekle bunu anlamaya çalışalım. Bir dekan sistemine göre Koç burcunun ilk 10 derecesi Koç, ikinci 10 derecesi Aslan ve son 10 derecesi Yay karakterindedir. Bu sebeple ilk 10 derece Mars, ikinci 10 dere Güneş ve son 10 derece Jüpiter sıfatıyla renklenir. ..

Günümüzde kullanılan üç farklı dekan sistemi vardır. Bunlar:
1) Kalde Düzeni
2) Manilius Sistemi
3) Oryantal Sistem

Kalde düzeni, temel asaletlerden vech ya da face olarak bildiğimiz sıradır. Koç burcunun ilk dekanı Mars ile başlar. Devamında eski evren modelinde kabul edilen gezegen sırası izlenir. Yani Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür ve Ay. Bu sırayla 36 dekan doldurulur.

Manilius Sistemi, burç sırasını izler. Koç burcunun ilk dekanı Koç ile başlar. Devamında zodyaktaki burç sırası izlenir. Yani, Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balık. Bu sırayla 36 dekan doldurulur.

Oryantal Sistemde, her burç element üçlüsündeki burçlara bölünür. Her burcun ilk dekanı kendisinindir, devamındaki dekanlar aynı elementteki diğer burçlara zodyak sırasıyla verilir. Yani Koç burcu ateş elementinden olduğu için, dekanları sırasıyla ateş burçları Koç, Aslan ve Yay'a dağıtılır. Bu şekilde her burç, kendi elementindeki diğer iki burçla, ve sırayla doldurulur."

Devamı linkte. PDF olarak indirebilirsiniz. http://www.astrolojidersleri.com/yazilar

   

 

Dün gece Türkiye’den harika izlenen bir Ay Tutulması yaşadık. Bu yüzyılın en uzun Ay Tutulmasıydı. Kanlı Ay olarak isimlendiriliyor. Hemen kanla ilişkilendirildiği için olumsuz algılanabilir, ancak bu isim tutulan Ay’ın renginden geliyor, gerçek kanla ilgisi yok. Buna rağmen bu seferki tutulma gerçekten kanlı olabilir, çünkü Ay’ın yanında kanın, yangının, kazanın, kavganın, savaşın, yağmanın  gezegeni kırmızı Mars bulunuyor. Bu ikisi uğursuz kabul edilen Güney Ay Düğümünün yanında bulunuyorlar. Üstelik Mars geri gidiyor ve deklinasyonda haddini aşmış, yasak bölgeye (out-of-bounds) girmiş durumda. Yani simgelediği konularda aşırılıklar olabilir.

 

Ay ve Güneş Kova ve Aslan burçlarının 5 derecesinde bulunuyorlar ve Boğa burcundaki transit Uranüs’ün fokal olduğu bir T-kare oluşturuyorlar. Böylece olaya ani beklenmedik şaşırtıcı gelişmeler ve patlamalar ekleniyor. Üç tane sabit burç işin içinde olunca gözler ister istemez dördüncü sabit burç olan Akrep’i arıyor. Şimdi Akrep’te Jüpiter var. 13 derecede biraz uzak duruyor, ama Akrep’in 5 derecesinde daha da önemli bir gezegen bulunuyor. Evet, Türkiye’nin Güneş’i bu derecede durarak, T-kareyi bir Büyük Kareye dönüştürüyor. Ve Türkiye’nin Güneş’i bu Tutulma ile oldukça tetikleniyor.

 

Bir ülkenin haritasında Güneş kralı gösterir. Ayrıca Türkiye haritasında Güneş komşular, medya, haberleşme, ilk öğretim, taşıma, nakliye konularını simgeleyen evin yöneticisi ve çocukları, meydanları, parkları, eğlenceyi, cinselliği gösteren evde bulunuyor.

 

Genel kabul gören bir düşünceye göre Güneş Tutulmasının etkisi bir yıl, Ay Tutulmasını etkisi ise altı ay boyunca sürer. Ancak şimdiki tutulma uzun sürdüğü için etkisinin de bir buçuk yıla yayılabileceğini düşünebiliriz. Daha önce İstanbul’da Tutulmalar konusunda bir eğitim veren Bill Meridian’ın aktardığına göre bir Ay Tutulmasının etkileri tutulmadan 6 hafta önce başlıyor.

 

Bunun doğru olup olmadığını hemen sınayabiliriz. Örneğin 8 Temmuz’da, tutulmadan 3 hafta önce, Tekirdağ’da bir tren kazasında (3.ev, Mars) yaklaşık 30 kişi öldü, aynı gün Recep Tayyip Erdoğan başkanlık (Güneş) yemini etti. Küçük Leyla 14 Haziran’da, Eylül 22 Haziran’da kaçırıldı. Günler sonra cesetleri bulundu. Uzun süre haberleri onların kurtulma umuduyla okuduk. Aslında son zamanlarda çok sayıda kaçırılan, tecavüz edilen ya da öldürülen (tutulma 8.evde) çocuk (5.ev) haberi (3.ev) alıyoruz. Son olarak dün Şanlıurfa'da, Suriyeli 2 yaşında bir kız çocuğunun hafriyat alanında bulunan toprağa gömülü cesedi bulundu. Bu olaylar yukarıda sıraladığımız konularla ne kadar denk düşüyor değil mi?

 

Ankara’ya göre çıkartılan haritada Ay Tutulması bir ülkenin hazinesini ve meclisini temsil eden yere düşüyor. Türkiye’nin haritasının üstüne oturttuğumuzda tutulmanın borçları temsil eden yerde olduğunu görüyoruz. Güneş de halkın kaynaklarını gösteren evde duruyor. Uranüs’ün bu tutulmaya T-kare yaptığını söylemiştik. O da hazineyi simgeleyen yerde. Bu kadar göstergeyle artık yazmaya bile gerek yok, bu tutulmanın borçlar, hazine ve para ile de çok ilgili olduğu aşikar değil mi? Nitekim seçimlerin hemen ardından 25 Haziran’da Türk lirası büyük bir düşüş yaşadı. Ülkenin ekonomik durumuyla ilgili bir şey yazmaya gerek yok, her taraf felaket haberleri ile dolu. Dolar son olarak 24 Temmuz’da yeniden yükselişe geçti. Keza meclis konusu da seçimlerin ardından büyük değişime uğradı. Artık Başbakanı olmayan, meclisinin fazla bir işlevi bulunmayan bir ülkeyiz.

 

Ay Tutulması esnasında dikkati çeken bir diğer konu da dünya üzerindeki doğal felaketler ve yangınlardı. Yunanistan’daki yangınlarda 80 kişi öldü. Alevler rüzgar sayesinde (Mars hava grubu Kova burcunda) birden her yeri sardı (Mars out-of-bounds). Temmuz ayının başında Türkiye genelinde son 3 günde tam 147 noktada yangın çıktı. Son olarak bugün Fatih’te bir işhanında çıkan yangın büyük korku yarattı. Ayrıca bugün California’daki yangınlar da rüzgar nedeniyle kontrolden çıkıp büyük tehlike yaratıyor. Aslında bugün hangi ülkeye baksak yangın haberi okuyoruz.

 

Son olarak Ay Tutulması haritasının astro-carto-graphy’sine baktığımızda Uranüs ve Pluto çizgilerinin Türkiye’y boydan boya geçerek Suriye sınırında Mardin civarlarında kesiştiğini görüyoruz. Yukarıda da yazdığı gibi Güneş komşular evinin yöneticisi. Yani önümüzdeki dönem Suriye açısında oldukça kritik ve Türkiye’ye zarar verici nitelikte. Astro-carto-graphy’de dikkat çeken bir diğer konu da Tutulmanın İran’ın Tepenoktasında (MC) bütün gücüyle gerçekleşiyor olması. Son dönemlerde Amerika ile İran ciddi biçimde restleşiyor. Suudi Arabistan İran’ı alt etmek için hazır bekliyor. Mars’ın tutulmayla birlikte Tepenoktasında olması pek hayra alamet değil. Venüs’le Pluto arasındaki üçgen açının biraz ortamı yumuşatması umalım. Yine de şimdi geri giden Mars’ın Eylül sonunda tutulma derecesine geri döndüğü günlere dikkat edelim.

 

Ve sabit burçlardaki tutulmaların, özellikle Uranüs Boğa'dayken, depreme işaret edebileceğini unutmayalım. 

Barış İlhan, 28.7.2018

 

KOVA’DA TAM AY TUTULMASI

 

 

“Bir insanın elinden her şeyi alabilirsiniz ama tek bir şey vardır ki asla alınamaz. O da insanın son özgürlüğü olan, herhangi bir durumda sergileyeceği davranışı seçme ve kendi yolunu belirleme özgürlüğüdür.” -  Viktor Frankl

 

27 Temmuz 2018’de Türkiye saatiyle 23:20’de 4 derece Kova’da bir Tam Ay tutulması gerçekleşiyor. Bu Ay tutulması 1 saat 43 dakika süreceği için bu yüzyılın en uzun Ay tutulması. Tutulma sırasında atmosferin ışığı kırması sonucu Ay’ın parlaklığını kaybedip soluk kırmızımsı bir renk almasından dolayı “Kanlı Ay” olarak isimlendiiliyor. Tutulma Güney Amerika, Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya’dan gözlemlenebilecek. Dolunay’ın bir oktav büyüğü olan bu Ay tutulması, ektiğimiz tohumların ürün verdiği ve apaçık göründüğü bir döneme işaret ettiği gibi, iki zıt kutupta olan enerjileri dengeleme, karşımızdakine ayna tutma, yansıtma ve dolayısıyla farkındalık kazanma gibi temalara da işaret ediyor; etkisi 6 aydan fazla sürebiliyor. Bu tutulma özellikle 13 Temmuz 2018’de Oğlak’taki Pluto’nun damgasını vurduğu Yengeç’teki Parçalı Güneş tutulmasında tetiklenen ve bizi kişisel ve psikolojik anlamda etkisi altına almaya başlayan temalarla ilgili olarak nasıl düzenlemeler yapacağımız ve nasıl hareket edeceğimiz konusunda bize ayna tutuyor. Kova’daki bu tutulma özgürlük, alışık olduğumuz modellerden özgürleşmek, isyan, başkaldırı, ani ve öngörülemez değişimler, soyutlanma ve dışlanma gibi konuları gündeme getirebilir ve ayrıca hayatımızdaki problemlere ilişkin daha orijinal ve farklı bakış açıları getirmek, yeni metotlar denemek, objektiflik ve tarafsızlık gibi fırsatları da bize sunabilir.

 

Bu tutulmada, 27 Haziran 2018’den beri Kova’da geri hareketini sürdüren Mars, Ay ile kavuşum, Aslan’daki Güneş ile karşıtlık yaparak bize duygusal ve kişisel anlamda bir hayli meydan okuyacak gibi görünüyor. Mars’ın bu geri hareketi, bir süredir hareketlerin kısıtlanması ve engellenmesi sonucu kendini ortaya koymakta zorlanan fakat patlamaya hazır bir enerjiye ve bastırılmış bir öfkeye işaret ediyordu. Dolayısıyla bir süredir içimizde tuttuğumuz öfke ve kırgınlıkları saldırgan ve vahşi bir şekilde ifade etme riskiyle karşılaşabiliriz. Düşüncesiz ve fevri hareketler kendi yıkımımıza sebep olabileceği gibi yakın ilişkilerimize de oldukça zarar verebilirler. Belki de gerçekten yüzleşmekten korktuklarımızdan ziyade, bizden daha zayıf olanlara öfkemizi yönelten pasif-agresif bir saldırganlık da söz konusu olabilir. Ne olursa olsun, harekete geçmeden önce bir kez daha düşünmek ve geri çekilmek, bizi dönüşü olmayan hatalar yapmaktan, tehlikelerden ve belki de kazalardan koruyabilir.

 

Bu tutulmanın modern yöneticisi olan Boğa’daki Uranüs ise, Kova’daki Ay-Mars kavuşumuna ve Aslan’daki Güneş’e kare açı yapıyor ve Sabit bir T-karenin fokal gezegeni konumunda oldukça önemli bir pozisyonda duruyor. Dolayısıyla yukarıda bahsedilen öfkenin ve gerilimin patlaması için gerekli zemini hazırlıyor. Patlamaya hazır ve kontrolsüz bir enerjiye işaret eden bu oluşum, ilişkilerimizdeki ya da hayatımızdaki gerilimin arttığı noktada kendimizi tutmakta da zorlanacağımızı gösterebilir. Ani ve öfkeli tepkiler, saldırganlık, sabırsızlık, düşüncesiz hareketler, öfkeyle isyan edip bazı ilişkilerden ya da yapılardan kopmak ve köprüleri yıkmak, belalara ve kazalara açıklık söz konusu olabilir.  Değişimin gezegeni Uranüs, bilinen yani alışkın olduğumuz modellerden özgürleşme temasını, değişimi önümüze ani ve beklenmedik bir olay şeklinde getirerek ve ani kopuşlar yaşatarak da getirebilir. Tutulmanın geleneksel yöneticisi Oğlak’ta geri hareketini sürdüren Satürn ise, Boğa’daki Uranüs’e üçgen bir açı yaparak,  bu iklimde daha sağlam, sabırlı ve sakin kalmamıza yardım edebilir. Bu durumda alternatif yollar geliştirmeden ve planlama yapmadan ani kararlar vermekten ve riskler almaktan kaçınmakta fayda var. İstediğimiz değişimi sistematik ve gerçekçi bir şekilde yapmak veya gerekirse eski olana yeni bir bakış açısı getirmek, yeni yöntemler geliştirmek daha akıllıca olabilir. Zamanla kazanılmış bir bilgeliğe de işaret eden Satürn, deneyimine, yetkinliğine ve bilgeliğine güvendiğimiz birisinden akıl almanın faydalı olabileceğine de işaret edebilir.

 

Tutulma, Capricornus(Oğlak) takımyıldızındaki sabit yıldızlar Giedi Prima ve Dabih ile kavuşum yapıyor. Oğlak takımyıldızının özellikle insan ilişkileri üzerinde büyük bir etkisi var ve ayrıca  iklimlerde ve politik geleneklerde olabilecek büyük değişikliklere işaret ediyor. Bu takımyıldız “Kralların Köşkü” olarak da adlandırılıyor.  Özellikle tutulmalarda etkili olması halinde ise deniz fırtınalarına işaret ediyor. Sabit yıldız Giedi Prima’nın Ay ile yaptığı kavuşumlarda, tuhaf ve beklenmedik olaylar, eksantriklik, eleştiri, yeni ve etkili arkadaşlar, değerli hediyeler ve saygıdeğer kadınların sevgisini kazanmak gibi temalar söz konusu. Dabih sabit yıldızının Ay ile yaptığı kavuşumlar ise, işte kazanılacak başarıya fakat problemli bir emekliliğe işaret ediyor. Ayrıca zenginlik, etkili pozisyonlar, karşı cinsle olan problemler, eleştiri ve suçlanma ile ilişkilendiriliyor.

 

Bu tutulmanın Sabian sembolü cümlesi ise, “Bir adama rehberlik yapmak üzere Atalar Meclisi toplandı.” şeklinde. Bu sembol bizden önce gelenlerin yani eskilerin getirdiği bilgeliğin koruyuculuğuna inanmak ve güvenmek ile ilgili bir sembol. Burada kastedilen sizin gerçek atanız ya da  ruhsal olarak sizden daha olgun ve bilge birisi olabilir.  Atalar Meclisi deneyimi ve bilgeliğiyle size yol gösterecek birisine işaret eder. Geçmişten gelen bir konu tekrar gündeminize oturabilir ve bu durumda rehberliğine güvendiğiniz ve muhtemelen sizden büyük bir insanın size yol göstermesine ve onun korumasına ihtiyaç duyabilirsiniz. Aile bağları,  geçmiş ilişkiler, kan bağı, meclisler ve komiteler ile bağlantılı olan bu sembolün getirdiği riskler ise, katı prensipler, aşırı muhafazarlık, devamlı başkalarından onay bekleme , gelişimi engelleyen eski moda fikirler ve aileye ya da geçmiş ilişkilere aşırı bağımlılık şeklinde. Görülüyor ki bu tutulmada, geçmişi de göz önünde tutarak değişiklikler yapmak, belki eski olana “yeni” bir bakış açısıyla bakmak yani eski-yeni dengesinin iyi kurulması oldukça önemli...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*www.constellationsofwords.com

*The Sabian Oracle: 360 Degrees of Wisdom, Lynda Hill

 

 

YENGEǒTE PARÇALI GÜNEŞ TUTULMASI

 

“Unutmayalım ki içimizdeki küçük duygular bile hayatlarımızdaki büyük kaptanlardır ve 

biz hiç farkına bile varmadan onlara itaat ederiz.” - Vincent Van Gogh

 

 

13 Temmuz 2018’de Türkiye saatiyle 05:48’de Yengeç burcunda bir Parçalı Güneş tutulması gerçekleşiyor. Yeniay’ın bir oktav büyüğü olan Güneş tutulmalarının etkisi en az bir yıldır ve bir zaman göstergesi gibi hayatımızda artık zamanı gelmiş konulara işaret eder. Yengeç’teki bu tutulma özellikle aile, aile bireyleri, ebeveynler, ev, geçmişimiz, farkında olmadan yakın ilişkilerimize getirdiğimiz geçmiş koşullanmalarımız, davranış kalıplarımız ve bastırıp bilinçdışında bıraktığımız duygular ve temalar ile ilgili bir çok şeyi gündeme getirecek gibi görünüyor. Bilinçdışı korkuların, duygusal bağımlılıkların, saplantıların, hem öz-yıkıcı hem de başkalarına zarar veren davranışların sebep olacağı bazı durumlar hassasiyetlerimiz ve gerçek duygusal ihtiyaçlarımızın neler olduğu konusunda bizi iç dünyamıza daha dikkatli bir şekilde bakmaya zorlayabilir. Bu tutulmanın bizim için zorlayıcı yanları olsa da, diğer yandan artık işimize yaramayan ve bizi geriye çekip gelişimimizi engelleyen kişisel ve duygusal kısır döngüleri, ilişkileri, bize zarar veren duygusal koşullanmaları ve alışkanlıkları tespit edip bunlardan kurtulma fırsatını da beraberinde getirebilir.

 

Oğlak’ta geri hareketteki Pluto’nun Yengeç’teki tutulmaya yaptığı karşıtlık oldukça dikkat çekici. Bu durumda hayatımızdaki işlevini tamamladığı halde, kaybetmekten, aciz kalmaktan korktuğumuz için hala güç ve kontrol sahibi olmak adına şavaştığımız, manipülatif ve zorlayıcı davrandığımız ve dolayısıyla duygusal ve psikolojik anlamda dönüşüme direndiğimiz her alanda Pluto bizi yaratacağı krizler ve belki duygusal patlamalar kanalıyla teslim olmaya zorlayacak gibi görünüyor. Özellikle yakın ilişkilerimizde, yüzleşmekten korkulan ve  kötü-pis diye bastırılan kıskançlık, intikam, kin ve haset duygularını, duygusal saplantıları açığa çıkaran bazı deneyimler yaşayabiliriz. Karşıtlık açısı bir “yansıtma” açısı olduğundan, bu duyguların neden olduğu yıkıcı davranışları kendimiz değil karşımızdakiler sergilese dahi, Pluto’nun burada kendimizde görmezden gelip bastırdığımız bir takım duygusal temalara, artık yüzleşilip ıslah edilmesi gereken gölge yanlarımıza ya da bir kısır döngü şeklinde tekrar eden, bize zarar veren ve artık miadını doldurmuş ilişkilere ve yapılara dikkatimizi çekmeye çalıştığını hatırlamak gerekir. Kontrol etmeye çalıştığımız veya güç savaşına girdiğimiz noktada olaylar kontrolden çıkıp daha da kötü hale gelebilir. Hayatın doğal döngülerini kabullenip, gücümüzü bizden daha büyük bir “Güce” teslim ederek, bize artık hizmet etmeyen unsurları ve insanları bırakmaya gönüllü olursak yenilenme ve iyileşme sürecimizi de hızlandırmış oluruz.

 

Yengeç’teki tutulma,  Balık’ta geri hareketteki Neptün ve Akrep’teki Jüpiter üçgen ile açı yaparak Büyük bir Su üçgeni oluşturuyor. Önümüzdeki bu dönemde hem kendimize hem de etrafımızdakilere karşı daha kabullenici ve anlayışlı bir yaklaşımda olmak, hayatın bize söylemek istediğini anlamak adına iç dünyamızla daha fazla temasta kalarak “içsel rehberimizin” sesini dinlemek ne yöne gitmemiz ve nereden başlamamız gerektiği konusunda bize yol gösterebilir. Ayrıca haritadaki Boğa’daki Uranüs’ün, Oğlak’ta geri hareketteki Satürn’ün ve Başak’taki  Venüs’ün oluşturduğu Büyük toprak üçgeni, olaylar ne yönde gelişirse gelişsin, ayakları yere sağlam basan, gerçekçi, sakin ve kararlı bir tavırda kalmamızı sağlayabilir. Gerekirse duygusal güvenliğimizi sağlamak adına kişisel sınırlarımızı net bir şekilde çizmek ve gerçek hedeflerimizin ne olduğunu belirleyip enerjimizi bunlara kanalize etmek bize krizleri yönetmemizde ya da savmamızda yardımcı olabilir.

 

Yengeç’teki bu tutulma İkizler takımyıldızındaki Castor sabit yıldızıyla kavuşum halinde. Bu sabit yıldız Dr. Eric Morse’a göre, sinir krizlerine ve nevrotik rahatsızlıklara işaret ediyor. Ayrıca insanda bilinçdışı olarak  bir çeşit “felaketi” çağrıştıran ve derinde kalmış bir korkuyu uyandırıyor. Öyle ki geçmişte yaşanan travmaya ya da krize az da olsa benzeyen her hangi bir olay gerçekleştiğinde, kişi buna ilk seferinde olduğu gibi korku içerisinde tüm yanlış hamleleri yaparak yanıt verebiliyor. Bu yıldız Güneş ve Ay ile olan kavuşumlarında, korkaklık, güven kaybı, duyarlılık, güçlü sezgiler, gözden düşme, ciddi kazalar, yüzden yaralanmalar, silahlı saldırılar,  bıçaklanmalar, körlük, ameliyatlar, şiddetli ateşlenmeler, hapsedilme, sürgün, kötü niyet, tecavüz, cinayet  ve gemi kazalarına işaret edebiliyor.

 

Tutulmanın Sabian Sembolü cümlesi ise, “ Bir primadonna şarkı söylüyor” şeklinde. Bu sembol kendi sanatını ve yeteneğini icra etmekte bir numara olan ve başkalarını sesiyle büyüleyen birisinden bahseder. Siz de aynı şekilde bir konuda etrafınızdakilerin ilgisini ya da dikkatini çekmek adına sesinizi yükseltmek ya da bazı yeteneklerinizi ortaya koymak durumunda kalabilirsiniz ya da yetenekleriniz ve becerilerinizin sonuna kadar sınandığı bazı testlerden geçebilirsiniz. Burada önemli olan kendinize koyduğunuz engelleri yıkıp kendi kalbinizi açabilme ve kendi doğrunuzu söyleyebilme cesareti göstermektir. Bu sembol her kafadan bir ses çıksa da, sizin sesinizin gücüne işaret eder. Uzun süredir konuşmak istediğiniz her ne varsa ya da vermek istediğiniz mesaj  her neyse, konuşmaya başladığınız insanlar büyük bir dikkatle sizi dinleyebilir.  Buradaki riskler ise, sırf dikkat çekmek için sergilenen duygusal dramalar, tutkuları abartılı bir şekilde dışa vurmak,  sürekli sahneyi işgal etmek, tantanacı tavırlar ve insanların dikkatlerini dağıtmak şeklinde. Yengeç’teki bu tutulma uzun süredir bizi bir “kabuk” gibi koruduğuna inandığımız, bir çocuk gibi belki içine saklandığımız bir takım bilindik yapıları, alışkanlıklarımızı ya da bağımlı ilişkileri sarsacak ve bizi kabuğumuzdan çıkarıp  “büyümeye” ve sorumlu olduğumuz adımları atmaya zorlayacak gibi görünüyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*www.constellationsofwords.com

*https://sabiansymbols.com

*The Living Stars, Dr. Eric Morse

       

 URANÜS BOĞA’da

 Barış İlhan, 15.5.2018

 

Amerika İsrail elçiliğini Kudüs’e taşımaya karar verdi ve açılışı yaptığı gün bunu protesto eden onbinlerce Filistinlinin üzerine ateş açıldı. Maalesef 52 kişi öldü, binlerce insan yaralandı. Olayların fotoğraflarına baktığınızda adeta havai fişek görüntüsü vardı. Akşamına Türkiye’de dolar 4.40’a dayandı. Benzine, motorine zam yapıldı. Yani, Uranüs’ün Boğa burcuna girişi görkemli, ama pek fena oldu. Kuşkusuz Uranüs tek başına değil. Ona Oğlak’tan Kova’ya geçmekte olan Mars da iştirak ediyor. Bu ikiliyi Hawai’deki volkan patlamasında da izledik. Şimdi ikisi aynı gün birbirlerine kare yaparak büyük bir gerilimle burç değiştiriyorlar. Uranüs-Mars gerilimli açıları patlayıcı, isyankar, kazaya,belaya eğilimli, anarşik bir ortama işaret ediyorlar. Adeta artık tahammülün kalmadığı, insanın kendini zor tuttuğu bir ruh hali içindeyiz. Aniden patlayabiliriz. Bizden hiç beklenmeyecek şeyler yapabiliriz. Dünyada da hiç beklenmedik şeyler olabilir, bunlar bütün düzeni alt üst edebilir. Uranüs’le Mars’ın bu dansı, Mars’ın geri hareketi nedeniyle, aralıklarla, Eylül ayının sonuna kadar sürecek. Beklenmeyeni bekleyin.

 

Uranüs’ün Boğa’ya girişi bugüne kadar güvenli bilinen tüm alanlarda altüst oluşun işareti olarak görülüyor. Para piyasaları, doğal kaynaklar, yıllardır sağlam olduğu düşünülen her şey, hatta dünyamız dahi bu sarsıntıdan payını alacak. Huzur, güvenlik, konfor diye bir şey kalmayacak. Toprak ortasından çatlayıp yarılacak. Bunu sembolik anlamıyla hayattaki her konuya uyarlayabiliriz. Tabii bunun sonunda yeni güvenlik sistemleri, yeni değerler gelişecek. Sahip olduklarımıza, doğaya, yeryüzüne ve kaynaklarına değer vermeyi, şürkan duymayı öğreneceğiz Hiç bir şey statik değil. Bir şeyler altüst olmadan yerine yenisi konamıyor. Dolayısıyla, yeninin gelebilmesi için, bir elektrik enerjisi bizi sağlam olduğunu sandığımız yerden bir başka yere fırlatıp atacak. Bu, ömrünü doldurmuş yapılarda değişiklik yapmak isteyenler için iyi bir fırsat olabilir, ancak ömrünü doldurmuş olmasına rağmen, güvenlik nedeniyle mevcut duruma sıkı sıkıya sarılmış olanlar için çok sarsıcı olacağı aşikar. En iyisi, sarsıntıyla brlikte hareket etmeye çalışmak. Sağlam durmaya çalışanların beli kırılabilir... devamı https://www.barisilhan.com/uranus-bogada 

 

Gaia (Yeryüzü Tanrısı) Boğa’da ki Uranüs ile Altüst Oluyor

 

 

Önümüzdeki yedi yılın tonunu belirleyecek en büyük göksel olay Uranüs’ün Boğa burcuna girişidir. 15 Mayıs günü Boğa burcunda ki Yeniay’dan sadece birkaç saat sonra Uranüs Merkür gezegenin eşliğinde toprak burcuna adım atacak. Ve Oğlak burcunda ki stelyuma üçgen açı yapacak. Antik mitler, astrologların en büyük değişimi getiren gezegenin değişime en dirençli burçta olması olarak tanımladıklarını anlamamıza yardım edebilirler.

Ouranos (Uranüs) birçok yaratılış mitinin başlangıcında yer alır. M.Ö. 8. yüzyılda şair Hesiod tarafından yazılan Theogony'ye göre Ouranos yıldızlarla süslenmiş sağlam bir pirinç kubbe olarak düşünülen Gök Tanrı'sıdır. Her gece Yeryüzü Tanrıçası Gaia’nın üzerine Boğa şeklinde uzanırdı. Böylece Gaia dağları, denizleri ve tanrıların ilk ırkı olan Titanları doğurdu. Gaia daha sonra, Ouranos'un nefret ettiği Cyclops, Devler ve Yüz elli Canavarları doğurdu. Çocuklarının gün ışığını görmelerine izin vermeyi reddeden Ouranos, onları Gaia'nın bedenine geri itti.


Yeryüzü acı ile inledi ve kuvvetli babasını aşağılayan cin fikirli en küçük oğlu Satürn’e intikam almasını teklif etti. Ona demir bir orak verdi. Ouranos gece sevgiye özlem duyarak Gaia’nın üzerine yayıldığında, Satürn onu hadım etti. Yeryüzünün üzerine düşen kan damlalarından Erinyes ortaya çıktı. Bu yılan saçlı üç tanrıça, Alekto, Megaira ve Tisiphone, yanlış yapanları deliliğe sürüklüyordu. Onları özellikle bir araya toplayan suçlar ise ebeveynlere, yaşlılara, savunmasızlara ve misafirperverlik yasasını ihlal edenlere karşı yapılanlardı.


Uranüs yakında Boğa’ya girecek; yeryüzü çatlayarak açılacak ve intikam peşinde olan yılan saçlı tanrıçaları uyandıracak. Çevre (Yeryüzü) Uranüs enerjisinin bir sonraki odak noktası olacak. Biyosfer de ani yıkıcı şoklardan oluşan bir çağa gireceğiz, iklim değişikleri artık göz ardı edilemeyecek. Çevreye zarar veren ve hassas ekosistemleri ihlal eden fırsatçılar saldırılarını hızlandıracaklar. Tanrıçalar çevreci aktivistler tarafından yönetilen büyük protestolar şekline girip yeryüzüne karşı suç işleyenlerin peşine düşecekler. Yaşayan her şeyin annesini (yeryüzünü) ve ona bağımlı olanları korumak için yapılan çağrıya kulak verin.


Uranüs'ün Boğa'ya girdiği gün, asteroit Gaia Mars'ın kızkardeşi ve savaş tanrıçası Eris ile 23⁰ Koç burcunda kavuşacak. İki hafta içinde, asteroit Gaia ve Uranüs 1⁰ Boğa’da birleşecekler ve olayların tohumlarını atacaklar. Aynı dönemde yılan saçlı asteroitler Alekto (22⁰ Koç), Tisiphone (16⁰ Yengeç), Megaira (19⁰ Yengeç), Erynia (17⁰ Terazi) ve Plüton (21⁰ Oğlak) büyük kareyi oluşturacaklar. Böylece hesaplaşma zamanı başlayacak.


Kişisel psikolojik düzeyde, Boğa burcunun haritanızda hangi evde olduğuna bakın. Bu ev, şu anda en çok sıkışmış, engellenmiş, alışkanlık haline gelmiş ve değişime dirençli olabileceğiniz alanı simgelemektedir. Hayatınızın bu alanında her zamanki gibi düzeninizi kesintiye uğratacak olaylar bekleyin. Kendinizi değişim ve kurtuluş güçlerine açın.

 

https://www.demetra-george.com/resources/news/206-uranus-in-taurus 

Demetra George

Türkçesi: Aylin Tezcan Beyazoğlu

  

 

Ağır hareket eden gezegenlerin burç değiştirmesi, dünyada o gezegen ve burç sembollerinin birleşimine ilişkin yeni temaları gündeme getirir. Biz bu yeni temaları, gezegenler burç değiştirmeden hemen önce de gözlemleyebiliriz. Örneğin, Mayıs 2018’de Boğa Burcu’na geçecek Uranüs’ün sembolleri yavaş yavaş sahne almaya başladı. Uranüs Koç’tayken kendimizin, “ben”imizin farkına vardık. Selfie’ler çektik. Kimilerimiz sosyal medyada boy boy ideal benliklerini sergileyip sonrasında gerçek kimlikleri ile ideal benlikleri arasındaki farkı kapatmaya çalıştı, kimilerimiz ise bencillikle ben-merkezciliğin aynı şey olmadığına uyanıp zarar verici diğerkâmlığı bıraktı.

 

Şimdi Uranüs tarım, hayvancılık ve gıda üretimini temsil eden toprak grubu Boğa’ya geçmek üzereyken, birçok yerde Türk tarımının nasıl bittiği, eskiden tahıl ambarı olarak anılan Türkiye’nin Meksika’dan mercimek ithal ettiğini okur hale geldik. Birçok yazar seferber oldu, ana teması “Gıda Yalanları” olan yazılarıyla bizleri yediklerimizin bizi nasıl zehirlediğine uyandırmaya (Uranüs) çalışıyorlar. Boğa’nın para, kaynaklar, değerler sembolizmine paralel olarak, Blockchain teknolojisi, bizlere bir merkeze bağlı olmaksızın ve bankalara ihtiyaç duymaksızın güvenli bir şekilde işlem yapabilme imkânı sağlıyor. Cüzdanlarımız, paramız ve kaynaklarımız dijitalleşip tamamen farklı bir teknolojik platforma kayıyor.

 

Barış İlhan Yayınevi’nden çıkan “Astrolojide Açılar” kitabının yazarı Sue Tompkins, the Mountain Astrologer dergisinin Nisan/Mayıs 2018 sayısına yazdığı yazısında, finansal bir devrimin birçokları için geçerli olacağını, borca hapsolduğunu hisseden bireyler arttıkça, bu transitin paylaşıma dayalı ekonomileri de doğurabileceğini öne sürüyor. Bu böyle olursa, gereksinim duyulan bir gereç veya hizmet, ihtiyacı olan başka kullanıcılarla birlikte kullanılabilecek. Bu da verimliliği arttırırken kaynakların verimli kullanımını sağlayabilecek. Tompkins, bu dönemde, paramızı daha teknolojik şeylere harcayabileceğimizi, pratikliğin ön plana çıkıp pratik yeteneklerimizi geliştirebileceğimizi söylüyor.

 

Sokrates bir gün Atina’da pazara çıkmış, alışveriş yapan telaşlı kalabalığa, satılan mallara bakmış ve şaşkınlıkla arkadaşına şöyle demiş: “İhtiyacım olmayan ne kadar çok şey var.” Umarız bizler de bu tip bir uyanışla bizleri gerçekten doyurmayan tüketim alışkanlıklarımızdan kurtulabilir, sadeleşebilir ve gerçekten bizim için neyin değerli olduğunu idrak edip, hayatımızı kendimize uygun seçeceğimiz değerlerimiz üzerine inşa edebiliriz.

 

Hepimiz için yeteneklerimizi, kaynaklarımızı verimli şekilde kullanmayı öğrendiğimiz, kendimize yeterli hale gelerek özgürleşebildiğimiz, “benim kaynaklarım” - “senin kaynakların” dengesini adil bir şekilde kurup, kendi kaynaklarımızı eşimiz, kardeşimiz, ailemiz dahi olsa diğerlerinden sağlıklı bir şekilde ayrıştırmayı öğrendiğimiz bir dönem olsun.  

Astroloji Dergisi/Pınar Uyar

 

SATÜRN TRANSİTLERİ  

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...  

 

Satürn'ü Yay'da olup da bir döngüyü bitirmiş olanlar ve

Satürn'ü Oğlak'ta olup da bir döngüyü bitirmeye başlayanlar için...

SATÜRN  DEVİNİMİ

 

 

Kötü mü hissediyorsunuz? 

İşte yapMAMAnız gereken şeyler

 

Venüs’ün İnsanların Romantik Seçimleriyle Bağlantısı Üzerine Bir Çalışma

   

"Dünya öyle yapılandırılmıştır ki

eğer onun sefasını sürmek istiyorsanız

cefasına da katlanmak zorundasınız."

Swami Brahmananda

 

 

 

Satürn ve Oğlak Burcu

 

Satürn 29,5 yıllık döngüsü ve en uzakta bulunan yörüngesiyle yalnız, yavaş, soğuk, melankolik ve zamanı yöneten olarak düşünülmüştür. Eskiler ısısı ve ışığıyla hayat kaynağı olan Güneş’e en uzak pozisyonundan ötürü Satürn'ü hayatın karşısında, ona düşman  "büyük uğursuz" kabul ederlerdi. Satürn'ün ağır hareketi zamanın geçişi, dolayısıyla yaşlılıkla bağdaştırılırdı.

 

Antik zamanın büyük klasik tanrıları gezegenlerle özdeşleştirildiğinde Kronos (Roma'da Satürn) en yüksek ve en yavaş gezegenle ilişkilendirildi. Yunancada ‘zaman’ anlamındaki Chronos ile Kronos sözcükleri arasındaki tesadüfi benzerlik, bazı ortak özellikleri olan iki kavramın gerçek özdeşliğinin kanıtı olarak öne sürüldü. (Tarımın piri olarak elinde orak taşır) Bu özdeşliği yazıya döken en eski yazar olan Plutarch'a göre Koronos zaman demekti.

 

Yeni-Platoncular, tanrıların ve insanların babası olan Kronos'u, Kozmik Akıl diye yorumladılar bu kavramı 'bilge ihtiyar inşacı' diye adlandırılan Chronos kavramıyla kolayca birleştirdiler.

Rönesans’ta hümanist bilincin yükseldiği zamanlarda Satürn’ün kısa zamanda evrensel düzeyde tanınır hale gelen başka önemli özelliği belirdi. Satürn tefekkürün göstergesi olarak seçilmişti. Hayatın ıstırap ve tehditlerinin bilincinde olmak, derin düşünmenin yoldaşları olan keder ve bezginlik Satürn’e atfedilen hüzün ve melankolinin de nedeni olarak görülmüştü. Bu aynı zamanda ‘deha’nın temel niteliği idi. Kozmik Aklı temsil eden Satürn insan ruhunun dünyaya inişiyle birlikte onu ‘ayırt etme ve düşünme gücüyle donatıyordu. Satürn feleği –küresi- Aristoteles’in evren modeline göre Tanrısal alemin hemen altında, tüm gezegen kürelerininse en üstünde bulunduğundan Tanrı’ya ve bilinmeze en yakın olarak düşünülürdü. Bu nedenle semavi alemden maddi dünyaya düşen ruhun bir bedende hayat bulması, dünyadaki görevini yerine getirip tekrar tanrı katına çıkması yolculuğunda büyük öneme sahipti.

 

Ficino’nun düşüncesine göre bedenleri dışsal uyarılara kapalı, kendilerini ilahi şeylerin araçlarına dönüştürecek şekilde tamamen aşkın olana kaptırmış düşünürlere işaret ediyordu. Buna göre disiplin, odaklanma, çaba bu gezegenle uyumlanmanın yollarıydı. Ancak bunun yanında Satürn yalnızlığa, sessizliğe, içe dönüklüklüğe, karanlığa eğilime ve cimriliğe işaret ediyordu.

 

Şimdi Satürn yönettiği, eğrisiyle doğrusuyla kendini tam olarak ifade edebileceği iki burcun eşiğine gelmiş durumda. Bunlardan ilki toprak elementinden Oğlak.

 

Oğlak burcu güneş ışıklarının en zayıf, ısı ve ışığının en kuvvetsiz, karanlığın (gecenin) en uzun olduğu kış gündönümüyle başlar. Kış mevsimini başlatır. Toprak elementine ait olduğundan soğuk ve kurudur. Maddesel dünya ve uygulamalarla ilgilidir. Satürn yönetici olduğu Oğlak’ta güçlenir. Soğuk ve kuru doğasını rahatlıkla ifade edebilir. Kimse ona karışmadığı ve kendini rahat hissettiği için kendi ikametgahında doğasının özelliklerinde aşıraya kaçma tehlikesi de vardır. Dolayısıyla Saturn’ün Oğlak’ta oluşu maddi dünya ile çok haşır neşir olmayı, dünyevi hırsları, iktidar kavgalarını, kontrolü kaybetme korkusunu, yetersizlik hissini, mevcut durumu koruma isteğini, kurallara sıkı sıkıya bağlılığı, geleneksele yapışmayı, gaddarlığı, kayıtsızlığı, acımasızlığı, soğukluğu, uzaklığı, verimsizliği, yıkımı gösterebilir.

 

Yeni Platoncuların kozmik akılla bağlantılandırdıkları, tanrısal aleme en yakın kürede ikamet eden Satürn tefekkürden, olgunluktan, derinlikten, ruhun talep ettiği esas sorumluluklardan uzaklaştığında, gelip geçici, hastalığın, bozuluşun, bitişin, ölümün geçerli olduğu maddi dünyanın çamurunda güç, saygınlık, iktidar için mücadele eden bir kişiyi, toplumu ya da bir medeniyeti Tartaros’un derinliklerine hapsedebilir. Satürn yaklaşık iki yıl sonra yönettiği diğer burca -yüksek akılla ilişkili, hava elementinden Kova burcuna- geçtiğinde, muhtemelen, soğuk ve kuru doğasının yumuşadığı, yüksek hakikati, aklı ön plana alan, adaletle bireyleri gözeten, statükoyu yıkan, daha insancıl yapılara doğru giden bir süreci başlatabilir. O zamana kadar maddi dünyanın iktidar, saygınlık, güç ve başarı klişelerinden, bireysel ya da toplumsal olarak katı sınırlar çizmekten, baskı kurmaktan, suçlamaktan, intikam ve kinden, kaygıdan, cehalete (karanlığa) kapılmaktan, zalimlikten, katılaşmaktan, duyarsızlaşmaktan, karamsarlıktan kaçınmak gerekir. Geri çekilip düşünmek, ruhun esas amacını anlamaya çalışmak, disipline olmayı, çalışmayı, zamanı kullanmayı öğrenmek, yalnız kalmaktan korkmamak, metanetli olmak, doğayla başbaşbaşa kalmak, yavaşlamak, derinleşmek, araştırmak, hakikati anlamaya çalışmak, azla yetinmeyi öğrenmek, ifrattan kaçınmak bu dönem için olumlu yaklaşımlar olur.

Aysem Aksoy, Aralık 2017

Kaynakça:

Barış İlhan, Gezegenler: Satürn, Astroloji Dergisi

Satürn ve Melankoli, Cogito, sayı 51, 2007 – YKY

İkonoloji Araştırmaları, Erwin Panofsky, Pinhan Yayınları, 2014 http://www.astrolojidergisi.com/makale_saturn-yayda.htm 

   

JÜPİTER TRANSİTLERİ

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...

       

Astroloji’ye Kaç Kişi Gerçekten İnanıyor?


Nicholas Campion

 

Astroloji ve burç köşeleri, magazin gazetelerinin, kadın dergilerinin ve internetin tanıdık içeriğidir. Bu içerikler, bazıları için tartışmalı olmakla birlikte, özellikle insan ilişkileri açısından göksel ve yersel olaylar arasında anlamlı bir ilişki olduğunu iddia ederler.

 

Bildiğimiz kadarıyla, dünyadaki yaşamı yönetmek amacıyla gezegenleri 12 zodyak işaretiyle ilişkilendiren Astroloji, Orta Doğu'da ve klasik Yunanistan'da M.Ö. beşinci ile birinci yüzyıllar arasında icat edilmiştir. 21.yüzyıla büyük oranda İslam dünyası yoluyla iletilmiştir.

 

Astroloji son günlerde iki farklı konuda yeriliyor. Bir tarafta, en iyi ihtimalle onu yanıltıcı bulan, kötü ihtimalle de Şeytani bulan Evanjelik Hıristiyanlar var. Diğer taraftaysa, kaderimizin yıldızlarda yazılı olmasını hileli ve hatta zararlı olduğunu düşünen şüpheciler bulunuyor.

 

Bu iddialar doğruysa, kaç kişinin astrolojiye inandığını ve bunun nedenlerini anlamak önemli ve bu konuda yapılacak bazı ciddi araştırmalar için zaman gelmiş demektir.... devamı                                                       Çeviren: Billur Kılınç ve Hatice Akbaş

 

   

Büyük Amerikan Tutulması Sadece Amerika’yı mı Etkiliyor?

 

Nefesler tutuldu, gözler Büyük Amerikan Tutulması için Amerika’ya çevrildi. Dünyadaki astrologların tek konusu 21 Ağustos’da gerçekleşecek olan Güneş Tutulması. Bir tutulma en fazla gözlendiği yeri işaret ettiği için bir bakıma haklılar. Amerika bütünüyle tutulmanın etkisi altında. Bu tutulmaya ilginin bir odak noktası da Güneş Tutulmasının Trump’ın Yükselen’i (doğum saati doğruysa) üzerinde gerçekleşecek olması. Trump’a karşı olanlar bu tutulmayla birlikte Trump’un gideceğini umuyorlar. Trump gitse de kalsa da bundan sonra Amerika’yı zor günlerin beklediği aşikar. Geçenlerde bir makale uzun uzun Amerikan İmparatorluğunun çöküşe geçtiğini, yerine Çin’in yükseldiğini anlatıyordu. İleride göreceğiz...

 

Son haftalarda Trump’ın Kuzey Kore lideriyle restleşmesi üzerine bir okurum, bu tutulmanın nükleer anlamda ikisi arasındaki çekişmenin ciddileşeceğine işaret edip etmediğini sormuştu. Doğal olarak Kuzey Kore liderinin bu Güneş Tutulmasından etkilenip etkilenmediğine baktım. Evet, Kim Jong Un’un Mars’ı, yani savaş gezegeni, son Ay Tutulması ve önümüzdeki Güneş Tutulması ile tetikleniyordu. Bunun üzerine dünya üzerinde sahneyi işgal eden ülkelerin ya da liderlerin haritalarına bakınca hemen hepsinin yıkıcı gezegenlerinin son tutulmalarla tetiklendiğini görüyoruz. Kuşkusuz burada kritik konumdaki ülke Amerika oluyor. Amerika’nın haritasında 3. evdeki Ay tetikleniyor. Ay ölüm ve kayıp evi olan 8. Evi yönetiyor, ayrıca hem halkı temsil ediyor, hem de haritada dört tane gezegenin düzenleyicisi durumunda. Bu gezegenler haritada halkı, iktidarı, orduyu, polisi, yurtdışını, açık düşmanları, müttefikleri simgeliyorlar. Sadece bu bile Amerika’nın ne kadar hareketleneceğini göstermeye yeterli. Nitekim Charlottesville olayları bundan sonra yaşanacakların boyutlarının ipucu.

 

Amerika’nın şu anda en büyük düşmanı Rusya, ve lideri Putin’in haritasında hem Tepe Noktasının (MC) hem de Pluto’sunun tetiklendiği görüyor. Pluto cehennemin efendisi lakabıyla en yıkıcı gezegen. İsrail'in Mars-Pluto-Satürn üçlüsü, Netanyahu'nun Mars ve Pluto'su da dikkat çekiyor. Tutulmalarla yine Pluto’su tetiklenen bir başka lider de Erdoğan (doğum saati bilinmediği için haritayı 12:00 göre çıkarttım). Hepsi güç savaşı, manipülasyon, gücü elinde tutma mücadelesi veriyorlar. Tabloya İngiltere’yi eklediğimizde, onun da Satürn-Venüs/Pluto karşıtlığının tetiklendiğini görüyoruz. Bu durumda özellikle Suriye ve Irak’ta etkin olan ülkelerin zorlu bir sürece girdikleri görülüyor. Bu süreçte Mars, Satürn, Pluto gibi gezegenlerin harekete geçmesi endişe yaratan bir tablo sunuyor.

 

21 Ağustos’taki Güneş Tutulması Türkiye’nin 3. Evinde gerçekleşiyor ve iktidarı temsil eden, Ay Tutulması ile de tetiklenen Neptün’ün yanında duruyor. Başkanlık, medya, ilk öğrenim ve komşular temaları ön planda. İlginçtir ki Güneş Tutulmasının Astro Carto Graphy’sine baktığımızda Uranüs-Pluto çizgilerinin Türkiye-Suriye sınırında Kobane-Sincar arasında, kesiştiğini görüyoruz. Bu ikisinin birleşimi ani radikal savaşları ve yıkımları, öngörülemeyen dönüşümleri, özgürlük mücadelesini, kitlesel başkaldırıyı düşündürüyor. Aynı haritada Jüpiter de Hatay’ın yanından, İdlib üzerinden Şam’a iniyor. İdlib Suriye yönetimine karşıt, cihatçı güçlerin elinde bir kent. Son haftalarda el-Kaide uzantısı Nusra’nın eline geçti. Türkiye yönetimi için önemi büyük. Umarız sağduyu egemen olur, daha fazla dipsiz kuyulara doğru yönelinmez.

 

Bir Güneş Tutulmasının etkisi bir kaç yıl sürer. Olaylar bazen tutulmadan hemen önce veya hemen sonra olabilir, ancak 1-2 yıl sonra da gerçekleşebilir. Bu da bizi 2019-2020 yıllarına götürür. Demek ki o dönemde gerçekleşecek olayların tohumları şimdiden Mars, Satürn, Pluto ile atılıyor. Hepimize kolay gelsin... -Barış İlhan

 

      

Astrolojide Mizaçlar (Temperament)

 

 

Gülşen Altay'ın hazırladığı çalışma. Bu çalışmayı 9 Şubat 2017 tarihinde NCGR-Türkiye toplantısında sundu. Çalışma uzun ve kapsamlı olduğu için pdf dosya olarak paylaşıyoruz. Aşağıdaki linkten dosyaya ulaşabilirsiniz.  Kendisine çok teşekkür ederiz.

 

MİZAÇ

 

"Elementler harmanlandı, karıldı bir insana… 

Su’ydu, ondan size akan 

Ateş’di, ondan size geçen heyecan, ilham 

Hava’ydı, ondan size doğru esen 

Toprak’dı onun kendine sakladıkları"


Bir şeyleri kategorize etmek insanın doğasında vardır. Jung bunun sebebini “kaos’a düzen getirmek” istememiz olarak açıklar. Gerçekten de binlerce yıldır insanları fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak sınıflandırıyoruz. Bu sınıflandırmalardan bir tanesi de 2000 yılı aşkın süredir bilim adamları, hekimler, filozoflar ve astrologlar tarafından kullanılan mizaç’dır.
Bildiğimiz anlamda modern batı dünyasına ulaşan mizaç teorisi ve analizi tarihte Greklerle başlamıştır. Empedokles, ilk, kosmos’un bileşenleri hakkında hipotezini sundu. Açıklıkla olmasa da Hipokrat tarafından değinilen mizaç doktrini, Galen tarafından geliştirildi ve Ptolemy’den Ortaçağ astrolojisine ve William Lilly zamanına kadar kullanıldı. Mizaç teorisini ve tarihini keşfe çıkmadan önce dilerseniz: Mizaç nedir? Bileşenleri nedir?, sorularına cevap arayalım.

 

https://s3.amazonaws.com/wix…/Z41BkC2QKiaDZKWmdB0Q_MIZAC.pdf

     

ANA TANRIÇANIN İTİBARI

 

 

Astrolojide kadınlar iki gezegenle temsil edilirler: Ay ve Venüs. Venüs en yalın haliyle genç kadındır, Ay ise anne, olgun ve yaşlı kadın. Bu ikisi de Türkiye’nin doğum haritasında zarar gördükleri, güçlerini yitirdikleri yerlerde duruyorlar.

 

Venüs zarar gördüğü Akrep burcunda yer almış. Zararda olan gezegen dermansız ve güvensiz olarak düşünülür. Bu, kaynakları fazla olmayan, dostça olmayan yabancı bir ikametgahta yaşamak gibidir. Venüs Türkiye’nin doğum haritasında eğlenceyi, flörtü ve seksi temsil eden 5. evde bulunuyor. Aslında Venüs burada rahat eder, ancak güçsüz durduğu için, biz Türkiye’de genç kızları iyi bir durumda göremiyoruz. Daha ziyade seks objesi konumundalar.

 

Anneyi, olgun kadını simgeleyen Ay ise Türkiye’nin doğum haritasında sıkıntıları, köleleri, hastane ve hapishaneleri temsil eden 12. evinde kilit altında görünüyor. Eh zaten biz de kadınları ya tarlada ya fabrikada köle gibi çalışırken, veya hastanede sırasını beklerken görüyoruz. Kendileri için evden, işten kaçabildikleri yerler oluyor hastaneler. Tabii bir de hapishane ziyaretleri var anaların !!

Bu tabloya göre kadınların durumu pek parlak değil. Peki nasıl oldu da Ana Tanrıçanın topraklarında kadınlar bu hale düştü? - Barış İlhan 

    

Devamı: https://www.barisilhan.com/ana-tanricanin-itibari

     

Yeni Çalışmalar Ay’ın Büyük Depremleri Tetiklediğini Öne Sürüyor 

 

Tokyo Üniversitesi’nden bir grup jeolog, sürpriz bir buluş yaptı. Suguru Yabe ve Yoshiyuki Tanaka çalışmalarında dolunayın büyük depremleri tetikleyebileceğini öne sürdüler. Büyük ölçekli sismik hareketler üzerine yapılan üç ayrı veri tabanını inceleyerek güçlü kanıtlara ulaştılar.  

Tokyo Üniversitesi’nde deprem bilimci olan Satoshi Ide’nin rehberliğinde Yabe ve Tanaka ekipleri ile birlikte üç sismik olayı incelediler. Bu olaylar; 2004 yılında Sumatra’daki 9.3 büyüklüğündeki deprem, 2010’da Şili Maule’deki 8.8 büyüklüğündeki deprem ve 2011’de Fukuşima’daki 9 şiddetindeki depremdi. 

 

Jeologlar bu olaylarla yüksek gelgit gerilimleri arasında bir örtüşme buldular. Ayrıca 2011 Japonya depremi ve 2004 Sumatra depremi gel-gitin doruk noktasında gerçekleştiler. Diğer araştırma ve incelemelerde de 12 büyük depremin 9’unun Yeniay ya da Dolunay zamanlarında gerçekleştiği kaydedildi. 

Çalışmanın yazarı, bu tarz gel-git tetiklenmelerinin depremlerin nasıl başladığı, büyüdüğü ve sonuçta nasıl doğal olarak sürdüğü hakkında birçok temel şeyi öğretebildiğini belirtmektedir.

Depremlerin nasıl şekillendiği ve geliştiği hakkındaki detaylar üzerinde henüz çalışılmamıştır. Japon jeologların çalışmaları daha çok depremler ve bunların Ay ile olan ilişkileri üzerinde bir farkındalık yaratmak üzerinedir. 

U.S. Jeolojik Araştırmaları’ndan Nicholas van der Elst, çalışmada gel-git durumunun bir depremin büyümesinde katkı sağlayacağının öne sürüldüğünü ve gel-git geriliminin küçüklüğüne rağmen deprem gerilimi üzerindeki etkisi göz önüne alındığında bunun şaşırtıcı olduğunu belirtmektedir. 

Ay hareketlerinin gerçekten de depremlere neden olduğunu belirtmek için henüz çok erkendir.

Çeviren: Nilay Göncü Aslan

Kaynak linki

 

Türkiye'nin sürekli yaz saatinde kalması nedeniyle Solar Fire 9.0.26 versiyonunda yapılan güncellemeyi aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

http://alabe.com/downloads/default.asp#SF9Update

  

Decumbiture (Hastalık) Haritası*

Tania Daniels

 

Geçenlerde bir danışanımla hastalığıyla ilgili konuştuk, bu durumda hastalığı topraktaki gezegenlerle temsil ediliyordu. Aslında problemin nereden kaynaklandığını çoktan bulmuştum ama elementi hakkında düşünüyordum. Toprak bedenimizdeki kuvveti depolar ve “ihtiyacımız olan zamanlarda” kullanılmak üzere muhafaza eder. Fakat bu durumda danışanın bedenindeki bir şey aşırı derecede bastırılmıştı ve gerektiği gibi kullanılmıyordu. Bu aynı zamanda, bir şeyin olmaması gereken bir yerde olduğuna da işaret ediyordu. “İdeal olarak” elinizden çıkarmaya henüz karar vermediğiniz şeyleri nereye koyarsınız? Toprak burcu Başak tarafından temsil edilen, bağırsaklar ya da kolon; 6. evinin yöneticisi buradaydı.

 

Örneğin elma bir çeşit şoka uğradığında, üzerinde kahverengi bir leke oluşur. Eğer bu leke uygun bir şekilde tedavi edilmez (ya da kesilip atılmazsa), elma küflenmeye başlar ve bir süre sonra bu gri/yeşil küf tüm elmayı sarar. Onun durumu da tam böyleydi: hastalık tüm organlarına yayılmıştı. Fakat burada işaret etmek istediğimiz şey, onun bu durumla nasıl başa çıkacağını tespit etmek.

 

Onun depoladığı ya da dışarıya vermediği şey tam olarak nedir? Evet, toksinler ve buna benzer şeyler. Ama dahası var. Toprak, tıpkı güneşte kuruyan çamur gibi, soğuk ve kurudur. Onu kolayca yıkayıp temizleyemezsiniz. Tıpkı bir yapışkan gibi davranır ve bağırsak duvarlarına yapışarak tıkanıklığa sebep olur. Peki burada blokaja uğrayan şey nedir? Duygular. Tüm hastalık aslında duygularla ilgili. Ama hangi duygular? Kuruyan ve içinde ne sevgi ne de nefret barındıran duygular. Eğer bu durumda bir ateş elementi olsaydı, bunları yine görebilirdik. Hayal kırıklığı? Depresyon? Belki. Danışanımla konuşmaya devam ettikçe, anladım ki, durumu depresyonla alakalı değildi. (Depresyonu su elementiyle de bağdaştırırım) Tüm gezegenler 8. evdeydi. Bu evi oksijensiz, bir şeylerin çürümeye yüz tuttuğu bir yere benzetirim. Çürüyen duygular gibi, (nefretin aksine) burada bir pasiflik vardır. Sonra durumu anladım. Aslında üzerinde konuştuğumuz şey, küskünlüktü.

 

Kin tutmak, sözcükleri, davranışları ve olayları hazmedememek. Unutamamak ama içsel olarak bir  “Beni nasıl da incittin” listesi tutmak. Danışanımla bu konuyla ilgili olarak konuştuğumda, “zehirlenme” kelimesinden bahsettim. Tam da üstüne basmıştım! Birçok olaydan dolayı kendisini zehirlenmiş gibi hissediyordu. Artık içsel olarak hastalığa neyin neden olduğunu ve neyle ilgili çalışmamız gerektiğini anlamıştık. O ana kadar, hastalık sadece bizim “gizli düşmanımızdı.” Şeytanınızı tanımazsanız, onu iyileştiremezsiniz. O artık bunu yapabilir…

Çeviren: Gözde Kara

 

*Medikal astrologlar, decumbiture haritası adı verilen bir harita kullanarak hastalığın gidişatını anlamaya yardımcı olabilirler. Decumbiture haritası günümüzde doktorun teşhis zamanına ya da hastalığın başlangıç zamanına göre hazırlanabilir. Devamı  http://www.astrolojidergisi.com/saglik.htm

 

 

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

 

 

Yin ve Yang Sembolü Nereden Geliyor?

 

Yin Yang sembolü ünlü bir Çin sembolüdür. Güneş’in yolunu simgeler. Eski Çinliler gökyüzüne bakarak, Büyük Ayı’nın pozisyonlarını kaydederek ve Güneş’in gölgesini izleyerek, dört yön belirlediler. Gün doğumunun yönü Doğu; gün batımının Batı; en kısa gölgenin yönü Güney; en uzun gölgenin yönü Kuzey; gece ise, Kutup Yıldızı’nın yönü Kuzey’di.

 

Mevsimsel değişimleri farkettiler. Büyük Ayı Doğu’yu gösterdiğinde ilkbahar; Güney’i gösterdiğinde yaz; Batı’yı gösterdiğinde sonbahar; Kuzey’i gösterdiğinde kıştı.

 

Güneş’in döngüsünü izlerken, eski Çinliler yerin sağ köşesine yerleştirilmiş ve gölgenin pozisyonunu kaydedecek 8 fit uzunluğunda bir sırık kullandılar. Sonra yılın yaklaşık 365,25 gün uzunlukta olduğunu buldular. Yıl döngüsünü, gün doğumunu ve Büyük Ayı pozisyonlarını kullanarak, ilkbahar ve sonbahar ekinoksları ile yaz ve kış solstislerini de içerecek şekilde 24 dilime ayırdılar, 24 dilimin işaretlendiği, dairenin 24 bölüme ayrıldığı ve günlük gölge uzunluklarının kaydedildiği 6 tane eş merkezli daire kullandılar. En kısa gölge yaz solstisinde, en uzun gölge kış solstisinde bulundu. Her çizgi ile bağlantı kurulduktan ve yaz solstisinden kış solstisine doğru “Yan” bölüm karartıldıktan sonra Güneş haritası aşağıdaki gibi görülür. Dünya’nın 23 26' 19'' derece ekliptik açısı bu haritada görülebilir.

 

 

Ekliptik, Dünya’dan bakıldığında Güneş’in Dünya etrafında izlediği yoldur. Ekliptiğin eğim derecesi yaklaşık olarak 23 26' 19''dır. 

 

Daha fazla gün ışığını belirten açık renkli alan Yang (Güneş) tır. Daha az gün ışığını belirten koyu renkli alan Yin (Ay) dir. Yang erkeğe benzer. Yin kadın gibidir. Yang, Yin olmadan büyüyemeyecektir. Yin, Yang olmadan doğuramayacaktır. Yin Yaz Solstisi’nde, Yang ise Kış Solstisi’nde doğmuştur.

Türkçesi: Nilay Göncü Aslan

Kaynak: http://www.chinesefortunecalendar.com/yinyang.htm

 

 

Prag'daki astronomik ve astrolojik saati sizin için çektik !!

 

 

 

ASTRODOKU

 

Venüs’ün İnsanların Romantik Seçimleriyle Bağlantısı Üzerine Bir Çalışma

  

ASTROLOJİYİ DOĞRULAYAN BİLİM 

 

 

ŞANS NOKTASI (PART OF FORTUNE)

 

 

Bir okuyucumuzun sorusu üzerine açıklama:

Okuyucumuz gündüz ve gece burçlarıyla ilgili kaynaklarda çelişki olduğunu yazmış.

Bunu okuyunca ilk önce çok şaşırdım, çünkü 40 yıldır astroloji ile ilgileniyorum, ilk defa gündüz burcu diye bir tanım duyuyorum. Bunun üzerine internette arama yaptım ve gerçekten Türkiye’de gündüz burçları, gece burçları diye bir ayrım yapıldığını, hatta bu burçların özelliklerinin yazıldığını gördüm.

 

Öncelikle yazmak gerekir ki burçların gündüz ve gece olarak sınıflandırılması doğru değildir. Muhtemelen burada bir çeviri hatası olmuştur. Hata şöyle olmuş olabilir:

Burçlar eril ve dişil (maskülen ve feminen) olarak ikiye bölünürler. Buna eski İslam astrologları leyli ve nehari derler. Batı astrologları da diurnal ve nocturnal derler. Diurnal  gündüze özgü, gündüz olan ya da gündüzcü, nocturnal de geceye özgü, geceleyin olan ya da gececi demektir. Gündüzcülük eril bir özelliktir. Gececilik ise dişil bir özelliktir.

 

Sıcak enerjiye sahip burçlar (Ateş, Hava burçları) eril burçlardır. Soğuk enerjiye sahip burçlar ise (Toprak, Su burçları) dişil burçlardır. Ateş: Koç, Aslan, Yay. Hava: İkizler, Terazi, Kova. Toprak: Boğa, Başak, Oğlak. Su: Yengeç, Akrep, Balık.

 

Buraya kadar büyük bir sorun yok. Bu sınıflandırmadaki eril burçlar gündüz burçları, dişil burçlar da gece burçları olarak (her ne kadar yanıltıcı olsa da) tercüme edilmiş olabilirler.

 

Ancak internette gördüğüm gündüz ve gece burçları ayrımı bundan farklıydı. Bu sınırlandırma şöyle:

Gündüz burçları: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak

Gece burçları: Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık

Bu sınıflandırma yanlış bir sınıflandırmadır. Burada burçlar bir ekinokstan diğer ekinoksa kadar bölünmüştür. Gündüzle gecenin eşit olduğu İlkbahar Ekinoksundan sonra Güneş ekvatorun kuzeyine doğru yükselmeye başlar. En yüksek noktaya çıktıktan sonra inişe geçer. Yine gündüzle gecenin eşit olduğu Sonbahar Ekinoksundan sonra Güneş’in inişi ekvatorun güneyine doğru olur. Dolayısıyla ekvatorun kuzeyinde kalan burçlar Boreal (Kuzey, poyrazla ilgili, şimali), güneyinde kalan burçlar da Austral (güneyle ilgili) olarak sınıflandırılırlar. Her ne kadar Güneş kuzeydeyken günler daha uzun, güneydeyken geceler daha uzunsa da bu sınıflandırmada burçlar gündüz ve gece olarak adlandırılmazlar. Bunlara kuzeye ait-güneye ait, ya da şimali-cenubi demek doğru olur.

 

Özetle, Türkiye’ye bu gündüz-gece burçları tanımı nereden geldiyse, muhtemelen o kaynakta bir tercüme hatası bulunmaktadır. Ya da çevirmen astroloji bilmediği için bu sınıflandırmayı böyle yazmış olabilir. Tabii bu arada, internette bunu paylaşan astrologlardan da uzak durun. Hiç sorgulamadan bunu böyle paylaştıklarına göre, onların astroloji bilgisi de biraz eksik olabilir, yani onlar astrolog olmayabilirler... Tabii bu kimin astrolog olduğu sorusunu içinde barındırıyor. Onu da bir başka zaman yazarız... -Barış İlhan

 

 

 

Astrolojinin en çok sorulan sorularından birisine John Frawley açıklık getirdi... 

 

Piyangoyu Tahmin Edebilmek

 

Arada sırada bir mektup gelir bana ve çok umutlu bir şekilde sorar: Astroloji kullanarak piyango sonuçlarını nasıl doğru tahmin edebiliriz? 

Kuşkunuz olmasın, sizlerle bu sırları memnuniyetle paylaşacak birçok kişi var etrafta, tabii ki cüzdanınızı epey hafifleterek... Buna rağmen, sorunun basit ve kesin cevabı şudur: Böyle bir şeyin yapılabilmesi mümkün değildir.

 

Teorik yönden bakarak düşünün. Objektif bir şekilde, mesela John Addey’nin at yarışı sonuçlarını tahmin metodları gibi bir yöntemle (bunu Sports Astrology’de anlatmıştım), yapılması da imkansızdır çünkü aralarında, bir hüküm vermeyi sağlayacak hicbir somut fark yoktur. Atlar başka bir mesele tabii, onların aralarında hız farkı var. Piyango toplarının en büyük ayrıntısı, aralarında hiçbir fark olmamasıdır. Üzerlerinde değişik sayılar olması, onları değişik yapmaz, aynen bir atın hızının üzerindeki sayıdan hiç etkilenmemesi gibi. Seçilmis olan topların bir şey “kazandığı” veya ötekilerden daha “iyi” olduğu söz konusu olamaz.

 

Horary (saat) astrolojiyle de yapılamaz bu iş. Zaten horary ihtiyatlı ve nadiren kullanılmalıdır, hatta her astroloji uygulamasına böyle bakılmalıdır. Eğer günde altı defa “Beni hala seviyor mu?” sorusunu sorarsanız, çıkan haritalar zaten geçerli olamaz.

 

Piyangoyu kazanmak icin, acaba 1 numarayı mı, yoksa 2 veya 3’ü mü seçsem diye sormak da işlemez çünkü bahsettiğiniz numaraların hepsi tamamen tesadüfen seçilmiştir. Bu soruyu düşünürken, “Ay, bence 2 sayısı cok sevimli, onu takip etmem lazım” diye bir şey geçmez aklınızdan. Her soruyu sorduğunuz an, değişik bir numarayı düşünüyor olabilirsiniz.

 

Harita ne derse desin, bu tip bir sorunun cevabı her zaman “Hayır” olacaktır. Cünkü, siz 1 veya 2 veya 3 numarasını seçerekten kazanamazsınız, o numaralardan biri kazanan biletin icinde olsa bile. Kazanmak için öteki numaralara da ihtiyacınız olacak. Ya kazanırsınız, ya da kazanmazsınız. Bir numaranın doğru çıkması sizi kazanmaya yaklaştıramaz ve hiçbir numarayı tahmin edememiş olmaktan da farkı yoktur.

 

Üzgünüz ama durum böyle. 

—John Frawley

 http://www.johnfrawley.com/#!predicting-the-lottery/cqrg

Türkçesi: Neylan Gürel

 

Güneş Sistemindeki En Zorlu Hava Koşulları

 

Yeryüzündeki hava şartları tabii ki diğer tüm gezegenlerde olduğundan çok daha iyi. Bazen şemsiye taşımak zorunda kalıyorsunuz ama en azından gökten her an gelebilecek sülfürik asit yağmuru için endişelenmek zorunda değilsiniz... devamı 

 

 

FOKAL GEZEGENLER

 

Zaman zaman, gökyüzü olaylarının, şimdi de önümüzdeki Güneş Tutulmasının burçlara etkisini yazmamızı isteyen arkadaşlara:

 

Gökyüzünde bir tane zodyak ve o zodyakta da 12 tane burç vardır. Bir burç bir insan değildir. Gökyüzünün mevsimlere göre 12'ye bölünmüş dilimlerinden birisidir. Sizin ben ... burcuyum dediğinizde kastettiğiniz şey Güneş'iniz gökyüzünün o bölümündeyken doğduğunuzu söyler. Yani sadece Güneş'ten söz eder. Bu ifade bir insanı tanımlamak için yetersizdir, çünkü bir insan sadece Güneş'ten ibaret değildir. Güneş'in dışında 9 adet gezegen vardır, ayrıca 4 köşe noktası, Ay Düğümleri ve daha birçok nokta vardır. Bir insanın doğum haritası tüm bunların birleşiminden oluşur. Bir Güneş Tutulmasının bir insanın hayatında bir şeylere işaret edip etmediği o doğum haritasına bakarak incelenir. Onun dışında ne söylense beyhudedir. Güneş Tutulmasının olduğu yerde sizin hiçbir gezegeniniz ya da noktanız olmayabilir. Dolayısıyla bu Güneş Tutulması sizi hiç ilgilendirmeyebilir. Veya orada Güneş'ten başka bir gezegeniniz olabilir, sizi çok ilgilendirebilir. Bunu ancak kişinin doğum haritasına bakarak söyleyebiliriz. Bu nedenle biz hiçbir zaman gökyüzününde gerçekleşen herhangi bir olayın şu burçlara ya da yükselen burçlara etkisi gibi bir yazı yazmayız.

 

Ancak bu, Güneş burçlarını yazan diğer astrologları eleştirdiğimiz anlamına gelmez. Örneğin dünyada bunu en iyi yaptıklarını düşündüğümüz astrologlar Michael Lutin ve Ed Tamplin'dir. Gerçekten bu işi hakkıyla yapan astrologlar bütün bilgi birikimlerini bu yazılara yansıtırlar. Türkiye'de ise durum farklıdır. Bu tür yorumlar çoğunlukla astroloji bilgisi yetersiz kişiler tarafından yazılmakta ve astrolojik sembolizm bu yazılarda çarpıtılmaktadır. Dolayısıyla her önünüze gelen yazıyı okuyup, bunların etkisi altında kalmamanızı öneririz.

 

Şimdiki güneş tutulması ile ilgili söylenebilecek en kesin şey 10 Mart-30 Mart arasında doğanların, bir de (ikinci derecede) 10-30 Eylül arasında doğanların etkileneceğidir. Bu tarihleri biraz uzatmak da mümkündür. Nasıl etkilenecekleri ve diğer konular için haritaya bakmak gerekir.

 

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

  

  Kepler Kolej hazırlamış. Gözde Kara Türkçe'ye çevirdi, 

Didem Can Türkçe altyazıların videoya montajını gerçekleştirdi ve


ASTROLOJİ NEDİR?


http://www.youtube.com/watch?v=POn5iY9g0Kk&feature=youtu.be

     

Astrolojiyi Ciddiye Alan 5 Ülke

Eski astrolojik uygulamaların büyük ölçüde etkili olduğu ortaya çıktı.

 

Astrolojinin en büyük hayran ve takipçilerinin, sadece modern dünyanın özgür ruhlu ve sıra dışı insanlarıyla sınırlı olduğunu düşünenler, bir daha düşünün! Eski astrolojik uygulamalar, birçok kültür için hala geçerli ve sağlam bir dayanak noktası. Farklı kültürlerdeki birçok insan, zodyakı insanları kiralamaktan tutun da başkan seçimlerini tahmin etmek için bile kullanıyor. Şimdi, insanların mutlaka horoskoplarını bildikleri ülkeleri tanıyalım.

Hindistan
Kalkütalı yazar Bharati Mukhurjee, New York Times’ta şöyle diyor. “Doğum sertifikam olmayabilir ama bir horoskopum var.” Hiç şüphesiz, Hindistan, astrolojinin en popüler olduğu ülke. Hindistan’ın, Vedik astrolojisi diye bilenen, kendine ait bir sistemi var. Bu sistem, yıllardır evlilikleri ayarlamak ve çocuk sahibi olma zamanlarını tahmin etmek için kullanıldı. Bunun yanı sıra, insanlar, bu astrolojik sistemi, bir işe başlamak için uygun zamanı belirlemek ve uluslar arası politik olaylarla ilgi ön görüde bulunmak için bile kullanıyorlar.

Çin
Astrolojinin en ciddi hayranları belki de Çin’de yaşıyor. En azından, iş ararken, “yanlış” bir burçta iseniz, bunu hissetmeniz daha da olası. Gerçekten de Çin’de, çoğu iş ilanında, belli bir Güneş burcunda olan insanları başvurmaktan caydıran ibareler görebilirsiniz. The New York Republic tarafından yapılan son araştırmalara göre, bazı Çinli işverenler, aşırı titiz ve telaşlı doğalarından dolayı, Başakları işe almayı reddediyorlar. Bazı yerlerde ise, Akrepler ve Yengeçler kabul edilmiyor. 

Sri Lanka
Sri Lanka’da, BBC tarafından yapılan bir araştırmaya göre, birçok insan, günlük gazetelerden daha çok astroloji dergilerine abone oluyor. Astrologların tavsiyeleri, otoriteler tarafından da çok ciddiye alınıyor. Örneğin, 2009’da , o dönem Başkanının iktidardan düşeceğini tahmin etme cüreti gösterdiği için bir astrolog tutuklanmıştı.

Nepal
Astroloji Nepal’de büyük bir iş alanı. 2008’den beri, astrolog Basudev Shastri’nin, ona ulusal bir şöhret statüsü kazandıran, bir televizyon programı var. Aynı zamanda, astrologların yüzde 99’unun erkek olduğunun düşünüldüğü ülkede kadın astrologlar da, en sonunda büyük atılımlar yapmaya başlamışlar. 

Büyük Britanya
Astroloji, İngiltere parlamentosunda da yerini almış durumda. Parlamento üyesi David Tredinnick, sağlık sektörünü geliştirmek için, astrolojinin ve alternatif tıbbın kabullenilmesi gerektiği görüşünü destekliyor. Tredinnick, astrolojiyle yapılan kendini bulma - keşif deneyiminin, zihin sağlığı için yararlı olduğuna inanıyor ve bu keşfin insanların yaşamlarını kolaylaştıracağını da ekliyor. 

Çeviri: Gözde Kara
http://mysign.com/lifestyle/11365-astrology-traditions/#.VGIrNZwNg1g.facebook

     

SABİT YILDIZLAR

 

Türkiye'de astroloji tarihi henüz emekleme döneminde. Astroloji eğitimi gerçek anlamda 1990'ların sonunda başladı. 2000'li yıllarda ders almaya başlayan arkadaşlar hemen klasik astroloji öğrenebildiler. Oysa 1990'ların başlarında klasik astroloji diye bir şey hemen hemen hiç yoktu. Peki, bu 10 yıllık süre içinde ne oldu da, sahneye birden bire klasik astroloji çıktı? Bunun öyküsünü ilk ağızdan dinlemekte yarar var.

Modern Astrolojide Geleneksel Uyanış

 

Antik Dünyada Alametler

 

Güneş Üzerine Yapılan Yeni Araştırmalar

Astrolojiyi Destekliyor !

Astrolojiye şüpheyle bakan bilim insanlarının dayandığı görüşler şimdilerde geçerliliğini yitiriyor gibi…

 

Barış İlhan'ın Hürriyet'le Söyleşisi

 

KÜRESEL ISINMA

 

Aylık Yorum

ŞUBAT 2020

 

 BİLGİ KÖŞESİ

Tek Düzenleyici 

(Sole Dispositor)

Kendi burcunda bulunan ve doğum haritasındaki diğer gezegenlere doğrudan ya da dolaylı olarak ev sahipliği yapan gezegendir. Eğer kendi burcunda iki gezegen varsa ya da iki gezegen karşılıklı olarak birbirlerine ev sahipliği yapıyorlarsa tek düzenleyiciden söz etmek mümkün değildir. Bununla birlikte, birbirlerini karşılıklı ağırlayan iki gezegen, eğer aynı zamanda diğer sekiz gezegenin tamamına doğrudan ya da dolaylı ev sahipliği yapıyorsa, bu durumda ‘ortak düzenleyici’den bahsedilebilinir. Bir gezegen hem kendi burcunda hem de tek düzenleyici konumundaysa gücü daha da artar. Doğum haritasında tek düzenleyicinin olup olmadığını tespit etmek için, herhangi bir gezegenden başlayarak o gezegenin bulunduğu burcun yöneticisine bakılır. Sonra sırasıyla o gezegenin bulunduğu burcun yöneticisine bakılır. Bu işlem daha ileri gidilemeyecek noktaya kadar sürdürülür. Diğer gezegenler için de aynı işlem yapılır.

 

Astrological Essays, 1979 -Ivy Jacobson

 

 

BURÇLAR

 

 

 

 

NCGR TÜRKİYE

www.ncgr-turkey.com

NCGR ve sertifika konusunda
her türlü bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.Ayrıca psikolojik astroloji dışında astrolojik bilgi ve makaleleri okuyabilirsiniz

 

SOLAR FIRE

TÜRKİYE'DE

 

BUGÜNKÜ AY

© 2014, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.