Astrolojİ  Dergİsİ

       

      

ANASAYFA

 

- Giriş-Gezegenler
- 
Burçlar
- 
Yükselen Burçlar
- 
Ay Burçları
- 
Evler
- Açılar

 

- Makaleler 
- Astroloji Tarihi
- Mitolojik Astroloji
- Astroloji ve Sağlık
- Gezegen Döngüleri
- 
Astronomi

 

Tablolar

 

- Astrolojik Takvim

 - Ay Boşlukta

 

 - Burç Değişimi
 - Enlem ve Boylam
 - Yaz Saati
 - Ay Fazları
 - Gökgünlüğü
 - Sembol Anahtarı  

 

- Astrodoku

- Öyküler,Öğütler
- Rüyalar - Semboller
- Karikatürler
- Çin Burçları
- Doğum Günü Renkleri

 

- 4 Element Testi

 

- Astroloji Siteleri
- Kitaplık
- Barış İlhan Yayınevi

 

- Haberler
- Araştırma
  

   Seminer-Eğitim

 

Foto Galeri

 

Okuyucu Mektupları

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

TAROT DERGİSİ

 

Astroloji Dergisi

sitemiz kesintisiz

19 yıldır yayında.

 

 

Venüs ve Yedi Kız Kardeş’in Kavuşumu – Sekiz Güzel Bir Arada!

 

Venüs bugün Ülker (Pleiades) yıldız kümesinin önünden geçiyor. Normalde her yıl Ülker’le kavuşuyor, ancak dünyanın ve kendi yörüngesinin birbiriyle ilişkisinden dolayı, yıldız kümesinin içinden geçecek şekilde kavuşumu 8 yılda bir gerçekleşiyor (güneş çevresindeki turlarına göre, 13 Venüs yılı 8 Dünya yılına eşit, böylece her sekiz yılda bir dünyadan baktğımızda Venüs’ü gökyüzünde aynı bölgede görüyoruz).

 

Dünyada yaygın ismiyle Pleiades (the Seven Sisters), Türkçede Ülker, Yedi Kız Kardeş, Arapçada Süreyyâ, Farsçada Pervîn, Japoncada Subaru olarak biliniyor, astronomide ayrıca M45 –Messier 45 olarak da adlandırılıyor. Dünya'ya en yakın açık yıldız kümelerinin en ünlüsü ve çıplak göze en güzel gözükeni sayılıyor. Boğa takımyıldızında yer alıyor. En parlak yıldızı Boğa’nın omzunda duran yeşilimsi sarı renkteki Alcyone. Boylamı 00° İkizler.

 

Yedi Kız Kardeş ismi Yunan Mitolojisinden geliyor. Zeus tarafından gökyüzünü zorla omuzları üzerinde taşımaya zorlanan Atlas ve bir Okeanid – nemph (su perisi) olan Pleione’nin yedi kızına Pleiad (Ülker) deniliyor. İsimleri Maia, Asterope, Electra, Taygete, Dryope, Celaeno, Alcyone. (Hermes –Merkür- de Zeus’un bu kızların en güzeli olarak bilinen Maia’dan olma oğlu.)

Astrolojik olarak Pleiades yıldızları, Ptolemy’e göre, Ay ve Mars doğasındalar, Alvidas’a göre de karşıtlık içindeki Mars, Ay ve Güneş doğasındalar. Etkisindekileri aklına eseni yapan, ahlaksız, kaprisli, hırslı, çalkantılı, iyimser ve barışçı yaptıklarını söylüyorlar. İşaret ettikleri: Tarımda, istihbaratta başarı, bir çok yolculuk. Bilim, tarım, askeriye, devlet gibi konularda yükselmek. Peşin hükümlülük, önyargılı öfke, madde ile tin (ruh) arasında büyük çatışma. Göz yaşı dökme, göz problemleri, körlük, rezalet, zorlu ölüm. Sel, deniz kazaları, saldırı. Robson’a göre Alcyone’nin etkisi; sevda, yüksek mevki ve şöhret, çiçek hastalığı, ateşten kaynaklanan körlük ve yüzdeki yaralanmalar. Bu yıldız kümesinin işaret etkileri, yanlış çeviri olarak düşünülen, astrolojik kanıt içermeyen birkaç deyiş dışında, açıkça kötü olarak biliniyor. Özellikle Ay, Mars ve Satürn ile kritik açılar yapıyorsa.

 

Venüs’e gelirsek, Pleiades ile 8 yılda bir yaptığı bu kavuşumlarda sınırının dışında bulunuyor (-out of bound - deklinasyonu Güneş’in maksimum deklinasyonunun, yani 23° 27'’nin üzerinde). Bu günkü kavuşumda da hem kendi gününde (Cuma) hem de sınırının dışında. Bu, ılımını koruyamadığının, dengesiz, ölçüsüz, haddini aşan şekilde davranabileceğinin göstergesi. İştahın aşırıya kaçmasına, nefse düşkünlüğe, açgözlülüğe, hasete, zararlı olacak kişilere çekilmeye, uyuşukluk ve tembelliğe işaret edebilir. Robson’a göre Venüs Pleiades kavuşumu ahlaksızlığı, güçlü tutkuları, kadınlar aracılığıyla çıkacak rezaleti, servet ve şan şöhret kaybını, hastalığı gösteriyor. (Venüs sınırlarına tekrar 1 haziran 2020’de inecek)

 

Bu göstergelere bakılırsa bu güzellerin gökyüzünde bir araya gelmesi pek de ahenk vadetmiyor.

Venüs’ün bundan önce Ülker yıldız kümesinin önünden geçişi 3 Nisan 2012’de (8 yıl önce). O tarihte Amerika Kuzey Teksas’ta Dallas Kasırga patlaması olarak kaydedilen 6-12 adet hortumlu fırtına dalgası meydana gelmiş, bir milyon dolar maddi zarara yol açmış. Moskova’da aynı gece iki önemli yangın çıkmış birisinde 17 göçmen işçi hayatını kaybetmiş. Türkiye’de ise Ankara Üniversitesi DTCF’de karşıt görüşlü öğrenci grupları arasında satırlı sopalı kavgalar yaşanmış fakülte bir hafta tatil edilip sınavlar ertelenmiş.

Venüs’ün gelecekteki geçişi 3 Nisan 2028’de.


Venüs Pleiades buluşmasının mekaniğini astronomik açıdan anlamak için Lowell Observatory’nin hazırladığı kısa videoyu seyredebilirsiniz(İng.) 

https://www.youtube.com/watch?v=taYeBP9pZXM

Astroloji Dergisi / Aysem Aksoy

Kaynakça:
The Fixed Stars and Constellations in Astrology, Vivian Robson
Astroloji Dersleri, Barış İlhan
Fixed Stars and Their Interpretation, Ebertin-Hoffman
New Workbook of Fixed Stars and Constellation, Diana K. Rosenberg
http://www.astrolojidergisi.com/Sabit-yildizlar.htm

TERAZİ’DE DOLUNAY

“Daima düşüncenin, sözünün ve hareketinin mükemmel uyumunu hedefle. Amacın daima düşüncelerini arıtmak ve sadeleştirmek olsun. İşte o zaman her şey yoluna girer...”- Mahatma Ghandi

8 Nisan 2020’de saat 05:35’te 18 derece Terazi’de bir Dolunay gerçekleşiyor. Koç-Terazi  aksındaki bu Dolunay, 24 Mart 2020’de gerçekleşen Koç’taki Yeniay’da başlattığımız işlerin sonuçlarının bütünüyle göründüğü ve gerekirse bu işleri tamamlamak adına bazı ayarlamaların yapılması gerektiği bir döneme işaret ediyor. İsteklerimizi bencil olmadan, öteki insanlarla iş birliği içinde, adil ve tarafsız bir yaklaşımla elde etmek, herkesin kazandığı ve desteklendiği koşullar yaratmak gibi temalar gündeme geliyor.  Özellikle adalet, eşitlik, uzlaşı, karşımızdakini desteklemek ve en önemlisi sen-ben dengesini kurarken “doğru ölçüyü tutturmak”  oldukça önemli.

Koç’taki Güneş ve Terazi’deki Ay, Oğlak’taki Jüpiter-Pluto kavuşumuna kare açı yaparak öncü bir t-kare oluşturuyor. Jüpiter ve Pluto kavuşumu bu t-karenin fokal gezegenleri olarak, büyük bir dönüşüm, arıtma ve iyileştirme gücüne işaret ediyor. Bir şeylerin iç yüzünü kavramak, yeraltında gömülü kalmış duyguları, sırları, cevherleri ve zenginlikleri keşfetmek, uzun süredir kullanmadığımız eşyalarımızı ya da kaynaklarımızı tekrar kullanmaya başlayarak hayata katmak, israftan kaçınmak, hem mevcut ilişkilerimizi hem de uzun süredir ihmal ettiğimiz ilişkilerimizi iyileştirmek gibi temalar söz konusu olabilir. Bilinçdışında kalmış yönlerimizle ve gölgelerimizle yüzleşebilir, içimizdeki veya hayatımızdaki  çürüyen, bozulan veya ölen unsurları temizleyerek hayatımızdan elimine edebiliriz.  Hem kendimizde hem de etrafımızda saklı kalmış ve baştırılmış duyguları ve gölgeleri açığa çıkarabilecek krizler yaşayabiliriz. Bu krizler bizim tam anlamıyla, yani derinlemesine bazı konuları anlamamıza ve maddi ya da psikolojik anlamda yeni şeylere yer açmamıza ve eski davranış kalıplarını ya da alışkanlıkları bırakarak yeni yollar aramamıza yol açabilir. Ayrıca acımasızlık, manipülasyon ve  güç savaşı ile de ilişkili olabilecek bu oluşum, amansız bir şekilde savaştığımız ya da durmadan kontrol altına almaya çalıştığımız konularla ilgili olarak da bize bir kavrayış kazandırabilir.Hayatın getirdiklerine karşı daha teslimiyetçi bir yaklaşımda olduğumuzda ve ölüm-yaşam,oluş-bozuluş gibi döngüleri kabullenip bıraktığımızda iyileşebilir ve ruhsal anlamda güçlenebiliriz.

Terazi’deki Ay’ın yöneticisi Venüs İkizler’de, Koç’taki Güneş’in yöneticisi Mars ise Kova’da hala Satürn ile olan kavuşumunu sürdürüyor. Mars-Satürn kavuşumuna, Venüs uyumlu bir açı, yani üçgen açı yapıyor. Doğru ölçüyü tutturmak, ahenk, çatışmaları barışçıl bir şekilde çözmek, iyi sosyal ilişkiler, sevdiği şeyler için mücadele etmek gibi temalara işaret eden bu açı, yapmaktan zevk aldığımız şeylerle daha aktif ve üretken bir şekilde ilgilenmek için gereken enerjiyi bize verebilir. Satürn’ün de işin içinde olması, yapmak istediklerimiz ya da hedeflerimiz konusunda, daha azimli ve disiplinli olabileceğimize işaret ediyor. Bazı şeylerin kısıtlanarak daha da azaldığı, belli sınırların çizildiği ve daha da sadeleştiğimiz bu dönemde,  kendimize “Şu an gerçekten ve öncelikli olarak ilgilenmem gereken ve iyileştirmem gereken neler var?” sorusunu sorarak,  odağımızı o tespit edilen konulara yöneltebilir ve  uzun süredir göz ardı ettiğimiz, yarım yamalak yaptığımız işleri daha iyi yapmak üzere kolları sıvayabilir veya ölçüyü kaçırdığımızı düşündüğümüz bir konuda kendimize bazı sınırlar koymaya başlayabiliriz.

Terazi’deki Ay’ın Sabian Sembolü cümlesi, “Bir soyguncu çetesi saklanıyor.” şeklinde.  Bu sembol bir şekilde size haksızlık yapıldığını ya da sizden birşeyin çalındığını ima eder. Genellikle bunu kimin yaptığı ya da bu hisse neyin neden olduğu konusunda da bir akıl karışıklığı ya da belirsizlik vardır. Çünkü kayıp ya da suistimal edilme duygusu daha çok aklımızdadır ve bunu tam olarak kanıtlayacak deliller de elimizde yoktur. Bu durum sonunda hiç kimseye, hiçbir şekilde güvenemememize, yani bir çeşit paranoyaya neden olabilir. Şüphenin, gerçeği bulmak yolunda doğal bir duygu olduğunu hatırlayarak, bazı araştırmalar yapabilirsiniz. Ama bu duruma verilecek en güzel tepki,  bir şeylerin ters gittiğini ya da ters gidebileceğini aklınızdan çıkarmayarak, dikkatli ve uyanık bir şekilde hayatınıza devam etmektir. Bilgisine ve yetkinliğine güvendiğiniz birisinden, yani bir “otorite” figüründen yardım almak da oldukça etkili olabilir. Riski veya tehlikeyi abartma ve kuruntuların esiri olma eğiliminize karşı, duygusal, zihinsel ve fiziksel anlamda kendinizi kontrol altına almak önemli. Bu sembol zamanı gelince herşeyin açığa çıkacağını söyler. Ama bu zaman gelene kadar, sizin de bu kuruntular içinde boğulma riskine karşı, “bir pencere açmanızı” önerir. Bu şekilde ışığın ve havanın içeriye girmesine yardımcı olarak sağlığınızı koruyabilirsiniz. Bu sembol, gizli servis, ajanlar, hırsızlar, dedektifler, kısıtlama, sabotaj, kontrol, insanların olduklarından farklı görünmesi, gölgelerde saklanmak, paranoya, dengesiz zihin, korku, gerçek ilişkileri engelleyen kilitli kapılar ve açığa çıkmayı bekleyen gizli bir enerji ile alakalıdır. Jüpiter-Pluto kavuşumunun eşlik ettiği bu Dolunay, bize özellikle aklımızdaki bazı sorular, kuruntular ve endişeler ile ilgili olarak “yeni pencereler”, yani yeni bakış açıları kazandıracak bazı deneyimleri beraberinde getirebilir. Parçaların yerine oturmasıyla, “bütün resmi” görmemizi sağlayacak bir kavrayış kazanabiliriz...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

 Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

 *https://sabiansymbols.com,Lynda Hill

 

Mars Uranüs Karesi-7 Nisan 2020

 

Bugün Mars Uranüs’e kare açı yapıyor. Sürpriz gelişmelerin tezahür etmesi beklenebilir. Aceleci, dürtüsel, huzursuz ve sabırsız hissedebiliriz. Yaşamın kontrol edemediğimiz ve üzerimizde baskı kuran unsurlarına isyan etmek isteyebiliriz. Acele etmemek, nerede durulması gerektiğini bilmek önemlidir. Bu açı patlamalar, yaralanmalar, kazalarla ilişkili olabileceğinden temkinli olmak için elinizden geleni yapmalısınız.

 

Psikolojik anlamda kısıtlamalardan özgürleşme, kalıpları yıkma, mevcut düzene isyan motivasyonu ile hareket söz konusu olabilir. Sonuçlarını düşünmeksizin harekete geçmek, istenmeyen sonuçlar doğurabilir ve sürtüşmeler yaratabilir. 

 

Sırf farklı olmak için provokatif hareketler gözlemlenebilir. Diğer yandan bu enerjinin farkına varıp, olumlu kullanmayı başarabilirsek oldukça yaratıcı ve güçlü bir enerjidir. Hayata yenilik ve tazelik getirebilir. 

 

Olumlu Kullanım (+): Orijinal davranış ve buluşlar, özgürlük, eşitlik, kardeşlik için mücadele, yaratıcı dışavurum, devrim. 

 

Olumsuz Kullanım (-): Kaza riski, isyankar, düzen bozucu hareketler, öfke patlamaları, sabırsızlık, dürtüsellik, sırf farklı olmak için tuhaf hareketler, aceleci kararlar. 

Pınar Keskin/Astroloji Dergisi

 

   VENÜS İKİZLER’DE –  3 Nisan 2020

“Eğer hala öğreniyorsam, biliyorum ki başından beri doğru yoldayım...”-John Wooden

 

Venüs, İkizler burcuna giriyor ve buradaki yolculuğu oldukça uzun sürecek. Venüs, 12 Mayıs’ta 21 derece İkizler’deyken geri hareketine başlayacak ve bu geri hareket 25 Haziran’a kadar sürecek. Venüs’ün Yengeç burcuna geçmesi ise 7 Ağustos 2020’yi bulacak. İkizler’deki Venüs, öğrenmeyi, bilgilenmeyi, bilgilendirmeyi, sağlıklı bir merak duygusuyla soru sormayı, sosyalliği, ilişkilerinde ve arkadaşlıklarında iletişimi, konuşmayı ve çok yönlülüğü sever. Venüs burada sevgiye ve her türlü ilişkiye tarafsız, sorgulayan, şüpheci, eleştirel ve problemleri çözmeye yönelik bir şekilde yaklaşabilir. Kitaplardan ve parasını entelektüel zevkler için harcamaktan hoşlanabilir. İnsanlar arasında ağ kurmaktan, aracılık etmekten ve iletişimden zevk aldığından, Venüs İkizler’i bir grupta konuşmacı, o grubun sözcü olarak da görebiliriz. Sosyal ağ kurma, aracılık etme, iletişim kurma konusunda  girişken ve  beceriklidir.  Zeki ve rasyonel  bir tarz söz konusudur. Venüs bu konumda adaptasyon yeteneği ve “taklitçilik” özelliği de verdiğinden, yeni karşılaştığı bir duruma veya yeni gittiği bir yere kolayca uyum sağlayabilir ve sanki o insanlara, oranın diline ya da o duruma uzun süredir aşinaymış gibi bir izlenim vermesine yardımcı olur. 

 

Gölge yönleriyle Venüs İkizler’in çok yönlülüğü ve çeşitlilikten hoşlanması, bir ilişkide bağlanamadan veya bir konuda derinleşemeden yüzeysel kalmasına yol açabilir. Önündeki seçeneklerin hiç birini kaybetmek istememesi sürekli kararsız kalmasına neden olabilir. Kendisini inciten ve zorlayan durumlarda karşısındakiyle ya da o durumla alay edebilir. Sinirli, huzursuz, yerinde duramayan ve maymun iştahlı bir tarz söz konusudur. Kişinin sevgi  ve kendi değeri ile ilgili konularda doyuma ulaşabilmesi, sağlıklı bir merak duygusuyla dinlemeyi, soru sormayı öğrenmesine ve aslında doğru bir şekilde öğrenmeye gönüllü olmasına bağlıdır. Bunun yerine Venüs İkizler’i karşısındakini dinlemek ve öğrenmek yerine, ne söyleyeceğini düşünmekle meşgul, leb demeden leblebiyi anlayan, her şeyi akla ve mantığa uydurmaya çalışan bir pozisyonda görebiliriz. Değer ve ahlak sistemlerinden bağımsız oluşu, uç noktalarda her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda akla uyduran bir uyanıklılığa ve  cin fikirliliğe yol açabilir. Gevezelikten ve dedikodudan zevk almak söz konusu olabilir. Kendi değerini sadece ne kadar bilgili olduğuna bağlayabilir. Taklitçilik özelliği olumsuz yönüyle başkalarından duyduğu, oradan buradan okuduğu bilgileri kendisininmiş gibi göstermesine ve bu yüzeysel bilgilerle ukalalık taslamasına neden olabilir.

 

İkizler’deki Venüs’ün yöneticisi olan Merkür, Balık burcunda, hem zararda hem de düşük olduğu bir konumda. Ayrıca Venüs’ün İkizler’e geçtiği gün, yani 3 Nisan’da, Merkür, yine Balık’taki Neptün ile kesin bir kavuşum yapıyor. Bu durumda Balık’ın ve modern yöneticisi Neptün’ün temalarının vurgulandığını görüyoruz.  İki değişken burç olan İkizler/Balık temalarının öğrenme ve bilgilenme süreciyle ilgili olduğunu hatırlarsak, bu durumda özellikle gerçeğin ve bilginin çarpıtılması, yalan, hile, aldatma/aldanma, tehlikeli biçimde yanıltıcı olabilecek kurgu ya da uydurma bilgiler/haberler ve gerçeklerin idealize edilmesi söz konusu olabilir. Bizde akıl karışıklığı ya da kararsızlık yaratabilecek her şeye karşı dikkatli olmakta ve karşılaştığımız her durumu, o an bize sunulan ya da söylenilen şeyin “gerçek” olmayabileceğini hatırlayarak sorgulamakta fayda var. Olumlu anlamda, “kolektifin düşüncelerini, hislerini ve özlemlerini sezebilmek”  de söz konusu olacağından, başkalarına karşı duyarlılığımızın, merhametimizin ve anlayışımızın artması da mümkün. Sosyal anlamda birbirimize yardımcı olabiliriz. Bu açı “sözel olmayan” bir iletişim tarzına işaret ettiğinden, bu dönem bilinçli aklımızdan ziyade, sezgilerimizi ve iç sesimizi dinlemek, yaşamın bize söylemek istediğini anlamak adına sembollere, rüyalara dikkat etmek  ve  ilhamımızı ve hayal gücümüzü yaratıcı olarak ifade etmek için iyi bir zaman. İkizler’deki Venüs ise, 12 Mayıs’tan 25 Haziran’a kadar geri harekette olacak.  Sosyal bir gerilemeyi de gösteren Venüs geri hareketi, sosyal anlamda değer sistemlerinin yeniden sorgulandığı, kendine özgü/sıradışı toplumsal, finansal ve estetik değerlerin geliştirildiği, güvensizlik ve “kalabalıktan uzak durmak” gibi temaların dozunun daha da arttığı bir döneme işaret edebilir...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*Astrolojide Açılar, Sue Tompkins

 

Jüpiter Plüto Kavuşumu (5 Nisan 2020)

 

Ağır hareket eden gezegenler Jüpiter ve Plüto, 5 Nisan Pazar kavuşuyor. Jüpiter ve Plüto 12 buçuk yılda bir kavuşarak bir döngü oluşturur. Bu “büyük dönüşümü” gösterir. Büyük bir iyileştirme ve arıtma gücü ortaya çıkar. Bütüncül bir yenilenme yaşanır. Büyük reformlar yapılır. Sistem dönüşerek büyür. Bireysel hayatlarda ise, psikolojik ve spiritüel dönüşüm ve yenilenme yaşanır.

 

Jüpiter ve Plüto ikilisi kaynaştığında, büyümek ve dönüşüm kavramları yüzde yüz kaynaşır.  Hayatın her aşamasında (hücre, birey, evlilik, aile, toplum, ülke ve Dünya) büyük dönüşümler cereyan eder. Peki bu dönüşüm nasıl yaşanır? Bunu anlamak için Jüpiter ve Plüto’nun Yunan Mitolojisindeki temsillerine bakalım. Yunan Mitolojisi’nde göğü, dolayısıyla bilinçli ve ulvî prensibi Zeus temsil eder; kardeşi Hades ise yeraltını, yani bilinçdışı ve süflî prensibi simgeler. Zeus ve Hades’in Roma’daki eşlenikleri Jüpiter ve Plüto kavuştuğunda bilinçli ve bilinçdışı unsurlar ile ulvî ve süflî prensipler kaynaşır. Metaforik seviyede Olimpos Daği ile Hades Cehennemi temas kurar. Sembolik seviyede bu, bilinçdışı materyalin bilinçli bir şekilde anlaşılması sonucu “büyük dönüşümler” geçirmeye işaret eder. Yani kendi ruhunun derinliklerine bakan insan, orada gördüklerini bilinç seviyesine çıkarır. Dönüşüm sürecinde aşağı olanı yukarı mertebesine çıkarır.

 

Bu sembolü bireysel seviyede inceleyecek olursak, bu insanın kendi derinliklerine bakmasını gösterir. İnsan kendi cehennemine iner. En derin katmanlarına nüfuz eder. Burada çeşitli dönüştürücü, zorlayıcı ve yaralayıcı aşamalardan geçer. Travmalarıyla yüzleşir. Bakmaktan korktuğu gölgelerine bakar. Jüpiter/Plüto sadece ruhun derinliklerine inmeyi değil; aynı zamanda buradaki karanlık materyali ıslah etmeyi gösterir. Bir bataklığı kurutup tekrar işler hale getirmek gibi, insan da bilinçdışındaki gölgeleri arındırır, saflaştırır, arıtır ve ıslah eder. Böylece ruhun rejenerasyonu gerçekleşir. “Ruhsal bir iyileşme” deneyimlenir. Büyük bir yenilenme yaşanır. Bu büyük bir dönüşüme vesile olur. Bu dönüşümde, inanç evrimleşir. Değer yargıları, kanılar ve etik değerler değişime uğrar. Güven kavramı dönüşür. Genişleme, yayılma, büyüme şekilleri baştan aşağıya biçim değiştirir. Gelecek algısı metamorfoza uğrar. Gelecekteki bir potansiyel, o potansiyeli algılama ve o potansiyele ulaşma süreçleri tamamen yeni bir forma girer.

 

Bu kişisel içe bakma ve dönüşme yolculuğunda insan “hayatın anlamını” arar. Plüto hayatın fâniliğini her seferinde çirkin ve rahatsız edici bir boşluk duygusuyla hatırlatır. Kayıp, ölüm, katliam, zulüm ve gaddarlık Plüto’nun, “her şeyin bir sonu olduğunu” hatırlatma biçimidir. Jüpiter’le birlikte çalıştığında ise, ölüm inancı dönüştürür. Etrafındaki tüm koşulların değiştiğini gören insanın inancı önce sarsılır, sonra bu yeni koşullara cevap veren bir şekilde değişmeye ve köklü bir şekilde dönüşüm geçirmeye başlar. Pek çok kişi ölmektedir. Kıymet verilen şeyler kaybedilmektedir. Bilinen değer sistemleri çökmektedir. Eski alışkanlıklar yok olmaktadır. Tutunacak hiçbir şey kalmadığında, bu şeylere değer atayan değerler sistemi de değişmek mecburiyetinde kalır. Şimdi yeni bir anlam üretme şekli doğmaktadır. Yeni etik değerler, yeni güvenme modelleri, yeni inanma şekilleri, yeni değer yargıları, yeni hükümler ve yeni anlayışlar filizlenmektedir. Bu büyük bir yıkımın ardından eskinin “yenilenmesiyle” doğar. Şekil değiştirerek, arınarak, saflaşarak, temizlenerek ve durulaşarak doğar. Böylece Jüpiter/Plüto’nun inançlardaki büyük dönüşümü doğar. Daha iyiye doğru (Jüpiter) dönüşülür (Plüto). Olimpos ve Hades’in kralları, iki kardeş birlikte “büyük serveti” de gösterirler. Bu servet spiritüel ve psikolojik düzlemde, bu büyük inanç dönüşümünden kazanılacak en büyük zenginliktir. Bu derinliklerden (Plüto) gelen bir zenginliktir (Jüpiter).

 

Jüpiter ve Plüto, 2020’deki döngülerini Oğlak’ta gerçekleştiriyorlar. Jüpiter/Plüto’nun ifade ettiği “büyük dönüşümü” ilk olarak Oğlak’ın temsil ettiği gelenek yaşamaktadır. Eski gelenek yıkılmakta ve dönüşmektedir. Eski sistemler, kurumlar, yapılar derin ve kapsamlı bir dönüşümden geçer. Oğlak’ın ifade ettiği ikinci grup ihtiyarlardır. Bu büyük iyileşme, yenilenme ve dönüşüm süreci en çok yaş almış kişileri etkilemektedir. Oğlak ayrıca devletleri, hükümetleri, yönetimi, sınırları, kuralları, kısıtlamaları ve somut güvenliği de gösterir; dolayısıyla bu kavramlar büyük dönüşümden geçer. Oğlak ayrıca statü, itibar, prestij, saygınlık ve başarı modellerini temsil eder. Jüpiter/Plüto bunların derinine iner, çürümüş olanı ayıklar ve rejenere eder. Böylece statü kavramı yenilenir. Neyin prestijli bulunduğu, neye itibar edildiği ve neye saygı gösterildiği yenilenir. Başarının ne olduğu yeniden tanımlanır. Daha saf, arınmış ve hakikatiyle bağlantılı bir başarı kavramı gelişir.

 

Oğlak’taki Jüpiter/Plüto tüm bu büyük dönüşümü ve ruhsal yenilenmeyi disiplin, çalışkanlık, ihtiyat, gerçekçilik ve azim kaynaklarıyla hayata geçirir. Hedefler dönüşür. İnsanın özünden gelmeyen, sadece dışsal statü elde etmek için konmuş hedefler elenir. Sadece insanın gerçek anlamıyla ve ruhunun amacıyla bağlantılı hedefler hayatta kalır. Böylece insanın hedefleri arıtılmış, yenilenmiş ve iyileştirilmiş olur. Bu yenilenmiş hedeflere somut dünyada, planlı, programlı, metodik, sabırlı bir gayretle erişilir. Oğlak kıtlığı, zor koşulları, daralmayı, azla yetinmeyi, dayanmayı ve somut bir şekilde zirveye çıkmayı gösterir. Oğlak’taki Jüpiter/Plüto en zor koşullarda bile yeniden iyileşmeyi, temizlenmeyi ve yenilenmeyi mümkün kılar.

 

Jüpiter Plüto kavuşumu 24 derece Oğlak’ta cereyan edecek. Doğum Haritanızda 24 derece Oğlak’ın düştüğü ev ve buradaki gezegenler bu “ruhsal iyileşme” etkisini alacaklar.

Efe ErtenAstroloji Dergisiça

Banzhaf, Hajo ve Haebler, Anna, Astrolojinin Anahtar Sözcükleri, İlhan Yayınevi, 1999

İlhan, Barış, Astroloji Dersleri, İlhan Yayınevi, 2004

 

Astroloji Dergisi - Aylık Yorum

 

devamı

Misty Kuseris   Türkçesi: Belgin Avunduk

 

İki Kötücülün Dansı ve Genel Bir Değerlendirme

 

 

Eski zamanlarda gezegenlerin sıcak-soğuk, kuru-nemli tabiatları ve hayata yaptıkları katkı göz önüne alınarak, bazı gezegenler “uğurlu ve iyicil”, bazıları ise “uğursuz ve kötücül” olarak sınıflandırılmışlardır. Buna göre, Mars ve Satürn uğursuz, Venüs ve Jüpiter uğurlu gezegenlerdir. Kötücül olaylardan uğursuzlar; bize yardım eden, bizi büyüten, besleyen, keyif veren olaylardan uğurlular sorumludurlar. 

 

Mars’ın 17 Şubat’ta Oğlak burcuna girmesiyle, iki uğursuz gezegen de aynı burçta çok güçlü bir biçimde konumlanarak, büyük iyicil dediğimiz Jüpiteri tamamen devre dışı bıraktı. Out of bounds (enerjisi kontrolden çıkmış) Mars, Güney Ay Düğümü ile kavuştu, daha sonra hem sene başındaki güneş ve ay tutulması noktalarını hem de Saturn Plüton kavuşumunu tetikleyerek gökyüzünde zaten potansiyel olarak duran hayata zararlı etkileri yeryüzüne yansıttı. 

 

Normal zamanda, başımıza bir dert geldiğinde bir yardım, bir çare bulunur. Zenginleşmeyi, büyümeyi, fırsatları anlatan, koruyucu doğası ile bilinen büyük iyicil Jüpiter olaya el atar, bize yol gösterir. Ancak, 17 Şubat’tan beri Jüpiter’in kendine yardım edecek hali yok. Satürn yönetiminde, düşük konumda ve iki kötücül gezegenle aynı burçta. 

 

22 Mart’ta Satürn, bugün de (30 Mart) Mars Kova burcuna geçerek Oğlak burcundaki gezegen yığılmasını bir nebze hafifletecekler. Ama iki kötücülün Oğlak burcundan çıkmaları rahatlayacağımız anlamına gelmiyor. Çünkü bir çok gezegen hala Satürn yöneticiliğinde, başta sağlık sistemi, tedarik ve devletlerin yönetimi konusunda başlıca sistem ve yapılardaki yetersizlikleri, eksiklik ve aksaklıkları bir müfettiş edasıyla yüzümüze çarpıyor. İki kötücül Mars ve Satürn de hala aynı burçta hareket etmeye devam ediyorlar. Hatta Mars ile Satürn’ün kavuşum yapacağı 30-31 Mart günlük hayatımızda, seyahatlerimizde, hareketlerimizde kısıtlamaların en doruk noktasına ulaşacağı konum olarak düşünülebilir.

 

Artık konunun zirvesindeyiz. Nisanın ilk haftaları oldukça kritik. Uzun zamandır süregeldiği gibi Satürn’ün disiplinine uymamız, kendimizi kısıtlamamız, tedbiri, sorumlulukları elden bırakmamamız çok önemli. Ve tüm bunları Satürn’ün gölgesi olan korkuya ve kaygıya kapılmadan yapmamız gerekiyor. 13 Mayıs’a kadar biraz sabır. 

 

Neden 13 Mayıs? Biraz da olsa rahatlamanın, Mars’ın Balık burcuna geçeceği 13 Mayıs’ta geleceği düşünülebilir. Mars ve Satürn, normalde 2 yılda bir 6 haftalığına aynı burçta kalırlar. Fakat bu sene Satürn burç değiştirdiği için yaklaşık 12 hafta boyunca iki kötücül aynı burçta seyrediyor. Mars’ın Satürn yönetiminden ve ortaklığından çıkacağı 13 Mayıs’ı hararetin azalacağına yorabilsek de, dünyamızda bir anda gökkuşağı belirmeyecek. Bize yardım edebilecek potansiyeli Jüpiter olarak düşünürsek, asıl ve esaslı yardımı Jüpiter’in düşük konumdan çıkıp burç değiştirdiği Aralık 2020’den sonra alabileceğiz. Burada bile hala Jüpiter’in Satürn yönetiminde olacağını gözden kaçırmamak gerekir. Bilim ve teknolojiyi sağlam temeller üzerine yapılandırdıkça ve  insani değerleri kişisel çıkarların önüne aldıkça Jüpiter’in hayatı destekleyen, bize el uzatan yanını daha rahat görebileceğiz. 

 

Uyarıya tekrar geri dönersek, bu bir kaç hafta konunun zirvesindeyiz dedik. 7 Nisan’da aynı zamanda, Mars Uranüs’e kare açı yapıyor. Bu da, yaptıklarımızın sonuçlarını pek uzun vadeli düşünmeden dürtüsel davranmamıza ve risk almamıza sebep olabilir. Kısıtlamalardan özgürleşme, kalıpları yıkma, mevcut düzene isyan motivasyonu ile hareket söz konusu olabilir. Bu hafta ne kadar sıkılmış olursanız olun, tedbiri elden bırakmamalı, aceleyle hareket etmemeli, öfkeyi kontrollü ve sağlıklı biçimde ifade edebilmeliyiz. 

 

Asıl ve en önemli gündemimiz bu aralar Covid-19 olsa da, büyük resme bakınca, arka planda global düzeyde büyük bir ekonomik resesyon ve bunun sonucunda para sisteminin değişmesi teması görülüyor. Şu an 2020’nin en sıcak konusu Covid-19 olarak gözükse de, virüs aslında büyük bir ekonomik değişimin katalizörü durumunda.

 

Çok uzun zamandır 2020’de artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını, işlevsiz mevcut sistemlerin yıkılacağını ve artık yeni bir çağın eşiğinde olduğumuzu yazıyoruz. Bu açıdan bakıldığında virüs sadece bu değişimi hızlandırıcı bir etken görevi görüyor.

 

Dünyada şu an petro-dolar sistemi geçerli. Ayrıca, ABD 1971’de doların altınla olan bağını kesti ve bu tarihten beri ülkeler altın karşılığı olmaksızın para basabiliyor. Şimdi virüs sebebiyle artan kaynak ihtiyacını, başta ABD olmak üzere, devletlerin çok daha fazla karşılıksız para basarak gidermeye çalışacağı düşünülüyor. Bu da bütün ülkelerde hiperenflasyon olarak ortaya çıkabilir. Zaten Oğlak burcundaki Jüpiter sembolizmine baktığımızda, düşük konumda olan gezegen, sağlıklı bir şekilde büyüme yerine, sağlıksız bir şekilde şişmeye işaret ediyor. Para basılması ekonomiyi sağlıksız bir şekilde şişirerek patlamaya hazır bir balon haline getiriyor. 

 

Balon patladıktan sonra da virüs ister istemez (altın karşılığı olan veya elektronik) yeni bir para sistemine vesile olabilir. Uranüs Boğa sembolizmi ile bağlantılı olan bu değişiklik, aslında 2025 yılına kadar sürecek olan uzun bir hikayenin de başlangıcında olduğumuzu gösteriyor. Tüm bunlar da tabi ki dünyadaki tüm dengeleri değiştirebilecektir. 

 

Kim bilir, belki de şu zamalar yakın tarihimizde eşi olmayan bir süreci deneyimleyerek, tüm insanlığın daha hayrına olacak yeni bir sistemin doğumunun sancılarını çekiyoruzdur. 

 

Pınar Keskin / Astroloji Dergisi

 

MARS KOVA’DA – 30 Mart 2020

 

“Hiç kimse ‘sen’ değil ve işte bu senin gücün...” - David Grohl   

 

Mars, Kova’daki yolculuğuna başlıyor ve 13 Mayıs 2020’ye kadar burada kalacak. Bu konumda Mars, bireyliğini ve farklılığını ortaya koymak üzere hareket eder. Hareket etme, savaşma tarzı bilinen modellerden farklı, sıradışıdır ve enerjisini kısıtlayan herşeye karşı çıkma ve baş kaldırma eğilimi gösterir. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, insanlıkla ilgili davalar için mücadele eden, devrimci ve geçerliliğini yitirmiş yapılara reform getiren bir enerji söz konusudur. Bir hedefin peşinden giderken ya da bir şeyleri yaparken orijinal ve yaratıcıdır. Kova’daki Mars için, geleneklerden, rutinden ve popüler fikirlerden bağımsız bir şekilde hareket etmek, kendine olduğu kadar başkalarına da özgürlük tanımak, kendisi gibi düşünen insanlarla birlikte, bir ekibin içerisinde bireyliğini ve özgürlüğünü ifade eder bir şekilde yer almak oldukça önemlidir.

 

Olumsuz yönleriyle Mars Kova’da sırf herkesten farklı olmak adına uçuk kaçık, tuhaf ve ekzantrik davranışlar sergileyebilir. Ne yapacağı belli olmayan, beklenmedik anlarda başkaldıran, güvenilmez ve ihanet eden bir tarzda hareket edebilir. Sadece kendisi için özgürlük isteyip amaçsızca isyan edebilir. Kendisini herkesten farklı görmesi uç boyutta “Ben hepinizden farklıyım” şeklinde, aşırı mesafeli ve asosyal bir hal alabilir. Yaşamın kıyısında, onu uzaktan seyredip ona katılamayan ve uygulamadan yoksun bir tavırda bir “sürgün” gibi yaşayabilir. Bu uzak ve kopuk tavrı bir çok insani isteklere, duygulara ve zaaflara yabancılaşmasına ve sonunda bunları sıradan bulmasına yol açabilir. Bir ekip içinde olsa dahi bireyliğini ifade etmesi gerekirken, sırf ait olmak arzusuyla  bir gruba boyun eğebilir ve kendisini hiç ait hissetmediği grupların içerisinde mesafeli ve hissiz bir şekilde yaşayabilir.

 

Kova’daki Mars’ın geleneksel yöneticisi Satürn, 22 Mart itibariyle Kova’ya geçiş yapmıştı ve modern yöneticisi Uranüs ise Boğa’da. Mars, Kova’ya geçer geçmez, yöneticisi Satürn ile kavuşum yapıyor. “Kontrollü bir enerjiyi” temsil eden Mars-Satürn kavuşumu, hedefe odaklı, sabırlı, disiplinli ve kararlı hareket etmek gerektiğine işaret ediyor. Diğer yandan hareketin ve inisiyatifin baskılanması, içe yönelmiş bir öfkeye, güçsüzlüğe ve korkuya yol açabilir. Bu süreçte, dayanıklılık, mukavemet ve tahammül sınavları verebiliriz. “Sıradışı”, yani daha önce hiç karşılaşmadığımız her durumunda, korkularımızı yenmek için, yeni kurallar belirlememiz ve bu kuralları disiplinle ve kararlılıkla uygulamaya koymamız gerekebilir.  İki Malefik’in(Uğursuz’ un) Kova’daki bu kavuşumu, karamsarlık, vesveseler, endişe, korku dolu düşünceler, depresyon veya bazen bastırılmış öfkenin açığa çıkmasıyla gelen bir öfke ve şiddet şeklinde kendisini gösterebilir. Buna verilebilecek en iyi yanıt ise, dayanıklılığın sınandığı yerde geriye çekilmekten ziyade, “bilinçli olarak”,  sürece dahil olmak, girişimde bulunmak, planlama yapmak, organize olmak ve zaman veya enerji israfı yapmadan yaşanan her anı, ilgilenilen proje ya da konu her neyse onun başarılı olması yönünde kullanmaktır. Kova’daki Mars, Satürn ile kavuşumundan sonra ise, modern yöneticisi Boğa’daki Uranüs ise kare yapmak üzere  ilerleyecek. Bu açı kazaya veya belaya eğilimli, öfkeli ve kontrolsüz  bir enerjiye işaret ediyor. Çok ani bir şekilde ortaya çıkan olayların veya şiddet patlamalarının da göstergesi olabiliyor. Öte yandan insanlıkla ilgili sorunlar, değişim ve reformlar adına girişimde bulunmak ve mücadele etmek için de uygun bir açı. Boğa ve Kova arasındaki bu açı, toplumun maddi ve fiziksel problemleriyle ilgilenmek, sıradışı ticari durumlar, radikal iş girişimleri,  pratik buluşlar, üretimi ve kitlelerin beslenme biçimini yeniden yapılandırmak gibi temaları beraberinde getirebilir...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*Astrolojide Açılar, Sue Tompkins

 

Mars Satürn Kavuşumu (31 Mart 2020)

 

 

31 Mart Salı, hareketin gezegeni Mars, durmanın gezegeni Satürn ile kavuşuyor. Hareket engelle karşılaşıyor. Kurallar, kısıtlamalar ve baskı, aksiyonu sınırlandırıyor. Girişimler durduruluyor. Bu kısıtlanma, durdurulma ve baskılanma neticesinde bir öfke oluşabilir. Bu kadar katı, sert ve sınırlandıran bir baskı altında kişi, oluşan bu öfkesini bastırabilir. Bu durumda bastırılmış öfke başka kanallardan patlar. Ayrıca, yaptığı her hareket dışsal bir sebeple engellenen bir insan, bu durumda suçu kendinde arayabilir. Başarısız olma korkusu geliştirir. İktidarsızlık korkusu yaşar. “Öğrenilmiş çaresizlik” eğiliminde, kendini bastırmaya başlayabilir. Bu şekilde hareketi engellenen insan, kendisini kısıtladığını düşündüğü otoriteyi temsil eden tüm insanlarla ve yapılarla sorunlar tecrübe eder.

 

Kova’daki Mars, enerjisini kısıtlayıcı olana karşı çıkmaya yöneltir. Geçerliliğini yitirmiş yapılarda yenilik yapar. Devrim için mücadele eder. Ayrıca, bireyliğini ortaya koymak için savaşır. Toplumu, herkesin bireyliğini ifade edebileceği şekilde ileriye götürmek için girişimde bulunur.

 

Kova’daki Satürn, geçerliliğini yitirmiş yapılarda yenilik yapma sorumluluğu alır. Toplumu ileriye götürecek teorileri yapılandırır. Ancak Satürn Kova’dayken, bireyliğin ve özgürlüğün kısıtlanması korkusu ortaya çıkar. Satürn’ün üç aşamalı süreciyle bireylik yapılandırılmalıdır. Yani önce birey olmaktan korkmak; sonra emek vermeden bireymiş gibi davranmak ve bu kırılgan bireyliğin çökmesi ile en sonunda emek vererek, sorumluluk alarak, gayretle ve çabayla bireyliğini somut olarak yapılandırmak aşamaları kat edilmelidir.

 

Kova’daki Mars Satürn kavuşumuna verilecek sağlıksız cevap, bireyliği ve özgürlüğü kısıtlayan her kurala karşı aşırı hassasiyet geliştirmektir. En küçük bir yasağa karşı bile hemen isyankâr bir tepki geliştirmektir. Mars’la Satürn kavuştuğunda bireyin kendini ifade etmesi engellenebilir. Bu konuda kısıtlamalar, sınırlamalar, yasaklar, kurallar, kanunlar ve dışsal engeller ortaya çıkar. Kişi ne kadar bireyliğini ifade etmeye çalışsa da, önüne duvarlar çıkar. Hareket etme yasakları ile karşılaşır. Bireysel girişimde bulunamaz. Gaza basmak istediğinde duvara toslar. Bu durumda iki tepki verebilir. Ya bu kısıtlandırıcı kurallara karşı düzen bozucu, isyankâr ve bozguncu bir reaksiyon geliştirecektir; ya da kendi bireyliğini ifade etme becerilerinden şüphe duyacak ve bizzat bireyliğini bastıracaktır. İki durumda da kısıtlandırıcı kurallara ve bu kuralları koyanlara karşı bir öfke oluşur. Baskı altında ezilen kişi, bastırılmış öfkesini bu otorite pozisyonundaki kişilere veya kendisine yöneltebilir. Neticede, boşu boşuna isyan eden, tüm yapıları yıkan, yine de gerçek farklılığını ifade edemediği için anlamsız tuhaflıklar yapan, garip ve eksantrik hareketlerde bulunan biri haline gelir. Bu durumda ona “deli” diyebilirler. Sürgün olur, ya da sosyal izolasyon tecrübe eder.

 

Kova’daki Mars Satürn kavuşumuna verilecek sağlıklı cevap, enerjisini kontrollü bir şekilde kısıtlayıcı olana karşı çıkmak için kullanmaktır. Enerji konsantre edilir ve dikkatli bir şekilde yenilik yapmak için harcanır. Kova’daki Mars ve Satürn, bu kontrollü enerjiyi, geçerliliğini yitirmiş yapılarda yenilik yapmak için harcar. Şimdi miadını doldurmuş yapıları yıkma zamanıdır. Eski sistem gelişmeye izin vermemektedir. Köhneleşmiş, tutuculaşmış ve harekete imkân tanımayan ihtiyar yapı, sabırlı bir enerjiyle yıkılır. Bu eski, katı ve engelleyen yapı yerine yeniyi getirmenin sorumluluğu alınır. Toplumu ileriye götürecek teoriler için enerji sarf edilir ve inşaat yapılır.

 

Mars ve Satürn birlikte “maraton koşucusu” gibi hareket eder. Yani tek seferlik, geçici ve şiddetli bir yüksek performans yerine daha uzun soluklu, kalıcı ve etkinliğini muhafaza eden bir mücadele yürütülür. Kova’da mücadele konusu “birey olmak”tır. Şimdi birey olmak için mücadele etmek gerekir çünkü tam da şu an bu iki malefik gezegen tarafından bireylik zarar görmektedir. Mars bireyliğe açık saldırıda bulunurken, Satürn bireysel ifadenin üzerine kâbus gibi çöker. Beraberce bireyliğini ifade etmenin hiç de kolay olmadığı koşullar yaratırlar. Şimdi bireylik sınırlandırılmakta, kısıtlanmakta ve engellenmektedir. Yasaklar, kurallar, kanunlar, dışsal olaylar ve bağlam bireyliğe ket vurmaktadır. Bu sebeple Kova’daki Mars ve Satürn, tam da “birey olmak” konusunda bir maraton koşucusu gibi mücadele vermelidir. Kendi bireysel özelliklerini saptamak, bunları dile getirmek ve toplumu herkesin bireyliğini ifade edebileceği bir şekilde ileri götürmek amacı için hedefe odaklı mücadele yürütür. Bu mücadelesinde ona yardım edecek kaynakları çalışkanlık, dayanıklılık, disiplin, sabır ve kararlılıktır. Tüm yasaklara ve kısıtlayıcı dış koşullara rağmen engelleri aşma mücadelesi verir. Ama Mars/Satürn’ün en büyük erdemi “gereğinde durabilmesidir.” Kova’da yaşanan kavuşum, isyan etme eğilimini durdurma becerisini hatırlatır. Şimdi bireylik engellendiğinde, belki de inatçı bir şekilde kör gözlerle isyan etmek akıl kârı olmayabilir. Belki biraz durmak, fiziki gerçekliği anlamaya çalışmak, sınırlamaların, kısıtlamaların ve yasakların doğasını anlamaya çalışmak, sebeplerini ve sonuçlarını analiz etmek; nihayetinde iyi düşünülmüş ve akl-ı selim ile karar verilmiş bir mücadele başlatmak en doğrusu olacaktır. Böylece “birey olma” yolunda çaba harcayarak büyük başarılara ulaşılacaktır. Başta birey olmaktan korkan, kendini yetersiz hisseden kişi, ikinci adımda anlamsız isyanlar çıkararak sahte bir şekilde birey olmayı deneyip yenilecek; ancak en sonunda emekle, gayretle, sabırla, disiplinle ve gerçekçilikle bireyliğini yapılandıracaktır. Durdurulan birey, emekle ve cesaretle bireyliğini inşa edecek ve toplumu somut bir şekilde ileriye götürecektir.

 

Mars, Satürn’le kavuşumunu 0 derece Kova burcunda gerçekleştirecek. Doğum Haritanızda 0 derece sabit burçlardaki (Boğa, Akrep, Aslan ve Kova) gezegenler, hareketin durdurulması imtihandan geçecek.

 Efe Erten/Astroloji Dergisi

Kaynakça

Banzhaf, Hajo ve Haebler, Anna, Astrolojinin Anahtar Sözcükleri, İlhan Yayınevi, 1999

İlhan, Barış, Astroloji Dersleri, İlhan Yayınevi, 2004

Tompkins, Sue, Astrolojide Açılar: Horoskopta Gezegensel İlişkileri Anlama Rehberi, Barış İlhan Yayınev

 

28-29 Mart 2020 - Venüs Jüpiter Üçgeni / Venüs Plüton Üçgeni

 

Üçgen açılar, rahatça akan bir enerjiyi gösterdiğinden astrolojik anlamda olumlu addedilir. Diğer taraftan, hızlandırıcı etkiye  sahiptirler. İyi veya kötü herhangi bir olayın olmasını/gerçekleşmesini de hızlandırabilirler.

 

Bugün ve yarın Boğa burcundaki Venüs, önce Oğlak burcundaki Jüpiter ve sonra da Plüton’a üçgen açı yapıyor. Bir toprak burcundan bir diğer toprak burcuna üçgen açı oluşuyor. 

 

İki iyicil (Venüs-Jüpiter) arasındaki açı oldukça pozitif yorumlanır. Eğlenmeye, hayattan keyif almaya, mutlu olmaya, sevmeye ve sosyalleşmeye açık olmayı ifade eder. Her ne kadar sokağa canımızın istediği gibi çıkıp sosyalleşemesek de, bireysel anlamda online olarak sosyalleşme ve derin paylaşımlarda bulunmak için bu dönem iyi bir zamandır. 

 

Toprak burçlarında olması fiziksel hazlara yönelebileceğimizi gösterir. Hatta bu fiziksel hazları abartabileceğimizi gösterir. Zaten birçoğumuz evde dura dura yemek yapmaya ve yemeğe düşmüş durumdayız. Sosyal medyada herkes pişirdiği yemeği ve yemek tariflerini paylaşıyor. Venüs Jüpiter açısı bu durumu da körükleyip iştahımızın açılmasına sebebiyet verebilir.

 

Venüs Plüton açısı da, ilişkilerde kendi karanlık yönlerimizle yüzleşerek dönüşebilmek için bize fırsat sunar. Arzuları ve iştahı yapıcı olarak dönüştürebiliriz. İlişkilerde krizlerle baş edebilme ve ilişkiye yeni bir form verebilme yeteneği söz konusudur. 

 

Değer anlayışımız tabulardan arınmıştır, görünenin arkasındaki gerçeği arzulayabiliriz. Cinsel çekim gücümüz artabilir. Büyüleyen zevklerin peşine düşebiliriz.

Astroloji Dergisi / Pınar Keskin

Kaynaklar:

Astroloji Dersleri, Barış İlhan

Astrolojide Açılar, Sue Tompkins

 

Çin’de koronavirüsün ilk vakasının açıklandığı gün Mars 27 derece Akrep’teydi. Bu derece Türkiye’nin hastalık evinin yöneticisi ile kavuşum yapıyor. Mars bu kavuşumdan sonra Türkiye’nin hastalık evine girdi, yavaş yavaş ilerledi ve birkaç gün içinde Türkiye’nin ölüm evine girecek. Satürn de kısa bir süre önce ölüm ve kayıp evine, nam-ı diğer atıl eve girdi. Bu iki gezegen de salgın ve aniden şiddetlenen hastalıklarla bağlantılılar. İkisi de uğursuz ve kayıplarla, belalarla ilişkilendiriliyorlar. Şimdi de ölümlere işaret ediyorlar.

Çin’de ilk vakanın açıklandığı gün Kayron ve Lilith’in 1 derece Koç’ta yanyana duruşları da dikkat çekiyor. Kayron hem tedavici hem de iyileşmeyen yarasıyla başı dertte olan, bu acıdan ancak ölerek kurtulabilen mitolojik bir kahraman olarak zaten sağlıkla ilintili bir cisim. Lilith de kısaca karanlıklardan gelen korkutucu bir figür. Bu ikisi halen 5 derece Koç’ta birlikte ilerliyorlar. Hatta 20 Mart’taki İlkbahar Ekinoksu haritasında ülkeyi ve halkı simgeleyen 1. evde baş köşeyi işgal ediyorlar. Aslında bu pek doğru bir ifade olmadı, çünkü baş köşede Güneş oturuyor. Güneş’in İlkbahar Ekonoksu haritasında hastalık evi yöneticisi olarak Yükselen burcun yanında olması önümüzdeki dönemde en az 6 ay halkın koronavirüsle uğraşacağına işaret ediyor. Niçin en az altı ay, çünkü ekinoks haritasında değişken bir burç yükseliyor ve bu değişken Yükselen haritanın altı ay geçerli olduğunu söylüyor. Bu durumda Sonbahar Ekinoksu haritasına bakmak gerekiyor. Hoş orada da Kova burcunun yükseldiğini, yöneticisi Satürn’ün 12. evde geri gittiğini ve geri giden Mars’la kare açı yaptığını görüyoruz. Bunlar iyiye işaret değil.

İlkbahar Ekinoksu haritasının Yükselen’i Balık, onun yöneticisi Jüpiter düştüğü burç olan Oğlak’ta zaten güçsüzken, iki uğursuzun (Mars & Satürn) arasında kuşatılmış durumda. Yani ülkeyi, halkı ve iktidarı çok zor durumda görüyoruz. Akut hastalıkların delili Mars Yükselen’i ilk geçen gezegen olarak sürecin motoru durumda.

Hastaneler evinde Kova burcu bulunuyor. Ekinoks esnasında hastaneler henüz çok dolu değildi, ancak Satürn Kova’ya girer girmez (22 Mart) hem hastanelerin hem de sağlık personelinin çok zor durumda olduklarının haberleri her yeri sardı. Satürn’ün Kova’ya girişi aynı zamanda 65 yaş üstü kişilerin ev hapsi (12. ev) kararına da işaret etti. Satürn Kova’danın tezahürlerinden biri de infaz düzenlemesi oldu (hapishane-12.Ev). Coronavirüsün hapishane koşullarındaki tehlikesi üzerine görüşülen bu konuda eşitlik (Kova) prensibi tartışmaların merkezine oturdu.

Koronavirüsün yayılmasına engel olmak üzere evde kalma eyleminden en çok etkilenenlerin büyük kısmı hizmet sektörü. Çoğu işyerinin kapanması nedeniyle orada çalışanların çoğu da ücretsiz ve süresiz biçimde izne çıkartıldı. Bu durumdan etkilenen insan sayısının aile fertleriyle birlikte 15 milyonu bulacağı söyleniyor. Öte yandan virüse karşı hiçbir önlem olmadan halen çalışan işçiler de çok zor durumdalar. Tüm bunlar astrolojide 6. evle temsil ediliyorlar. Ekinoks haritasında bu evin yöneticisi Yükselen’le kavuşum yaptığı için bunun çok önemli bir sorun olduğu iyice tescillenmiş durumda.

İlkbahar Ekinoksunun Yükseleni olan Balık burcu karmaşa ve belirsizliğe işaret ederken, bir yandan da merhamet, empati, aynı gemide olduğumuzu idrak etme, birbirine yardımcı olma, muhtaç olanların hizmetine koşma gibi temaları öne çıkartıyor. Balık’ın yöneticilerinden birisi olan Neptün’ün 12. evde bulunması halkın hastanelerde, sıkıntılı durumda olduğunun delili, ama öte yandan yapılması gerekenlere özen göstermeden kendisini sıkıntıya sokabileceğine de işaret ediyor.

Haritada Ay Düğümlerinin konumu içinde bulunduğumuz atmosferi harika özetlemiş. Güney Ay Düğümünün dış dünya ve iş hayatını gösteren evde, Kuzey Ay Düğümünün 4. evde yani “ev ve aile”de oluşu nasıl eve kapandığımızı, çalışanların evden çalıştığını anlatıyor. Yengeç burcundaki Kuzey Ay Düğümü sonunda hepimizi eve atmayı başardı. Kuzey Ay Düğümü Mayıs-Haziran aylarında İkizler burcuna geçecek. İşte o zaman belki yavaş yavaş evden çıkma, sosyalleşme başlayabilir, piyasalar hareketlenebilir. Ancak konunun uzmanı yurtdışındaki astrolog arkadaşların analizleri coronavirüs konusunun iki yıl etkili olabileceğini gösteriyor. Hastalık, ölüm şeklinde olmasa da hayata etkilerinin oldukça uzun sürmesini bekleyebiliriz.

Ekinoks haritasında olumlu görünen bir konu oldukça şaşırtıcı. Halkın kaynaklarını gösteren ikinci evi Venüs yönetiyor. Küçük uğurlu Venüs Boğa burcunda güçlü görünüyor. Buna göre halkın parasal açıdan iyi olduğunu düşünebiliriz. Devletin kasasını gösteren 11. ev uğursuz gezegenlerle dolu, oldukça sıkıntılı, ama halk rahat durumda. Uranüs’le 2. ev kaspı arasında 4.5 derece var. 4.5 hafta veya ay sonra Boğa’nın istikrarı bozulabilir. Yani parasal sıkıntı esas o zaman bariz biçimde görülebilir. Bunun dışında Venüs’ün Boğa’da oluşunu insanların evde kendi kaynaklarıyla idare etmeye çalışırken, değer sistemlerinin değişmekte olduğu ve sahip olduklarına şükrederek parayla farklı bir ilişki kurmaya başladıkları şeklinde de düşünebiliriz. Buna göre, daha kendine yeterli bir modelde, daha sade bir hayat tarzında, başkalarıyla dayanışma fikrine yönelmemizde yarar var.

Kolay gelsin...
Barış İlhan, 26.3.2020

 

Koronavirüs Notları  

Yazan: Lee Lehman

Çeviren: Aylin Tezcan Beyazoğlu

 

SATÜRN KOVA'DA – 22 Mart 2020

 

 

"Değişme sorumluluğu içimizde yatar. Önce kendimizle işe başlamalıyız ve gerekirse en baştan zihnimize, şaşırtıcı derecede farklı ve orijinal olana açık olmayı öğretmeliyiz." -  Alvin Toffler

 

Satürn, yöneticisi olduğu Oğlak'tan çıkıp 22 Mart 2020’de sabit bir hava burcu olan Kova'ya giriyor. 10 Mayıs 2020’de 1 derece 57 dakika Kova’dayken geri hareketine başlayıp tekrar Oğlak burcuna girecek ve tekrar Kova’ya dönmesi 17 Aralık 2020’yi bulacak. 17 Aralık itibariyle tam anlamıyla Kova'ya geçip, 7 Mart 2023'e kadar buradaki yolculuğunu sürdürecek. Satürn kişisel olmayan, içinde yaşadığımız kültürle ve dış dünyayla ilgili konuları simgeleyen “sosyal” bir gezegen olarak, Kova'da öncelikle artık zamanı gelmiş ve uygulamaya konması gereken bazı toplumsal değişimlere, reformlara ve yeniliklere işaret ediyor. "Değişen bir zamanı" gösteren Kova'daki Satürn, Oğlak'tan Kova'ya geçişiyle birlikte, eski-yeni ya da geleneksel-modern dengesinin sağlanması konusunu gündeme getirecek. Hem toplumsal anlamda hem de kişisel anlamda, miadını doldurmuş, değiştirilmesi ve yeniden yapılandırılması gereken yapıları sorgulayacağız. İnsanlığı ileriye götürecek fikirler, icatlar ve buluşlar, teknolojik gelişmeler, yeni fikirlerin ve teorilerin uygulamaya konulması, yeniliklerin kontrollü bir şekilde yapılandırılması, otoritede kırılmalar, otoriteye karşı isyanlar, bağımsızlık, özerklik, eşitlik ve bireylik gibi kavramların daha da çok anlam kazanması, bağımsız ve özerk olarak yaşama sorumluluğunun alınması, sorunlara geleneksel bakış açılarından farklı, daha orjinal fikirler ve çözümler getirmek gibi temalar önümüzdeki 2 buçuk sene oldukça önemli olacak. Satürn'ün korkuyu, engellemeyi ve sansürü de temsil ettiğini hatırlarsak, değişimden, özgürleşmekten ve kendi bireyliğimizi ifade etmekten korkmak, toplumsal veya bireysel özgürlüğün kısıtlanması, bir yere ait olamamak veya yalnız kalmak korkusuyla bireyliği ve bağımsızlık duygusunu bastırmak, yersiz isyan ve başkaldırılar sonucu hiçbirşeyin sorumluluğunu alamamak ve hayatı yapılandıramamak da söz konusu olabilir. Satürn Kova'dayken, bireylik, eşitlik, tarafsızlık ve bağımsızlık gibi kavramların ciddiyetle ve çabayla  geliştirilmesi gerekir. Bu açıdan, korkuya rağmen, bize artık uymayan yapılardan özgürleşmemizi ve farklılığımızı ortaya koymamızı gerektiren sınavlardan geçebiliriz. Oğlak Satürn süreci, bir yetişkin olarak yaşam sorumluluğunu almak,  kendi yaşamının otoritesi olmak,  seçimler yapmak ve bu seçimlerin sonuçlarıyla yüzleşmek  gibi temalarda bizi sınadı; Satürn Kova süreci ise birey olarak kendi bağımsızlığımızın sorumluluğunu almak, geleneksel/alışıldık normlardan  gerekirse ayrılmak gibi konuları yaşamımıza taşıyacak. Toplumsal ve bireysel anlamda değişmekten korktuğumuz her alanda, Satürn bizi sınayacak.

 

Satürn,Kova'da kendi yöneticiliğinde,dolayısıyla somutlaştırma,yapılandırma(inşaatçı), disiplin, sorumluluk, odaklanma, çaba, uzun vadeli planlamalar yapmak, doğru zamanlama, gerçekçilik ve idarecilik gibi özelliklerini rahat ifade edebileceği bir konumda. Bir Hava burcu olan Kova'daki Satürn, özellikle zihinsel, teorik ve iletişimsel (Bilimsel teoriler, buluşlar, teknoloji, internet, havacılık vb.) anlamda birçok reformu beraberinde getirebilir. Bir Satürn döngüsünün 29.5 yıl sürdüğünü hatırlarsak, tarihteki Satürn Kova süreçlerinde, dünyada neler olduğuna dair bir yüzyıl kadar geriye bakmak, önümüzdeki bu dönemde bizi ne gibi gelişmelerin beklediğine ışık tutabilir.  

 

21 Ocak 1903 – 8 Ocak 1906 arasındaki döneme baktığımızda:

*17 Aralık 1903'te, Wright kardeşler, Kuzey Carolina'da yaptıkları uçağın ilk uçuşunu gerçekleştirerek havacılık tarihine imzalarını attılar.

*1904'te Rus oyun yazarı Anton Chekhov, Moskova Sanat Tiyatrosunda "Modern Realizm" akımını ilk kez seyircilere sundu.

*1905'te St.Petersburg'ta askerlerin göstericilere saldırmasıyla (Kanlı Pazar) Rus devrimi başladı.

*1905'te Albert Einstein "İzafiyet Teorisini" ileri sürdü.

 

25 Şubat 1932 –15 Şubat 1935 arasındaki dönemde ise özellikle Hitler'in ve Nazilerin yükselişe geçtiğini görüyoruz.

*1932'te, mecliste 230 sandalye elde ederek Naziler öne geçti

*1933'te Berlin'deki Reichstag yangınıyla birlikte Nazi terörü başladı.

*1934'te Hitler, "Führer" (Lider) oldu.

 

4 Ocak 1962–17 Aralık 1964 arasındaki süreçte ise teknolojik anlamda bir çok gelişmenin yanısıra, bir çok ülkenin bağımsızlığını ilan ettiğini, yeni sınırların çizildiğini ve özellikle "İnsan Hakları" hareketinin tüm dünyada yayıldığını görüyoruz.

*1962'de  Burundi, Jamaika, Batı Somoa, Uganda, 1963'te Kenya bağımsızlığını ilan etti.

*1962'de Telstar uydusu aracılığıyla ilk transatlantik televizyon yayını gerçekleşti. Unimation şirketi ilk endüstriyel robotu tanıttı ve ilk gezegenlerarası uzay roketi olan Mariner II, Venüs'e ulaştı.

*1963 yılında ise, dünya genelinde şiddet karşıtı ve ırksal eşitlik görüşleriyle tanınan Afro-Amerikalı papaz ve yurttaş hakları lideri Martin Luther King "I have a dream" (Bir hayalim var) konuşmasını  gerçekleştirdi.

*1963'te Başkan Kennedy Texas'ta bir suikast sonucu hayatını kaybetti.

*1964'te Martin Luther King, Nobel Barış Ödülünü kazandı ve aynı yıl Güney Afrika'nın efsane ayrımcılık karşıtı aktivist lideri Nelson Mandela hayat boyu hapis cezasına mahkum edildi. 

 

*Buraya bir not düşmek gerekirse, Mandela 1963'te ömür boyu hapis cezasına çarptırıldıktan tam 30 sene sonra, yani bir sonraki Satürn Kova döngüsünde, 1993'te Nobel Barış Ödülü kazandı.

 

9 Şubat 1991 – 28 ocak 1994 arasındaki dönemde ise,  Sovyet Rusya, Yugoslavya ve Çekoslavakya'nın dağılması internetin ve akıllı telefonun hayatımıza girmesi en göze çarpan olaylardan.

*1991'de Sovyet Rusya'nın dağılmasıyla Litvanya, Estonya ve Letonya bağımsızlığını ilan etti. Yine bu sene Slovenya, Hırvatisyan, Makedonya ve Bosna-Hersek'in bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte, Yugoslavya'nın dağılma süreci başladı.

*6 Nisan 1992’de  Sırpların Saraybosna'ya girmesiyle birlikte Bosna savaşı başladı.

*Çekoslavakya, Çek cumhuriyeti ve Slovakya olmak üzere iki ulusa bölündü.

*World Wide Web (www), yani Dünya Çapında Ağ olarak tanımlanan bilgi paylaşım sistemiyle internet hayatımıza girdi.

   *1992'de compact disc'ler kasetlerin yerini almaya başladı ve ilk GSM görüşmesi yapıldı.

 

Satürn, insanlıkla alakalı ve toplumsal bir burç olan Kova'da, başkalarıyla bağlantılanmak ve "kişisel" olmaktan ziyade içinde bulunduğu sosyal grubu ve toplumu geliştirmeye yönelik olarak davranan bir bilince işaret ediyor. Liz Greene, "Saturn: A New Look at an Old Devil" kitabında, Satürn'ün bu konumunu, "İnsanlığın büyük bedeni içerisindeki bir hücre olarak üzerimize düşen sorumluluğu yüklenmek" olarak tanımlıyor. Bencil bir bakış açısından ziyade, kolektifi düşünen, sosyal/toplumsal görevler alan, "ayrımcılıktan" ziyade eşitliği ve insan haklarını gözeten bir "birey" olarak yaşama sorumluğunu beraberinde getiriyor. Ayrıca bu dönemde, artık kendimizi ait hissetmediğimiz sosyal yapılardan (gruplar, ekipler vs.) çıkıp, hem bireyliğimizi özgürce ifade ettiğimiz hem de bizimle ortak hedeflere ve ideallere sahip insanlarla birlikte  çalışabiliriz.  Diğer yandan Satürn'ün Kova'daki yolculuğu, toplumun her alanında "mesafenin" artmasına işaret ediyor. Buna verilebilecek en güzel örnek, Satürn Kova sürecinin arifesinde patlak veren Korona Virüsü salgını ve buna karşı dünya genelinde alınan tedbirler. Virüs tehlikesiyle birlikte, birçok sosyal etkinliğin iptal edilmesi, okulların tatil edilmesiyle bir uzaktan/internet üzerinden eğitim sürecine geçilmesi, çalışanların evden çalışmaya başlaması ve insanların yakın olarak temas içinde olduğu ya da sosyalleştiği yerlerin kapatılması ve virüse karşı konan "en az 1 metre" kuralı, bu değişim sürecinin daha başlangıcında şahit olduğumuz olaylar ve daha da devam edeceğe benziyor. Dünya genelinde otoriteler, insanları, toplumu büyük bir tehlikeden korumak adına, bir "yurttaş" olarak görevlerini yerine getirmeye davet ediyorlar. Sosyal temasın "kısıtlanmasıyla" birlikte, daha farklı ve yeni bir düzen oluşmaya başlıyor. Dahası bu durum, dijtal ve teknolojik anlamda yeni buluşların ortaya çıkmasına da neden olabilir. Görünen o ki, Satürn Mart 2023'te Balık burcuna girdiğinde, kendimizi teknolojik gelişmeler ve reformlarla şekillenmiş yepyeni bir düzenin içinde bulabiliriz...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*Saturn: A New Look at an Old Devil, Liz Greene

*https://www.factmonster.com/

 

GÜNEŞ KOǒTA – 20 Mart 2020

 

 

“Anlatılan hikayeler ya da başkalarının hayatı nasıl geçmiş...Bunlarla yetinme. Sen kendi hikayeni keşfet.” - Mevlana

 

Güneş yüceldiği Koç burcuna giriyor ve 19 Nisan 2020’ye kadar burada olacak. Gece ve gündüzün eşitlendiği ilk bahar ekinoksunda, baharın diğer bir deyişle Nevruz’un (Yeni Gün’ün) gelmesiyle yeryüzünde Güneş’in yani ışığın gücü yeniden artar ve doğanın güçleri yeniden uyanır. Mevsimsel anlamda doğanın bu uyanışına, filizlenme dönemine denk gelmesi ve astrolojik anlamda Güneş ve gezegenlerin zodyakta yolculuğuna başladığı nokta olması bakımında Koç burcu başlangıçları temsil eder. Hiçbir geçmiş duygusu olmayan bir çocuğun saflığında ve dürüstlüğünde olan Koç, daha önce gidilmemiş yerlere gider, bilinmeyeni fetheder ve daha önce yapılmamış şeyleri başlatır. Yeni yollar açmak  ve bu yollarda başkalarına da öncülük etmek için kendisini cesurca öne atar, yaşamla yüzleşir,  mücadele eder.  Ateş elementinden olduğundan, içinden yanan ateşle ve hevesle harekete geçer. İnisiyatif alma ve hayatla mücadele etmesi gereken durumlarda yalnız ve bağımsız hareket edebilme özelliğine sahiptir. “Her an” ne istediğini keşfetmesi ve bu isteklerin “kendi doğasına” uygun olup olmadığını tespit ettikten sonra bu isteklerin peşinden gitmesi ve bunlar için mücadele etmesi gerekir. Koç bir kişilik oluşturma aşamasındaki, ne olursa olsun hayatta kalması gerektiğini hisseden bir çocuk gibidir ve dolayısıyla ben-merkezci, dürtüsel ve bireyseldir. Kendiliğinden, spontane, enerjik ve hevesli özellikleriyle başkalarını da yüreklendirip harekete geçirebilir. Tasasız ve bağımsız bir şekilde başkalarının düşüncelerine önem vermeden aklına koyduklarının peşinden gidebilir.

 

Koç, kendi isteklerinin ne olduğunu tam olarak keşfetmediğinde, inisiyatif alma özelliği gölge yönüyle, bir hevesle ve dürtüsel bir şekilde yeni şeyler başlatan ve hevesi geçince yeni maceralara yönelen bir tarzda görülebilir. Ne yöne gittiğine dikkat etmemesi, sabırsızlığı ve düşüncesizliği  kendisini gereksiz bir sürü belaya sokabilir. Etrafındakilerini hiç umursamayan ve onları nasıl incittiğini görmeyen bir bencillik söz konusu olabilir. İsteklerine ulaşma konusunda sabırsız olduğundan, herhangi bir engelle karşılaştığında saldırgan, vahşi ve yıkıcı davranabilir. Bir çocuk gibi isteklerinin kendi istediği zamanda ve kendi istediği şekilde olması konusunda diretebilir. Koç burcu hayatta cesaretle mücadele ederken ve isteklerinin peşinden giderken gerekirse tek başına hareket etmesi gereken bir burçtur ama kendi isteklerini başkalarından talep etmesi gölge bir özelliğidir. Karşıt burcu Terazi’nin olumsuz özelliklerini gösterdiğinde, yalnızlık korkusuyla uyum adına boyun eğen, açık yüzleşmelerden, mücadeleden kaçınan ve pasif agresif bir tarzda da Koç burcunun gölgelerini görmek mümkündür.

 

Güneş’in yöneticisi Mars, yüceldiği bir pozisyonda, Oğlak’ta ve  Güneş’in Koç’a girdiği gün, yani 20 Mart’ta Jüpiter ile kesin bir kavuşum yapıyor ve Pluto ile de kesin kavuşuma (23 Mart) doğru gidiyor. Oğlak’taki bu gezegenler,  düşünmeden hareket eden ve hevesle yeni maceralara atılmak isteyen Koç’un enerjisine temkinlilik, sabır, konsantrasyon gücü ve kararlılık kazandırıyor. Hedeflerimize ve isteklerimize giden yolda planlama yapmak ve disiplin oldukça önemli. Dahası kaynaklarımızı (enerji/para/zaman) tasarruflu kullanmak ve sadeleşmek, fazladan aldığımız ve bize ait olmayan sorumlulukları delege etmek, yüklerimizi azaltmak, hedeflerimizi daha kolay gerçekleştirme imkanını bize sunabilir. Oğlak’taki Mars–Jüpiter kavuşum açısı, mücadelelerimizdeki kararlılığımızı ve inancımızı arttırabilir. Temkinli ve planlı adımlarla ilerlemek başarılı sonuçlar almamıza yardım edebilir. Pluto’nun da bu kavuşuma eşlik etmesi,  iyileştirme ve arıtma gücümüzün de artacağını gösteriyor. Pluto, bir şeylere nüfuz edip iç yüzünü kavrayabilme kapasitesini gösterdiğinden, sorunun derine  inip bizi hasta eden ve ilerlememize engel olan unsurları kökten temizleyebiliriz. Önümüze çıkan krizler,  nelerin işlevini yitirip hayatımızdan atılması gerektiğine ve nelerin ıslah edilip yeniden hayatımıza katılması gerektiğine işaret edebilir. Gerçekçi ve uygulamacı Oğlak’taki bu üçlü, yaşamımızdaki “çürüyen” şeyleri bize gösterip, bırakmamız veya artık üzerimize düşen sorumluluğu alıp değişmemiz/değiştirmemiz gerektiğini gösteriyor. Satürn’ün de 2 gün sonra, “geleneksel” ve toplum kurallarını/normlarını muhafaza eden Oğlak burcundan çıkıp, yeniliğin/modernleşmenin burcu Kova’ya geçmesi,  artık bize küçük gelen her türlü yapıdan özgürleşme ve yeniliğe açık olma zamanının geldiğine işaret ediyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

 

İlkbahar Ekinoksuyla birlikte Türk Takviminde Sıçan Yılı başladı.

Sıçan yılında karışıklık, kargaşa ve kan dökme çok olur.Hırsızlar çoğalır, halk yerdeki böceklerden zarar görür. Valilere ve divan kuruluna noksanlık, ziyan yüz gösterir. Hükümdar ve sultanlar gamlı olur. Bu yıl hırsızlardan ve sultanlardan uzak durulmalıdır. Bazı yerlerde rahatlık, huzur olur.

Kaynak: Prof.Dr.Osman Turan, On iki Hayvanlı Türk Takvimi

BAŞAK’TA DOLUNAY

 

“Tevazu içinde yürüdüğüm içindir ki, önümde bütün yollar açılıyor...” - Johann Wolfgang von Goethe

 

9 Mart 2020’de saat 20: 48’de 19 derece Başak’ta bir Dolunay gerçekleşiyor. Başak-Balık aksında gerçekleşen Dolunay’da düzen-kaos, ayırt etme-birlik olma, eleştiri-merhamet, kusursuzluk-tamlık, hizmet-fedakarlık, faydalı olma-kendini adama, tevazu-şefkat gibi temalar gündeme geliyor. Bu Dolunayı, 23 Şubat 2020’de Balık’taki Yeniay’da attığımız tohumların, yaptığımız yeni başlangıçların nasıl geliştiğine ışık tutuyor. Aynı zamanda bu Dolunay, hayatımızda bizim için nelerin yararlı/sağlıklı, nelerin yararsız/sağlıksız olduğuna ve fiziksel yaşamımızı, genel anlamda günlük yaşantımızı düzene sokmak, beden/zihin/ruh sağlığımızı iyileştirmek adına ne gibi düzenlemeler yapmamız gerektiğine işaret ediyor. Hem kendi sağlığımızı, hem de genel anlamda yaşamımızda kurduğumuz sistemin işlerliğini ve sağlığını bozan unsurları sağlıklı bir ayrıştırma duygusuyla elememiz gerekebilir.  Bu anlamda nelerin gerçekçi bir şekilde analiz edilip düzene sokulması veya ayrıştırılması/elenmesi gerektiğini bu Dolunay bize apaçık gösterebilir.

 

Balık’taki Neptün, Güneş ile yaptığı kavuşum ve Başak’taki Ay ile yaptığı karşıtlık ile burada en etkili gezegen konumunda. Balık’taki Güneş’in modern yöneticisi olan Neptün, bilinçdışı duyguların insafında olarak aşırı hassasiyet, duygusal dalgalanmalar, kolay etkilenebilirlik, kafa karışıklığı, belirsizlik, kendini ya da başkalarını kandırmak, illüzyonlar, hayallar ile sürüklenip gerçeklerden kaçmak, kurban/kurtarıcı olma ve bağımlılık gibi temaları gündeme getiriyor. Özellikle ikili ilişkilerimizde korkularımızdan ve duygusal yaralarımızdan kaynaklanan ve bizi geriye çeken bağımlılıklarımız ve saplantılı davranışlarımız ile ilgili sorunlarla karşılaşabiliriz. Bunları mercek altına almamız ve belki bu konularda yardım almamız gerekebilir. Bazı durumları ve insanları aşırı derecede idealize edip, aksaklıklarını ve hatalarını hiç görmeden değerlendirebiliriz. Bulanıklığın sembolü olan Neptün’ün aslında “saf bir algıyı” ve netleşmeyi de temsil ettiğini unutmamak gerekir, dolayısıyla bugün/burada, burnumuzun ucundakilere odaklanmak, illüzyonlara, yanlış anlaşılmalara, kendimizi aldatma ve aldatılma riskine karşı, Başaksı bir gerçekçilikle önümüzdekine dikkatlice bakmak ve analiz etmek daha sağlıklı kararlar almamızda bize yardımcı olabilir.  Balık’taki Güneş’in geleneksel yöneticisi Jüpiter ise “düşük” konumda olduğu Oğlak’ta, Pluto ile Mars’ın arasında bulunuyor.  Ayrıca Başak’taki Ay’a üçgen, Güneş’e ise altmışlık açı yapıyor. Bunlar uyumlu açılar, dolayısıyla  kaosa düzen  ya da sorunlara çözüm getirmek konusunda gerçekçi, disiplinli ve kararlı davranabiliriz. Bize zarar veren, bizi iyileşmekten veya ilerlemekten alıkoyan unsurları belirleyip hayatımızdan elimine etmek kolaylaşabilir. Fazladan aldığımız sorumlulukları ve yükleri delege edebilir, sınırlarımızı belirlemek ve korumak konusunda daha kararlı davranabiliriz. Bu Dolunay bize faydalı olmayan ya da hayır getirmeyen şeylere “hayır” demek, sağlığımızı ve esenliğimizi koruyacak şekilde hareket etmek için fırsatlar sunabilir.

 

Ay’ın yöneticisi Merkür ise 28 derece Kova’da ileri hareketine başlamak üzere duraklamış durumda ve 11 Mart 2020’de yeniden ileri hareketine başlayacak. Durağan Merkür yoğun bir enerjiyi temsil ediyor ve ifadesinde aşırılık olabiliyor. Ayrıca “bir salınım ya da bırakma noktası” olarak da kabul ediliyor. Bir süredir araştırdığımız, düşündüğümüz, zihinsel ve psikolojik anlamda mücadele ettiğimiz bir konuda bir karara varabiliriz.  “Şimdi daha önceden bilmediğim neyi biliyorum?”, “Bu bilgi ya da  değerlendirmeye dayanarak nasıl ilerlemem ve nasıl düzenlemeler yapmam gerekiyor?” gibi soruları kendimize sorabiliriz. Eğer bizi rahatsız eden duygular, tepkiler ve korkular ile savaşıyorsak, bu dönemde bunlarla başa çıkabilmek adına yeni yöntemler ve stratejiler geliştirebiliriz. Bu şekilde, bizi durmadan tetikleyen bir durumdan çıkmak daha kolay olabilir. Durağan Merkür ayrıca olayların nasıl gelişeceğine dair önceden bilgi veren bir “vizyon noktası” olarak da değerlendirilebilir.  Kafamızı kurcalayan konularla ilgili olarak bize bir pencere açabilir ve bu konular ile ilgili gerekli tedbirleri almamıza yardım edebilir.

 

Başak’taki Ay’ın Sabian sembolü cümlesi ise, “Bir araba konvoyu vaat edilmiş topraklara doğru yol alıyor.” şeklinde.  Bu sembol yeni fikirlere, yeni yerlere veya ülkelere açılmak ile ilgilidir. Bazı şeyleri farklı bir şekilde yapmak ya da yaşamımızın bazı yerlerinde değişiklikler yapmak isteyebiliriz. Bilinmezlik risklidir ve güvenlik duygusunu geride bırakmak zor gelebilir. Bu yolculuğa tek başına bile çıksanız, sembol yol boyunca zaten yalnız olmayacağınızı söyler çünkü sizinle aynı arzu ve hayalleri paylaşan insanlarla bir araya gelmeniz mümkündür. Bu arada yanınızda bir yol haritası veya bir plan mutlaka olmalıdır. Önemli olan sizin için “vaat edilmiş toprakların” nerede olduğuna ve oraya gittiğinizde ne yapacağınıza karar vermektir.  Şimdiye kadar olan deneyimlerinize dayanarak kendinize “benim için önemli ve değerli olan nedir?” sorusunu sorun. Bu yaklaşım sizin bu yolu bulmanıza yardımcı olabilir. Bu sembol, güvenlik duygusu ya da alışkanlıkla yapışıp kaldığımız ve bizi artık tatmin etmeyen şeylerle ilgili olarak bazı değişiklikliklere gitmemiz gerektiğini söylüyor. Başak’ın değişken ve öğrenme süreciyle ilgili bir burç olduğunu hatırlarsak, işe yaramayan bir yöntemde veya bir yolda ısrar ediyorsak, bunları değiştirmemiz ya da bir konu hakkında öğrenmeyi ya da ustalaşmayı reddediyorsak,  tevazu ile öğrenmeye ve ustalaşmaya devam etmemiz gerekiyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*www.sabiansymbols.com, Lynda Hill

*https://www.evolvingdoor.ca/miscarticles/rxstation.htm

  

Venüs Boğa'da ve Erich Fromm’un ‘Sahip olmak ya da olmak’ kitabı

                              

Astroloji eğitimi almış veya astroloji ile yoğun bir şekilde ilgiliyseniz belirli bir süre sonra sadece hayata bakış açınız değişmez, ister istemez günlük hayatın içinde astrolojinin sembolik dilini okumaya ve görmeye başlarsınız. Benim için de böyle oldu. Erich Fromm’un ‘Sahip olmak ya da olmak’ adlı kitabını okurken hem satır aralarında hem kitabın bütününde vurgulayıcı bir şekilde Venüs gezegeni ve Boğa burcunun temalarını çağrıştıran kavramlara rastladım. Öyle ki; sonunda Erich Fromm’un doğum haritasını merak ettim ve gerçekten de haritasında Venüs’ün Boğa burcunda olduğunu gördüm.

 

Venüs’ün Boğa burcundaki sürecini ve bu sürecin Erich Fromm’un kitabındaki Sahip olmak ve Olmak kavramlarıyla olan ilgisine bakacak olursak; kendine çekme gücünü ve neye iştahlandığımızı, dünyayla nasıl ilişkilendiğimizi, değerlerimizi ve ölçüyü nasıl tutturduğumuzu gösteren Venüs, maddesel dünya ile ilgili olan Boğa’da yönettiği burçtadır. Dolayısıyla haritadaki konumuna göre sağlıklı veya gölge yönlerini kuvvetli bir şekilde gösterir. Örneğin, kendi öz değerini sahip olduklarıyla ölçebilir. Somut ve maddi değerler, beş duyuya yönelik arzular, zevkler ön plana çıkabilir. Ölçü tutturulamadığında yani Venüs’ün fonksiyonları bozulduğunda, Venüs’ün gölge yönleri olan açgözlülük, ihtiras, tutku, kıskançlık, şehvet gibi duygularla kişi daha da iştahlanarak kendisine zararlı olan şeyleri çekebilir. Venüs Boğa’nın bu süreci Erich Fromm’da ‘’sahip olmak’’ ilkesiyle örtüşür. Fromm sahip olmak güdüsünün kazanç, kâr, mülkiyet temelleri üzerine kurulu bir toplumun ve bu toplum koşullarının insan üzerinde etkili olması sonucu ortaya çıktığını söyler. Bu şartlarda yaşayan insan, ihtiras duygusuyla sadece mala mülke değil, düşüncelere, inançlara, kişilere de sahip olarak, onları nesneleştirip, kendi benliği ile özdeşleştirir. Böylelikle insanın kim olduğu da sahip oldukları tarafından belirlenmiş olur.  Sahip olduklarını kaybeden insan kendini de yitirir. Böylece ortaya yenilmiş, moralsiz, yıkık ve acınacak bir insan çıkar.

 

Bu sahip olma modeline karşılık Fromm, olmak ilkesini benimseyen insan modelini sunar. Bu da Venüs’ün Boğa burcundayken talep ettiği güven, huzur ve öz değer duygusunun kendi öz kaynaklarını fark edip, onları geliştirip sağlamlaştırdığı süreçle örtüşür. Böyle bir süreç sonucunda kişi, kaybetme korkusundan da özgürleşerek gerçek anlamda mutmain olur. Olmak bir şey elde etmeye ve ona egemen olmaya çalışmadan, kişinin kendi güçlerinin ve yeteneklerinin dışa yansıması, bir doğurma ve üretme sürecidir. Anlatılması zordur çünkü doğası gereği kelimelere döküldüğü an ölür, canlılığını yitirir. Oysa olmak canlı, aktif ve akışan bir süreçtir. Kişiyi mülkiyet denen koltuk değneklerinden ve sahip olma ihtirasından özgürleştirir, bağımsızlaştırır. ‘’Olduğum gibiysem ve kişiliğim ‘olmak’ tarafından belirleniyorsa, kimse benden bunu alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz. Odak noktamı ve davranışlarımı yönlendiren güdüleri kendi içimde bulurum. ‘’

 

Özetleyecek olursak, Venüs’ün Boğa burcundaki sağlıklı süreci Fromm’un olmak ilkesiyle, sağlıksız süreci ise sahip olmak ilkesiyle bir hayli benzeşmektedir diyebiliriz.

Betül Telli/Astroloji Dergisi

KAYNAKÇA:

İlhan, Barış. Astroloji Dersleri, İlhan Yayınevi, 2018

Fromm, E. Sahip olmak ya da Olmak İki Varoluş Biçimi Üzerine Bir İnceleme, Çev. Aydın Arıtan, Say yayınları, 2019

 

BALIK’TA YENİAY

 

“Akıl, sezginin hizmetçisidir...” - Albert Einstein

 

23 Şubat 2020’de saat 18:32’de 4 derece Balık’ta bir Yeniay gerçekleşiyor. Yeni başlangıçlar yapmak ve hayatımıza dahil etmek istediğimiz şeylerin tohumlarını ekmek için iyi bir zaman. Değişken bir su burcu olan Balık’ta gerçekleşen bu Yeniay’da başlattığımız projeleri ve planları, özlemlerimize ve fantezilerimize göre değil de, yaşamın akışında önümüze gelenlere dikkatle bakıp daha kabullenici ve esnek bir tarzda şekillendirmekte fayda var. Hayatta isteklerimizi dayatıp kendimizi çaresiz ve bir kurban durumunda hissetmekten ziyade, yaşamla birlik olarak hareket etmek, yaşamın alt akıntılarını, onun bize neler söylemeye çalıştığını hissetmek adına biraz durup iç sesimizi dinlemek ve değişimlere adapte olmak bize problemleri çözme, iyileşme ve iyileştirme fırsatı sunabilir.

 

Yeniay, Balık’ta geri hareketini sürdüren, zararda ve düşük konumdaki Merkür ile kavuşumda. Merkür aynı zamanda Yeniay haritasının Yükselen (Başak) yöneticisi. Bu kavuşum özellikle iletişim, haberleşme, ulaşım, öğrenme ve bilgilenme konularında yaşayabileceğimiz sorunlara ve aksaklıklara işaret ediyor. Kafa dağınıklığı, akıl karışıklığı, odaklanmakta ve birşeyleri “net” ve “tarafsız” algılamakta zorlanmak, hayaller ve fantaziler ile sürüklenmek, gerçeklerden ve hayatın zorunluluklarından kaçmak, yanlış anlamalar sonucu yaşanabilecek anlaşmazlıklar, aldanma/aldatılma, yalan, hilekarlık, uyuşukluk, tembellik, çaresizlik ve kurban bilinci söz konusu olabilir. Nereden geldiği belli olmayan “bilinçdışı” duyguların etkisinde kalabiliriz ve birçok konuda bulanıklık ve belirsizlik hissetmek bizi korkutabilir. Mevcut durumumuz veya şu an içinde bulunduğumuz iklim sağlam ve doğru kararlar almamız için uygun olmayabilir. Aldığımız bilgiler, haberler, teklifler, önümüze sunulan anlaşmalar, sözleşmeler, bizden cevap bekleyen insanlar, bizden çözüm bekleyen durumlar veya karşımıza birden bire çıkan fırsatlar olsun, bunlara hemen tepki vermek ya da hemen harekete geçmek bizi sonunda hayal kırıklığına uğratabilir. Bu açından geri çekilmek ve kendimize “Bu doğru mu? Gerçek mi? Herşeyi tüm açılığıyla görebiliyor muyum? Öğrenmem ve görmem gereken başka bir şey daha olabilir mi? Bu durumu gerçekten çözmesi veya gerçekten özveride bulunması gereken kişi ben miyim?” gibi soruları yöneltmek faydalı olabilir. Aldanma ve aldatılma tehlikesine karşı, bize çok cazip gelen ve büyüleyen şeylerin arkasını görmeye çalışmak ve mümkün mertebe gerçekleri oldukları gibi algılamak gerekiyor. Balık’ın öğrenme ve bilgilenme süreciyle bağlantılı değişken bir burç olduğunu hatırlarsak, bulanık ve gizli saklı kalan durumlara karşı tetikte olmak adına, öğrenmeye ve iyice bilgilenmeye açık olmak ve o durumun gerektirdiği koşullara uyum sağlayarak hareket etmek ve birşeyler  iyice netleşene kadar karar vermemek veya adım atmamak oldukça önemli.

 

Yeniay-Merkür kavuşumunun geleneksel yöneticisi Jüpiter “düşük” konumda olduğu Oğlak’ta. Aynı zamanda Koç’taki Venüs ve Oğlak’taki Jüpiter partil (kesin) bir kare açı yapıyor. Modern yönetici Neptün ise Balık’ta, Jüpiter’e altmışlık yapıyor. Jüpiter Oğlak’ta, yaşam deneyimlerini anlamlandırmak, “büyük resmi” görmek ve hüküm vermek gibi  temalarını iyi ifade edemediği bir konumda. Venüs ile olan karesi, doyumsuzluk, aşırı talepkarlık, memnuniyetsizlik, ölçüsüzlük, dikkatsizlik ve savurganlık şeklinde kendisini gösterebilir. Bağımlılıkların artması, zevke düşkünlük, tembellik, kendi sınırlarını ve başkalarının sınırlarını zorlayan davranışlar ve “güvenmek” konusunda aşırı uçlarda davranmak söz konusu olabilir. Aşırı alıcı olmak ya da aşırı verici olmak arasında gidip gelebiliriz. Aşırı güven ve aşırı hoşgörü sonunda kandırılmaya veya kendi aleyhimize olan durumlara yol açabilir. Balık Yeniay’ı, aşırı duyarlılık, kararsızlık, vesvese, korku ve ne istediğini bilememek gibi temaları getireceğinden,  bu dönemde bilinçli aklımızın isteklerini bir yana bırakıp, kendi içsel süreçlerimize odaklanmak, sezgilerimizi ve iç sesimizi dinlemek adına yalnız, sessiz zamanlar geçirmek, “anda” ve “şimdide” kalmaya yönelik çalışmalar yapmak, bize ilham veren yaratıcı aktivitelere (müzik, şiir, dans vs.) yönelmek, rüyalarımızı, yani bizimle sözsüz iletişim kuran “sembolleri” anlamaya çalışmak için iyi bir zaman. Jüpiter-Neptün altmışlığı, birşeylerin iç yüzünü kavramak, saf gerçekleri görmek, idrak etmek, yaşamımızdaki olumlu-olumsuz unsurları oldukları gibi kabullenerek büyümek adına bir fırsat sunuyor. Boğa’daki Uranüs’ün Yeniay’a yaptığı altmışlık açı ise, hayatın bize getirdiği değişimlere adapte olmak, yeni ve farklı bakış açılarına, deneyimlere açık olmak ve böylelikle sorunlara daha yaratıcı çözümler bulmak konusunda yardımcı olabilir.  Olayları idrak etmek için, at gözlüklerimizi çıkarıp, hiç düşünmediğimiz bir şekilde düşünmemiz gerekebilir.

 

Yeniay, Kraliyet yıldızı, Güney’in Gözcüsü Fomalhaut ile kavuşumda.  Bu sabit yıldız Ptolemy’e göre Merkür ve Venüs doğasında. Neptün etkisinde olduğu söylenen, idealler ve hayaller ile ilişkili bir yıldız. Temaları mistisizm, düşsellik, öngörüşlülük, hayalcilik, yüksel ideallerin peşinden gitmek şeklinde. Eğer amaçlara ulaşmak ve başarılı olmak isteniyorsa, niyetlerin saf olması, amaçlar uğruna manipülasyona başvurulmaması ve yoldan sapılmaması gerekiyor, yoksa maddi ve manevi kayıplar getiriyor. Güneş ve Ay ile olan kavuşumlarında, kötü amaçlı arkadaşların etkisi, arkadan çevrilen işler, gizli düşmanlık, zorluklar sonucu ulaşılan başarılar, hayır getirmeyen miras, zehirli böcekler/yılanlar vs. tarafından ısırılma gibi temalara işaret ediyor. Dünyasal olaylarda ise, saldırılar, hava ve deniz kazaları ve meteor düşmesinden bahsediliyor.

 

Yeniay’ın Sabian cümlesi ise, “Bir kilise pazarı” şeklinde. Bu sembol başkalarını ayağa kaldıracak ve onlara yardım edecek kaynakları oluşturmak ve bunları birleştirmekle ilgilidir. Şu anki durumunuzda hedeflerinize tek başına gitmeniz mümkün olmayabilir ve işbirliği yapmanız ve özverili davranmanız gerekebilir. Bu pazarın ya da girişimin başarılı olmasını istiyorsak, insanları bir araya getirerek organize olmak ve en önemlisi, kişisel çatışmaları ve husumetleri bir tarafa bırakarak çalışmak oldukça önemli. Kendimizi yabancılaşmış ya da yalnız hissediyorsak, yardımsever ve anlamlı bir çalışmanın parçası olmak bize iyi gelebilir. Buradaki riskler ise, kendi önemimizi kanıtlamaya çalışmak, alan savaşları, başkalarını dışlayan sosyal sınırlar koymak, zorlayıcı davranan insanlar, kendi çıkarları doğrultusunda insanları kullanmak ve hak ettiğinden daha az değer vermek şeklinde. Açılıp kapanabilir “esnek” sınırlarla hareket etmek ve illüzyonlarımıza veya kanılarımıza göre değil de, o durumun gerektirdiği şekilde davranmak, sorunları aşmamızı kolaylaştırabilir. Bir şeylerin nasıl olması gerektiğiyle ilgili “yüksel ideallerimiz” veya “bilinçli aklımızın istekleri” önümüzdeki gerçek engel olabilir.  İdeallerimiz ile hayatın çeliştiği noktada, “hayatın bize o an ne söylemeye veya ne göstermeye çalıştığını” kendimize sorabilir ve bizi ne yöne doğru götürmeye çalıştığını anlayabiliriz...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*https://www.constellationsofwords.com/

*https://sabiansymbols.com

 

  

MERKÜR BALIK’TA – 3 Şubat 2020

 

 

“Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmayız biz ve uykuyla çevrilidir küçücük hayatlarımız...” - William Shakespeare

 

Merkür zararlı ve düşük pozisyonda olduğu Balık burcuna girdi ve bu konumdaki yolculuğu, 16 Şubat 2020 itibariyle geri hareketine başlayacağından, normalden daha uzun sürecek. Bu konumdaki Merkür rasyonelliğini, akılcılığını ve tarafsızlığını kaybeder; akıl daha çok sezgisel, sembollerle, metaforik ve şiirsel biçimlerde düşünür. Kimsenin algılayamadığı en küçük nüansları, hayatın alt akıntılarını anlamak ve daha büyük bir bütünün akılla açıklanamayan gerçekliğini algılamak söz konusudur. Düşünceler bilinçdışı temaların etkisindedir, bu anlamda Merkür burada bilinçdışı ve bilinç arasında bir köprü, bir haberci gibi işlev görebilir. Dolayısıyla rüyalar, semboller ve hayaller önemlidir. Şiirsel konuşma, ilham dolu düşünme, yaratıcılık ve kuvvetli bir hayal gücü söz konusu olduğundan, yaratıcılık gerektiren konularda, fotoğrafçılık ve sinema gibi dallarda başarı sağlanabilir.

 

Olumsuz ifadelerinde Merkür Balık’ta ayrıntılı ve analitik düşünmekte zorlanır. Akıl gerçeklerden ziyade hayaller ve özlemlerden etkilediğinden, hem kendisini hem de karşısındakini aldatıcı ve yanıltıcı bir tarzda düşünebilir ve konuşabilir.  Dinlediklerinden kendi hayallerine uygun anlamlar çıkarabilir. Somut verileri göz ardı etme, gerçek ve hayali ayırt edememe, kolay etki altında kalma, gerçekçi olmayan ve uygulanamaz düşünceler söz konusu olabilir. Net algılama konusunda problemler olabileceğinden, kafa dağınıklığı, düşüncelerde bulanıklık, unutkanlık, iletişimde problemler, daha uçlarda yalancılık ve dolandırıcılık görülebilir. Hep kendisine acıyan bir kurban zihniyeti söz konusu olabilir ya da kendisinin kurtarıcı olduğunu düşünebilir.Bu konumda kişinin her türlü hayalini ve özlemini unutarak sadece burnunun ucundaki gerçeğe ve hayatın önüne getirdiklerine odaklanması ve bunları oldukları gibi kabullenmesi oldukça önemlidir.

Merkür, 16 Şubat 2020 itibariyle, 12 derece Balık’tayken geri hareketine başlamak üzere duracak, 10 Mart 2020’de tekrar Kova burcuna girip 28 derecesine kadar gerileyecek. 16 Mart 2020’de tekrar Balık’a giriş yapıp buradaki yolculuğunu 11 Nisan 2020’de sonlandıracak. Merkür'ün hem zararda hem de düşük pozisyonda olduğu bu konumda gerilemesi, özellikle kafa karışıklığını, anlaşmazlıkları ve her anlamda iletişim problemlerini arttırabilir. Merkür'ün geleneksel yöneticisi Jüpiter de düşük konumda olduğu Oğlak'ta, dolayısıyla Merkür’ün bu transitiyle gelen, bulanıklık, kafa dağınıklığı, hayaller ve özlemlerle sürüklenmek, aldanma/aldatılma, yalancılık, unutkanlık,  kurban bilinci, çaresizlik, karamsar,depresif düşüncelerle ve korkuyla kendini sabote etmek, kendini çeşitli şekillerde uyuşturmak, gerçeklerden kaçmak, iletişimde/ulaşımda aksaklıklar ve anlaşmazlıklar dozunu daha da arttırabilir. Anlaşılmadığımızı ya da kendimizi ifade edemediğimizi hissedebiliriz. Bu süreçte hayatın önümüze getirdiklerine dikkatle bakıp, geriye dönük olarak değerlendirebilir ve şimdiye kadar öğrendiklerimizi sindirebiliriz. Merkür’ün modern yöneticisi Balık’taki Neptün, bizi sezgilerimizi  dinlemeye, yaşamın alt akıntılarını ve rüyalarımızı daha çok anlamaya davet edebilir. Düşüncelerimizi ve ideallerimizi gerçekçi olarak değerlendirdikten sonra uygulamaya sokmakta ve evrenin biz çalışmadan bir şey vermeyeceğinin idrakiyle hareket etmekte fayda var.  Bu transit süresince, duyduğumuz, okuduğumuz veya düşündüğümüz şeylerin gerçekliğini sorgulamak ve kararlarımızı akıl karışıklığı ile ya da yanlış bilgiler ve varsayımlar üzerinden üzerinden vermemek  ve bir konu hakkındaki  “bulanıklık veya belirsizlik”  geçene kadar beklemek oldukça önemli...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış ilhan

   

YENGEǒTE AY TUTULMASI

“Eninde sonunda büyüyeceksin. İdeallerin  işe yaramaz hale gelip toza dumana dönecek ve paramparça olacak. Başka bir yaşamın da olmadığına göre, bu parçalardan yepyeni bir hayat inşa etmek zorundasın...” - Fyodor Dostoyevsky

 

10 Ocak 2020’de Türkiye saatiyle 22:22’de 20 derece Yengeç’te penumbral (yarı gölgeli) bir Ay tutulması gerçekleşiyor. Tutulma, Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya, Kuzey Amerika’nın birçok bölgesi, Güney Amerika’nın doğusu, Pasifik, Atlantik, Hint Okyanusu ve Kuzey kutbu olmak üzere Dünya’nın büyük bir bölümünden hava koşullarına bağlı olarak görülebilecek ve 4 saat 5 dakika sürecek. Dolunay’ın bir oktav büyüğü olan bu Ay tutulması, ektiğimiz tohumların ürün verdiği, apaçık göründüğü bir döneme işaret ettiği gibi, iki zıt kutuptaki enerjileri dengeleme, ayna tutma ve farkındalık kazanma gibi temalara da işaret ediyor ve etkisi 6 aydan fazla sürebiliyor. Bu tutulma 26 Aralık 2019’da Oğlak’ta gerçekleşen Parçalı Güneş tutulmasıyla tetiklenen, bizi etkisi altına almaya başlayan temaları tamamlayıcı nitelikte ve bu temalarla ilgili olarak nasıl düzenlemeler yapacağımız ve nasıl hareket edeceğimiz konusunda bize ayna tutuyor. Özellikle aile, ebeveynler, ev, geçmişimiz, farkında olmadan yakın ilişkilerimize getirdiğimiz geçmiş koşullanmalarımız ve davranış kalıplarımız ile ilgili bir çok şeyi gündeme getirebilir. Diğer yandan artık işimize yaramayan ve bizi geriye çekip gelişimimizi engelleyen unsurları ve bize zarar veren alışkanlıkları tespit edip bunlardan kurtulma sürecinden de geçebiliriz.

 

Bu tutulmada Oğlak’taki  Merkür, Güneş ile kesin (partil) bir kavuşum yapıyor. Güneş ve Merkür’ün yöneticisi Satürn ise, Pluto ile kesin bir kavuşum halinde. Oğlak’taki bu stelyum, Yengeç’teki Ay’ın tam karşısında, çok yoğun bir enerjiyle duruyor. Dolayısıyla hem toplumsal ve politik anlamda, hem de kişisel anlamda, maddi/manevi olarak üzerimizde oldukça etkili olabilecek bazı krizler yaşayabiliriz. Bu deneyimler, yaşamımızın bazı alanlarını tamamen değiştirebilir, yani dönüştürebilir. Otorite, otorite figürleri (ebeveynler, patronlar, başkanlar vs.), diktatörlük, baskı, sansür, kontrol, toplumsal/ ailevi/geleneksel normlara, kurallara ve sorumlukluklara oldukça vurgu yapan temalar söz konusu. Savunmasız, aciz kalma ve kaybetme korkusunun artmasıyla birlikte, özellikle kontrolü ve gücü elden bırakmamak adına verilen güç savaşları adeta bir ölüm kalım meselesine, amansız bir ayakta kalma mücadelesine dönebilir. Kendimizi hem fiziksel koşullar, hem zihinsel hem de duygusal olarak kısıtlanmış hissedebiliriz. Karamsarlık, depresyon, endişeler, vesveseler, korkular, yoğun ve saplantılı düşünceler/duygular, duyguların/düşüncelerin baskılanması, kendini ifade edememek, öğrenmekte ve bilgiye ulaşmakta zorlanmak, iletişimde/ulaşımda zorluklar, engeller,yanlış anlamalar ya da anlaşılamadığını hissetmek söz konusu olabilir. Bu patlamaya hazır enerji, yanlış anlamalar ve iletişim problemleri de işin içine girince, kendisini tartışmalar ve krizler şeklinde gösterebilir. Bu açıdan dinlemek ve anlamaya çalışmak oldukça önemli. Bu deneyimler, çözülmeyi ve iyileşmeyi bekleyen konulara işaret edebilir.  Bu noktada  zorlayıcı davranmayı, durumu kontrol etmeyi ve direnmeyi bırakıp, o durumun değişmesine izin vererek “teslim olmak” gerekebilir. Bu tutulma hayatımızda bir “kısırdöngü” şeklinde tekrar ederek bize zarar veren konularla olan bir yüzleşme zamanına işaret ediyor ve ıslah edilmesi, yeniden yapılandırılması ya da miadını doldurduğu için tamamen bırakılması gereken hayatımızdaki bazı yapılara odağımızı çevirecek gibi görünüyor.

 

Bu tutulmada asteroid Ceres de, Oğlak’taki Güneş, Merkür, Satürn ve Pluto ile kavuşum halinde. Besleyen, büyüten ve iyileştiren prensibiyle Ceres tarım, toprak, annelik, bakıcılık, hemşirelik ve öğretmenlik gibi temalara işaret ediyor. Çocuklarla, yaşlılarla ilgilenmek, bedensel/zihinsel anlamda sağlığımızı ilgilendiren konular, sağlığımızı iyileştirmek üzere hayat düzeninde, yeme alışkanlıklarında düzenlemeler yapmak gibi konular söz konusu olabilir. Hayatımızda özellikle anne, annelik, genel anlamda dişil figürler ve çocuklar önem kazanabilir. Ayrıca Yengeç’teki Ay, İkizler takımyıldızındaki Castor sabit yıldızıyla kavuşum halinde. Bu sabit yıldız Dr. Eric Morse’a göre, sinir krizlerine ve nevrotik rahatsızlıklara işaret ediyor. Ayrıca insanda bilinçdışı olarak  bir çeşit “felaketi” çağrıştıran ve derinde kalmış bir korkuyu uyandırıyor. Öyle ki geçmişte yaşanan travmaya ya da krize az da olsa benzeyen her hangi bir olay gerçekleştiğinde, kişi buna ilk seferinde olduğu gibi korku içerisinde tüm yanlış hamleleri yaparak yanıt verebiliyor. Bu yıldız Ay ile olan kavuşumlarında, korkaklık, güven kaybı, duyarlılık, güçlü sezgiler, gözden düşme, ciddi kazalar, yüzden yaralanmalar, silahlı saldırılar,  bıçaklanmalar, körlük, ameliyatlar, şiddetli ateşlenmeler, hapsedilme, sürgün, kötü niyet, tecavüz, cinayet ve gemi kazalarına işaret edebiliyor.

 

Yengeç’teki Ay’ın Sabian Sembolü cümlesi ise, “Bir primadonna şarkı söylüyor” şeklinde. Bu sembol kendi sanatını ve yeteneğini icra etmekte bir numara olan ve başkalarını sesiyle büyüleyen birisinden bahseder. Siz de aynı şekilde bir konuda etrafınızdakilerin ilgisini ya da dikkatini çekmek adına sesinizi yükseltmek ya da bazı yeteneklerinizi ortaya koymak durumunda kalabilirsiniz ya da yetenekleriniz ve becerilerinizin sonuna kadar sınandığı bazı testlerden geçebilirsiniz. Burada önemli olan kendinize koyduğunuz engelleri yıkıp kendi kalbinizi açabilme ve kendi doğrunuzu söyleyebilme cesareti göstermektir. Bu sembol her kafadan bir ses çıksa da, sizin sesinizin gücüne işaret eder. Uzun süredir konuşmak istediğiniz her ne varsa ya da vermek istediğiniz mesaj  her neyse, konuşmaya başladığınız insanlar büyük bir dikkatle sizi dinleyebilir.  Buradaki riskler ise, sırf dikkat çekmek için sergilenen duygusal dramalar, tutkuları abartılı bir şekilde dışa vurmak,  sürekli sahneyi işgal etmek, tantanacı tavırlar ve insanların dikkatlerini dağıtmak şeklinde. Yengeç’teki bu tutulma uzun süredir bizi bir “kabuk” gibi koruduğuna inandığımız, bir çocuk gibi belki içine saklandığımız bir takım bilindik yapıları, alışkanlıklarımızı ya da bağımlı ilişkileri sarsacak ve bizi kabuğumuzdan çıkarıp  “büyümeye” ve sorumlu olduğumuz adımları atmaya zorlayacak gibi görünüyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*www.constellationsofwords.com

*https://sabiansymbols.com

*The Living Stars, Dr. Eric Morse

 

Dengeyi Bozmak Pahalıya Patlayabilir

26 Aralık 2019 Halkalı Güneş Tutulması

An annular eclipse, in which the moon passes in front of the sun leaving only a golden ring around... [+] its edges. (AP Photo/Shuji Kajiyama)26 Aralık 2019 tarihinde 4˚ Oğlak burcunda Doğu Avrupa, Asya, Kuzey Avusturalya, Pasifik ve Hint Okyanusundan seyredilebilecek Halkalı Güneş Tutulması meydana gelecek. Bu tutulma 3 dakika 40 saniye sürecek.

Bu, 1900 ve 2100 yılları arasında 4˚ Oğlak burcunda meydana gelecek ikinci güneş tutulmasıdır. İlki 25 Aralık 2000 tarihinde parçalı bir tutulma olarak gerçekleşti. Sonuncusu ise 26 Aralık 2038 tarihinde tam güneş tutulması olarak gerçekleşecek.

Güneş tutulmasının etkisi 1 yıl sürebilir. 25 Aralık 2000’den sonraki tutulmaya bağlı olarak dünyada ve Türkiye’de 2001 yılında gerçekleşen en dikkat çekici olaylar aşağıda yer almaktadır:

·        24 Ocak 2001 – Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 4 koruması ve şoförü, uğradıkları silahlı saldırıda öldürüldü.

·        26 Ocak 2001 – Hindistan’da 7.7 şiddetinde 2 dakikadan fazla süren ve 20000 kişinin ölümü ile sonuçlanan deprem oldu.

·        19 Şubat 2001- Cumhurbaşkanı  Ahmet Necdet Sezer Başbakan Bülent Ecevit’e anayasa fırlattı. Türkiye’nin bu olayla başlayan krizle Gayri Safi Milli Hasılası 51 milyar dolar azaldı.

·        25 Nisan 2001 – Merkez Bankasına özerklik getiren yasa TBMM' de kabul edildi.

·        11 Eylül 2001 – İki yolcu uçağı, 18 dakika arayla New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu iki gökdeleni vurdu. Saldırıda 5 binin üzerinde insan öldü.

4˚ Oğlak burcunda olan bu tutulma Türkiye için önemli çünkü Türkiye’nin alçalanının (Oğlak 7˚) yanı başında oluyor. Türkiye’nin yükselen ve kaynaklarının yöneticisi Ay’a (İkizler 29˚) burç dışı da olsa karşıt açı yapıyor. Ve son olarak da Türkiye’nin Güneş (Akrep 5˚) burcunun yöneticisi Mars’a (Terazi 7˚) da kare açı yaparak bir T-Kare yaratıyor.

Otorite figürlerinin karşılarındaki insanı/ devleti/ muhalefeti/ yandaşlarını/ diplomasiyi yok sayarsa dengenin/ barışın bozulabileceği ve sonunda herkesin (yönetimin, ülkenin, halkın, hazinenin) zarar göreceği bir açıdan bahsediyoruz. Yani uzun sözün kısası dengenin bozulmasının parasal açıdan oldukça pahalıya patlayacağı bir açı bu.

Peki bizim açımızdan bu kadar tehlikeli bir kombinasyona sahip olan bu tutulmanın bu seneki genel görünümü nasıl olacak? Bu harita ilk bakışta göze olumlu görülebilir. Çünkü tutulmaya Jüpiter kavuşum yapıyor ve Retro Uranüs ile üçgen açıdalar. Ancak unutmamak gerekir ki bu tutulmanın yöneticisi olan Satürn Plüton ile 2˚orb ile kavuşum halinde olacak.

Satürn-Plüton kavuşumu ortalama 33 senede bir gerçekleşir ve tam kavuşum 12 Ocak 2020’de gerçekleşecek.

Aynı burçta gerçekleşmesi ise ortalama 735 yılda bir olur. Grafikten de görebileceğiniz gibi bir önceki Oğlak burcu kavuşumu 1518 yılında gerçekleşmişti.  (Plüton o dönemde daha keşfedilmemişti.) O döneme damgasını vuran olay, Martin Lutin King’in Protestanlık mezhebinin temelini oluşturan 95 tane maddelik metininin insanların arasında hızla yayılmasıdır. Bu Hristiyanlık dünyasında bir reform hareketidir.

Satürn-Plüton kavuşumu ayrı bir yazı konusudur. Ancak Micheal Lutin’in 2019 NCGR konferansında ki açılış konuşmasında söylediklerini özetlersek: bu kavuşum bizim içinde yetiştiğimiz sistemle ve en büyük korkularımız ile (kaybetmek veya başımıza kötü bir olay gelmesi) yüzleşmemizin sembolüdür. Tek yapabileceğimiz ise yüzleşmek, öğrenmek ve kucaklamaktır. Özel mülklerimizin bize ait olmadığını, sınırların sınandığını, toplumun en üst seviyesinden en alt seviyesine kadar bozulmanın gerçekleştiğini, sınırların artık sadece Dünya ile ilgili olmadığını, gerçeği kabul etmeyi, şimdiye kadar yaşadığımız yaşam tarzının artık bittiğini bu dönemde deneyimleyeceğiz. (Tanıdık geldi mi?)

Micheal Lutin’in konuşmasının sonunda söylediği ve benim çok hoşuma giden cümleyi aynen çevireceğim: “Çok kötü şeyler olmayacak, tam olarak hak ettiğimizi alacağız. Ve merak etmeyin, Oğlak her durumda hayatta kalmayı becerir! ?”

26 Aralık 2019 Güneş Tutulmasının genel görünümüne geri dönüp gezegenlerin durumlarına bakacak olursak Ay kendi üçlülüğünde (triplicity) ancak zararda, Venüs vechinde, Jüpiter vechinde ama düşük, Merkür hem zararda hem de sınırı aşmış (out of bonds) durumda, Satürn ve Mars ise yönetici konumundalar. Kısacası Güneş (peregrine), Ay (zararda), Jupiter (düşük) ve GAD oluşan kavuşum Oğlak burcunun en iyi yanlarını gösterebilecek durumda gözükmüyor. Bu kavuşum Uranüs ile üçgen açı yapıyor. Ve tutulmamın yöneticisi Satürn ise yönetici konumunda ama Plüton ile kavuşuyor.

Bu açının en sağlıksız halini bir iktidar olarak tanımlayacak olsaydık kontrolcü, güç ve statü peşinde olan, hoşgörüsü kalmamış, kendi iktidarını güvenliğinden şüpheli, baskıcı, gerçekleri tam olarak görmeden yönetmeye çalışan bir iktidar hayal ederdik. Hali hazırda ki konjonktürde dünyada bu tür iktidarları zaten gözlemliyoruz. Şimdi de böyle bir iktidarın ani ve beklemediği bir olay/durum ile karşılaştığını düşünelim. İktidarın maddi dünyadaki uygulama kabiliyetleri bu kadar sağlıksız bir haldeyken herhangi bir beklenmeyen değişim oyunu bozacaktır.

Peki böyle bir durumda bu hayali iktidarımızın bu durumu atlatmak için ne yapması gerekirdi? Kabul etmesi gereken gerçeği görerek gücünü doğru hedefe yönlendirip mevcut durumda yozlaşmış ne varsa arıtıp yeniden yapılanması gerekir. 

Peki iktidarlar bunu yapabilecek mi?

Astroloji Dergisi/Aylin Tezcan Beyazoğlu    

 

OĞLAK’TA HALKALI GÜNEŞ TUTULMASI

 

 

“Engellerin sizi durdurmasına izin vermeyin. Eğer bir duvara toslarsanız, hemen arkanızı dönüp vazgeçmeyin. Duvara nasıl tırmanacağınızı, onun içinden nasıl geçeceğinizi ya da etrafından nasıl dolanacağınızı çözmeye çalışın...” - Michael Jordan

 

26 Aralık 2019’da Türkiye saatiyle 08:12’de 4 derece Oğlak’ta Halkalı bir Güneş tutulması gerçekleşiyor. Bu tutulma 3 dakika 40 saniye sürecek ve Orta Doğu’dan, Güney Hindistan’dan, Güneydoğu Asya’dan, Avustralya’nın bazı bölgelerinden gözlemlenebilecek. Yeniay’ın bir oktav büyüğü olan Güneş tutulmalarının etkisi en az bir yıl sürer ve hayatımızda zamanı gelen bazı temalara işaret eder. 10 Ocak 2020’de Yengeç’te gerçekleşecek olan Ay tutulması ise, bu Güneş tutulmasıyla birlikte artık karşımıza çıkacak olan temaları tamamlayıcı nitelikte olabilir ve gidişatın nasıl olacağı, ne gibi düzenlemeler yapmamız gerektiğine ışık tutabilir.

 

Oğlak’taki bu Güneş tutulması Büyük Uğurlu Jüpiter ile kavuşumda. Dolayısıyla iyimserlik, hayat karşı güven, inanç, şans, fırsat bolluğu, hoşgörü, cömertlik, maddi/manevi anlamda büyüme gibi temalara işaret edebilir. Ufkumuzu her anlamda genişletmek adına, yeni şeyler öğrenmeye ve deneyimlemeye açık olabilir, seyahat edebilir ya da şimdiye kadar edindiğimiz deneyimlerimize daha üst bir perspektiften bakarak bir kavrayış ve iç görü kazanabiliriz. Diğer yandan Jüpiter’in Oğlak’ta düşük konumda olduğunu unutmamamız gerekiyor. “Büyümemiz” için gerekli çabayı, emeği göstermemiz ve fırsatlar ayağımıza gelince, onları en doğru ve verimli şekilde değerlendirmek için gerekli hazırlıkları yapmamız şart. Disiplinsizlik, plansız hareket ve tembellik özellikle doğru zamanlama yapmamıza engel olabilir. Yapılması gerekenleri ertelemeden yapmak, enerji, zaman veya para anlamında tasarruflu davranmak, yani “sadeleşmek”  bizim için gerçekten önemli olan hedeflere ulaşmamıza yardım edebilir.

 

Tutulmanın yöneticisi olan Oğlak’taki Satürn, Pluto ile kavuşumda. Güneş/Ay - Jüpiter kavuşumunu da hesaba katarsak, Oğlak’taki bu stelyum (kümeleşme) tutulmaya oldukça ciddi bir hava veriyor. Bu kavuşum özellikle güç, kontrol ve dönüşüm temalarına dikkat çekiyor. Hem aile (ebeveynler) hem de iş hayatımızdaki otorite figürleri, bu otorite figürleri ile ilgili problemler, sorumluluklarımızın artması, kısıtlamalar, zorlayıcılık, manipülasyonlar, güç savaşları, hayatımızda bize zarar veren veya işlevini tamamlamış unsurların ve yapıların atılması ya da arıtılıp yeniden hayata katılması gibi konular gündemimize gelebilir. Devamlı olarak kontrol etmeye ve güç uygulamaya çalıştığımız alanların ya da yapıların sarsılması, buralarda artık dönüşüme, değişime ya da problemleri gerçekçi bir açıdan ele alıp çözmeye bizi davet ediyor olabilir. Bu alanlarda yeniden bir yapılandırmaya gidebiliriz. Otorite problemleri özellikle kendi önceliklerimizi belirleyip kendi seçimlerimizi yapamadığımız, kendi yaşam sorumluluğumuzu alamadığımız ya da üzerimize düşen görev ve sorumlulukları yerine getiremediğimiz noktalarda, bizi baskılayan, zorlayan insanlar ya da olaylar şeklinde karşımıza çıkabilir. Başkaları üzerinde kontrol sahibi olmaktan ziyade kendimizi disipline etmek, öz-denetimimizi arttırmak, yaşamımızı organize etmek ve gereksiz yüklerden kurtulmak, hem yaşamımız üzerindeki denetimimizi ve verimliliğimizi arttıracak hem de gerçekten bizim için önemli olan konulara ve hedeflere odaklanmamızı sağlayacaktır.

 

Tutulmaya Koç’taki Kayron’un (Chiron) kare açı yaptığını görüyoruz. Bu açı artık şifalanması gereken bir “yaranın” açığa çıkmasına işaret edebilir. Bu acının kaynağı geçmişimiz, ebeveynlerimiz veya ailemiz olabilir. Bu yara, bizi kendi isteklerimizin ve hayatımızın sorumluluğunu almaktan alıkoyan karamsarlığın, korkuların, yetersizlik, suçluluk duygularının ve özyıkıcı davranışların nedeni olabilir. Bununla ilgili olarak kendimize şu soruları sorabiliriz: “Yaramın ya da içimdeki bu acının doğası nedir?”, “Tam olarak neler hissediyorum?”, “Gizliden gizliye bu durum için kimleri suçluyorum?”, “Bu acıyı inkar etmek, kaçmak ya da bunu telafi etmek için durmadan yaptığım şeyler nelerdir?” “Yaralanmadığımı ve güçlü olduğumu kanıtlamak için nerelerde durmadan güç savaşı veriyor ve yıkıcı davranıyorum? Acı çekmemek için kendimi kilitlediğim veya sabote ettiğim alanlar nelerdir?” Bu süreçte “sadece bir insan” olduğumuzu, kırılgan ve yaralanabilir olduğumuzu anlamak, ruhsal/bedensel sınırlarımız olduğunu kabullenmek, öncelikle kendimize karşı affedici olmak ve gerekirse yardım almak faydalı olabilir.  Başkalarını suçlamadan kendi iyileşme sorumluluğumuzu alarak ve kendi içimizde ve dışımızda bizi hasta eden unsurları hayatımızdan çıkarmaya gönüllü olarak kendimize yardımcı olabiliriz. Ayrıca tutulmaya, Boğa’da geri hareketteki Uranüs’ün ise üçgen açı yaptığını görüyoruz. Bu uyumlu açı, özgürlük ihtiyacımızın, kendi farklılığımızı ve bireyliğimizi ifade etme isteğimizin artmasına işaret ediyor. Anlık gelen sezgiler ve iç görüyle bazı şeyleri aniden kavramak, değişime kolayca uyum sağlamak, açık fikirlilik, yaratıcılık ve sorunlara farklı bir bakış açısıyla bakarak çözmek söz konusu olabilir. Bireyleşmek, yer yer yalnız kalmayı göze almak, gerekli yerlerde değişime gitmek, alışıldık yöntem ve bakış açılarından özgürleşerek, yeni yöntemlerle ilerlemek gelişimimize faydalı olabilir.

 

Tutulmanın Sabian Sembolü cümlesi ise şu şekilde: “Kızılderililer – Bazıları kanoda kürek çekerken, bazıları  ise savaş dansı yapıyor.” Bu derece, bir yandan gitmeniz gereken yöne doğru kürek çekerken bir yandan da bulunduğumuz koşullara istikrar ve sükunet getirmekle ilgilidir. Bazen kendi yolumuzda giderken, bazıları bizi üzmek ve başımıza bela açmak ister. Burada bir seçim yapabiliriz. Ya savunmada kalabiliriz ya da kürek çekmeye devam edebiliriz. Kendimizi savunalım derken, sorunu saldırganlıkla ve öfkeyle çözmeye çalışmak hiçbir işe yaramaz. Önemli olan doğru yerde ve zamanda sakince “kişisel gücümüzü” göstermek ve kendi pozisyonumuzu savunmaktır. Bu şekilde etrafımızdakilerin güvenini de kazanabiliriz. Sembol, hedefinize varmak için kararlılıkla kürek çekmeye devam etmeniz gerektiğini söyler. Bu sembolün riskleri, göz korkutmak, tehdit, yüzeysel güç gösterileri, aşırı duygusallık, kuru gürültü, sevgiyi engelleyen davranışlar ve trrafik canavarlığı şeklindedir. Kriz durumlarında bir işi tamamlamak için, kişisel husumetleri bir yana bırakıp güçleri birleştirmek ve işbirliği yapmak gerekebilir. Sembol kontrol edebileceğimiz “tek kişinin” kendimiz olduğunu, olaylara yaklaşımımızın ve kararlılığımızın her türlü müdahaleye rağmen bizi doğru sonuca götüreceğine işaret ediyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*The Sabian Oracle: 360 Degrees of Wisdom, Lynda Hill

*https://www.astro.com/astrology/iam_article180215_e.htm,“Chiron, The Soul Wanderer”, Milla Basso

*http://www.astrolojidergisi.com/mitoloji12.htm

 

JÜPİTER OĞLAK’TA

 

 

“Azim olmadan hiçbir işe başlanmaz, emek olmadan hiçbir iş bitmez. Ödül sana asla gönderilmez, onu sen kazanmak zorundasın...” - Ralph Waldo Emerson

 

Büyük Uğurlu Jüpiter, 2 Aralık 2019 itibariyle Oğlak burcuna girdi ve 19 Aralık 2020’ye kadar buradaki 1 yıllık yolculuğunu sürdürecek. Jüpiter Oğlak’ta, kaynaklarından uzakta olduğu, “düşük” konumda dolayısıyla burada, simgelediği fiziksel/ruhsal anlamda genişleme ve büyüme, iyimserlik, hayata karşı güven duymak, cömertlik, adalet, hüküm verme, anlam duygusu kazanmak, hoşgörü, inanç ve bilgelik geliştirmek gibi fonksiyonlarını iyi ifade edemez. Jüpiter’in temsil ettiği evrensel “doğruların” yerini, insan aklının yönettiği geleneksel, katı yasalar, inançlar ve prensipler alır. Yöneticisi Satürn’ün ve Pluto’nun da Oğlak’ta olduğunu hatırlarsak, dogmatizm, tutuculuk, dar kafalılık, katı kurallar/inançlar, aşırı kontrol, baskı, sansür, dünyevi hırslar, sürekli bir itibar arayışı, statüyü, iktidarı, gücü ve baskıyı yüceltmek, korkaklık, depresiflik gibi gölge yönlerin oldukça vurgulanacağını ya da “artacağını” görüyoruz. Olumlu anlamda öncü bir toprak burcundaki bu transit, tembelliği üzerimizden atarak planların uygulamaya konması, ideallerin gerçekleştirilmesi, özdisiplinin, kararlılığın, görev bilincinin ve sorumluluk duygusunun artması ve olgunlaşmak gibi temaları da beraberinde getiriyor. Jüpiter’in sorduğu “Hayat nasıl anlam kazanır?” sorusuna bir yıl süresince vereceğimiz yanıt, hayattaki önceliklerin belirlenmesi, kişinin doğasına/özüne uygun hedefler koyması,  bu hedeflere yönelik planlama yapılması ve uygulamaya konması, emek, ciddiyet, disiplin, sabır ve sadelik şeklinde olabilir.

 

Jüpiter kendi yöneticiliğinde olduğu Yay’daki transiti boyunca, haritamızda gösterdiği yaşam alanlarında (bulunduğu ve yönettiği evlerde) bize fırsat ve deneyim zenginliği vererek büyümemizi ve gelişmemizi sağladı. Yaşadıklarımızı anlamlandırarak belli yargılara varmış, prensipler edinmiş, hayat yolumuzu da bu inanç ve prensipler doğrultusunda şekillendirmeye karar vermiş olabiliriz. Dokunduğu yeri büyüten Jüpiter Yay’da, bilincimizin ve bilgeliğimizin de artmasını sağladı. Güneş sisteminin iki büyük öğretmeninin Jüpiter ve Satürn olduğunu düşünürsek, Yay’da farklılığa ve deneyime açılmamızı sağlayarak öğreten Jüpiter, Satürn’ün yöneticiliğindeki Oğlak’ta, sınırlarımızı ve yaşamdaki asıl görevlerimizi bize hatırlatabilir. Aşırı ileri gittiğimiz noktalarda sınırlarımızı belirlemek ve sadeleşmek durumunda kalabiliriz. Artık zamanı gelmiş, öncelikli konulara odaklanabilir ve deneyimlerimize ve prensiplerimize göre bize en uygun olan hedefe doğru adım adım yol almaya başlayabiliriz. İdeallerimizi ya da düşüncelerimizi hayata geçirmek ve yaşamımızdaki gerekli alanları yapılandırmak için oldukça emek sarf edeceğimiz ve üretken olabileceğimiz bir yıl olabilir.  Başarma tutkusunun ve inancının artmasıyla, zor koşullara rağmen kararlılıkla ilerleyebiliriz.

 

Jüpiter’in yöneticisi Satürn, 22 Mart 2020’de Kova burcuna girecek fakat 10 Mayıs 2020’de 1 derece 57 dakika Kova’dayken geri hareketine başlayıp tekrar Oğlak burcuna girecek ve tekrar Kova’ya dönmesi 17 Aralık 2020’yi bulacak. Yani Jüpiter’in Oğlak’taki transiti boyunca Satürn, çoğunlukla Oğlak’ta olmak üzere bu iki burcu da ziyaret edecek. Jüpiter ve Satürn kişisel olmayan, içinde yaşadığımız kültürle ve dış dünyayla ilgili konuları simgeleyen “sosyal” gezegenler olarak, bazı toplumsal sorumluluklara ve görevlere işaret edebilir. Toplumsal, politik konular ve bürokrasi oldukça önemli olabilir. Bunun yanı sıra devlet, yasalar, kontrol, baskı, otorite, otorite figürleri (başkanlar /yöneticiler /patronlar /ebeveynler vs.) veya yetkinliğine güvendiğimiz bilge kişiler veya öğretmenler gündemimizde daha çok olabilir. Toplumsal anlamda nasıl göründüğümüz, kariyer hedeflerimizi yükseltmek, başarı kazanmak, toplumsal statümüzü, prestijimizi ve saygınlığımızı arttırmak gibi konular aşırı önem kazanabilir. Başarma azmi, her şeye duyarsız kalınan bir hırsa ve acımasızlığa dönüşebilir. Kendine ait olmayan yapılara, insanlara ya da geleneklere uymaya çalışmak veya doğasına uygun olmayan hedeflerin veya işlerin peşinden gitmek söz konusu olabilir. Zamanlama ve planlama yapmak konusunda dikkat etmemiz gerekebilir. Oğlak, kendi doğasını/özünü toplumla birleştirmek ve “kendini gerçekleştirmek” üzere dünyaya gelmiş bir burçtur. Kendi yetkinliğine ulaşması ve yaşamının otoritesi olması gerekir.  Bu da bir anlamda hedefine ilerleyebilmesi için yalnız kalabilmesini de gerektirir. Jüpiter’in bu transiti, kendi doğamızın gerektirdiği şekilde davranmamız, “her ne isek” o yönde gelişmemiz ve topluma katkıda bulunmamız konusunda bize yol gösterebilir. Bu, kendi yolumuzu izlemek için bizi kısıtlayan bazı yapılardan çıkmamız ve daha bağımsız davranmamız anlamına da gelebilir...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

 

    

YANIK YOL (VIA COMBUSTA)

 

Derleyen Gözde Kara

 

       

4 Temel Asteroid: Ceres, Vesta, Pallas ve Juno

Efe Erten'in incelemesi

   

SATÜRN, PLUTO & AY DÜĞÜMÜ

 

 

Önümüzdeki haftalarda, Pluto ve Satürn Oğlak Burcu’nda geri gitmeye başlayacak ve bu sırada Satürn, Güney Ay Düğümü ile tam kavuşum yapacak. Önceki Pluto-Güney Ay Düğümü kavuşumu yazısında değindiğimiz gibi uzun zamandır Oğlak Burcu’nun kestiği ev(ler) çetin bir süreçten geçiyor.  Gelecek 4-5 ay boyunca bu sürece yeni bir boyut katılmış olacak.

 

Pluto, Hades ve Dionysos ile ilişkilendirilir. Dionysos’un dünyaya gelme hikayesi özetle tam bir mucizedir. Annesi Semele hamileyken ölünce babası Zeus yedi aylık bebeği son anda kurtarır ve kendi kalçasında saklar. Zamanı gelince de Dionysos babası Zeus’tan doğar. Bu yüzden adı da “iki kere doğan” anlamına gelir. Sembolü asma ağacı olduğu için aynı zamanda şarap ile anılır. Asma ağacı diğer ağaçlara göre çok daha fazla budanır ve kışın neredeyse ölü bir hal alır. Bu dönem ağacın devamlılığı için önemlidir. Baharda canlanmaya başlar ve meyve verir. Bu meyveden yapılan şarap da bedene girince derinde yatanlar su yüzüne çıkar. Doğaya baktığımızda, kış gelince kuru dallarını vermeyen bir asma ağacı ya da o dalları budamaya kıyamayan bir çiftçi göremeyiz. Biliriz ki bu bir önceki yılın kalıntılarının temizlenmesidir ve bir çeşit tedavi sürecidir. Baharda yeni dalların sürgün vermesi, kışın onlara yer açmamız ile mümkün olur.

İnsan ise bilinç ve düşünce düzeyinde kendisini doğadan koparmış ve kendisine sadece ”doğayı kontrol etmek” rolünü biçmiş olduğu için bu gibi süreçleri üzerine alınmaz. Kendisinin de bazen vermesi gerektiğini, yeni olana yer açmanın böyle mümkün olduğunu kolayca kabul etmez. Hep almak ister. Zaten “yeni” olan bilinmeyen olduğu için “güvenli” gelmez. Dolayısıyla hayatta kalmak için olana, ona iyi gelmese bile sadece tanıdık diye, sıkı sıkıya bağlı kalmayı tercih eder. Hayatta kalmak adına yaptıkları bazen kendisine zarar verir. Hâsılı, içinde Dionysos’u saklayan asma ağacını dikkatle izlersek bize çok şey öğretebilir.        

Geçireceğimiz kışın -ki kaçınılmaz olarak gelir- ne kadar acılı ve sert olacağını ona ne kadar direndiğimiz belirler. Pluto geri hareketine başlayınca (Güney Ay Düğümü’nün burada oluşu ve Satürn geri hareketi de buna eklenince) bakmadığımız ne varsa bakmak, görmediğimiz ne varsa görmek üzere duracağız ve ne kadar azalmamız gerekiyorsa o kadar azalacağız demektir. Kontrolü ve gücü bırakmayı aklımızdan bile geçiremiyorsak büyük korkularımız var demektir. Yani kahramanımızı zorlu vazgeçişler beklemektedir. Bu vazgeçişler şöyle de düşünülebilir:

 

“Canavarla yüz yüze gelmem gerekir; çünkü kahraman gibi o da enerji yüklü bir merkezdir. Canavarla karşılaşma çeşitli biçimlerde olabilir, önemli olan karşılaşmadır. İnsan, kendisiyle karşılaşmadıkça, kendisine yönelmedikçe kendini pek iyi hissetmez; ruhsal sıkıntılarla yüz yüze gelmedikçe, kendi yüzeyinde kalır; kendisiyle çarpıştığı anda, darbeden hemen sonra, huzur verici yararlı bir izlenim edinir.” (Knox, Archetype, Attachment, Analysis, s. 255)

 

Satürn de Oğlak Burcu’nda ilerlerken durmayı aklından bile geçirmez. Varılacak bir hedef vardır ve ona doğru çaba harcanmayan her an boşa harcanmış olur. Bu burçtaki mevcut hareketler ile de kontrol ve güç algımız sınanır ve bize durmaya zorlar. Şimdiye kadar zaten vermiş olduğumuz kayıplar için de kendimize yas tutma fırsatı vermemiş olabiliriz. Yası tutulmamış her şey de bizimle kalmaya devam eder. Onu tamamen bırakmaya, boşluğu ile ne yapacağımızı bilemediğimiz için, gönüllü olmayız. Eğer böyle yüklerimiz varsa önümüzdeki yaklaşık dört beş ay onları bırakmak (ya da bırakmaya başlamak) için de iyi bir zaman olabilir.

 

“Geçmişe yas tutmak, neyle karşılaşacağımızı bilmeden bir zamanlar ne olduğuna bakmak, cesaretle geçmişe uzanabilmek demek.  Kendimizden saklanmadan, karşımızda çıplak kalarak, kendimizi kendimizden korumayarak. Çok savunmayarak ama asla yargılamayarak.” … “Amacımız anlamak ve uzlaşmak. Duygusuyla, oluşuyla. Acıdan kaçmayarak ama acıya da tapmayarak. Geçmişe yas tutmak, kaybettiklerimizi kabul etmek ama kaybetmenin ölmekle eşdeğer olmadığını bilmektir.“ … “Yaşamın kaçınılmaz gerçekleri karşısında payımıza düşenin ne olduğuna bakmaktır. Acıyı eğitmen yapmaktır. …”  (Psikeart Dergisi, Yas Sayısı, Geçmişe Yas Tutmak Yazısı)

 

Aslında kayıp vermenin kaçınılmazlığını ve bu kayıpla ne yapacağımıza dair bilgileri kadim eserlerde de bulmak mümkün. Yazılı en eski destanın kahramanı Gılgamış da can yoldaşı Enkidu’yu kaybettiğinde bunu hemen kabul edemez. Onun gittiğini ve bir daha geri gelmeyeceğini kabullenmesi birçok aşamadan sonra mümkün olur. Fakat sonunda mümkün olur. Bu da, bu bilgi ve yeteneğin bize de bir şekilde aktarıldığı anlamına gelir. Derinlerde bir yerlerde taşıdığımız bu bilgiyi çıkarmak bizi bir parça daha “tam” kılmaya da yardımcı olur. Dolayısıyla yas tutmayı göze almak ve gerçekten artık bize ait olmayanın gitmesine izin vermek elbette zor olmakla birlikte sandığımız gibi imkansız olmayabilir.

 

Fakat her acı verici deneyime bizi çoğaltacak ve zenginleştirecek gözüyle bakmak ve övgüler düzmek de meselenin özünü kaçırmaya neden olur. Dolayısıyla hayatımızı acıdan ve kayıplar vermekten kaçarak geçirmemizin mümkün olmadığını aklımızda tutmak (bilgisi bilinçdışımızda zaten var) birinci adım olabilir ve tabi ki tek başına yeterli değildir:       

 

“Benim söylediğim, acı çekmenin öğreticiliğini vurgulayan eski muhafazakar doğrular değildir. Sadece acı çekmenin öğreticiliğine inanmıyorum. Eğer acı çekmek tek başına yeterli olsaydı, herkesin acı çektiği tüm dünya bilgelik makamı olurdu. Acı çekmeye yas tutmayı, anlamayı, sabretmeyi, sevmeyi, açık olmayı ve hassas kalmaya gönüllü olmayı da eklemek gerekir. Tüm bunlar ve diğer faktörler birleştiğinde ve eğer şartlar da doğru ise acı çekmek öğretebilir ve yeniden doğuşa yol açabilir” (Anne Morrow Lindbergh, Psikeart Dergisi Yas Sayısı, Ölümden Yaşam Çıkarma Yazısı aracılığıyla)

Astroloji Dergisi/Özlem Yalçınkaya

 

Kapanış şarkısı:

Ahmet Kaya / Vakit Tamam Seni Terk Ediyorum

https://www.youtube.com/watch?v=tpmN734kwkM

 

                 

  

2019 – KADERİN GÖZLER ÖNÜNE SERİLMESİ

 

Barış İlhan

 

        

BİR ASTROLOG NE YAPAR?

 

 

Pınar Uyar'ın çevirisiyle Gezegensel Modeller - Orta Noktalar...

 

"Gezegensel modelleri anlamak için, ilk önce orta noktaların ne olduğunu anlamalıyız ve bu oldukça kolaydır. İki gezegeniniz arasında bunlara eşit mesafede duran bir diğer gezegeniniz olduğunda, dolu (meskun) bir orta noktanız vardır. Aşağıda Şekil 1'de, Güneş, Mars ve Jüpiter'in orta noktasındadır...

 

Bu orta nokta “modelini” yorumlamak basit ve kolay başlar. Örnekte, Güneş Mars’la Jüpiter'in enerjilerinin birleşimini temsil eden bir noktayı doldurur. Mars'ın bir anlamının “enerji” ve Jüpiter'in bir anlamının “başarı” olduğunu düşünürsek, Mars ve Jüpiter birleşiminin yorumlarından biri “başarılı enerji” olabilir. Güneş’in onların tam orta noktasında bulunması, bu “başarılı enerjiyi” Güneş’in temel yorumlarından birine odaklar. Örneğin, Güneş’i “irade” olarak yorumladığımızda, bu resim, hayatta başarılı olmak için motivasyon, enerji ve iradeye sahip birine işaret edebilir. Güneş aynı zamanda “fiziksel bedeni” de ifade edebilir ve bir atlet söz konusu olduğunda, bu model, yarışmalar kazanmak için tasarlanmış başarılı, enerjik bir vücuda sahip bir kişiyi tarif edebilir. Orta nokta ekseninin daha sonra tetiklenmesi de kazanma olayının kendisini gösterebilir. "

Devamı linkte. PDF olarak indirebilirsiniz. http://www.astrolojidersleri.com/yazilar

 

Efe Erten UAC konferansında satın aldığı "Decanates and Dwads" kitabından sizin için Dekanlarla ilgili güzel bir derleme yapmış:

"Bir burç, üç eşit parçaya bölündüğünde elde kalan üçte birlik kısma dekan denir. Böylece her burç, ilk 10 derecesi, ikinci 10 derecesi ve son 10 derecesi olmak üzere üç dekana ayrılır. Bir örnekle bunu anlamaya çalışalım. Bir dekan sistemine göre Koç burcunun ilk 10 derecesi Koç, ikinci 10 derecesi Aslan ve son 10 derecesi Yay karakterindedir. Bu sebeple ilk 10 derece Mars, ikinci 10 dere Güneş ve son 10 derece Jüpiter sıfatıyla renklenir. ..

Günümüzde kullanılan üç farklı dekan sistemi vardır. Bunlar:
1) Kalde Düzeni
2) Manilius Sistemi
3) Oryantal Sistem

Kalde düzeni, temel asaletlerden vech ya da face olarak bildiğimiz sıradır. Koç burcunun ilk dekanı Mars ile başlar. Devamında eski evren modelinde kabul edilen gezegen sırası izlenir. Yani Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür ve Ay. Bu sırayla 36 dekan doldurulur.

Manilius Sistemi, burç sırasını izler. Koç burcunun ilk dekanı Koç ile başlar. Devamında zodyaktaki burç sırası izlenir. Yani, Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balık. Bu sırayla 36 dekan doldurulur.

Oryantal Sistemde, her burç element üçlüsündeki burçlara bölünür. Her burcun ilk dekanı kendisinindir, devamındaki dekanlar aynı elementteki diğer burçlara zodyak sırasıyla verilir. Yani Koç burcu ateş elementinden olduğu için, dekanları sırasıyla ateş burçları Koç, Aslan ve Yay'a dağıtılır. Bu şekilde her burç, kendi elementindeki diğer iki burçla, ve sırayla doldurulur."

Devamı linkte. PDF olarak indirebilirsiniz. http://www.astrolojidersleri.com/yazilar

   

 

Dün gece Türkiye’den harika izlenen bir Ay Tutulması yaşadık. Bu yüzyılın en uzun Ay Tutulmasıydı. Kanlı Ay olarak isimlendiriliyor. Hemen kanla ilişkilendirildiği için olumsuz algılanabilir, ancak bu isim tutulan Ay’ın renginden geliyor, gerçek kanla ilgisi yok. Buna rağmen bu seferki tutulma gerçekten kanlı olabilir, çünkü Ay’ın yanında kanın, yangının, kazanın, kavganın, savaşın, yağmanın  gezegeni kırmızı Mars bulunuyor. Bu ikisi uğursuz kabul edilen Güney Ay Düğümünün yanında bulunuyorlar. Üstelik Mars geri gidiyor ve deklinasyonda haddini aşmış, yasak bölgeye (out-of-bounds) girmiş durumda. Yani simgelediği konularda aşırılıklar olabilir.

 

Ay ve Güneş Kova ve Aslan burçlarının 5 derecesinde bulunuyorlar ve Boğa burcundaki transit Uranüs’ün fokal olduğu bir T-kare oluşturuyorlar. Böylece olaya ani beklenmedik şaşırtıcı gelişmeler ve patlamalar ekleniyor. Üç tane sabit burç işin içinde olunca gözler ister istemez dördüncü sabit burç olan Akrep’i arıyor. Şimdi Akrep’te Jüpiter var. 13 derecede biraz uzak duruyor, ama Akrep’in 5 derecesinde daha da önemli bir gezegen bulunuyor. Evet, Türkiye’nin Güneş’i bu derecede durarak, T-kareyi bir Büyük Kareye dönüştürüyor. Ve Türkiye’nin Güneş’i bu Tutulma ile oldukça tetikleniyor.

 

Bir ülkenin haritasında Güneş kralı gösterir. Ayrıca Türkiye haritasında Güneş komşular, medya, haberleşme, ilk öğretim, taşıma, nakliye konularını simgeleyen evin yöneticisi ve çocukları, meydanları, parkları, eğlenceyi, cinselliği gösteren evde bulunuyor.

 

Genel kabul gören bir düşünceye göre Güneş Tutulmasının etkisi bir yıl, Ay Tutulmasını etkisi ise altı ay boyunca sürer. Ancak şimdiki tutulma uzun sürdüğü için etkisinin de bir buçuk yıla yayılabileceğini düşünebiliriz. Daha önce İstanbul’da Tutulmalar konusunda bir eğitim veren Bill Meridian’ın aktardığına göre bir Ay Tutulmasının etkileri tutulmadan 6 hafta önce başlıyor.

 

Bunun doğru olup olmadığını hemen sınayabiliriz. Örneğin 8 Temmuz’da, tutulmadan 3 hafta önce, Tekirdağ’da bir tren kazasında (3.ev, Mars) yaklaşık 30 kişi öldü, aynı gün Recep Tayyip Erdoğan başkanlık (Güneş) yemini etti. Küçük Leyla 14 Haziran’da, Eylül 22 Haziran’da kaçırıldı. Günler sonra cesetleri bulundu. Uzun süre haberleri onların kurtulma umuduyla okuduk. Aslında son zamanlarda çok sayıda kaçırılan, tecavüz edilen ya da öldürülen (tutulma 8.evde) çocuk (5.ev) haberi (3.ev) alıyoruz. Son olarak dün Şanlıurfa'da, Suriyeli 2 yaşında bir kız çocuğunun hafriyat alanında bulunan toprağa gömülü cesedi bulundu. Bu olaylar yukarıda sıraladığımız konularla ne kadar denk düşüyor değil mi?

 

Ankara’ya göre çıkartılan haritada Ay Tutulması bir ülkenin hazinesini ve meclisini temsil eden yere düşüyor. Türkiye’nin haritasının üstüne oturttuğumuzda tutulmanın borçları temsil eden yerde olduğunu görüyoruz. Güneş de halkın kaynaklarını gösteren evde duruyor. Uranüs’ün bu tutulmaya T-kare yaptığını söylemiştik. O da hazineyi simgeleyen yerde. Bu kadar göstergeyle artık yazmaya bile gerek yok, bu tutulmanın borçlar, hazine ve para ile de çok ilgili olduğu aşikar değil mi? Nitekim seçimlerin hemen ardından 25 Haziran’da Türk lirası büyük bir düşüş yaşadı. Ülkenin ekonomik durumuyla ilgili bir şey yazmaya gerek yok, her taraf felaket haberleri ile dolu. Dolar son olarak 24 Temmuz’da yeniden yükselişe geçti. Keza meclis konusu da seçimlerin ardından büyük değişime uğradı. Artık Başbakanı olmayan, meclisinin fazla bir işlevi bulunmayan bir ülkeyiz.

 

Ay Tutulması esnasında dikkati çeken bir diğer konu da dünya üzerindeki doğal felaketler ve yangınlardı. Yunanistan’daki yangınlarda 80 kişi öldü. Alevler rüzgar sayesinde (Mars hava grubu Kova burcunda) birden her yeri sardı (Mars out-of-bounds). Temmuz ayının başında Türkiye genelinde son 3 günde tam 147 noktada yangın çıktı. Son olarak bugün Fatih’te bir işhanında çıkan yangın büyük korku yarattı. Ayrıca bugün California’daki yangınlar da rüzgar nedeniyle kontrolden çıkıp büyük tehlike yaratıyor. Aslında bugün hangi ülkeye baksak yangın haberi okuyoruz.

 

Son olarak Ay Tutulması haritasının astro-carto-graphy’sine baktığımızda Uranüs ve Pluto çizgilerinin Türkiye’y boydan boya geçerek Suriye sınırında Mardin civarlarında kesiştiğini görüyoruz. Yukarıda da yazdığı gibi Güneş komşular evinin yöneticisi. Yani önümüzdeki dönem Suriye açısında oldukça kritik ve Türkiye’ye zarar verici nitelikte. Astro-carto-graphy’de dikkat çeken bir diğer konu da Tutulmanın İran’ın Tepenoktasında (MC) bütün gücüyle gerçekleşiyor olması. Son dönemlerde Amerika ile İran ciddi biçimde restleşiyor. Suudi Arabistan İran’ı alt etmek için hazır bekliyor. Mars’ın tutulmayla birlikte Tepenoktasında olması pek hayra alamet değil. Venüs’le Pluto arasındaki üçgen açının biraz ortamı yumuşatması umalım. Yine de şimdi geri giden Mars’ın Eylül sonunda tutulma derecesine geri döndüğü günlere dikkat edelim.

 

Ve sabit burçlardaki tutulmaların, özellikle Uranüs Boğa'dayken, depreme işaret edebileceğini unutmayalım. 

Barış İlhan, 28.7.2018

 

KOVA’DA TAM AY TUTULMASI

 

 

“Bir insanın elinden her şeyi alabilirsiniz ama tek bir şey vardır ki asla alınamaz. O da insanın son özgürlüğü olan, herhangi bir durumda sergileyeceği davranışı seçme ve kendi yolunu belirleme özgürlüğüdür.” -  Viktor Frankl

 

27 Temmuz 2018’de Türkiye saatiyle 23:20’de 4 derece Kova’da bir Tam Ay tutulması gerçekleşiyor. Bu Ay tutulması 1 saat 43 dakika süreceği için bu yüzyılın en uzun Ay tutulması. Tutulma sırasında atmosferin ışığı kırması sonucu Ay’ın parlaklığını kaybedip soluk kırmızımsı bir renk almasından dolayı “Kanlı Ay” olarak isimlendiiliyor. Tutulma Güney Amerika, Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya’dan gözlemlenebilecek. Dolunay’ın bir oktav büyüğü olan bu Ay tutulması, ektiğimiz tohumların ürün verdiği ve apaçık göründüğü bir döneme işaret ettiği gibi, iki zıt kutupta olan enerjileri dengeleme, karşımızdakine ayna tutma, yansıtma ve dolayısıyla farkındalık kazanma gibi temalara da işaret ediyor; etkisi 6 aydan fazla sürebiliyor. Bu tutulma özellikle 13 Temmuz 2018’de Oğlak’taki Pluto’nun damgasını vurduğu Yengeç’teki Parçalı Güneş tutulmasında tetiklenen ve bizi kişisel ve psikolojik anlamda etkisi altına almaya başlayan temalarla ilgili olarak nasıl düzenlemeler yapacağımız ve nasıl hareket edeceğimiz konusunda bize ayna tutuyor. Kova’daki bu tutulma özgürlük, alışık olduğumuz modellerden özgürleşmek, isyan, başkaldırı, ani ve öngörülemez değişimler, soyutlanma ve dışlanma gibi konuları gündeme getirebilir ve ayrıca hayatımızdaki problemlere ilişkin daha orijinal ve farklı bakış açıları getirmek, yeni metotlar denemek, objektiflik ve tarafsızlık gibi fırsatları da bize sunabilir.

 

Bu tutulmada, 27 Haziran 2018’den beri Kova’da geri hareketini sürdüren Mars, Ay ile kavuşum, Aslan’daki Güneş ile karşıtlık yaparak bize duygusal ve kişisel anlamda bir hayli meydan okuyacak gibi görünüyor. Mars’ın bu geri hareketi, bir süredir hareketlerin kısıtlanması ve engellenmesi sonucu kendini ortaya koymakta zorlanan fakat patlamaya hazır bir enerjiye ve bastırılmış bir öfkeye işaret ediyordu. Dolayısıyla bir süredir içimizde tuttuğumuz öfke ve kırgınlıkları saldırgan ve vahşi bir şekilde ifade etme riskiyle karşılaşabiliriz. Düşüncesiz ve fevri hareketler kendi yıkımımıza sebep olabileceği gibi yakın ilişkilerimize de oldukça zarar verebilirler. Belki de gerçekten yüzleşmekten korktuklarımızdan ziyade, bizden daha zayıf olanlara öfkemizi yönelten pasif-agresif bir saldırganlık da söz konusu olabilir. Ne olursa olsun, harekete geçmeden önce bir kez daha düşünmek ve geri çekilmek, bizi dönüşü olmayan hatalar yapmaktan, tehlikelerden ve belki de kazalardan koruyabilir.

 

Bu tutulmanın modern yöneticisi olan Boğa’daki Uranüs ise, Kova’daki Ay-Mars kavuşumuna ve Aslan’daki Güneş’e kare açı yapıyor ve Sabit bir T-karenin fokal gezegeni konumunda oldukça önemli bir pozisyonda duruyor. Dolayısıyla yukarıda bahsedilen öfkenin ve gerilimin patlaması için gerekli zemini hazırlıyor. Patlamaya hazır ve kontrolsüz bir enerjiye işaret eden bu oluşum, ilişkilerimizdeki ya da hayatımızdaki gerilimin arttığı noktada kendimizi tutmakta da zorlanacağımızı gösterebilir. Ani ve öfkeli tepkiler, saldırganlık, sabırsızlık, düşüncesiz hareketler, öfkeyle isyan edip bazı ilişkilerden ya da yapılardan kopmak ve köprüleri yıkmak, belalara ve kazalara açıklık söz konusu olabilir.  Değişimin gezegeni Uranüs, bilinen yani alışkın olduğumuz modellerden özgürleşme temasını, değişimi önümüze ani ve beklenmedik bir olay şeklinde getirerek ve ani kopuşlar yaşatarak da getirebilir. Tutulmanın geleneksel yöneticisi Oğlak’ta geri hareketini sürdüren Satürn ise, Boğa’daki Uranüs’e üçgen bir açı yaparak,  bu iklimde daha sağlam, sabırlı ve sakin kalmamıza yardım edebilir. Bu durumda alternatif yollar geliştirmeden ve planlama yapmadan ani kararlar vermekten ve riskler almaktan kaçınmakta fayda var. İstediğimiz değişimi sistematik ve gerçekçi bir şekilde yapmak veya gerekirse eski olana yeni bir bakış açısı getirmek, yeni yöntemler geliştirmek daha akıllıca olabilir. Zamanla kazanılmış bir bilgeliğe de işaret eden Satürn, deneyimine, yetkinliğine ve bilgeliğine güvendiğimiz birisinden akıl almanın faydalı olabileceğine de işaret edebilir.

 

Tutulma, Capricornus(Oğlak) takımyıldızındaki sabit yıldızlar Giedi Prima ve Dabih ile kavuşum yapıyor. Oğlak takımyıldızının özellikle insan ilişkileri üzerinde büyük bir etkisi var ve ayrıca  iklimlerde ve politik geleneklerde olabilecek büyük değişikliklere işaret ediyor. Bu takımyıldız “Kralların Köşkü” olarak da adlandırılıyor.  Özellikle tutulmalarda etkili olması halinde ise deniz fırtınalarına işaret ediyor. Sabit yıldız Giedi Prima’nın Ay ile yaptığı kavuşumlarda, tuhaf ve beklenmedik olaylar, eksantriklik, eleştiri, yeni ve etkili arkadaşlar, değerli hediyeler ve saygıdeğer kadınların sevgisini kazanmak gibi temalar söz konusu. Dabih sabit yıldızının Ay ile yaptığı kavuşumlar ise, işte kazanılacak başarıya fakat problemli bir emekliliğe işaret ediyor. Ayrıca zenginlik, etkili pozisyonlar, karşı cinsle olan problemler, eleştiri ve suçlanma ile ilişkilendiriliyor.

 

Bu tutulmanın Sabian sembolü cümlesi ise, “Bir adama rehberlik yapmak üzere Atalar Meclisi toplandı.” şeklinde. Bu sembol bizden önce gelenlerin yani eskilerin getirdiği bilgeliğin koruyuculuğuna inanmak ve güvenmek ile ilgili bir sembol. Burada kastedilen sizin gerçek atanız ya da  ruhsal olarak sizden daha olgun ve bilge birisi olabilir.  Atalar Meclisi deneyimi ve bilgeliğiyle size yol gösterecek birisine işaret eder. Geçmişten gelen bir konu tekrar gündeminize oturabilir ve bu durumda rehberliğine güvendiğiniz ve muhtemelen sizden büyük bir insanın size yol göstermesine ve onun korumasına ihtiyaç duyabilirsiniz. Aile bağları,  geçmiş ilişkiler, kan bağı, meclisler ve komiteler ile bağlantılı olan bu sembolün getirdiği riskler ise, katı prensipler, aşırı muhafazarlık, devamlı başkalarından onay bekleme , gelişimi engelleyen eski moda fikirler ve aileye ya da geçmiş ilişkilere aşırı bağımlılık şeklinde. Görülüyor ki bu tutulmada, geçmişi de göz önünde tutarak değişiklikler yapmak, belki eski olana “yeni” bir bakış açısıyla bakmak yani eski-yeni dengesinin iyi kurulması oldukça önemli...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*www.constellationsofwords.com

*The Sabian Oracle: 360 Degrees of Wisdom, Lynda Hill

 

 

YENGEǒTE PARÇALI GÜNEŞ TUTULMASI

 

“Unutmayalım ki içimizdeki küçük duygular bile hayatlarımızdaki büyük kaptanlardır ve 

biz hiç farkına bile varmadan onlara itaat ederiz.” - Vincent Van Gogh

 

 

13 Temmuz 2018’de Türkiye saatiyle 05:48’de Yengeç burcunda bir Parçalı Güneş tutulması gerçekleşiyor. Yeniay’ın bir oktav büyüğü olan Güneş tutulmalarının etkisi en az bir yıldır ve bir zaman göstergesi gibi hayatımızda artık zamanı gelmiş konulara işaret eder. Yengeç’teki bu tutulma özellikle aile, aile bireyleri, ebeveynler, ev, geçmişimiz, farkında olmadan yakın ilişkilerimize getirdiğimiz geçmiş koşullanmalarımız, davranış kalıplarımız ve bastırıp bilinçdışında bıraktığımız duygular ve temalar ile ilgili bir çok şeyi gündeme getirecek gibi görünüyor. Bilinçdışı korkuların, duygusal bağımlılıkların, saplantıların, hem öz-yıkıcı hem de başkalarına zarar veren davranışların sebep olacağı bazı durumlar hassasiyetlerimiz ve gerçek duygusal ihtiyaçlarımızın neler olduğu konusunda bizi iç dünyamıza daha dikkatli bir şekilde bakmaya zorlayabilir. Bu tutulmanın bizim için zorlayıcı yanları olsa da, diğer yandan artık işimize yaramayan ve bizi geriye çekip gelişimimizi engelleyen kişisel ve duygusal kısır döngüleri, ilişkileri, bize zarar veren duygusal koşullanmaları ve alışkanlıkları tespit edip bunlardan kurtulma fırsatını da beraberinde getirebilir.

 

Oğlak’ta geri hareketteki Pluto’nun Yengeç’teki tutulmaya yaptığı karşıtlık oldukça dikkat çekici. Bu durumda hayatımızdaki işlevini tamamladığı halde, kaybetmekten, aciz kalmaktan korktuğumuz için hala güç ve kontrol sahibi olmak adına şavaştığımız, manipülatif ve zorlayıcı davrandığımız ve dolayısıyla duygusal ve psikolojik anlamda dönüşüme direndiğimiz her alanda Pluto bizi yaratacağı krizler ve belki duygusal patlamalar kanalıyla teslim olmaya zorlayacak gibi görünüyor. Özellikle yakın ilişkilerimizde, yüzleşmekten korkulan ve  kötü-pis diye bastırılan kıskançlık, intikam, kin ve haset duygularını, duygusal saplantıları açığa çıkaran bazı deneyimler yaşayabiliriz. Karşıtlık açısı bir “yansıtma” açısı olduğundan, bu duyguların neden olduğu yıkıcı davranışları kendimiz değil karşımızdakiler sergilese dahi, Pluto’nun burada kendimizde görmezden gelip bastırdığımız bir takım duygusal temalara, artık yüzleşilip ıslah edilmesi gereken gölge yanlarımıza ya da bir kısır döngü şeklinde tekrar eden, bize zarar veren ve artık miadını doldurmuş ilişkilere ve yapılara dikkatimizi çekmeye çalıştığını hatırlamak gerekir. Kontrol etmeye çalıştığımız veya güç savaşına girdiğimiz noktada olaylar kontrolden çıkıp daha da kötü hale gelebilir. Hayatın doğal döngülerini kabullenip, gücümüzü bizden daha büyük bir “Güce” teslim ederek, bize artık hizmet etmeyen unsurları ve insanları bırakmaya gönüllü olursak yenilenme ve iyileşme sürecimizi de hızlandırmış oluruz.

 

Yengeç’teki tutulma,  Balık’ta geri hareketteki Neptün ve Akrep’teki Jüpiter üçgen ile açı yaparak Büyük bir Su üçgeni oluşturuyor. Önümüzdeki bu dönemde hem kendimize hem de etrafımızdakilere karşı daha kabullenici ve anlayışlı bir yaklaşımda olmak, hayatın bize söylemek istediğini anlamak adına iç dünyamızla daha fazla temasta kalarak “içsel rehberimizin” sesini dinlemek ne yöne gitmemiz ve nereden başlamamız gerektiği konusunda bize yol gösterebilir. Ayrıca haritadaki Boğa’daki Uranüs’ün, Oğlak’ta geri hareketteki Satürn’ün ve Başak’taki  Venüs’ün oluşturduğu Büyük toprak üçgeni, olaylar ne yönde gelişirse gelişsin, ayakları yere sağlam basan, gerçekçi, sakin ve kararlı bir tavırda kalmamızı sağlayabilir. Gerekirse duygusal güvenliğimizi sağlamak adına kişisel sınırlarımızı net bir şekilde çizmek ve gerçek hedeflerimizin ne olduğunu belirleyip enerjimizi bunlara kanalize etmek bize krizleri yönetmemizde ya da savmamızda yardımcı olabilir.

 

Yengeç’teki bu tutulma İkizler takımyıldızındaki Castor sabit yıldızıyla kavuşum halinde. Bu sabit yıldız Dr. Eric Morse’a göre, sinir krizlerine ve nevrotik rahatsızlıklara işaret ediyor. Ayrıca insanda bilinçdışı olarak  bir çeşit “felaketi” çağrıştıran ve derinde kalmış bir korkuyu uyandırıyor. Öyle ki geçmişte yaşanan travmaya ya da krize az da olsa benzeyen her hangi bir olay gerçekleştiğinde, kişi buna ilk seferinde olduğu gibi korku içerisinde tüm yanlış hamleleri yaparak yanıt verebiliyor. Bu yıldız Güneş ve Ay ile olan kavuşumlarında, korkaklık, güven kaybı, duyarlılık, güçlü sezgiler, gözden düşme, ciddi kazalar, yüzden yaralanmalar, silahlı saldırılar,  bıçaklanmalar, körlük, ameliyatlar, şiddetli ateşlenmeler, hapsedilme, sürgün, kötü niyet, tecavüz, cinayet  ve gemi kazalarına işaret edebiliyor.

 

Tutulmanın Sabian Sembolü cümlesi ise, “ Bir primadonna şarkı söylüyor” şeklinde. Bu sembol kendi sanatını ve yeteneğini icra etmekte bir numara olan ve başkalarını sesiyle büyüleyen birisinden bahseder. Siz de aynı şekilde bir konuda etrafınızdakilerin ilgisini ya da dikkatini çekmek adına sesinizi yükseltmek ya da bazı yeteneklerinizi ortaya koymak durumunda kalabilirsiniz ya da yetenekleriniz ve becerilerinizin sonuna kadar sınandığı bazı testlerden geçebilirsiniz. Burada önemli olan kendinize koyduğunuz engelleri yıkıp kendi kalbinizi açabilme ve kendi doğrunuzu söyleyebilme cesareti göstermektir. Bu sembol her kafadan bir ses çıksa da, sizin sesinizin gücüne işaret eder. Uzun süredir konuşmak istediğiniz her ne varsa ya da vermek istediğiniz mesaj  her neyse, konuşmaya başladığınız insanlar büyük bir dikkatle sizi dinleyebilir.  Buradaki riskler ise, sırf dikkat çekmek için sergilenen duygusal dramalar, tutkuları abartılı bir şekilde dışa vurmak,  sürekli sahneyi işgal etmek, tantanacı tavırlar ve insanların dikkatlerini dağıtmak şeklinde. Yengeç’teki bu tutulma uzun süredir bizi bir “kabuk” gibi koruduğuna inandığımız, bir çocuk gibi belki içine saklandığımız bir takım bilindik yapıları, alışkanlıklarımızı ya da bağımlı ilişkileri sarsacak ve bizi kabuğumuzdan çıkarıp  “büyümeye” ve sorumlu olduğumuz adımları atmaya zorlayacak gibi görünüyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*www.constellationsofwords.com

*https://sabiansymbols.com

*The Living Stars, Dr. Eric Morse

       

 URANÜS BOĞA’da

 Barış İlhan, 15.5.2018

 

Amerika İsrail elçiliğini Kudüs’e taşımaya karar verdi ve açılışı yaptığı gün bunu protesto eden onbinlerce Filistinlinin üzerine ateş açıldı. Maalesef 52 kişi öldü, binlerce insan yaralandı. Olayların fotoğraflarına baktığınızda adeta havai fişek görüntüsü vardı. Akşamına Türkiye’de dolar 4.40’a dayandı. Benzine, motorine zam yapıldı. Yani, Uranüs’ün Boğa burcuna girişi görkemli, ama pek fena oldu. Kuşkusuz Uranüs tek başına değil. Ona Oğlak’tan Kova’ya geçmekte olan Mars da iştirak ediyor. Bu ikiliyi Hawai’deki volkan patlamasında da izledik. Şimdi ikisi aynı gün birbirlerine kare yaparak büyük bir gerilimle burç değiştiriyorlar. Uranüs-Mars gerilimli açıları patlayıcı, isyankar, kazaya,belaya eğilimli, anarşik bir ortama işaret ediyorlar. Adeta artık tahammülün kalmadığı, insanın kendini zor tuttuğu bir ruh hali içindeyiz. Aniden patlayabiliriz. Bizden hiç beklenmeyecek şeyler yapabiliriz. Dünyada da hiç beklenmedik şeyler olabilir, bunlar bütün düzeni alt üst edebilir. Uranüs’le Mars’ın bu dansı, Mars’ın geri hareketi nedeniyle, aralıklarla, Eylül ayının sonuna kadar sürecek. Beklenmeyeni bekleyin.

 

Uranüs’ün Boğa’ya girişi bugüne kadar güvenli bilinen tüm alanlarda altüst oluşun işareti olarak görülüyor. Para piyasaları, doğal kaynaklar, yıllardır sağlam olduğu düşünülen her şey, hatta dünyamız dahi bu sarsıntıdan payını alacak. Huzur, güvenlik, konfor diye bir şey kalmayacak. Toprak ortasından çatlayıp yarılacak. Bunu sembolik anlamıyla hayattaki her konuya uyarlayabiliriz. Tabii bunun sonunda yeni güvenlik sistemleri, yeni değerler gelişecek. Sahip olduklarımıza, doğaya, yeryüzüne ve kaynaklarına değer vermeyi, şürkan duymayı öğreneceğiz Hiç bir şey statik değil. Bir şeyler altüst olmadan yerine yenisi konamıyor. Dolayısıyla, yeninin gelebilmesi için, bir elektrik enerjisi bizi sağlam olduğunu sandığımız yerden bir başka yere fırlatıp atacak. Bu, ömrünü doldurmuş yapılarda değişiklik yapmak isteyenler için iyi bir fırsat olabilir, ancak ömrünü doldurmuş olmasına rağmen, güvenlik nedeniyle mevcut duruma sıkı sıkıya sarılmış olanlar için çok sarsıcı olacağı aşikar. En iyisi, sarsıntıyla brlikte hareket etmeye çalışmak. Sağlam durmaya çalışanların beli kırılabilir... devamı https://www.barisilhan.com/uranus-bogada 

 

Gaia (Yeryüzü Tanrısı) Boğa’da ki Uranüs ile Altüst Oluyor

 

 

Önümüzdeki yedi yılın tonunu belirleyecek en büyük göksel olay Uranüs’ün Boğa burcuna girişidir. 15 Mayıs günü Boğa burcunda ki Yeniay’dan sadece birkaç saat sonra Uranüs Merkür gezegenin eşliğinde toprak burcuna adım atacak. Ve Oğlak burcunda ki stelyuma üçgen açı yapacak. Antik mitler, astrologların en büyük değişimi getiren gezegenin değişime en dirençli burçta olması olarak tanımladıklarını anlamamıza yardım edebilirler.

Ouranos (Uranüs) birçok yaratılış mitinin başlangıcında yer alır. M.Ö. 8. yüzyılda şair Hesiod tarafından yazılan Theogony'ye göre Ouranos yıldızlarla süslenmiş sağlam bir pirinç kubbe olarak düşünülen Gök Tanrı'sıdır. Her gece Yeryüzü Tanrıçası Gaia’nın üzerine Boğa şeklinde uzanırdı. Böylece Gaia dağları, denizleri ve tanrıların ilk ırkı olan Titanları doğurdu. Gaia daha sonra, Ouranos'un nefret ettiği Cyclops, Devler ve Yüz elli Canavarları doğurdu. Çocuklarının gün ışığını görmelerine izin vermeyi reddeden Ouranos, onları Gaia'nın bedenine geri itti.


Yeryüzü acı ile inledi ve kuvvetli babasını aşağılayan cin fikirli en küçük oğlu Satürn’e intikam almasını teklif etti. Ona demir bir orak verdi. Ouranos gece sevgiye özlem duyarak Gaia’nın üzerine yayıldığında, Satürn onu hadım etti. Yeryüzünün üzerine düşen kan damlalarından Erinyes ortaya çıktı. Bu yılan saçlı üç tanrıça, Alekto, Megaira ve Tisiphone, yanlış yapanları deliliğe sürüklüyordu. Onları özellikle bir araya toplayan suçlar ise ebeveynlere, yaşlılara, savunmasızlara ve misafirperverlik yasasını ihlal edenlere karşı yapılanlardı.


Uranüs yakında Boğa’ya girecek; yeryüzü çatlayarak açılacak ve intikam peşinde olan yılan saçlı tanrıçaları uyandıracak. Çevre (Yeryüzü) Uranüs enerjisinin bir sonraki odak noktası olacak. Biyosfer de ani yıkıcı şoklardan oluşan bir çağa gireceğiz, iklim değişikleri artık göz ardı edilemeyecek. Çevreye zarar veren ve hassas ekosistemleri ihlal eden fırsatçılar saldırılarını hızlandıracaklar. Tanrıçalar çevreci aktivistler tarafından yönetilen büyük protestolar şekline girip yeryüzüne karşı suç işleyenlerin peşine düşecekler. Yaşayan her şeyin annesini (yeryüzünü) ve ona bağımlı olanları korumak için yapılan çağrıya kulak verin.


Uranüs'ün Boğa'ya girdiği gün, asteroit Gaia Mars'ın kızkardeşi ve savaş tanrıçası Eris ile 23⁰ Koç burcunda kavuşacak. İki hafta içinde, asteroit Gaia ve Uranüs 1⁰ Boğa’da birleşecekler ve olayların tohumlarını atacaklar. Aynı dönemde yılan saçlı asteroitler Alekto (22⁰ Koç), Tisiphone (16⁰ Yengeç), Megaira (19⁰ Yengeç), Erynia (17⁰ Terazi) ve Plüton (21⁰ Oğlak) büyük kareyi oluşturacaklar. Böylece hesaplaşma zamanı başlayacak.


Kişisel psikolojik düzeyde, Boğa burcunun haritanızda hangi evde olduğuna bakın. Bu ev, şu anda en çok sıkışmış, engellenmiş, alışkanlık haline gelmiş ve değişime dirençli olabileceğiniz alanı simgelemektedir. Hayatınızın bu alanında her zamanki gibi düzeninizi kesintiye uğratacak olaylar bekleyin. Kendinizi değişim ve kurtuluş güçlerine açın.

 

https://www.demetra-george.com/resources/news/206-uranus-in-taurus 

Demetra George

Türkçesi: Aylin Tezcan Beyazoğlu

  

 

Ağır hareket eden gezegenlerin burç değiştirmesi, dünyada o gezegen ve burç sembollerinin birleşimine ilişkin yeni temaları gündeme getirir. Biz bu yeni temaları, gezegenler burç değiştirmeden hemen önce de gözlemleyebiliriz. Örneğin, Mayıs 2018’de Boğa Burcu’na geçecek Uranüs’ün sembolleri yavaş yavaş sahne almaya başladı. Uranüs Koç’tayken kendimizin, “ben”imizin farkına vardık. Selfie’ler çektik. Kimilerimiz sosyal medyada boy boy ideal benliklerini sergileyip sonrasında gerçek kimlikleri ile ideal benlikleri arasındaki farkı kapatmaya çalıştı, kimilerimiz ise bencillikle ben-merkezciliğin aynı şey olmadığına uyanıp zarar verici diğerkâmlığı bıraktı.

 

Şimdi Uranüs tarım, hayvancılık ve gıda üretimini temsil eden toprak grubu Boğa’ya geçmek üzereyken, birçok yerde Türk tarımının nasıl bittiği, eskiden tahıl ambarı olarak anılan Türkiye’nin Meksika’dan mercimek ithal ettiğini okur hale geldik. Birçok yazar seferber oldu, ana teması “Gıda Yalanları” olan yazılarıyla bizleri yediklerimizin bizi nasıl zehirlediğine uyandırmaya (Uranüs) çalışıyorlar. Boğa’nın para, kaynaklar, değerler sembolizmine paralel olarak, Blockchain teknolojisi, bizlere bir merkeze bağlı olmaksızın ve bankalara ihtiyaç duymaksızın güvenli bir şekilde işlem yapabilme imkânı sağlıyor. Cüzdanlarımız, paramız ve kaynaklarımız dijitalleşip tamamen farklı bir teknolojik platforma kayıyor.

 

Barış İlhan Yayınevi’nden çıkan “Astrolojide Açılar” kitabının yazarı Sue Tompkins, the Mountain Astrologer dergisinin Nisan/Mayıs 2018 sayısına yazdığı yazısında, finansal bir devrimin birçokları için geçerli olacağını, borca hapsolduğunu hisseden bireyler arttıkça, bu transitin paylaşıma dayalı ekonomileri de doğurabileceğini öne sürüyor. Bu böyle olursa, gereksinim duyulan bir gereç veya hizmet, ihtiyacı olan başka kullanıcılarla birlikte kullanılabilecek. Bu da verimliliği arttırırken kaynakların verimli kullanımını sağlayabilecek. Tompkins, bu dönemde, paramızı daha teknolojik şeylere harcayabileceğimizi, pratikliğin ön plana çıkıp pratik yeteneklerimizi geliştirebileceğimizi söylüyor.

 

Sokrates bir gün Atina’da pazara çıkmış, alışveriş yapan telaşlı kalabalığa, satılan mallara bakmış ve şaşkınlıkla arkadaşına şöyle demiş: “İhtiyacım olmayan ne kadar çok şey var.” Umarız bizler de bu tip bir uyanışla bizleri gerçekten doyurmayan tüketim alışkanlıklarımızdan kurtulabilir, sadeleşebilir ve gerçekten bizim için neyin değerli olduğunu idrak edip, hayatımızı kendimize uygun seçeceğimiz değerlerimiz üzerine inşa edebiliriz.

 

Hepimiz için yeteneklerimizi, kaynaklarımızı verimli şekilde kullanmayı öğrendiğimiz, kendimize yeterli hale gelerek özgürleşebildiğimiz, “benim kaynaklarım” - “senin kaynakların” dengesini adil bir şekilde kurup, kendi kaynaklarımızı eşimiz, kardeşimiz, ailemiz dahi olsa diğerlerinden sağlıklı bir şekilde ayrıştırmayı öğrendiğimiz bir dönem olsun.  

Astroloji Dergisi/Pınar Uyar

 

SATÜRN TRANSİTLERİ  

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...  

 

Satürn'ü Yay'da olup da bir döngüyü bitirmiş olanlar ve

Satürn'ü Oğlak'ta olup da bir döngüyü bitirmeye başlayanlar için...

SATÜRN  DEVİNİMİ

 

 

Kötü mü hissediyorsunuz? 

İşte yapMAMAnız gereken şeyler

 

Venüs’ün İnsanların Romantik Seçimleriyle Bağlantısı Üzerine Bir Çalışma

   

   

JÜPİTER TRANSİTLERİ

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...

       

Astroloji’ye Kaç Kişi Gerçekten İnanıyor?


Nicholas Campion

 

Astroloji ve burç köşeleri, magazin gazetelerinin, kadın dergilerinin ve internetin tanıdık içeriğidir. Bu içerikler, bazıları için tartışmalı olmakla birlikte, özellikle insan ilişkileri açısından göksel ve yersel olaylar arasında anlamlı bir ilişki olduğunu iddia ederler.

 

Bildiğimiz kadarıyla, dünyadaki yaşamı yönetmek amacıyla gezegenleri 12 zodyak işaretiyle ilişkilendiren Astroloji, Orta Doğu'da ve klasik Yunanistan'da M.Ö. beşinci ile birinci yüzyıllar arasında icat edilmiştir. 21.yüzyıla büyük oranda İslam dünyası yoluyla iletilmiştir.

 

Astroloji son günlerde iki farklı konuda yeriliyor. Bir tarafta, en iyi ihtimalle onu yanıltıcı bulan, kötü ihtimalle de Şeytani bulan Evanjelik Hıristiyanlar var. Diğer taraftaysa, kaderimizin yıldızlarda yazılı olmasını hileli ve hatta zararlı olduğunu düşünen şüpheciler bulunuyor.

 

Bu iddialar doğruysa, kaç kişinin astrolojiye inandığını ve bunun nedenlerini anlamak önemli ve bu konuda yapılacak bazı ciddi araştırmalar için zaman gelmiş demektir.... devamı                                                       Çeviren: Billur Kılınç ve Hatice Akbaş

 

   

      

Astrolojide Mizaçlar (Temperament)

 

 

Gülşen Altay'ın hazırladığı çalışma. Bu çalışmayı 9 Şubat 2017 tarihinde NCGR-Türkiye toplantısında sundu. Çalışma uzun ve kapsamlı olduğu için pdf dosya olarak paylaşıyoruz. Aşağıdaki linkten dosyaya ulaşabilirsiniz.  Kendisine çok teşekkür ederiz.

 

MİZAÇ

 

"Elementler harmanlandı, karıldı bir insana… 

Su’ydu, ondan size akan 

Ateş’di, ondan size geçen heyecan, ilham 

Hava’ydı, ondan size doğru esen 

Toprak’dı onun kendine sakladıkları"


Bir şeyleri kategorize etmek insanın doğasında vardır. Jung bunun sebebini “kaos’a düzen getirmek” istememiz olarak açıklar. Gerçekten de binlerce yıldır insanları fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak sınıflandırıyoruz. Bu sınıflandırmalardan bir tanesi de 2000 yılı aşkın süredir bilim adamları, hekimler, filozoflar ve astrologlar tarafından kullanılan mizaç’dır.
Bildiğimiz anlamda modern batı dünyasına ulaşan mizaç teorisi ve analizi tarihte Greklerle başlamıştır. Empedokles, ilk, kosmos’un bileşenleri hakkında hipotezini sundu. Açıklıkla olmasa da Hipokrat tarafından değinilen mizaç doktrini, Galen tarafından geliştirildi ve Ptolemy’den Ortaçağ astrolojisine ve William Lilly zamanına kadar kullanıldı. Mizaç teorisini ve tarihini keşfe çıkmadan önce dilerseniz: Mizaç nedir? Bileşenleri nedir?, sorularına cevap arayalım.

 

https://s3.amazonaws.com/wix…/Z41BkC2QKiaDZKWmdB0Q_MIZAC.pdf

     

ANA TANRIÇANIN İTİBARI

 

 

Astrolojide kadınlar iki gezegenle temsil edilirler: Ay ve Venüs. Venüs en yalın haliyle genç kadındır, Ay ise anne, olgun ve yaşlı kadın. Bu ikisi de Türkiye’nin doğum haritasında zarar gördükleri, güçlerini yitirdikleri yerlerde duruyorlar.

 

Venüs zarar gördüğü Akrep burcunda yer almış. Zararda olan gezegen dermansız ve güvensiz olarak düşünülür. Bu, kaynakları fazla olmayan, dostça olmayan yabancı bir ikametgahta yaşamak gibidir. Venüs Türkiye’nin doğum haritasında eğlenceyi, flörtü ve seksi temsil eden 5. evde bulunuyor. Aslında Venüs burada rahat eder, ancak güçsüz durduğu için, biz Türkiye’de genç kızları iyi bir durumda göremiyoruz. Daha ziyade seks objesi konumundalar.

 

Anneyi, olgun kadını simgeleyen Ay ise Türkiye’nin doğum haritasında sıkıntıları, köleleri, hastane ve hapishaneleri temsil eden 12. evinde kilit altında görünüyor. Eh zaten biz de kadınları ya tarlada ya fabrikada köle gibi çalışırken, veya hastanede sırasını beklerken görüyoruz. Kendileri için evden, işten kaçabildikleri yerler oluyor hastaneler. Tabii bir de hapishane ziyaretleri var anaların !!

Bu tabloya göre kadınların durumu pek parlak değil. Peki nasıl oldu da Ana Tanrıçanın topraklarında kadınlar bu hale düştü? - Barış İlhan 

    

Devamı: https://www.barisilhan.com/ana-tanricanin-itibari

     

Yeni Çalışmalar Ay’ın Büyük Depremleri Tetiklediğini Öne Sürüyor 

 

Tokyo Üniversitesi’nden bir grup jeolog, sürpriz bir buluş yaptı. Suguru Yabe ve Yoshiyuki Tanaka çalışmalarında dolunayın büyük depremleri tetikleyebileceğini öne sürdüler. Büyük ölçekli sismik hareketler üzerine yapılan üç ayrı veri tabanını inceleyerek güçlü kanıtlara ulaştılar.  

Tokyo Üniversitesi’nde deprem bilimci olan Satoshi Ide’nin rehberliğinde Yabe ve Tanaka ekipleri ile birlikte üç sismik olayı incelediler. Bu olaylar; 2004 yılında Sumatra’daki 9.3 büyüklüğündeki deprem, 2010’da Şili Maule’deki 8.8 büyüklüğündeki deprem ve 2011’de Fukuşima’daki 9 şiddetindeki depremdi. 

 

Jeologlar bu olaylarla yüksek gelgit gerilimleri arasında bir örtüşme buldular. Ayrıca 2011 Japonya depremi ve 2004 Sumatra depremi gel-gitin doruk noktasında gerçekleştiler. Diğer araştırma ve incelemelerde de 12 büyük depremin 9’unun Yeniay ya da Dolunay zamanlarında gerçekleştiği kaydedildi. 

Çalışmanın yazarı, bu tarz gel-git tetiklenmelerinin depremlerin nasıl başladığı, büyüdüğü ve sonuçta nasıl doğal olarak sürdüğü hakkında birçok temel şeyi öğretebildiğini belirtmektedir.

Depremlerin nasıl şekillendiği ve geliştiği hakkındaki detaylar üzerinde henüz çalışılmamıştır. Japon jeologların çalışmaları daha çok depremler ve bunların Ay ile olan ilişkileri üzerinde bir farkındalık yaratmak üzerinedir. 

U.S. Jeolojik Araştırmaları’ndan Nicholas van der Elst, çalışmada gel-git durumunun bir depremin büyümesinde katkı sağlayacağının öne sürüldüğünü ve gel-git geriliminin küçüklüğüne rağmen deprem gerilimi üzerindeki etkisi göz önüne alındığında bunun şaşırtıcı olduğunu belirtmektedir. 

Ay hareketlerinin gerçekten de depremlere neden olduğunu belirtmek için henüz çok erkendir.

Çeviren: Nilay Göncü Aslan

Kaynak linki

 

Türkiye'nin sürekli yaz saatinde kalması nedeniyle Solar Fire 9.0.26 versiyonunda yapılan güncellemeyi aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

http://alabe.com/downloads/default.asp#SF9Update

  

Decumbiture (Hastalık) Haritası*

Tania Daniels

 

Geçenlerde bir danışanımla hastalığıyla ilgili konuştuk, bu durumda hastalığı topraktaki gezegenlerle temsil ediliyordu. Aslında problemin nereden kaynaklandığını çoktan bulmuştum ama elementi hakkında düşünüyordum. Toprak bedenimizdeki kuvveti depolar ve “ihtiyacımız olan zamanlarda” kullanılmak üzere muhafaza eder. Fakat bu durumda danışanın bedenindeki bir şey aşırı derecede bastırılmıştı ve gerektiği gibi kullanılmıyordu. Bu aynı zamanda, bir şeyin olmaması gereken bir yerde olduğuna da işaret ediyordu. “İdeal olarak” elinizden çıkarmaya henüz karar vermediğiniz şeyleri nereye koyarsınız? Toprak burcu Başak tarafından temsil edilen, bağırsaklar ya da kolon; 6. evinin yöneticisi buradaydı.

 

Örneğin elma bir çeşit şoka uğradığında, üzerinde kahverengi bir leke oluşur. Eğer bu leke uygun bir şekilde tedavi edilmez (ya da kesilip atılmazsa), elma küflenmeye başlar ve bir süre sonra bu gri/yeşil küf tüm elmayı sarar. Onun durumu da tam böyleydi: hastalık tüm organlarına yayılmıştı. Fakat burada işaret etmek istediğimiz şey, onun bu durumla nasıl başa çıkacağını tespit etmek.

 

Onun depoladığı ya da dışarıya vermediği şey tam olarak nedir? Evet, toksinler ve buna benzer şeyler. Ama dahası var. Toprak, tıpkı güneşte kuruyan çamur gibi, soğuk ve kurudur. Onu kolayca yıkayıp temizleyemezsiniz. Tıpkı bir yapışkan gibi davranır ve bağırsak duvarlarına yapışarak tıkanıklığa sebep olur. Peki burada blokaja uğrayan şey nedir? Duygular. Tüm hastalık aslında duygularla ilgili. Ama hangi duygular? Kuruyan ve içinde ne sevgi ne de nefret barındıran duygular. Eğer bu durumda bir ateş elementi olsaydı, bunları yine görebilirdik. Hayal kırıklığı? Depresyon? Belki. Danışanımla konuşmaya devam ettikçe, anladım ki, durumu depresyonla alakalı değildi. (Depresyonu su elementiyle de bağdaştırırım) Tüm gezegenler 8. evdeydi. Bu evi oksijensiz, bir şeylerin çürümeye yüz tuttuğu bir yere benzetirim. Çürüyen duygular gibi, (nefretin aksine) burada bir pasiflik vardır. Sonra durumu anladım. Aslında üzerinde konuştuğumuz şey, küskünlüktü.

 

Kin tutmak, sözcükleri, davranışları ve olayları hazmedememek. Unutamamak ama içsel olarak bir  “Beni nasıl da incittin” listesi tutmak. Danışanımla bu konuyla ilgili olarak konuştuğumda, “zehirlenme” kelimesinden bahsettim. Tam da üstüne basmıştım! Birçok olaydan dolayı kendisini zehirlenmiş gibi hissediyordu. Artık içsel olarak hastalığa neyin neden olduğunu ve neyle ilgili çalışmamız gerektiğini anlamıştık. O ana kadar, hastalık sadece bizim “gizli düşmanımızdı.” Şeytanınızı tanımazsanız, onu iyileştiremezsiniz. O artık bunu yapabilir…

Çeviren: Gözde Kara

 

*Medikal astrologlar, decumbiture haritası adı verilen bir harita kullanarak hastalığın gidişatını anlamaya yardımcı olabilirler. Decumbiture haritası günümüzde doktorun teşhis zamanına ya da hastalığın başlangıç zamanına göre hazırlanabilir. Devamı  http://www.astrolojidergisi.com/saglik.htm

 

 

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

 

 

Yin ve Yang Sembolü Nereden Geliyor?

 

Yin Yang sembolü ünlü bir Çin sembolüdür. Güneş’in yolunu simgeler. Eski Çinliler gökyüzüne bakarak, Büyük Ayı’nın pozisyonlarını kaydederek ve Güneş’in gölgesini izleyerek, dört yön belirlediler. Gün doğumunun yönü Doğu; gün batımının Batı; en kısa gölgenin yönü Güney; en uzun gölgenin yönü Kuzey; gece ise, Kutup Yıldızı’nın yönü Kuzey’di.

 

Mevsimsel değişimleri farkettiler. Büyük Ayı Doğu’yu gösterdiğinde ilkbahar; Güney’i gösterdiğinde yaz; Batı’yı gösterdiğinde sonbahar; Kuzey’i gösterdiğinde kıştı.

 

Güneş’in döngüsünü izlerken, eski Çinliler yerin sağ köşesine yerleştirilmiş ve gölgenin pozisyonunu kaydedecek 8 fit uzunluğunda bir sırık kullandılar. Sonra yılın yaklaşık 365,25 gün uzunlukta olduğunu buldular. Yıl döngüsünü, gün doğumunu ve Büyük Ayı pozisyonlarını kullanarak, ilkbahar ve sonbahar ekinoksları ile yaz ve kış solstislerini de içerecek şekilde 24 dilime ayırdılar, 24 dilimin işaretlendiği, dairenin 24 bölüme ayrıldığı ve günlük gölge uzunluklarının kaydedildiği 6 tane eş merkezli daire kullandılar. En kısa gölge yaz solstisinde, en uzun gölge kış solstisinde bulundu. Her çizgi ile bağlantı kurulduktan ve yaz solstisinden kış solstisine doğru “Yan” bölüm karartıldıktan sonra Güneş haritası aşağıdaki gibi görülür. Dünya’nın 23 26' 19'' derece ekliptik açısı bu haritada görülebilir.

 

 

Ekliptik, Dünya’dan bakıldığında Güneş’in Dünya etrafında izlediği yoldur. Ekliptiğin eğim derecesi yaklaşık olarak 23 26' 19''dır. 

 

Daha fazla gün ışığını belirten açık renkli alan Yang (Güneş) tır. Daha az gün ışığını belirten koyu renkli alan Yin (Ay) dir. Yang erkeğe benzer. Yin kadın gibidir. Yang, Yin olmadan büyüyemeyecektir. Yin, Yang olmadan doğuramayacaktır. Yin Yaz Solstisi’nde, Yang ise Kış Solstisi’nde doğmuştur.

Türkçesi: Nilay Göncü Aslan

Kaynak: http://www.chinesefortunecalendar.com/yinyang.htm

 

 

Prag'daki astronomik ve astrolojik saati sizin için çektik !!

 

 

 

ASTRODOKU

 

Venüs’ün İnsanların Romantik Seçimleriyle Bağlantısı Üzerine Bir Çalışma

  

ASTROLOJİYİ DOĞRULAYAN BİLİM 

 

 

ŞANS NOKTASI (PART OF FORTUNE)

 

 

Bir okuyucumuzun sorusu üzerine açıklama:

Okuyucumuz gündüz ve gece burçlarıyla ilgili kaynaklarda çelişki olduğunu yazmış.

Bunu okuyunca ilk önce çok şaşırdım, çünkü 40 yıldır astroloji ile ilgileniyorum, ilk defa gündüz burcu diye bir tanım duyuyorum. Bunun üzerine internette arama yaptım ve gerçekten Türkiye’de gündüz burçları, gece burçları diye bir ayrım yapıldığını, hatta bu burçların özelliklerinin yazıldığını gördüm.

 

Öncelikle yazmak gerekir ki burçların gündüz ve gece olarak sınıflandırılması doğru değildir. Muhtemelen burada bir çeviri hatası olmuştur. Hata şöyle olmuş olabilir:

Burçlar eril ve dişil (maskülen ve feminen) olarak ikiye bölünürler. Buna eski İslam astrologları leyli ve nehari derler. Batı astrologları da diurnal ve nocturnal derler. Diurnal  gündüze özgü, gündüz olan ya da gündüzcü, nocturnal de geceye özgü, geceleyin olan ya da gececi demektir. Gündüzcülük eril bir özelliktir. Gececilik ise dişil bir özelliktir.

 

Sıcak enerjiye sahip burçlar (Ateş, Hava burçları) eril burçlardır. Soğuk enerjiye sahip burçlar ise (Toprak, Su burçları) dişil burçlardır. Ateş: Koç, Aslan, Yay. Hava: İkizler, Terazi, Kova. Toprak: Boğa, Başak, Oğlak. Su: Yengeç, Akrep, Balık.

 

Buraya kadar büyük bir sorun yok. Bu sınıflandırmadaki eril burçlar gündüz burçları, dişil burçlar da gece burçları olarak (her ne kadar yanıltıcı olsa da) tercüme edilmiş olabilirler.

 

Ancak internette gördüğüm gündüz ve gece burçları ayrımı bundan farklıydı. Bu sınırlandırma şöyle:

Gündüz burçları: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak

Gece burçları: Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık

Bu sınıflandırma yanlış bir sınıflandırmadır. Burada burçlar bir ekinokstan diğer ekinoksa kadar bölünmüştür. Gündüzle gecenin eşit olduğu İlkbahar Ekinoksundan sonra Güneş ekvatorun kuzeyine doğru yükselmeye başlar. En yüksek noktaya çıktıktan sonra inişe geçer. Yine gündüzle gecenin eşit olduğu Sonbahar Ekinoksundan sonra Güneş’in inişi ekvatorun güneyine doğru olur. Dolayısıyla ekvatorun kuzeyinde kalan burçlar Boreal (Kuzey, poyrazla ilgili, şimali), güneyinde kalan burçlar da Austral (güneyle ilgili) olarak sınıflandırılırlar. Her ne kadar Güneş kuzeydeyken günler daha uzun, güneydeyken geceler daha uzunsa da bu sınıflandırmada burçlar gündüz ve gece olarak adlandırılmazlar. Bunlara kuzeye ait-güneye ait, ya da şimali-cenubi demek doğru olur.

 

Özetle, Türkiye’ye bu gündüz-gece burçları tanımı nereden geldiyse, muhtemelen o kaynakta bir tercüme hatası bulunmaktadır. Ya da çevirmen astroloji bilmediği için bu sınıflandırmayı böyle yazmış olabilir. Tabii bu arada, internette bunu paylaşan astrologlardan da uzak durun. Hiç sorgulamadan bunu böyle paylaştıklarına göre, onların astroloji bilgisi de biraz eksik olabilir, yani onlar astrolog olmayabilirler... Tabii bu kimin astrolog olduğu sorusunu içinde barındırıyor. Onu da bir başka zaman yazarız... -Barış İlhan

 

 

 

Astrolojinin en çok sorulan sorularından birisine John Frawley açıklık getirdi... 

 

Piyangoyu Tahmin Edebilmek

 

Arada sırada bir mektup gelir bana ve çok umutlu bir şekilde sorar: Astroloji kullanarak piyango sonuçlarını nasıl doğru tahmin edebiliriz? 

Kuşkunuz olmasın, sizlerle bu sırları memnuniyetle paylaşacak birçok kişi var etrafta, tabii ki cüzdanınızı epey hafifleterek... Buna rağmen, sorunun basit ve kesin cevabı şudur: Böyle bir şeyin yapılabilmesi mümkün değildir.

 

Teorik yönden bakarak düşünün. Objektif bir şekilde, mesela John Addey’nin at yarışı sonuçlarını tahmin metodları gibi bir yöntemle (bunu Sports Astrology’de anlatmıştım), yapılması da imkansızdır çünkü aralarında, bir hüküm vermeyi sağlayacak hicbir somut fark yoktur. Atlar başka bir mesele tabii, onların aralarında hız farkı var. Piyango toplarının en büyük ayrıntısı, aralarında hiçbir fark olmamasıdır. Üzerlerinde değişik sayılar olması, onları değişik yapmaz, aynen bir atın hızının üzerindeki sayıdan hiç etkilenmemesi gibi. Seçilmis olan topların bir şey “kazandığı” veya ötekilerden daha “iyi” olduğu söz konusu olamaz.

 

Horary (saat) astrolojiyle de yapılamaz bu iş. Zaten horary ihtiyatlı ve nadiren kullanılmalıdır, hatta her astroloji uygulamasına böyle bakılmalıdır. Eğer günde altı defa “Beni hala seviyor mu?” sorusunu sorarsanız, çıkan haritalar zaten geçerli olamaz.

 

Piyangoyu kazanmak icin, acaba 1 numarayı mı, yoksa 2 veya 3’ü mü seçsem diye sormak da işlemez çünkü bahsettiğiniz numaraların hepsi tamamen tesadüfen seçilmiştir. Bu soruyu düşünürken, “Ay, bence 2 sayısı cok sevimli, onu takip etmem lazım” diye bir şey geçmez aklınızdan. Her soruyu sorduğunuz an, değişik bir numarayı düşünüyor olabilirsiniz.

 

Harita ne derse desin, bu tip bir sorunun cevabı her zaman “Hayır” olacaktır. Cünkü, siz 1 veya 2 veya 3 numarasını seçerekten kazanamazsınız, o numaralardan biri kazanan biletin icinde olsa bile. Kazanmak için öteki numaralara da ihtiyacınız olacak. Ya kazanırsınız, ya da kazanmazsınız. Bir numaranın doğru çıkması sizi kazanmaya yaklaştıramaz ve hiçbir numarayı tahmin edememiş olmaktan da farkı yoktur.

 

Üzgünüz ama durum böyle. 

—John Frawley

 http://www.johnfrawley.com/#!predicting-the-lottery/cqrg

Türkçesi: Neylan Gürel

 

Güneş Sistemindeki En Zorlu Hava Koşulları

 

Yeryüzündeki hava şartları tabii ki diğer tüm gezegenlerde olduğundan çok daha iyi. Bazen şemsiye taşımak zorunda kalıyorsunuz ama en azından gökten her an gelebilecek sülfürik asit yağmuru için endişelenmek zorunda değilsiniz... devamı 

 

 

FOKAL GEZEGENLER

 

Zaman zaman, gökyüzü olaylarının, şimdi de önümüzdeki Güneş Tutulmasının burçlara etkisini yazmamızı isteyen arkadaşlara:

 

Gökyüzünde bir tane zodyak ve o zodyakta da 12 tane burç vardır. Bir burç bir insan değildir. Gökyüzünün mevsimlere göre 12'ye bölünmüş dilimlerinden birisidir. Sizin ben ... burcuyum dediğinizde kastettiğiniz şey Güneş'iniz gökyüzünün o bölümündeyken doğduğunuzu söyler. Yani sadece Güneş'ten söz eder. Bu ifade bir insanı tanımlamak için yetersizdir, çünkü bir insan sadece Güneş'ten ibaret değildir. Güneş'in dışında 9 adet gezegen vardır, ayrıca 4 köşe noktası, Ay Düğümleri ve daha birçok nokta vardır. Bir insanın doğum haritası tüm bunların birleşiminden oluşur. Bir Güneş Tutulmasının bir insanın hayatında bir şeylere işaret edip etmediği o doğum haritasına bakarak incelenir. Onun dışında ne söylense beyhudedir. Güneş Tutulmasının olduğu yerde sizin hiçbir gezegeniniz ya da noktanız olmayabilir. Dolayısıyla bu Güneş Tutulması sizi hiç ilgilendirmeyebilir. Veya orada Güneş'ten başka bir gezegeniniz olabilir, sizi çok ilgilendirebilir. Bunu ancak kişinin doğum haritasına bakarak söyleyebiliriz. Bu nedenle biz hiçbir zaman gökyüzününde gerçekleşen herhangi bir olayın şu burçlara ya da yükselen burçlara etkisi gibi bir yazı yazmayız.

 

Ancak bu, Güneş burçlarını yazan diğer astrologları eleştirdiğimiz anlamına gelmez. Örneğin dünyada bunu en iyi yaptıklarını düşündüğümüz astrologlar Michael Lutin ve Ed Tamplin'dir. Gerçekten bu işi hakkıyla yapan astrologlar bütün bilgi birikimlerini bu yazılara yansıtırlar. Türkiye'de ise durum farklıdır. Bu tür yorumlar çoğunlukla astroloji bilgisi yetersiz kişiler tarafından yazılmakta ve astrolojik sembolizm bu yazılarda çarpıtılmaktadır. Dolayısıyla her önünüze gelen yazıyı okuyup, bunların etkisi altında kalmamanızı öneririz.

 

Şimdiki güneş tutulması ile ilgili söylenebilecek en kesin şey 10 Mart-30 Mart arasında doğanların, bir de (ikinci derecede) 10-30 Eylül arasında doğanların etkileneceğidir. Bu tarihleri biraz uzatmak da mümkündür. Nasıl etkilenecekleri ve diğer konular için haritaya bakmak gerekir.

 

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

  

  Kepler Kolej hazırlamış. Gözde Kara Türkçe'ye çevirdi, 

Didem Can Türkçe altyazıların videoya montajını gerçekleştirdi ve


ASTROLOJİ NEDİR?


http://www.youtube.com/watch?v=POn5iY9g0Kk&feature=youtu.be

     

Astrolojiyi Ciddiye Alan 5 Ülke

Eski astrolojik uygulamaların büyük ölçüde etkili olduğu ortaya çıktı.

 

Astrolojinin en büyük hayran ve takipçilerinin, sadece modern dünyanın özgür ruhlu ve sıra dışı insanlarıyla sınırlı olduğunu düşünenler, bir daha düşünün! Eski astrolojik uygulamalar, birçok kültür için hala geçerli ve sağlam bir dayanak noktası. Farklı kültürlerdeki birçok insan, zodyakı insanları kiralamaktan tutun da başkan seçimlerini tahmin etmek için bile kullanıyor. Şimdi, insanların mutlaka horoskoplarını bildikleri ülkeleri tanıyalım.

Hindistan
Kalkütalı yazar Bharati Mukhurjee, New York Times’ta şöyle diyor. “Doğum sertifikam olmayabilir ama bir horoskopum var.” Hiç şüphesiz, Hindistan, astrolojinin en popüler olduğu ülke. Hindistan’ın, Vedik astrolojisi diye bilenen, kendine ait bir sistemi var. Bu sistem, yıllardır evlilikleri ayarlamak ve çocuk sahibi olma zamanlarını tahmin etmek için kullanıldı. Bunun yanı sıra, insanlar, bu astrolojik sistemi, bir işe başlamak için uygun zamanı belirlemek ve uluslar arası politik olaylarla ilgi ön görüde bulunmak için bile kullanıyorlar.

Çin
Astrolojinin en ciddi hayranları belki de Çin’de yaşıyor. En azından, iş ararken, “yanlış” bir burçta iseniz, bunu hissetmeniz daha da olası. Gerçekten de Çin’de, çoğu iş ilanında, belli bir Güneş burcunda olan insanları başvurmaktan caydıran ibareler görebilirsiniz. The New York Republic tarafından yapılan son araştırmalara göre, bazı Çinli işverenler, aşırı titiz ve telaşlı doğalarından dolayı, Başakları işe almayı reddediyorlar. Bazı yerlerde ise, Akrepler ve Yengeçler kabul edilmiyor. 

Sri Lanka
Sri Lanka’da, BBC tarafından yapılan bir araştırmaya göre, birçok insan, günlük gazetelerden daha çok astroloji dergilerine abone oluyor. Astrologların tavsiyeleri, otoriteler tarafından da çok ciddiye alınıyor. Örneğin, 2009’da , o dönem Başkanının iktidardan düşeceğini tahmin etme cüreti gösterdiği için bir astrolog tutuklanmıştı.

Nepal
Astroloji Nepal’de büyük bir iş alanı. 2008’den beri, astrolog Basudev Shastri’nin, ona ulusal bir şöhret statüsü kazandıran, bir televizyon programı var. Aynı zamanda, astrologların yüzde 99’unun erkek olduğunun düşünüldüğü ülkede kadın astrologlar da, en sonunda büyük atılımlar yapmaya başlamışlar. 

Büyük Britanya
Astroloji, İngiltere parlamentosunda da yerini almış durumda. Parlamento üyesi David Tredinnick, sağlık sektörünü geliştirmek için, astrolojinin ve alternatif tıbbın kabullenilmesi gerektiği görüşünü destekliyor. Tredinnick, astrolojiyle yapılan kendini bulma - keşif deneyiminin, zihin sağlığı için yararlı olduğuna inanıyor ve bu keşfin insanların yaşamlarını kolaylaştıracağını da ekliyor. 

Çeviri: Gözde Kara
http://mysign.com/lifestyle/11365-astrology-traditions/#.VGIrNZwNg1g.facebook

     

SABİT YILDIZLAR

 

Türkiye'de astroloji tarihi henüz emekleme döneminde. Astroloji eğitimi gerçek anlamda 1990'ların sonunda başladı. 2000'li yıllarda ders almaya başlayan arkadaşlar hemen klasik astroloji öğrenebildiler. Oysa 1990'ların başlarında klasik astroloji diye bir şey hemen hemen hiç yoktu. Peki, bu 10 yıllık süre içinde ne oldu da, sahneye birden bire klasik astroloji çıktı? Bunun öyküsünü ilk ağızdan dinlemekte yarar var.

Modern Astrolojide Geleneksel Uyanış

 

Antik Dünyada Alametler

 

Güneş Üzerine Yapılan Yeni Araştırmalar

Astrolojiyi Destekliyor !

Astrolojiye şüpheyle bakan bilim insanlarının dayandığı görüşler şimdilerde geçerliliğini yitiriyor gibi…

 

Barış İlhan'ın Hürriyet'le Söyleşisi

 

KÜRESEL ISINMA

 

Aylık Yorum

NİSAN 2020

 

 BİLGİ KÖŞESİ

Tek Düzenleyici 

(Sole Dispositor)

Kendi burcunda bulunan ve doğum haritasındaki diğer gezegenlere doğrudan ya da dolaylı olarak ev sahipliği yapan gezegendir. Eğer kendi burcunda iki gezegen varsa ya da iki gezegen karşılıklı olarak birbirlerine ev sahipliği yapıyorlarsa tek düzenleyiciden söz etmek mümkün değildir. Bununla birlikte, birbirlerini karşılıklı ağırlayan iki gezegen, eğer aynı zamanda diğer sekiz gezegenin tamamına doğrudan ya da dolaylı ev sahipliği yapıyorsa, bu durumda ‘ortak düzenleyici’den bahsedilebilinir. Bir gezegen hem kendi burcunda hem de tek düzenleyici konumundaysa gücü daha da artar. Doğum haritasında tek düzenleyicinin olup olmadığını tespit etmek için, herhangi bir gezegenden başlayarak o gezegenin bulunduğu burcun yöneticisine bakılır. Sonra sırasıyla o gezegenin bulunduğu burcun yöneticisine bakılır. Bu işlem daha ileri gidilemeyecek noktaya kadar sürdürülür. Diğer gezegenler için de aynı işlem yapılır.

 

Astrological Essays, 1979 -Ivy Jacobson

 

 

BURÇLAR

 

 

 

 

NCGR TÜRKİYE

www.ncgr-turkey.com

NCGR ve sertifika konusunda
her türlü bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.Ayrıca psikolojik astroloji dışında astrolojik bilgi ve makaleleri okuyabilirsiniz

 

SOLAR FIRE

TÜRKİYE'DE

 

BUGÜNKÜ AY

© 2014, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.