Astrolojİ  Dergİsİ

       

          

ANASAYFA

 

- Giriş-Gezegenler
-
Burçlar
-
Yükselen Burçlar
-
Ay Burçları
-
Evler
- Açılar

 

- Makaleler 
- Astroloji Tarihi
- Mitolojik Astroloji
- Astroloji ve Sağlık
- Gezegen Döngüleri
-
Astronomi

 

Tablolar

 

- Astrolojik Takvim

 - Ay Boşlukta

 

 - Burç Değişimi
 - Enlem ve Boylam
 - Yaz Saati
 - Ay Fazları
 - Gökgünlüğü
 - Sembol Anahtarı  

 

- Astrodoku

- Öyküler,Öğütler
- Rüyalar - Semboller
- Karikatürler
- Çin Burçları
- Doğum Günü Renkleri

 

- 4 Element Testi

 

- Astroloji Siteleri
- Kitaplık
- Barış İlhan Yayınevi

 

- Haberler
- Araştırma
  

   Seminer-Eğitim

 

Foto Galeri

 

Okuyucu Mektupları

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

TAROT DERGİSİ

 

Astroloji Dergisi

sitemiz kesintisiz

19 yıldır yayında.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÜNEŞ BALIK’TA – 18 Şubat 2018

 

“İnsan, bizim evren diye adlandırdığımız bütünün bir parçasıdır ve zaman ve mekan ile sınırlanmıştır; kendisini, düşüncelerini ve duygularını sanki evrenin geri kalanından ayrıymış gibi deneyimler ve bu bir çeşit optik yanılgıdır. Bu yanılgı, bizi sadece kişisel arzularımıza esir eden ve sadece yakınımızdaki birkaç kişiye şefkat göstermemize neden olan bir hapishane gibidir. Görevimiz ise tüm canlıları ve doğayı bütün güzelliğiyle kucaklayabilmek için merhamet çemberimizi genişleterek bu hapishaneden kendimizi kurtarmaktır.” - Albert Einstein

 

 

Kimliğimizi, isteklerimizi ve bizim için neyin önemli olduğunu gösteren Güneş değişken bir su burcu olan Balık’ta yolculuğuna başlıyor. Balık burcunun sembolü bilindiği gibi her biri ayrı yönde yüzmeye çalışan birbirine bağlı iki balıktır. Maddi dünya ve manevi dünya arasındaki ikilemi anlatan bu sembolde önemli olan bu iki dünyayı bütünleştirmek, gerçek hayatın zorunluluklarından kaçmadan hem ruhsal alemi hem de maddi alemi deneyimlemektir. Psikolojik açıdan Balık burcu, kolektifin, birliğin ve henüz “biçim almamış” halin sezgisiyle dolu olduğundan, hem bilinçdışıda kalan akıntıları sezgisel anlamda hisseder hem de o birliğe ve sınırsızlığa özlem duyar. Tüm dünyayla ve başkalarıyla birlik olma ve bütünleşme isteği, kişisel sınırları ve kimlik duygusunu bulanıklaştırır. Dolayısıyla sınırsız bir empati duygusu, kabullenicilik, karşılıksız özveride bulunma ve kendini adama gibi temaları burada görebiliriz.

 

Güneş Balık’ta, “beş duyuyla” algılanan alemin dışındaki akıntıyı sağlıklı bir şekilde hissedebildiğinden, bu konumda egonun ve bilinçli aklın dayattığı suni sınırları ve istekleri bir kenara bırakıp hayatın önüne getirdiklerine karşı kabullenicilik geliştirmek ve hayatla birlikte bir su gibi akmayı öğrenmek söz konusudur. “Suni bir egoyla” ve kendi tanımladığı sınırlarla yaşanılmaya çalışıldığında yaşamın getirdikleri reddedilebilir. Burada kastedilen şey “kendini aşmak” yani kişinin egosunun isteklerini bir kenara bırakıp hayatın ‘ol’masına izin verme ve işleri oluruna bırakabilme sanatıdır. Böylece sahte ve katı sınırlarla kısıtlanmadan kendi iç sesiyle ve sezgisel olarak hayatın alt akıntılarıyla bağlantısını kurabilecektir.

 

Balık’taki Güneş’in olumsuz ifadelerinde, yukarıda bahsedilen sınırsızlık, yardımcı olmak için başkalarının alanına aşırı müdahale, ayırt edememe, aşırı özveri, aşırı hassasiyet, kolay etkilenme, kolay incinme ve bağımlılık şeklinde görülebilir. Başkalarını kurtarmak için çıktığı yolda en sonunda kendisi kurban duruma düşebilir ya da kendisinin hep kurban durumunda olduğunu düşünüp kendine acıyan ve çaresizce “kurtarıcı” bekleyen bir pozisyonda kalabilir. Gerçek hayattan bir kaçış teması da söz konusudur; gerçek hayatın önüne getirdiklerini ve bazı zorunlulukları kabullenmediğinde kendi fantazileri ve özlemleriyle sürüklenebilir. Hayatın getirdiği gerçekler kendi hayallerine ve özlemlerine uygun olmadığında hayal kırıklığına uğrama söz konusudur. Hayatla mücadele etmeyi bırakıp kendisini uyuşturan bazı bağımlılıklar (madde bağımlılığı, sürekli TV seyretme, sanal alem vb..) geliştirebilir.  Balık’ta Güneş, kendi kimliğinin(egonun) sınırları ve istekleri konusunda bulanık ve belirsiz bir pozisyonda olabildiğinden, girdiği her kabın rengini alan, dağınık, unutkan, hem kendini hem de başkalarını aldatan bir şekilde kendisini gösterebilir.

Balık’taki Güneş’in klasik yöneticisi Jüpiter Akrep’te, modern yöneticisi olan Neptün ise Balık’ta. Merkür’ün de 18 Şubat 2018 itibariyle Balık’a geçmesiyle, burada Venüs de olmak üzere 4 gezegen bir stelyum (kümeleşme) oluşturacak. Dolayısıyla su elementi ve Balık vurgusunun bir hayli fazla olduğu bir dönemde olacağız. Bu anlamda duygularımızla, sezgilerimizle ve iç sesimizle daha çok temas kurabilir ve hayatımızda daha derin boyutta kalmış, bilinçdışı bazı temaların daha çok etkisinde kalabiliriz. Duyarlılığımızın ve hassasiyetimizin artmasıyla duygusal tepkilerimiz de artabilir. Korkularımızın, duygusal reaksiyonlarımızın, bağımlılıklarımızın ve saplantılarımızın arkasındaki nedenleri araştırmak ve bunları derinlemesine anlamaya çalışmak için iyi bir dönem olabilir. İlişkilerimizde “kendimizi kandırmadan” karşımızdakini doğru bir açıdan değerlendirmek, hayallere kapılmadan gerçeği hayatın önümüze getirdiklerine bakarak “net” bir şekilde algılamak bizi hayal kırıklıklarından koruyabilir. Duygusal krizler yaşadığımız noktada, kendi duygularımızı oldukları gibi kabullenmek, hem kendimize hem de etrafımızdakilere karşı da daha merhametli ve kabullenici bir yaklaşımda olmak ne yapmamız ve ne tarafa gitmemiz gerektiği konusunda bize yol gösteren içsel rehberimizin sesini daha net duymamızı kolaylaştırabilir…

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

Astroloji Dersleri, Barış ilhan

MERKÜR BALIK’TA – 18 Şubat 2018

“Görüntüleri arasında karanlık gecenin
Yitirilmiş sevincin düşünü kurdum.
Ama kalbimi kırarak uyandırdı beni
Görüntüsü yaşamın ve ışığın.

 

Ah! Düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin
Gözlerinde geçmişten gelen bir ışıkla
Çevresine bakan kişi için?

 

O kutlu düş-o kutlu düş,
Bütün dünya kınarken
Tatlı bir ışık gibi neşelendirdi beni
Yalnız bir ruha yol gösteren.”

 

Ne olmuş geceleyin ve fırtınada
Titriyorsa yükseklerdeki ışık?
Daha berrak bir sey var mıdır
Gündüz parlayan yıldızından, gerçeğin!

                                 Edgar Allan Poe, Bir Düş şiiri…

Merkür zararlı ve düşük pozisyonda olduğu Balık’a giriş yaptı. Bu konumda Merkür rasyonelliğini, akılcılığını ve tarafsızlığını kaybeder; akıl daha çok sezgisel, sembollerle, metaforik ve şiirsel biçimlerde düşünür. Kimsenin algılayamadığı en küçük nüansları, hayatın alt akıntılarını anlamak ve daha büyük bir bütünün akılla açıklanamayan gerçekliğini algılamak söz konusudur.  Düşünceler bilinçdışı temaların etkisindedir, bu anlamda Merkür burada bilinçdışı ve bilinç arasında bir köprü, bir haberci gibi işlev görebilir. Dolayısıyla rüyalar, semboller ve hayaller önemlidir. Şiirsel konuşma, ilham dolu düşünme, yaratıcılık ve kuvvetli bir hayal gücü söz konusu olduğundan, yaratıcılık gerektiren konularda, fotoğrafçılık ve sinema gibi dallarda başarı sağlanabilir.

 

Olumsuz ifadelerinde Merkür Balık’ta ayrıntılı ve analitik düşünmekte zorlanır. Akıl gerçeklerden ziyade hayaller ve özlemlerden etkilediğinden, hem kendisini hem de karşısındakini aldatıcı ve yanıltıcı bir tarzda düşünebilir ve konuşabilir.  Dinlediklerinden kendi hayallerine uygun anlamlar çıkarabilir. Somut verileri göz ardı etme, gerçek ve hayali ayırt edememe, kolay etki altında kalma, gerçekçi olmayan ve uygulanamaz düşünceler söz konusu olabilir.  Net algılama konusunda problemler olabileceğinden, kafa dağınıklığı, düşüncelerde bulanıklık, unutkanlık, iletişimde problemler, daha uçlarda yalancılık ve dolandırıcılık görülebilir. Hep kendisine acıyan bir kurban zihniyeti söz konusu olabilir ya da kendisinin kurtarıcı olduğunu düşünebilir.Bu konumda kişinin her türlü hayalini ve özlemini unutarak sadece burnunun ucundaki gerçeğe ve hayatın önüne getirdiklerine odaklanması ve bunları oldukları gibi kabullenmesi oldukça önemlidir.

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış ilhan

Mars –Neptün Kare Açısı-  17 Şubat 2018

 

"Ruhsal savaşçının özyıkıcı mücadelesi"

 

Bugünlerde Mars-Neptün Kare açısını deneyimlemekteyiz. Mars nasıl hareket ettiğimizi, fiziksel enerjimizi nasıl kullandığımızı gösterir. Neptün ise çözen, arıtan ve saflaştıran bir enerjiyi temsil eder. Bu gergin bir açı olduğu için öncelikle gölge yönlerin ortaya çıkması muhtemeldir. Bu sebeple nasıl hareket edeceğimizi bilemeyeceğimiz koşullar mevcut, dolayısıyla başkalarından etkilenme söz konusu olabilir. Bu açının diğer bir gölge yönünü yani eylemlerimizde sınır problemi yaşayabiliriz. Sınırlarımızın nerede başlayıp nerede bittiği hakkında net bir fikrimiz olmadığı için karşı tarafın hareketlerine de sınır koymakta zorlanabiliriz. Diğer taraftan adeta kurtarıcının gelip isteklerimizi veya ideallerimizi gerçekleştirmesini bekleyebiliriz.  Ama olumlu yönüyle bu açı kişisel amaçlarımızdan fedakârlık ederek kolektif bir amaç uğruna mücadele edebileceğimizi gösterir. Ayrıca kendinden daha aciz ve ihtiyaç sahibi insanlara merhametle kendimizi adamak söz konusu olabilir

 

 (-) Başka kişileri aldatmaya yönelik hareketler. Başkalarını için mücadele etmek, Başkaları için mücadele ederken kurban olmak hatta kendi hareketlerinin kurbanı olmak. Savaşçılığı idealize etmek. Özlemlerinin gerçekleşmesi için bir kurtarıcı beklemek. Baştan çıkartan hareketler. Suya atılmış yumruk.

 

(+) Şiddet içermeyen bir şekilde savaşabilmek. Akışla hareket etmek. Kendi isteklerinden daha kutsal bir amaç uğruna fedakârlık etmek. Tüm eylemlerinde yüce bir güç tarafından yol gösterilen. Evrensel mücadele. Kabullenicilikle, şefkatle hareket etmek. Belayı, karşısında merhametle durarak def etmek. Kendini evrenin birliğine adamak. Spiritüel savaşçı. 

Astroloji Dergisi/ Banu Çaylak Kardaş 

 

KOVA’DA PARÇALI GÜNEŞ TUTULMASI

 

“Bir sınıra gel ve bunu aş. Bir sınıra gel ve tekrar bunu aş. 

Tek güvenliğimiz, değişebilme  kapasitemizdir.”  

- John Lilly, Amerikalı Psikanalist &Yazar

 

 

16 Şubat 2018’de Türkiye saatiyle 00:05’te 27 derece Kova’da Parçalı bir Güneş tutulması gerçekleşiyor. Bu tutulma  özellikle Arjantin, Şili, Paraguay, Uruguay olmak üzere Güney Amerika’dan, Antartika’dan, Atlantik ve Pasifik’in bazı bölgelerinden görülebilecek. Yeniay’ın bir oktav büyüğü olan Güneş tutulmalarının etkisi en az bir yıl sürer ve  zaman göstergesi gibi hayatımızdaki bir takım şeylerin zamanının geldiğini gösterir.  31 Ocak 2018’de gerçekleşen Aslan’daki Tam Ay tutulmasında ortaya çıkan temalara bağlı olarak edindiğimiz bilgileri, deneyimleri ve kazandığımız perspektifi önümüzdeki dönem içerisinde yapmamız gereken değişimlerde ve başlangıçlarda kullanmak mümkün olabilir.  Sabit bir hava burcu olan Kova’daki bu tutulma, hayatımızda özellikle zihinsel anlamda daha objektif, akılcı, tarafsız, eşitlikçi ve insancıl olmamız, yeni fikirlere ve değişime daha açık olmamız gerektiğini vurguluyor. Duygusal ve zihinsel anlamda özgür olmak ve bireyliğimizi ifade etmek ihtiyacındaysak, bunu aşırı kayıtsız, mesafeli ya da  isyankar bir şekilde ifade etmek yerine, daha tarafsız ve karşımızdakinin de hak ve özgürlüklerini gözeten bir tarzda yapmak oldukça önemli.

 

Kova’daki bu tutulma yine Kova’daki Merkür ile kavuşum halinde, dolayısıyla sözlü-yazılı iletişim, akılcılık, tarafsızlık, öğrenme, bilgilenme, ticaret ve ulaşım gibi konuların gündemimize daha çok oturması söz konusu olabilir. Kova’da olması bakımından yeni fikirlere açık olmak, hayatımızdaki sorunlara daha önce hiç bakmadığımız bir gözle bakmak, kendi doğrularımızı, fikirlerimizi ve duygularımızı özgürce söylemek, bireyliğimizi ifade etmek, yeni şeyler öğrenmeye açık ve bir şeylere başlamadan ya da bir konu hakkında yargıya varmadan önce “doğru bilgilenmeye” açık bir tavır bize çok şey kazandırabilir.  Tutulmanın modern yöneticisi Koç’taki Uranüs’ün tutulmaya yaptığı altmışlık açı, hayatımızda kişisel anlamda özgürlüğe, açık fikirliliğe, ani beklenmedik değişimlere, normların dışına çıkmaya ve şimşek gibi gelen düşüncelerin veya bilgilerin getirdiği ani bir kavrayışa da hazırlıklı olmamız gerektiğine işaret ediyor. Akrep’teki Jüpiter ise tutulmaya kare açı yaparak eşlik ediyor. Abartılı bir şekilde özgürlüğümüzü talep etme, aşırı  duygusal reaksiyonlarla yıkıcı tepkiler verme, isyan etme ve “ya hep ya hiç yaklaşımıyla” hayatımızda ani değişimler yaparak bizi hala besleyen yapılara ve ilişkilere zarar verme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Değişim, özgürlük ve mesafe ihtiyacımızın acımasız, soğuk, yıkıcı ve sosyal ilişkilerimize zarar verecek bir duruma gelmemesine dikkat etmekte fayda var.  Yaşadığımız krizleri, hayatımızda yolunda gitmeyen durumlara ve aksaklıklara dikkat çeken işaretler olarak görüp, öncelikle bize durmadan sorun yaratan bakış açımızı, davranış kalıplarımızı değiştirebilir ve   belki yeni yöntemlerle ilerleyebiliriz.

 

Kova’daki bu tutulmanın Asteroid Juno ile yaptığı kavuşum da oldukça dikkat çekici.  Juno, kuvvetli duygusal bağlar kurma prensibi, bağlılık ve evlilik ile ilişkilendiriiyor.  Aslında bir Ay Tanrıçası olan Juno, taahhüt yani bağlılık içeren bir ilişkinin ya da evliliğin 3 evresini temsil ediyor; evlenmemiş genç kız, gelin ve dul. Mitolojik hikayesinde Juno (Hera) ve Jüpiter (Zeus), Jüpiter’in sadakatsizlikleri yüzünden ayrılır, Juno yalnızlığa gömülür ve gidip kutsal bir kaynakta kendisini yıkar ve bir müddet sonra Jüpiter’e geri döner. Bu anlamda Juno, bir evliliğin ya da ilişkinin de birleşme – ayrılma (boşanma) ve tekrar birleşme gibi evrelerini sembolize eder. Sadakatsizlik, öfke, kıskançlık, sahiplenicilik ve cinsel rekabet de Juno’nun gölgeleridir. Demetra George, Juno’nun asıl amacının sadece evlilik olmadığını, aslında diğer bir kişiyle tamamen kaynaşarak kendi içerisindeki eril-dişil enerjiyi dengelemek ve böylelikle egoyu aşarak evrenle bütünleşmek olduğunu söyler.  Bu tutulma da, bir önceki Aslan’daki Ay tutulması gibi (Ceres ile kavuşum) dişil bir figüre vurgu yapıyor. Kova’daki tutulmanın yaptığı bu kavuşum, kadınların evlilikteki rolleri, hakları, ilişkilerdeki eşitlik ve özgürlük gibi temaları gündeme getireceği gibi,  bu alanlardaki bir takım problemlerin gün yüzüne çıkarak bizi kendi doğrularımızı daha çok ifade etmeye de zorlayabilir. İlişkilerimizi daha ciddi ve yasal bir forma sokabilir ya da  kendi bireyliğimizi, doğamızı ve özgürlüğümüzü yaşayamadığımız ilişkilerden uzaklaşabiliriz. Tutulmanın geleneksel yöneticisi Oğlak’taki Satürn de, gerek ilişkilerimizde gerek hayatımızın diğer alanlarında olsun sorumluluk üstlenmek, ciddi kararlar almak ve “kendi doğamıza” uygun seçimler yapmak gibi temaları beraberinde getiriyor. Bu anlamda eski modellere ve kurallara sıkı sıkıya bağlanmak yerine, kendi yolumuzu belirlemek adına hayatımızdaki kısıtlayıcı unsurlardan özgürleşmemiz gerekebilir.

 

Tutulmanın Sabian sembolü cümlesi, “Kışın yakacak odun sağlamak için bir ağaç kesildi ve kütüklere bölündü.” şeklinde. Bu sembol çevremizdeki mevcut şeyleri tekrar gözden geçirip kendi avantajımıza kullanmak ile alakalı. Ayrıca plan yapabilme ve ileriyi düşünebilme kapasitesine işaret ediyor. Hayatımız boyunca etrafımızda gelişen ve büyüyen bir çok şey olabilir.  Bu şeylerin sadece bir hatıra ya da bir heykel gibi hayatımızda öylece durmalarına izin vermekten ziyade, bunları daha farklı ve bize daha fazla yarar sağlayacak bir şekilde kullanabiliriz. Daha kullanışlı ve faydalı bir hale getirmek için eski bazı şeyleri gözden çıkarmamız gerekebilir. Her anlamda bir “geridönüşüm” temasını gösteren bu sembol, hayatımızda yenilenebilir ve dönüştürülebilir şeyleri tespit etmemiz gerektiğini söylüyor.  Buradaki risk gelecek için hiç bir plan yapmadan, sırf değişim ve yenilik adına eskiyi tamamen yok etmek ve yeterli olmayacak korkusu ile elimizdekileri hiç paylaşmamak. Sembol hayatımızda “yenilenmeye” gitmek istediğimiz her noktada, daha kontrollü gitmemiz gerektiğini ve bunun için de her zaman bir plana  ihtiyacımız olduğunu bize hatırlatıyor...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*www.sabiansymbols.com, Lynda Hill

*Hidden Faces of the Asteroid Goddesses, Jessica Murray, The Mountain Astrologer, Spring 1998.

*George, Demetra: Asteroid Goddesses, ACS 1986

Sevgililer Günü şerefine....

 

Merkür-Jüpiter Karesi, 14 Şubat 2018

 

"Felsefe yüksek bir dağ yoludur..   Issız bir yoldur ve yukarı çıktıkça daha da ıssızlaşır. Bu yolu her kim izlerse hiç korkmamalı, her şeyi geride bırakmalı ve kış karında güvenle iIerlemeIidir.. Kısa süre içinde altındaki dünyayı görür; kumsalları ve bataklıkları gözünün önünden kaybolur, düzgün olmayan noktaları düzelir, yırtıcı sesleri artık kulağına ulaşmaz. Ve yuvarlaklığını da görür. Kendisi her zaman saf ve serin dağ havasındadır ve güneşi görür, oysa aşağıdaki herkes gecenin karanlığıyIa kuşatılmıştır. "     

-Arthur Schopenhauer  

 

Büyüme ve inanç geliştirme fonksiyonu ile düşünme, algılama fonksiyonu arasında gerilim, sürtüşme.

 

(+) İnanç konusunda bilgi sahibi olmak, sözcüklerin özü ve anlamını bilmek ve bunları başkalarına aktarabilmek, entelektüel bilginin anlam ve manasını idrak etmek, hayattaki anlam arayışı, engin düşünmek, uzaklara açılmak, haç yolculuğu, felsefi ve dini fikir alışverişi, seyahatlerle hayata bakışın değişmesi, öğrenme kapasitesinin genişlemesi, bir çok alanda aynı anda araştırma yapabilmek, bir konuya geniş açıdan bakarak anlamını keşfetme, moral veren rahatlatan konuşma, öngörülü zihin, eğitim gezileri, seyahat dolu bir yaşam, seyahat yazarlığı, büyük felsefi fikirler, geleceği merak etmek.

 

(-)   Düşünme tarzının büyümeye engel olması. Önyargılı olmak. Abartılı, gürültülü veya patavatsız, vaaz verircesine konuşmak, çok bilmişlik taslamak, kibirli ve ukala, dogmatik düşünceler,  inançlarından kuşkuya düşmek, deneyimlerden uzak durarak öğrenme fırsatını kaçırmak, kutsal olan ile dünyevi olan arasında bocalamak, derinliği olmayan sığ düşünceler, anlamsız laf kalabalığı, felsefi fikir çatışmaları, kendi fikirleri konusunda kibirli olmak, bilmeyi ve bilgiyi abartma, bilgiyi hazmedememek, hayatın pratik detaylarından uzak boş fikirler, aşırı yolculuk etmek, kime ne söylediğini bilmemek...

 

Astroloji Dergisi/ Asuman Adılbelli 

 

VENÜS BALIK’TA – 11 Şubat 2018

  Ben sendeyim sense bende,

  Bir olmuşuz

  İlahi bir aşkın içinde…

 William Blake

 

 

İlişki kurma tarzımızı, nelere değer verdiğimizi, nelerden zevk aldığımızı ve iştahımızı gösteren Venüs yüceldiği konumda olduğu Balık’ta yolculuğuna başlıyor.  Bu konumdaki Venüs, hem yakınındakilerle hem de tüm yaradılışla anlayışlı, merhametli, özverili ve kabullenici ilişkiler kurar. Dünyayı tüm çeşitliliğine ve karmaşıklığına rağmen olduğu gibi kabullenebilir. Sevgi anlayışı Tanrısal, platonik ve fazla idealize edilmiş olabilir.  Hassas, şefkatli ve duygusaldır. Muhtaç durumda olanlara yardım etmeyi, kendisini bir ideale ya da bir ilişkiye adamayı, özveride bulunmayı, vizyonlarını ve ilhamını sanatsal yaratıcılığa dökmeyi sever.

 

Bu konumda sevgide sınırsızlık söz konusudur. Kendi sınırlarını ve karşısındakinin sınırlarını ayırt edemeyebilir ve ilişkilerinde karşısındakinin beklentilerine, isteklerine sınır koymakta zorlanabilir ve ilişki kurduğu insanları oldukları gibi değil, kendi özlem ve fantazilerine göre değerlendirebilir. Bu durumda  gerçekleri gözardı ederek kendisini aşırı derecede adayıp özverilerde bulunur ve kurban durumuna düşer. İllüzyonlarına ve hayallerine göre ilerlediğinden gerçeklerle karşılaştığında hayal kırıklığına uğrar. Aldanma-aldatma temaları söz konusudur. Diğer yandan ilişkilerinde hep bir kurtarıcı rolüne de bürünebilir ve kurtarmak isterken kurban durumuna düşebilir. Aşırı idealize edilmiş bir sevgi anlayışı, Tanrı’dan gelecek büyük bir sevgi ya da ilişki beklentisi kişinin gerçek hayatta hiç bir ilişkiden memnun kalmamasına, buralarda sorumluluk alıp yürütememesine neden olabilir. İdealine uygun olmayan hiç bir insane ve hiç bir duruma, gerçek bir ilişkinin sorunlarına tahammül edemeyebilir.  Özlemler ve fantazilerle sürüklenip hiçbir şey yapmadan sadece kendisine acıyarak ve şikayet ederek hayallerinin gerçekleşmesini bekleyebilir. Dış dünyada deneyimlenmeyen platonik sevgiler yaşayabilir. Başkalarından çok kolay etkilenen ve hassas bir yapı söz konusu olduğundan bu konumda özdeğer duygusu bulanıktır. Kendi  değerini ne kadar özverili, merhametli ve kurtarıcı olduğuna endeksleyebilir; kendi değerini başkalarının ona verdiği değer ölçüsünde belirleyebilir. Bu konumdaki Venüs finansal konularda pratik değildir.

 

Venüs’ün klasik yöneticisi Jüpiter Akrep’te, modern yöneticisi Neptün ise Balık’taki yolculuğunu sürdürüyor. Sezgilerimiz ve duygularımızla daha çok temas halinde olup iç sesimize, içsel rehberimize kulak vermemiz gereken bir dönemde olabiliriz. Bunun için belki de belirsizlikler yaşadığımız noktalarda kendimizi gerçek anlamda dinleyebilmek için biraz sessiz kalmak, duygularımızın, endişe ve korkularımızın bize neler söyleyemeye çalıştığını anlamaya çalışmak oldukça önemli olabilir. Yaşamı kontrol etmeye çalışmak, koşulları ve insanları zorlamak veya özlem ve fantazilerimizle sürüklenmek daha fazla acı ve hayal kırıklığı yaşamamıza neden olabileceği gibi, hem kendimizle hem de yaşamımızla ilgili gerçekleri tüm netliği ve saflığıyla görmemize engel olabilir. Duygusal ya da kişisel anlamda bizi değişmeye zorlayan koşullarla karşılaştığımızda, bir kurban psikolojisine girmek ya da güç savaşlarına girmek yerine, bu durumları, bizi artık işimize yaramayan, gelişimimize engel olan şeyleri bırakmaya, yaşamı tüm yönleriyle kabullenip hayatın akışına güvenmeye çağıran işaretler olarak görebiliriz…

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

MERKÜR KOVA’DA – 31 Ocak 2018

“Konuşma özgürlüğü sadece her istediğimizi düşünmek ya da her istediğimizi söylemek anlamına gelmez. Kendi adımıza konuşabilmek, kendi doğrularımızı söyleyebilmek ve söylediklerimizin sorumluluğunu alabilmek anlamına gelir.” Ian Mccallum

 

İletişim, düşünme, algılama ve kendimizi yazılı ve sözlü anlamda nasıl ifade ettiğimizi gösteren Merkür Kova burcunda yolculuğuna başlıyor.  Sabit bir hava burcu olan Kova’da Merkür, hızlı ve rasyonel bir düşünme ve algılama tarzı verir. Buradaki Merkür’ün ifadesi mantığı, aklı ve tarafsız düşünmeyi ön plana alan bir tarzdadır. Mevcut olaylara ve durumlara bilinen modeller dışında, farklı ve orijinal bir açıdan bakabilme, içinde olduğu toplumu veya grubu ileriye götürecek hiç düşünülmemiş, yeni, buluşçu fikirler ve teoriler üretebilme, farklı konuları hızla birbiriyle bağlantılandırabilme özellikleri söz konusudur. Geleneksel olan çoğu şeye karşı çıkan bir akılla, etrafındaki tüm geleneksel düşünce sistemlerini sıradan bulabilir. Topladığı bilgilerden ve öğrendiklerinden kendine özgü ve farklı bir düşünce sistemi yaratmaya eğilimlidir. Merkür Kova’da birçok konuyu başkalarının algıladıklarından farklı algılama eğilimindedir. Kendi fikirleri ve teorileri her ne kadar başkalarından farklı olsa da, sabit bir burç olan Kova’da Merkür bu düşünceleri de kararlılıkla tüm orijinalliği ve farklılığıyla savunabilir ve başkalarına da kendi düşüncelerini savunma özgürlüğünü verebilir. Yenilikçi, buluşçu ve tarafsız düşünme tarzının yanı sıra, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri de takip eden ve bunlardan anlayan bir tarz da söz konusudur. 

Olumsuz ifadelerinde gerçek hayatta uygulamadan yoksun uçuk kaçık, kopuk ve anlamsız fikirlere ve teorilere sahip olma ve bunlarda kaybolma söz konusu olabilir. Ütopik ve uygulanamaz fikirlerle hayatı camın arkasındaki bir bilim adamı edasıyla izlemek, hala geçerliliğini koruyan ve işe yarar düşüncelere bile sırf sıradan ve geleneksel bulduğu için karşı çıkmak ya da kendi fikirlerini “toplumun ihtiyaç bulduğu fikirlerin vücut bulmuş hali” olduğunu zannetmek, ukalalık, aşırı entelektüellik, kendini beğenmişlik, aklı ve bilgiyi aşırı yüceltmesinden dolayı bilgi konusunda narsistlik görülebilir. Bu konumda Merkür’ün kendi orijinal fikirlerini özgürce ifade etmesi gerektiğinden, bir gruba ya da toplumsal başka bir yapıya ait olabilmek için kendi düşüncelerini ifade etmeme yani sürüye boyun eğme Kova’daki Merkür’ün diğer bir gölgesidir. Sabit bir hava burcu olarak Kova, Merkür’e fikrini kolay değiştirmeyen ve inatçı bir ifade de verebilir. Kendisinin herkesten farklı olduğu düşüncesiyle asosyallik ve toplumdan kopukluk görülebilir. 

Merkür Kova’nın yönetici gezegenlerinden Oğlak’taki Satürn, planlarımızın ve hedeflerimizin akıl süzgecinden iyice geçirilmesi, gerçekçi ve uygulanabilir olup olmadıkları konusunda sınanması gerektiğine işaret ediyor. Zaman içerisinde edindiğimiz bilgilerden ve deneyimlerden yararlanmak oldukça önemli, diğer yandan Merkür’ün modern yönetici Koç’taki Uranüs ise problemlere daha önce hiç yaklaşmadığımız bir şekilde yaklaşmanın, yeni yöntemler uygulamanın önemine de işaret ediyor. Burada eski - yeni dengesinin iyi kurulması gerekiyor. Uçuk kaçık, uygulanamaz ya da yaşadıklarımızın getirdiği bilgelikten yoksun fikirler bizi hedeflerimize götürmeyebilir. Bunları yanımıza almayı unutmadan, değişime, yeni bakış açılarına açık olmakta ve gerekirse yeni yöntemlerle ilerlemekte fayda var.  

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

 

ASLAN’DA TAM AY TUTULMASI

 

 

“Benim tacım kalbimdedir, başımda değil...

 Ne elmaslarla ne değerli hint taşlarıyla bezenmiştir ne de görülebilir..

 Benim tacım gönül ferahlığıdır.

 Ve bundan çok az kral hoşlanır.. “   - William Shakespeare

                                          -

31 Ocak 2018’de Türkiye saatiyle 16:28’de Aslan burcunda bu yılın ilk tutulması, bir Tam Ay Tutulması gerçekleşiyor. Bu tutulma 2 Ocak 2018’de Yengeç’te gerçekleşen,  Ay’ın dünyaya en yakın pozisyonunda olduğu Süper Ay’ın ardından bu ay gerçekleşen ikinci Süper Ay; aynı ayın içerisinde gerçekleşmesi bakımından ise Süper “Mavi” Ay olarak adlandırılıyor. Ay tutulma sırasında parlaklığını kaybedip soluk kırmızımsı bir renk alacak ve atmosferin ışığı kırması sonucu oluşan bu renk tonu yüzünden bu Ay tutulması aynı zaman da bir "Kanlı Ay" olacak. Kuzey Amerika'nın batısından itibaren Pasifik Okyanusu ve Asya'nın doğusuna kadar gözlemlenebilecek olan bu “Süper Mavi Kanlı Ay tutulması” en son 30 Aralık 1982’de görülmüş. Ay tutulmaları Dolunay’ın bir oktav büyüğü ve dolayısıyla etkisi fazla. (6 Ay) Bizim psikolojik ve duygusal durumumuza ve hayatta şu anda kişisel anlamda bizi etkileyen konulara ayna tuttukları gibi, zaman göstergesi gibi yaşamımızda zamanı gelen, artık tüm açıklığıyla görmemiz ve gerekli düzenlemeleri yapmamız gereken şeylere de ayna tutarlar. 

 

Aslan burcunda gerçekleşen bu tutulmada, Dolunay’ın özellikle iki zıt kutupta olan enerjileri dengeleme, karşımızdakine ayna tutma, yansıtma ve dolayısıyla farkındalık kazanma açısı olduğunu hatırlarsak,  her türlü ilişki modelinde kişisel isteklerimizi daha fazla ön plana alacağımız, kendimizi daha çok ifade ettiğimiz, daha canlı, sıcak, cömert ve yaratıcı olacağımız bir döneme işaret edebilir; diğer yandan ne kadar önemli ve özel olduğumuzun görülmesini, takdir edilmeyi ve durmadan onaylanmayı da bekleyebileceğimizi gösteriyor. Kendimizi hiç eleştiriye gelemeyen bir halde, üstün olma isteği ya da gururlu tavırlar ile aşırı duygusal tepkiler verirken bulabiliriz. Bu tutulmaya Kova’daki Venüs, Güneş ve Güney Ay Düğümü ile kavuşum, Aslan’daki Ay ile karşıt açı yaparak damgasını vuruyor. Hayatımızdaki değer verdiğimiz şeyler, öz-değer duygumuz, sevme-sevilme isteğimiz, sevgi anlayışımız, arkadaşlık ya da özel ilişkilerimiz konusunda sınandığımız ve bu alanlarda hem kendimizin hem de karşımızdakilerin isteklerinin, taleplerinin ve  belki de doyumsuzluğun oldukça arttığı bir dönem olabilir. Öte yandan Kova’daki Güneş, yaklaşımlarımızda, daha objektif, akılcı, tarafsız ve eşitlikçi olmamız gerektiğini de vurguluyor. Duygusal ve zihinsel anlamda özgür olma ve bireyliğimizi ifade etme ihtiyacındaysak, bunu sadece kendimizi  düşünen bencil ve isyankar bir şekilde ifade etmek yerine, daha tarafsız ve karşımızdakinin de hak ve özgürlüklerini gözeten bir tarzda yapmak oldukça önemli. Güneş’in yöneticisi Oğlak’taki Satürn, kişisel, duygusal taleplerimiz ya da özgürlük beklentimiz konusunda bizi daha gerçekçi olmaya davet ediyor ve  durmadan önemimizin, değerimizin ya da farklılığımızın görülmesini beklemek yerine, hayatta kendi yetkinliğimize ve saygınlığımıza ulaşmanın yolunun “gerçekleri” oldukları gibi kabullenip, kendi yaşam sorumluluğumuzu üstlenmekten, kendi seçimlerimizi yapmaktan ve bu seçimlerin sonuçlarıyla yüzleşme olgunluğu göstermekten geçtiğini hatırlatıyor.

 

Tutulmada Aslan’daki Ay ile asteroid Ceres’in yaptığı tam kavuşum da oldukça dikkat çekici. Besleyen, büyüten ve iyileştiren bir prensibi gösteren Ceres,  çocuğu kişisel manada besleyen ve büyüten geleneksel anneliği simgeleyen Ay’ın tersine,  kuvvetten düşmüş, bakıma ihtiyacı olan insanlarla ilgilenen daha evrensel boyutta bir anne sevgisini temsil ediyor. Bu kavuşum genel anlamda “dişil” bir figüre vurgu yaptığından, hayatımızda annelik, anne veya bazı kadın figürleri, aile, çocuk yetiştirme, bakım, büyütme, yeme alışkanlıkları, kendi fiziksel bedenimizle ilgilenme ve iyileştirme gibi temaları ön plana çıkabilir. Aslan’daki bu tutulmaya eşlik eden Ceres, hem kendimizle ilgilenmek hem de ailemiz, çocuklarımız olsun başkalarıyla ilgilenmek arasında iyi bir denge tutturmamız gerektiğine işaret ediyor olabilir.  Başkalarıyla içten, samimi ve yüreklendirici bir şekilde ilgilenirken, bizim için önemli şeyleri ifade ettiğimizden ve özellikle kendimize zaman ayırıp sağlığımızı ilgilendiren konularda  bedenimizin sesine kulaklarımızı tıkamadığımızdan emin olmak oldukça önemli.

 

Aslan’daki Dolunay’ın Sabian sembolü ise “Akşam bir bahçe partisinde toplanan yetişkinler” şeklinde. Bu sembol eğlenmek, rahatlamak ve insanlarla sosyalleşmek ile ilgili. Birşeyler yerken içerken yeni insanlarla  tanışıp sohbet etmek, anın tadını çıkarmak ve tüm sosyal maskeleri, yüzeyselliği, yapmacıklığı bırakıp gerçekten kendin olabilmek bu sembolün anahtar ifadeleri. İş yükünün veya hayat sorumluluğunun ağır olduğu zamanlarda, kendimize dinlenmek ve rahatlamak için molalar vermek, kendimizi içtenlikle ifade edebildiğimiz insanlarla beraber olmak ruhumuzu besleyecektir. Sembolün işaret ettiği başka bir şey ise, birşeylerin aslında herkes tarafından bilindiği ama hiç kimsenin imaj kaygısıyla ya da gururundan ifade edemediği konularla alakalı. Problemleri göz ardı etmek ya da onlardan kaçmak bunların daha sonra önümüze büyüyerek ve belki daha da karmaşık bir şekilde gelmesine neden olacaktır. Aslan’daki bu tutulma önümüzdeki dönemde eleştirilme, rezil olma, risk alma korkusuyla ve belki aşırı gururla takındığımız sözde tavırların ve maskelerin artık geçerliliğini ya da anlamını kaybedeceğini gösteriyor olabilir.  Gerçekte içimizde her kim isek onu olduğu gibi ifade etmemiz, kendi doğrularımızı, isteklerimizi söylememiz ve kendimizle  ilgilenmemiz gerekebilir. Nihayetinde kendi değerimizi ve önemimizi kendimize hep “başkalarının gözlerinden”  bakarak değil,  kendi kalbimizin ateşine ve sesine kulak vererek bulabiliriz...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*http://www.astrolojidergisi.com/mitoloji15.htm

*Astrolojide Açılar, Sue Tompkins

*https://sabiansymbols.com

 

MARS YAY’DA – 26 Ocak 2018

 

“İnanç bir eylemdir. Sen sadece inandığın şey değilsin; seni asıl ifade eden şey buna uygun olarak nasıl davrandığındır.” - Mitch Albom

 

 

Hayatla nasıl mücadele ettiğimizi, savaşma tarzımızı, nasıl hareket ettiğimizi ve kendimizi nasıl ortaya koyduğumuzu gösteren Mars değişken bir ateş burcu olan Yay’daki yolculuğuna başlıyor.  Bu konumdaki Mars inançlarını gerçekleştirmek, kendi inançlarını, fikirlerini ve prensiplerini savunmak ve onlar için savaşmak üzere hareket eder. Yaşama güvenen ve inanan, iyimser, çoşkulu, deneyime ve maceraya açık bir  tavır söz konusudur. Mars bu konumda kendisinden farklı yaşamları, inançları ve kültürleri deneyimlemek, yeni ufuklara açılmak, bunların sonucunda edindiği deneyimlerle  yaşam bilgeliğine ulaşmak ve kendisine ait bir yaşam felsefesi oluşturmak amacındadır. Farklı ufuklara açıldığı bu yolculukta, kendisinden farklı tarzlarda yaşayan ve inanan insanlara karşı hoşgörü ve anlayış geliştirir, kendi edindiği deneyimlerin sonucunda belirli yargılara, hükümlere varır ve taraf olur. Yaşayarak vardığı bu hükümler ve yine yaşayarak geliştirdiği inanç ve prensiplerini savunma ve onlar için mücadele etme konusunda oldukça sert olabilir. Bu konumdaki Mars’ı, kendi yaşam ustalığını ve deneyimlerini başkalarına aktarmak üzere gezen bir “bilge” gibi görebileceğimiz gibi, kendi inandıklarını vaaz etmek üzere dolaşan bir “misyoner” ya da kendi inançları için savaşan bir “inanç savaşçısı” olarak da görebiliriz. Bunların yanı sıra, Yay’daki Mars asil, iffetli, ahlaklı ve etik davranışlara da işaret eder.  Bu konum tüm doğa sporları ve macera yolculukları için uygundur.

 

Olumsuz ifadelerinde, Yay’daki Mars katı inançlara, fikirlere, önyargılı ya da aşırı yargılayıcı, fanatik,  tavırlara işaret edebilir. Hayata aşırı derecede güvenen ve aşırı iyimser bir tavırla işlerin kendi kendine düzeleceğine inanma, her şeyi yarına erteleme ve üşengeçlik söz konusu olabilir.  Bu anlamda istediği şeylerin peşinden gitmekte zorlanabilir. Diğer yandan ayağını yorganına göre uzatamaması ya da boyunu aşan vaatler vermesi yüzünden yapabileceğinden çok daha fazla işe girişebilir. Sürekli “yarına” ve gelecekteki olasılıklara odaklanması, burnunun ucundaki, o an halletmesi gereken şeyleri göz ardı etmesine ve “bugünün” işlerini aksatmasına yol açabilir.  Kendisini herkesten üstün gören asilzade, kibirli  ve lütufkar tavırlar, patavatsızlık, düşüncesizlik, kabalık, fırsatçılık ve kendi yapamadıklarını başkalarına vaaz eden iki yüzlü bir ahlakçılık söz konusu olabilir. Nasıl mücadele ettiğimizi ve savaştığımızı gösteren Mars, sınıf bilinci yüksek bir burç olan Yay’da insanları “aşağıdakiler” - “avam” ve “yukarıdakiler”- “asil” olarak ayırabilir. Bu anlamda  sürekli asil ve ahlaklı davranışlar sergileyerek,  kavga etmeyi, mücadele vermeyi ve savaşmayı “avamlık”,  bir “aşağıda olma” durumu olarak nitelendirebilir. “Büyüklük bende kalsın” tavrıyla gerçekten gerekli olan durumlarda bile savaşmaktan kaçınabilir.

 

Mars’taki Yay’ın yönetici gezegeni Jüpiter Akrep’te ve karşılıklı bir ağırlama halinde. Bu dönemde yaşadığımız iyi ya da kötü deneyimleri, olayları derinlemesine anlamak, hem kendimizin hem de etrafımızdakilerin davranışlarının arkasındaki psikolojik motivasyonları doğru algılamaya çalışmak oldukça önemli. Kötü-pis diye kendi içimizde bastırdığımız ya da uzun süredir yüzleşmekten çekindiğimiz konuların arıtılmak ve ıslah edilmek üzere tekrar karşımıza çıkması söz konusu olabilir.  Hayatımızdaki anlam duygusuna ulaşmamız, ruhsal anlamda güçlenmemiz ve özgürleşmemiz, bazı yerlerde verdiğimiz güç savaşlarından vazgeçerek bırakmaya gönüllü olmamıza, duygusal anlamda bağımlılıklarımızdan ve takıntılarımızdan kurtulmamıza bağlı olabilir. Kendi yaşam ustalığımızı kazanırken, inandığımız bazı şeylerin veya prensiplerimizin dönüşüme uğrama vakti gelmiş olabilir.   Kişisel ve duygusal anlamda bizi dönüşüme, yenilenmeye zorlayabilecek bu deneyimleri, gerek kendimiz gerek anlamaya çalıştığımız insanlarla ve durumlarla ilgili olarak “asıl gerçeğe” götüren  rehberler olarak görebiliriz...

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

  

GÜNEŞ KOVA’DA – 20 Ocak 2018

“Özgür olmayan bir dünyayla başa çıkmak için mutlak surette bağımsız olmalısın, 

öyle ki tüm varoluşun bir başkaldırı olsun.” Albert Camus

 

Güneş sabit bir hava burcu olan Kova’daki yolculuğuna başlıyor. Kova Hava burcu olması dolayısıyla “akıl ile” ilgili bir burçtur ve bu başkalarıyla bağlantılanmak ve sosyal ilişkiye yönelik olma prensibini gösterir. Benliğimizi ve benliğimizin isteklerini temsil eden Güneş Kova’da zararda olduğu bir pozisyondadır; burada kişiselliği aşma, kişinin kendi öneminden ziyade toplumsal anlamda bir birey olma, eşitlik, kardeşlik, herkese aynı mesafede durma, insancıllık, sosyal gruplar ve arkadaşlıklar gibi konuların Kova burcu için daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Kova arketipsel anlamda, içinde bulunduğu grubu, toplumu ya da medeniyeti, daha önceden hiç düşünülmemiş fikirleriyle, yeni bakış açılarıyla daha da ileriye götüren, icatlarıyla katkıda bulunan ve miadını doldurmuş yapıları devrimci yaklaşımıyla yıkan bir burçtur. Burada Kova’nın bu değişimi ve yeniliği bir hava burcu olarak fikirsel düzeyde yapacağını da unutmamak gerekir. Toplumsal anlamda modernleşme ve iyileşme sağlama, insanlığı ileriye götürecek teorileri geliştirme, elektronik ve teknolojik gelişmeler de bu kapsamdadır. Eski bile olsa bir şeylere orijinal ve farklı bir bakış açısıyla bakabilir, bilinen modellerden farklı bir yaklaşım sergileyebilir ve sabit niteliğinden dolayı fikirlerini savunmakta zorluk çekmez.

 

Kova içinde bulunduğu toplumsal yapı ne olursa olsun tüm bu değişime katkıda bulunurken, kendi “bireyliğini”, “farklılığını” ve “özgürlüğünü de” koruması gereken bir burçtur. Kendi bireyliğini ve özgürlüğünü savunma hakkını başkalarına da verir. “Birey olmak” buradaki anlamı ile kendi özelliklerini ve fikirlerini bir bütün olarak gittiği her yerde özgürce ifade etmek demektir. Farklılığını toplumsal olarak kabul görmese de ortaya koymak demektir. Kova’nın arketipsel anlamda “sürgün”, “toplum dışına atılmış birey” olması, toplumun geleneksel yapısını alt üst etme dürtüsünün yanı sıra, farklılığını korkmadan ortaya koyabilme yeteneği ile de alakalıdır. Kova’nın devrim ve başkaldırı gibi temaları, olumlu anlamda gelişimi kısıtlayan yapıları yıkmak, bilimsel, kültürel ve toplumsal anlamda gelişimi sağlamak için gereklidir.

 

Eğer Kova kendini tanımaz ve bireyliğini ifade etmeyip, bazı sosyal yapılar içinde sırf kabul görme ve ait olma dürtüsüyle boyun eğerse, hem kendisi için hem de sosyal anlamda gerekli olan değişime katkı sağlayamaz bir hale gelir. Kendisini, bireyliğini ifade etmediği ve hatta kendisini de ait hissetmediği sosyal yapılar içine hapseder. “Sözde” modern ve yenilikçi tavırlar içinde mesafeli ve hissiz bir şekilde varlığını sürdürebilir. Boyun eğdiği zaman sürekli bir isyan durumunda, sırf isyan etmek için isyan eden, uçuk kaçık, egzantrik hareketler sergileyen, ne yapacağı belli olmayan ve gereksiz başkaldırıları yüzünden ihanet eden biri olarak görülebilir. Sabit bir hava burcu olduğundan fikrini zor değiştiren, inatçı ve yalnız birisi haline gelebilir. Bir bilim adamı edasıyla yaşamı uzaktan seyreden, toplumdan uzak, mesafeli, kopuk, “ben hepinizden farklıyım” tavrı ile insani istekleri ve ihtiyaçları bile sıradan bulan ve hayata bu yüzden katılamayan birisi olabilir. Sadece düşünüp yaşamı uzaktan seyrederken hayatta uygulanması zor, uçuk kaçık teorileri olabilir. Her şeyin nasıl olması gerektiğini söyleyen ve “kendisinin insanlığın ihtiyaç duyduğu teorilerin vücut bulmuş hali” olduğuna inanan ukala bir tavır söz konusu olabilir.

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar: 
*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

  

 

OĞLAK’TA YENİAY

 

“Ne güç ne de zeka… Hayatta potansiyellerimizi ortaya çıkaran şey emek ve çabadır.”

 Winston Churchill

17 Ocak 2018’de Türkiye saatiyle 05:18’de 26 derece Oğlak’ta bu yılın ilk Yeniay’ı gerçekleşiyor. Öncü bir toprak burcu olan Oğlak’taki bu Yeniay, aklımızdakileri veya yapmamız gerekenleri disiplinli, planlı ve gerçekçi bir şekilde uygulamaya yani hayatımıza sokmak adına yeni başlangıçlar yapmamız gerektiğine işaret ediyor. Yeniay haritasında, Yeniay’ın yöneticisi olan Satürn de olmak üzere, Merkür, Venüs ve Pluto Oğlak’ta bir stelyum(kümeleşme) oluşturuyor. Oğlak vurgusunun bir hayli fazla olduğu bu dönemde,  planlamalar, hayatımızda bazı ciddi düzenlemeler yapmamız, sorumluklarımızın farkına varmamız, çevremize daha sağduyulu ve gerçekçi bir pencereden bakmamız gerekebilir. Bunun yanı sıra sorumluluklarımızın ve görevlerimizin sınırlarını belirlemek, gerekirse fazladan aldığımız yükleri sırtımızdan atmak, gerçekten yapabileceklerimiz şeylere ve gerçekçi hedeflere odaklanmak bizi “zararda” yani kendisini rahatsız hissettiği bir pozisyondaki bu Yeniay’ın getirebileceği melankoliden, karamsarlıktan ve yalnızlık duygusundan kurtarabilir.

 

Yeniay’ın yine Oğlak’taki Venüs ile yaptığı kavuşum, özellikle sevgi alışverişimiz, iş ya da yakın ilişkilerimiz, maddi-manevi değerlerimiz, öz-değer duygumuz ile ilgili konularda bizi biraz daha çaba sarf etmeye, çalışmaya, sorumluluk almaya, bu konuları daha gerçekçi ve ciddi bir şekilde ele almaya davet ediyor olabilir. Uyumu ve barışı sağlamaya yönelik olarak biraz daha sabırlı olmak ve çaba sarf etmek durumunda kalabiliriz. Kendimizi reddedilmiş, engellenmiş ya da yalnız hissettiğimiz noktada, bir şeylerin zaman ve emek istediğini hatırlamak, gerekli adımları atıp atmadığımızı ya da kendi sorumluluğumuzu alıp almadığımızı gözden geçirmek, beklentilerimizin ve hedeflerimizin ne kadar gerçekçi olduğunu anlamaya çalışmak oldukça önemli.  Bu anlamda özellikle ilişkilerimiz ve maddi- manevi değerlerimiz konusunda bir gerçeklik testinden geçebiliriz. Maddi anlamda tasarruf etmemiz gereken bir dönem olabilir.

 

Oğlak’taki Yeniay-Venüs kavuşumuna, yine öncü bir burç olan Koç’taki Uranüs kare açı yapıyor. İnisiyatif alıp bir hedefe ulaşma dürtümüzün, azmimizin bir hayli fazla olacağı bu dönemde, kendimize ve başkalarına çok zor hedefler koyma ve bu hedeflere ulaşmaya çalışırken bencil ve duyarsız davranma eğiliminde olabiliriz. Gerek ilişkilerimizde gerekse hayatımızın diğer alanlarında ani beklenmedik bazı değişimler, istikrarsızlık, duygusal gerilimler ve dengesizlikler yaşamamız olası. Bağlanma-özgürlük çatışmasının yarattığı çelişkili duygular ya kendimizin ya da etrafımızdakilerin isyan etmesine ya da şaşırtıcı bir şekilde davranmasına yol açabilir. Burada bizi daha da yalnızlaştırıp gerçekten istediğimiz ilişkileri kurmaktan ya da bizi besleyen ilişkilerden uzaklaşmaktan koruyacak bir yaklaşımda olmak oldukça önemli. Önümüzdeki sorunlara daha önce hiç bakmadığımız bir şekilde, farklı ve daha tarafsız bir perspektiften bakmak, kendimize tanıdığımız fikir ve hareket özgürlüğünü başkalarına da tanımak ve işbirliği içerisinde olsak da kendi bireyliğimizi ifade etmek istikrarsız olduğunu hissettiğimiz bir ortama veya değişime daha kolay adapte olmamıza ve gerekli adımları daha kolay atmamıza yardım edebilir.

 

Yeniay’ın Sabian sembolü ise “Dağdaki bir hac yolculuğu” şeklinde. Bu sembol yükseklere tırmanabilmek, olayların üstesinden gelmek, onları aşmak ve bir misyonla ruhani bir yolculuğa çıkmak ile alakalı ve belirli bir anlayışa ve aşkınlığa varmak için içimizde duyduğumuz bir istek ya da ihtiyaca işaret ediyor. Bu anlayışa varmak için gittiğimiz yollardan daha önce gitmiş olan, bilge kişileri dinlemek ve onlardan öğrenmeye gönüllü olmak gerekebilir. Sembol “içimizdeki dağın zirvesine”  yani “bilincimizin zirvesine” çıkmamız için çaba sarf etmemiz gerektiğini söylüyor. Çaba ne kadar fazlaysa, ödüller de o kadar harika olacaktır.  Buradaki risk hissizleşmek, kendini herkesten üstün görmekten dolayı yalnızlaşmak, toplumdan kopukluk, kendini dokunulmaz zannetmek ve ayrılık.  Oğlak vurgusuna Koç’taki Uranüs’ün eşlik ettiği bu Yeniay, hayatımızda nerelerde gerekirse daha özgür, yalnız ve özerk kalarak gerçek hedeflerimizin peşinde gideceğimiz, nerelerde daha gerçekçi ve tarafsız bir bakış açısıyla biraz daha zaman ve çaba harcayacağımız konusunda bize yol gösterecek gibi görünüyor…

 

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

*Astroloji Dersleri, Barış İlhan

*Astrolojide Açılar, Sue Tompkins

*https://sabiansymbols.com

 

MUTLU YILLAR !!

 

 

2018: Satürn’ün ayak izleriyle...

 

Karanlıkların efendisi Satürn 20 Aralık’ta yönettiği burç olan Oğlak’a girdi. Hemen ertesi gün de Güneş Oğlak’a girerek Satürn’le kavuştu. O gün Kış Gündönümü. Karanlığın egemen olduğu en uzun gecenin günü. O günden sonra günler uzamaya başlayacak. Ama henüz ışığın egemenliğine çok var. Bu ancak İlkbahar Ekinoksunda gerçekleşecek. O güne kadar katedeceğimiz yollar, aşacağımız engeller var. Dar ve buzlu tünellerden geçeceğiz.

 

Satürn çıplak gözle görülebilen son gezegen olduğu için sınırları temsil eder. Ptolemik evren modeline göre her şeyi çevreleyerek sınırlarken organizmayı kuşatır, bir düzen ve güvenlik sağlar. Güneş’in çevresini yavaş yavaş 29-30 yılda dolanırken çok şey görüp geçirdiği, olgunlaştığı düşünülerek Yaşlı Bilge Adam olarak da tanımlanır. Bu yönüyle bir yandan da ‘zaman’ın yöneticisidir. Kişisel yaşantımızda onu ömrün gezegeni olarak da düşünebiliriz. Bir ömür içinde kendi özümüzü gereğinde kendimizi kısıtlayarak, sorumluluk üstlenerek yapılandırmak, onu dış tehditlere karşı korumak da Satürn’le ilişkilendirilir. Ve bu Satürn, zamanı geldiğinde ömrü sonlandırır. Bu nedenle ölümün, kayıpların gezegenidir... devamı

Barış İlhan

 

SATÜRN TRANSİTLERİ  

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...  

 

Satürn'ü Yay'da olup da bir döngüyü bitirmiş olanlar ve

Satürn'ü Oğlak'ta olup da bir döngüyü bitirmeye başlayanlar için...

SATÜRN  DEVİNİMİ

 

 

Kötü mü hissediyorsunuz? 

İşte yapMAMAnız gereken şeyler

 

Venüs’ün İnsanların Romantik Seçimleriyle Bağlantısı Üzerine Bir Çalışma

   

"Dünya öyle yapılandırılmıştır ki

eğer onun sefasını sürmek istiyorsanız

cefasına da katlanmak zorundasınız."

Swami Brahmananda

 

 

 

Satürn ve Oğlak Burcu

 

Satürn 29,5 yıllık döngüsü ve en uzakta bulunan yörüngesiyle yalnız, yavaş, soğuk, melankolik ve zamanı yöneten olarak düşünülmüştür. Eskiler ısısı ve ışığıyla hayat kaynağı olan Güneş’e en uzak pozisyonundan ötürü Satürn'ü hayatın karşısında, ona düşman  "büyük uğursuz" kabul ederlerdi. Satürn'ün ağır hareketi zamanın geçişi, dolayısıyla yaşlılıkla bağdaştırılırdı.

 

Antik zamanın büyük klasik tanrıları gezegenlerle özdeşleştirildiğinde Kronos (Roma'da Satürn) en yüksek ve en yavaş gezegenle ilişkilendirildi. Yunancada ‘zaman’ anlamındaki Chronos ile Kronos sözcükleri arasındaki tesadüfi benzerlik, bazı ortak özellikleri olan iki kavramın gerçek özdeşliğinin kanıtı olarak öne sürüldü. (Tarımın piri olarak elinde orak taşır) Bu özdeşliği yazıya döken en eski yazar olan Plutarch'a göre Koronos zaman demekti.

 

Yeni-Platoncular, tanrıların ve insanların babası olan Kronos'u, Kozmik Akıl diye yorumladılar bu kavramı 'bilge ihtiyar inşacı' diye adlandırılan Chronos kavramıyla kolayca birleştirdiler.

Rönesans’ta hümanist bilincin yükseldiği zamanlarda Satürn’ün kısa zamanda evrensel düzeyde tanınır hale gelen başka önemli özelliği belirdi. Satürn tefekkürün göstergesi olarak seçilmişti. Hayatın ıstırap ve tehditlerinin bilincinde olmak, derin düşünmenin yoldaşları olan keder ve bezginlik Satürn’e atfedilen hüzün ve melankolinin de nedeni olarak görülmüştü. Bu aynı zamanda ‘deha’nın temel niteliği idi. Kozmik Aklı temsil eden Satürn insan ruhunun dünyaya inişiyle birlikte onu ‘ayırt etme ve düşünme gücüyle donatıyordu. Satürn feleği –küresi- Aristoteles’in evren modeline göre Tanrısal alemin hemen altında, tüm gezegen kürelerininse en üstünde bulunduğundan Tanrı’ya ve bilinmeze en yakın olarak düşünülürdü. Bu nedenle semavi alemden maddi dünyaya düşen ruhun bir bedende hayat bulması, dünyadaki görevini yerine getirip tekrar tanrı katına çıkması yolculuğunda büyük öneme sahipti.

 

Ficino’nun düşüncesine göre bedenleri dışsal uyarılara kapalı, kendilerini ilahi şeylerin araçlarına dönüştürecek şekilde tamamen aşkın olana kaptırmış düşünürlere işaret ediyordu. Buna göre disiplin, odaklanma, çaba bu gezegenle uyumlanmanın yollarıydı. Ancak bunun yanında Satürn yalnızlığa, sessizliğe, içe dönüklüklüğe, karanlığa eğilime ve cimriliğe işaret ediyordu.

 

Şimdi Satürn yönettiği, eğrisiyle doğrusuyla kendini tam olarak ifade edebileceği iki burcun eşiğine gelmiş durumda. Bunlardan ilki toprak elementinden Oğlak.

 

Oğlak burcu güneş ışıklarının en zayıf, ısı ve ışığının en kuvvetsiz, karanlığın (gecenin) en uzun olduğu kış gündönümüyle başlar. Kış mevsimini başlatır. Toprak elementine ait olduğundan soğuk ve kurudur. Maddesel dünya ve uygulamalarla ilgilidir. Satürn yönetici olduğu Oğlak’ta güçlenir. Soğuk ve kuru doğasını rahatlıkla ifade edebilir. Kimse ona karışmadığı ve kendini rahat hissettiği için kendi ikametgahında doğasının özelliklerinde aşıraya kaçma tehlikesi de vardır. Dolayısıyla Saturn’ün Oğlak’ta oluşu maddi dünya ile çok haşır neşir olmayı, dünyevi hırsları, iktidar kavgalarını, kontrolü kaybetme korkusunu, yetersizlik hissini, mevcut durumu koruma isteğini, kurallara sıkı sıkıya bağlılığı, geleneksele yapışmayı, gaddarlığı, kayıtsızlığı, acımasızlığı, soğukluğu, uzaklığı, verimsizliği, yıkımı gösterebilir.

 

Yeni Platoncuların kozmik akılla bağlantılandırdıkları, tanrısal aleme en yakın kürede ikamet eden Satürn tefekkürden, olgunluktan, derinlikten, ruhun talep ettiği esas sorumluluklardan uzaklaştığında, gelip geçici, hastalığın, bozuluşun, bitişin, ölümün geçerli olduğu maddi dünyanın çamurunda güç, saygınlık, iktidar için mücadele eden bir kişiyi, toplumu ya da bir medeniyeti Tartaros’un derinliklerine hapsedebilir. Satürn yaklaşık iki yıl sonra yönettiği diğer burca -yüksek akılla ilişkili, hava elementinden Kova burcuna- geçtiğinde, muhtemelen, soğuk ve kuru doğasının yumuşadığı, yüksek hakikati, aklı ön plana alan, adaletle bireyleri gözeten, statükoyu yıkan, daha insancıl yapılara doğru giden bir süreci başlatabilir. O zamana kadar maddi dünyanın iktidar, saygınlık, güç ve başarı klişelerinden, bireysel ya da toplumsal olarak katı sınırlar çizmekten, baskı kurmaktan, suçlamaktan, intikam ve kinden, kaygıdan, cehalete (karanlığa) kapılmaktan, zalimlikten, katılaşmaktan, duyarsızlaşmaktan, karamsarlıktan kaçınmak gerekir. Geri çekilip düşünmek, ruhun esas amacını anlamaya çalışmak, disipline olmayı, çalışmayı, zamanı kullanmayı öğrenmek, yalnız kalmaktan korkmamak, metanetli olmak, doğayla başbaşbaşa kalmak, yavaşlamak, derinleşmek, araştırmak, hakikati anlamaya çalışmak, azla yetinmeyi öğrenmek, ifrattan kaçınmak bu dönem için olumlu yaklaşımlar olur.

Aysem Aksoy, Aralık 2017

Kaynakça:

Barış İlhan, Gezegenler: Satürn, Astroloji Dergisi

Satürn ve Melankoli, Cogito, sayı 51, 2007 – YKY

İkonoloji Araştırmaları, Erwin Panofsky, Pinhan Yayınları, 2014 http://www.astrolojidergisi.com/makale_saturn-yayda.htm 

   

JÜPİTER TRANSİTLERİ

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...

 

10 Ekim 2017’te Jüpiter Akrep’te

Jüpiter, yaklaşık bir yıl sürecek Akrep’teki yolculuğuna başladı.

 

Yaşam ve ölüm Akrep’in iki uç noktasıdır. Ölüm, yaşam kadar gerçektir ve kaçınılmazdır. Karşısında hissetiğimiz acizlik bizi güçlü olmaya iter. Akrep doğası gereği hayatta bunu idrak etmek üzere yaşanan deneyimlerden sorumlu burçtur. Jüpiter burada ölüm, bitiş, güç ve acizlik deneyimlerinden bir anlam çıkartmak, çıplak gerçeği aramak, sahte ve yüzeyde görünen her şeye şüpheyle yaklaşmak, ruhsal olarak güçlenmek, korkunun üstesinden gelmek, kendinden daha büyük bir güce inanç geliştirmek, hayatı dönüştürecek bir kavrayış yakalamak peşindedir.

Akrep burcu kaynaşmak, güçleri, kaynakları birleştirmekle ilgilidir. Dolayısıyla Jüpiter’e özgü inanç ve güven hissi insanların enerjilerini daha büyük bir amaç için birleştirebilmeleriyle, toplumdan dışlananların islahı için birlikte çalışabilmeleriyle, çürüyen bozulan şeyler arıtılabildiğinde, krizler sağduyu ve bilgelikle yönetilip aşılabildiğinde kazanılabilinir. Kendi gücünün yetmediği bir şeyleri yapabilmek için başkalarıyla güçlerini birleştirmek bu dönemde yeni gelişim fırsatları, kazanç ve zenginlik verebilir.

Jüpiter Akrep’teyken ahlaki değerlerin ve vicdanın güç kazanması, akıl ve sağduyuyula insani değerlerin yükseltilmesi söz konusudur.  Derin bağlamda yaşamın anlamını ve bağlantılarını anlama yeteneği verebilir. Akrep burcu Jüpiter’e (anlayışa, sezgiye, keşif ve yolculuğa) derinlik, kararlılık ve irade sağlar. Güçlü bir azimle büyüme kararlılığı görülür. Söylenenlerin arkasındakini duymak, görünenin arkasındakini görmek, gerçeğe, derin bir kavrayışa, evrensel ve tüm insanlığı bağlayan prensiplere ve değerlere ulaşmak mümkündür. Tüm ümitlerin bittiği bir yerde yıkıntıdan bir inanç, iyimserlik, umut yaratabilme yeteneği verir.

Kaynaşmanın, nüfuz etmenin ve başka biriyle bir potada erimenin burcu Akrep, gölge yönüyle  ‘Ya hep, ya hiç’ prensibiyle birlikte ‘Benden yana değilsen, benim düşmanımsın’ diyebilir, Jüpiter’in iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayıran gücü ‘benden yanaysan iyisin, doğrusun, haklısın, benden yana değilsen kötüsün, yanlışsın, haksızsın’ fikrine evrilebilir ve hayat iyi ile kötünün savaşına dönüşebilir.

Olumsuz açıdan Akrep’teki Jüpiter sabit fikirleri ve keskin biçimde tanımlanmış inançları ifade edebilir. İnançları, ırk, kültür, din, mezhep farklılıklarını manipüle ederek (birinin diğerine nazaran üstün olduğu vb) haset, kin, nefret ve intikamı büyüterek güç kazanmayı, sınıf ayrımcılığını, farklı inançta, ırkta, kültürde olanlara karşı nefreti, düşmanlığı ve saldırıyı, kendi tarafındaki kayırarak, zenginleştirerek kendinden farklı olanı ezmeyi, gücü sadece dışsal zenginlikle elde etmeyi, adaletsiz, orantısız gücü, vicdansızlığı, aşırı güç kullanmayı, yasa yapıcıların hoşgörüsüzlüğünü, fikrini, yargısını asla değiştirmemeyi, körükörüne inancı, toplumsal, sosyal anlamda çürümeyi, ahlaki, vicdani değerlerin bozuluşunu, kanunları çiğnemeyi, abartılı bir ölüm korkusunu, saçmalık ve gelip geçicilik duygusu yüzünden hiç bir inanca tutunamamayı, borçların artışını, ekonomik krizleri, dev şirketlerin arasındaki güç savaşlarını, marazi büyümeyi, metastazı, çöplerin, kanalizasyonların, pisliğin yayılıp çoğalmasını, yeraltından, sualtından gelen patlamaları, yeraltında, suda yayılmayı, suyun kabarmasını gösterebilir.

Akrep aşırı uçları, Jüpiter ise aşırılığı, abartıyı gösterdiğine göre bu yerleşim aşırı uçta geniş çaplı katliamlara, seks suçlarına, yeraltı örgütlerinin, mafyanın adalet adına saldırılarına, aşırı yıkıcılığa, zalimliğe, kötülüğün ve karanlığın kazanmasına işaret edebilir. Din, mezhep, ırk, cinsiyet, kültür farklarından doğan fanatizmin zulüm ve ölüm getirmesi söz konusu olabilir.

Kuşkusuz kibir Jüpiter’in en büyük günahıdır. Bu dönemde kibir, böbürlenme, gücün tek sahibi olduğuna, tek haklı olduğuna inanmak, kendini yasaların üstünde görmek, tanrı yerine koymak, kendi ihtiraslarını tanrı buyruğu zannetmek, kendi gücüyle sarhoş olmak, her şeyi bildiğini, en doğrunun kendi bildiği olduğunu zannetmek, boyunu aşmak mahva, acizliğe, güç ve kontrolü kaybetmeye, yıkıma neden olabilir... devamı 

Astroloji Dergisi/ Ayşem Aksoy

      

Astroloji’ye Kaç Kişi Gerçekten İnanıyor?


Nicholas Campion

 

Astroloji ve burç köşeleri, magazin gazetelerinin, kadın dergilerinin ve internetin tanıdık içeriğidir. Bu içerikler, bazıları için tartışmalı olmakla birlikte, özellikle insan ilişkileri açısından göksel ve yersel olaylar arasında anlamlı bir ilişki olduğunu iddia ederler.

 

Bildiğimiz kadarıyla, dünyadaki yaşamı yönetmek amacıyla gezegenleri 12 zodyak işaretiyle ilişkilendiren Astroloji, Orta Doğu'da ve klasik Yunanistan'da M.Ö. beşinci ile birinci yüzyıllar arasında icat edilmiştir. 21.yüzyıla büyük oranda İslam dünyası yoluyla iletilmiştir.

 

Astroloji son günlerde iki farklı konuda yeriliyor. Bir tarafta, en iyi ihtimalle onu yanıltıcı bulan, kötü ihtimalle de Şeytani bulan Evanjelik Hıristiyanlar var. Diğer taraftaysa, kaderimizin yıldızlarda yazılı olmasını hileli ve hatta zararlı olduğunu düşünen şüpheciler bulunuyor.

 

Bu iddialar doğruysa, kaç kişinin astrolojiye inandığını ve bunun nedenlerini anlamak önemli ve bu konuda yapılacak bazı ciddi araştırmalar için zaman gelmiş demektir.... devamı                                                       Çeviren: Billur Kılınç ve Hatice Akbaş

 

   

2001 yılının 21 Haziran’ında Yengeç burcunun 0 derecesinde bir Güneş Tutulması gerçekleşti. Aynı yıl 11 Eylül’de New York’ta World Trade Center’a (Dünya Ticaret Merkezi) peş peşe iki saldırı oldu ve resmi açıklamalara göre yaklaşık 3000 kişi öldü. Tutulmadan yaklaşık 3 ay sonra olan bu saldırının Haziran’daki tutulma ile bir ilgisi var mıydı? Evet, vardı. O gün Mars tutulma noktasının karşısına geçmişti ve Ay tutulma derecesine çok yaklaşmıştı. Yani gökyüzünün iki önemli tetikleyicisi Güneş Tutulmasının mesajının zamanının geldiğini bldirmişti. Haritada başka göstergeler de dikkatimizi çekebilir, ancak konumuz bu olmadığı için detaya girmeye gerek yok.

 

Şimdi niye bu eski olaydan bahsediyoruz? Çünkü 21 Ağustos da Aslan burcunun 29 derecesinde bir Güneş Tutulması yaşadık. Mars bu tutulmaya kavuşum yapıyordu, ama 8 derece gerisindeydi. Şimdi yavaş yavaş tutulma derecesine yaklaşıyor. 3-4 Eylül tarihlerinde bu noktanın üzerinde olacak. Öte yanda geri giden Merkür tutulma derecesine ulaştı bile. 3 Eylül’de Mars ve Merkür kavuşarak tutulma derecesini tetikleyecekler. Bu esnada Ay’ın ne yaptığına baktığımızda 4 Eylül akşamı Kova burcunda Güney Ay Düğümü ile kavuşmasının ardından 5 Eylül sabahı erken saatlerde tutulma derecesini tetikleyeceğini görüyoruz. Yine iki tetikleyici, bu defa Merkür’ün eşliğinde gökyüzünde karşıt açı yaparak Güneş Tutulması derecesini tetikleyecekler.

 

Yukarıdaki örnekten de gördüğümüz gibi, gökyüzündeki bu tetiklenme önemli olaylara işaret edebilir. Aslında son zamanlarda olaysız bir gün yok, bu nedenle aklımız karışabilir. Teksas’taki kasırga gündemi oldukça işgal etti, ancak Asya da sel felaketiyle yıkılıyor. Öte yanda Arakan’dan tekrar katliam haberleri geliyor. Başımızı nereye dönsek acı bir haberle karşılaşıyoruz. Yurt içinde en sansasyonel konu Vatan Şaşmaz’ın ölümü oldu. Güneş Tutulması bir ünlünün (Güneş) öldürülmesine işaret etti. Ancak bu konu diğer haberlerin üstünü örtmemeli. Türkiye’nin haritasında 3. (medya, komşular, eğitim), 4. (muhalefet, konut sektörü) ve 12. (hapishane, hastane, düşman, sıkıntı) evleri yöneten Merkür tutulma noktasına ulaştı demiştik. Haberlerin temsilcisi Merkür bugün hapishanelerdeki tutuklu ve hükümlü sayısının 224 bini geçtiğin. 22 bininin yerlerde yattığını bildirdi. Ayrıca Nuriye Gülmen’in durumunun çok kritik olduğunu öğrendik. Bugün cumhurbaşkanı Erdoğan Fırat Kalkanı’nda ne yapıldıysa, yine hazır durumda olunduğunu söyledi. Nitekim son iki gündür Afrin’e Türkiye’den füze atıldığı, yaralıların olduğu söylentisi dolaşıyor. Tabii muhalefet konusunda CHP’nin Adalet Kurultayını, Meral Akşener’in partisini unutmamak gerekir. Orta Doğu’daki gündem oldukça yüklü. İran’ın kırmızı çizgisi, Irak Kürdistan’ındaki referandum, Türkiye’nin Afrin’e girme isteği ortamı iyice ısıtıyor. Güneş Tutulması Türkiye’nin 3. evinde olduğu için tetikleme sonucunda olayların bununla ilişkili olabileceğini düşünebiliriz. Bunlar aklımıza gelenler. Merkür 12. evi de işin içine kattığına göre kapalı kapılar ardında gizli gizli nelerin gelişmekte olduğunu bilemeyiz. Hoş zaten bunlar kişisel olarak bizi aşar. Yani yapabileceğimiz bir şey yok. Bekleyip göreceğiz.

 

Peki kişisel olarak ne yapabiliriz. Güneş Tutulmasının kişisel doğum haritalarında neleri tetiklediğine göre durum değişir. Yine de genel olarak, söz konusu tarihler civarında hangi konular yaşamınızda baş göstermeye başladıysa, bunlara özel önem verin. Bu konularla ilgilenmek üzere kolları sıvayın. Çünkü bu konular öyle geçiştirilecek şeyler değil. İleride daha büyük sorun olarak karşınıza çıkabilirler. Hem zaten şimdi bunları yapabilecek cesarete de (Mars-Aslan) sahipsiniz. Bu şansı değerlendirmeye bakın. Yalnız o esnada oluşacak olan Güneş-Neptün karşıtlığını düşünerek, kararlarınız konusunda tarafsızlığına ve bilgeliğine güvendiğiniz birkaç kişinin görüşünü almakta yarar var. Yoksa aldanıp hayal kırıklığına uğrayabilirisiniz. 

 

Kolay gelsin...

Barış İlhan

 

 

Büyük Amerikan Tutulması Sadece Amerika’yı mı Etkiliyor?

 

Nefesler tutuldu, gözler Büyük Amerikan Tutulması için Amerika’ya çevrildi. Dünyadaki astrologların tek konusu 21 Ağustos’da gerçekleşecek olan Güneş Tutulması. Bir tutulma en fazla gözlendiği yeri işaret ettiği için bir bakıma haklılar. Amerika bütünüyle tutulmanın etkisi altında. Bu tutulmaya ilginin bir odak noktası da Güneş Tutulmasının Trump’ın Yükselen’i (doğum saati doğruysa) üzerinde gerçekleşecek olması. Trump’a karşı olanlar bu tutulmayla birlikte Trump’un gideceğini umuyorlar. Trump gitse de kalsa da bundan sonra Amerika’yı zor günlerin beklediği aşikar. Geçenlerde bir makale uzun uzun Amerikan İmparatorluğunun çöküşe geçtiğini, yerine Çin’in yükseldiğini anlatıyordu. İleride göreceğiz...

 

Son haftalarda Trump’ın Kuzey Kore lideriyle restleşmesi üzerine bir okurum, bu tutulmanın nükleer anlamda ikisi arasındaki çekişmenin ciddileşeceğine işaret edip etmediğini sormuştu. Doğal olarak Kuzey Kore liderinin bu Güneş Tutulmasından etkilenip etkilenmediğine baktım. Evet, Kim Jong Un’un Mars’ı, yani savaş gezegeni, son Ay Tutulması ve önümüzdeki Güneş Tutulması ile tetikleniyordu. Bunun üzerine dünya üzerinde sahneyi işgal eden ülkelerin ya da liderlerin haritalarına bakınca hemen hepsinin yıkıcı gezegenlerinin son tutulmalarla tetiklendiğini görüyoruz. Kuşkusuz burada kritik konumdaki ülke Amerika oluyor. Amerika’nın haritasında 3. evdeki Ay tetikleniyor. Ay ölüm ve kayıp evi olan 8. Evi yönetiyor, ayrıca hem halkı temsil ediyor, hem de haritada dört tane gezegenin düzenleyicisi durumunda. Bu gezegenler haritada halkı, iktidarı, orduyu, polisi, yurtdışını, açık düşmanları, müttefikleri simgeliyorlar. Sadece bu bile Amerika’nın ne kadar hareketleneceğini göstermeye yeterli. Nitekim Charlottesville olayları bundan sonra yaşanacakların boyutlarının ipucu.

 

Amerika’nın şu anda en büyük düşmanı Rusya, ve lideri Putin’in haritasında hem Tepe Noktasının (MC) hem de Pluto’sunun tetiklendiği görüyor. Pluto cehennemin efendisi lakabıyla en yıkıcı gezegen. İsrail'in Mars-Pluto-Satürn üçlüsü, Netanyahu'nun Mars ve Pluto'su da dikkat çekiyor. Tutulmalarla yine Pluto’su tetiklenen bir başka lider de Erdoğan (doğum saati bilinmediği için haritayı 12:00 göre çıkarttım). Hepsi güç savaşı, manipülasyon, gücü elinde tutma mücadelesi veriyorlar. Tabloya İngiltere’yi eklediğimizde, onun da Satürn-Venüs/Pluto karşıtlığının tetiklendiğini görüyoruz. Bu durumda özellikle Suriye ve Irak’ta etkin olan ülkelerin zorlu bir sürece girdikleri görülüyor. Bu süreçte Mars, Satürn, Pluto gibi gezegenlerin harekete geçmesi endişe yaratan bir tablo sunuyor.

 

21 Ağustos’taki Güneş Tutulması Türkiye’nin 3. Evinde gerçekleşiyor ve iktidarı temsil eden, Ay Tutulması ile de tetiklenen Neptün’ün yanında duruyor. Başkanlık, medya, ilk öğrenim ve komşular temaları ön planda. İlginçtir ki Güneş Tutulmasının Astro Carto Graphy’sine baktığımızda Uranüs-Pluto çizgilerinin Türkiye-Suriye sınırında Kobane-Sincar arasında, kesiştiğini görüyoruz. Bu ikisinin birleşimi ani radikal savaşları ve yıkımları, öngörülemeyen dönüşümleri, özgürlük mücadelesini, kitlesel başkaldırıyı düşündürüyor. Aynı haritada Jüpiter de Hatay’ın yanından, İdlib üzerinden Şam’a iniyor. İdlib Suriye yönetimine karşıt, cihatçı güçlerin elinde bir kent. Son haftalarda el-Kaide uzantısı Nusra’nın eline geçti. Türkiye yönetimi için önemi büyük. Umarız sağduyu egemen olur, daha fazla dipsiz kuyulara doğru yönelinmez.

 

Bir Güneş Tutulmasının etkisi bir kaç yıl sürer. Olaylar bazen tutulmadan hemen önce veya hemen sonra olabilir, ancak 1-2 yıl sonra da gerçekleşebilir. Bu da bizi 2019-2020 yıllarına götürür. Demek ki o dönemde gerçekleşecek olayların tohumları şimdiden Mars, Satürn, Pluto ile atılıyor. Hepimize kolay gelsin... -Barış İlhan

 

ASLAN’DA TAM GÜNEŞ TUTULMASI

 

“Eğer içindeki hakikatin sesini duyamıyorsan, hayatının bütün günlerini başkalarının çektiği iplerin uçlarında geçireceksin demektir...”  Howard Thurman

 

 

21 Ağustos 2017’de Türkiye saatiyle 21:30’da 28 derece Aslan burcunda bir Tam Güneş tutulması gerçekleşiyor. Yeniay’ın bir oktav büyüğü olan Güneş tutulmalarının etkisi en az bir yıl sürer ve  zaman göstergesi gibi hayatımızdaki bir takım şeylerin zamanının geldiğini gösterir. Bulunduğu evin temalarını gündeme getirir. 7 Ağustos 2017’de gerçekleşen Kova’daki Ay tutulmasında ortaya çıkan temalara bağlı olarak edindiğimiz bilgileri, deneyimleri ve kazandığımız perspektifi önümüzdeki dönem içerisinde yapmamız gereken değişimlerde ve başlangıçlarda kullanmak mümkün olabilir.  Bu tutulma Saros serisi no 145’e ait bir tutulma. Bir tutulma ailesindeki bir  Saros döngüsü 18 yıl, 11 gün, 8 saat uzunluğunda ve bu tutulma ailesindeki bir önceki tutulma 11 Ağustos 1999’da meydana gelmişti. Bundan 18-19 yıl önce hayatımızda neler olduğunu,o dönemde hangi temaların ve olayların bizim için önem teşkil ettiğini düşünmek, bu önümüzdeki dönem için bize bazı fikirler verebilir. 

 

Eski astrologlar, Aslan burcundaki bir tutulmanın “kralla” ilgili olarak bir mesaj verdiğine inanırlardı.  Işığı, egoyu, bilinci ve en yüksek ifadesinde “asil ve iyi bir kralı” temsil eden Güneş’in ışığının Ay tarafından kapatılması, günün geceye dönmesi gibi, yöneticinin yani kralın da düşüşü, bilinen düzenin alt üst oluşu anlamına gelirdi. Koç’ta geri hareketini sürdüren Uranüs’ün tutulmaya üçgen açı yaptığını düşünürsek, hiç şüphesiz kişisel anlamda da bilincimizde ve hayatımızda bilinen düzen dışına çıkmamızı gerektirecek bazı olaylara ve değişimlere işaret edebilir. Kimliğimizi ve yaratıcılığımızı onurlandırmamızı, kalbimizin istekleriyle bağlantı kurmamızı sağlayacak ve belki uzun süredir göz ardı ettiğimiz ya da karanlıkta kalan gerçekleri ortaya çıkartacak deneyimlerle karşılaşmamız mümkün.  Belirtildiği gibi, tutulmaya Koç’taki Uranüs üçgen bir açı yapıyor. Duygusal ve kişisel anlamda bağımsızlığımızı ve farklılığımızı cesaretle ortaya koyacak tarzda yenilikler yapmak veya hedeflerimizi gerçekleştirme yolunda gerekli inisiyatifleri almak için kolları sıvayabiliriz.

 

Aslan’daki bu Tam Güneş tutulması, Perslerin eski dört kraliyet yıldızından, “Aslan’ın Kalbi”, “Kuzey’in Gözcüsü” olarak bilinen Regulus sabit yıldızının yanında gerçekleşiyor. Persler, gökyüzünün dört bölüme ayrıldığına ve her bölümün 4 kraliyet yıldızından birisi tarafından gözetildiğine ve korunduğuna inanırlardı. Bu yıldızlar, hem iyi hem de kötü güçlere işaret ediyorlar ve  felaketleri, çığır açan buluşları ve tarihi dönüm noktalarını da gösteriyorlar. Ptolemy’ye göre Jüpiter ve Mars doğasına sahip olan Regulus’un vurgulandığı bu tutulma, kraliyet, yöneticiler, otorite, güç, asalet, zenginlik, askeri onur, toplumsal ün ve nüfuzlu arkadaşlar gibi temaların yanı sıra, şiddet, yıkıcılık, başarısızlık, gözden düşme, korkunç ölümlerle sonuçlanan kısa süreli askeri başarılar, düşmanlardan gelecek tehlikeler, yanlış arkadaşlar ve hastalık gibi temaları da gündeme getiriyor ve bu anlamda özellikle liderler ve elitler için uğursuz bir etkiye sahip olabilir. Burada Regulus’un 28 Kasım 2011’de Başak burcuna giriş yaptığını ve şu an 0 derece Başak’ta olduğunu hatırlamakta fayda var.  Ego-merkezli, eril bir burçtan, başkalarına hizmete odaklı dişil bir burca geçmesi bir çok astrolog tarafından kişinin egosunu, kişisel isteklerini bir tarafa bırakıp, başkalarına daha faydalı ve hizmete yönelik bir yaklaşımla ilişkilendirilmişti. Burada kastedilen şey, sağlıklı bir ego, kişisel güç ve özerklik duygusu olmadan, sadece başkalarının onayına bağımlı tarzda ya da köle durumuna düşecek tarzda bir hizmet anlayışı değildir. Aslında Regulus’un olumsuz ifadesinde, aşırı gururdan, bencillikten, kibirden, popüler, önemli olma ihtiyacından ve intikam duygusundan kaynaklanan bir “düşüş” teması vardır. Sabit yıldızın işaret ettiği cesaret ve gücü, onay beklemeden, hiç saklanmadan her kimsek onu samimiyetle ortaya koyarak, kalbimizin isteklerini doyurarak,  yaratıcılığımızı kullanabileceğimiz, keyif aldığımız şeylerin peşinden giderek elde edebiliriz. Bu şekilde kendi “merkezimizde” olduğumuzda dışarıdan  gelebilecek darbelere ve tehlikelere karşı daha güçlü durmamız mümkün olabilir.

 

Son olarak 28 derece Aslan’daki bu tutulmanın Sabian sembolü cümlesi ise şu şekilde: “Bir denizkızı, ıssız, kayalık bir kıyıya çıkar ve ona “ölümsüzlüğü” getirecek olan prensi beklemeye koyulur.” Bu sembol kendimizi ait hissedebileceğimiz ve değer verebileceğimiz bir partnere, bir yere ya da bir kariyere işaret eder. Öz-güvenle kendi ayaklarının üzerinde durma, bilinçlilik, yaratıcılık, değişim, yenilik, zor zamanlarda sevgiyi bulma gibi temaların yanında, kişinin varlığını ilişkileri kanalıyla onaylamaya çalışma tehlikesi vardır. Bir sevgili ya da bir kalabalık olmadan kişi yok gibidir. Sosyal anlamda sadece onaylanabilir olmak ya da popüler olmak amacıyla atılan adımlar ya da kendinizi hiç ifade etmeksizin, gerçek isteklerinizi anlamaksızın sizi mutlu edeceğine inandığınız “prensinizin” ya da “prensesinizin”  gelip sizi yaşatmasını ya da isteklerinizi gerçekleştirmesini beklemek daha da fazla yalnızlığa yol açabilir. Ünlü Amerikalı yazar Chuck Palahniuk’un dediği gibi, “Gerçek mutluluğu bulmanın tek bir yolu vardır, o da iliklerinize kadar, tamamen açık olmayı göze almaktır...” 

AstrolojiDergisi/Gözde Kara

  Kaynaklar:

*The Fixed Star & Constellations in Astrology by Vivian Robson

*The Fixed Stars and Their Interpretation by Ebertin-Hoffmann

* https://infogalactic.com

*http://www.astrolojidergisi.com/Ed%20Tamplin-Tutulmalar.htm

  

KOVA’DA  AY TUTULMASI

 

“Hayattaki en önemli özgürlük, gerçekte olduğunuz kişi olmaktır. Gerçeğinizi, bir rol ile; aklınızı ve hislerinizi ise bir maske ile takas edersiniz. Kişisel anlamda bir devrim olmadan, büyük ölçekli bir değişimden asla söz edilemez.  Her şey ilk önce içimizde olmalıdır.” - Jim Morrison

 

7 Ağustos 2017’de saat 21:11’de Kova burcunda bir Ay tutulması gerçekleşiyor. Ay- Güneş karşıtlığında yani Dolunay’da gerçekleşen Ay tutulmalarında, iki zıt kutupta olan enerjileri dengeleme, karşımızdakine ayna tutma, yansıtma ve dolayısıyla farkındalık kazanma söz konusudur.  Sabit bir hava burcu olan Kova’daki bu tutulma, hayatımıza ve özellikle birebir ilişkilerimize olan yaklaşımlarımızda, daha objektif, akılcı, tarafsız, eşitlikçi ve insancıl olmamız gerektiği vurgulanıyor. Duygusal ve zihinsel anlamda özgür olma ve bireyliğimizi ifade etme ihtiyacındaysak, bunu aşırı kayıtsız, mesafeli ya da  isyankar bir şekilde ifade etmek yerine, daha tarafsız ve karşımızdakinin de hak ve özgürlüklerini gözeten bir tarzda yapmak oldukça önemli.

 

Tutulma haritasında Kova’daki Ay, Kova’nın ikinci dekanında ve Merkür’ün yöneticiliğinde. Akılcılık, mantık ve tarafsızlık ve öğrenmeye açık olma konuları yine gündeme geliyor. Kova’daki Ay’ın geleneksel yöneticisi Yay’da geri hareketini sürdüren Satürn, Kova’daki Ay’a altmışlık; Aslan’daki Güneş’e ise üçgen olmak üzere olumlu iki açı yapıyor. Duygusal anlamda özgürlüğümüzü, bireyliğimizi kazanma ve bu yönde oluşacak problemleri aşma yolunda, işleri yavaştan alıp, daha gerçekçi, planlı ve disiplinli bir şekilde gitmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Kendi duygusal ihtiyaçlarımıza uygun olarak, sınırlarımızı belirlemek, mesafe koymak ya da inandıklarımızı, doğrularımızı ifade etmek bizi kişisel açıdan özgürleştirse de, bunları yaparken bizi hala besleyen sosyal yapılara ve ilişkilere zarar vermemek de önemli.

 

Kova’daki bu tutulmada, Mars, Aslan’da Güneş ile kavuşum, Kova’daki Ay ile karşıtlık yaparak önemli bir rol oynuyor. İsteklerimiz, bireyliğimiz ve özgürlüğümüz için mücadele verirken, dürtüsel, düşüncesiz, öfkeli ve zorlayıcı davranabiliriz. Öfke patlamasıyla birşeyleri koparıp atmak, uzaklaşmak ya da duygusal sömürüyle isteklerimizi elde etmeye çalışmak yerine,  bu enerjiyi kendimizi ve haklarımızı cesurca ve dürüstçe öne sürmek, karşımızdakini de bu yönde teşvik etmek ve böylelikle ilişkilerimizdeki dengesizlikleri tespit etmek üzere kullanabiliriz. Aniden çıkabilecek problemlerde ve tartışmalarda o anda gerekeni yapma ve o durumla mücadele etme kapasitemiz artabilir.  Terazi’deki Jüpiter, bu tutulmada, Kova’daki Ay’a üçgen ve Aslan’daki Güneş’e altmışlık açı yaparak, bu duruma daha olumlu, etik,  iyimser ve hoş görülü bir perspektif getirebilir. Hayatımızda adalet, eşitlik, hak-hukuk, doğru-yanlış kavramlarının oldukça önem kazanması söz konusu olduğundan,  neyin doğru neyin yanlış, kimin haklı kimin haksız olduğuna hüküm verirken, karşımızdakini de tarafsız bir şekilde iyice dinlediğimizden ve onu anladığımızdan emin olmak, her iki tarafın da kazanacağı şekilde uzlaşmak oldukça önemli. Böylelikle hayatımızda neyi/kimi nereye koyacağımıza, hangi yaklaşımın doğru ve yanlış olduğuna daha net bir şekilde karar verebiliriz.

 

Tutulma haritasında bir de Tracy Marks’ın “Dörtlü Yod” dediği açı kalıbı göze çarpıyor. Oğlak’ta geri hareketteki Pluto ile Balık’ta geri hareketteki Neptün kendi aralarında altmışlık açı yapıyor. Bu iki gezegen fokal gezegen olan Aslan’daki Güneş’e 150’lik (quincunx) açı yaparken, fokal Güneş’in karşısında Kova’daki Ay ise, Pluto ve Neptün’e “yarım altmışlık” açı yapıyor. Bu açı kalıbı bilinçdışı gerilim ve huzursuzluk ile ilişkilendiriliyor ve bu bilinçdışı huzursuzluk, kişinin hayatında bazen dönüm noktası olabilecek nitelikte ani bir krizle ortaya çıkabiliyor. Bilinç düzeyimize çıkan bu duygusal temalarla ilgili yeni bazı düzenlemeler yapmamız ve “Dörtlü Yod’un” işaret ettiği ettiği üzere, bu düzenlemelerin de mutlaka somut ve eyleme yönelik olması gerekiyor.

 

Son olarak Kova’daki Ay’ın Sabian sembolü cümlesi, “Ünlü bir iş adamı masasında oturuyor.” şeklinde. Bu sembol sorumluluk, kontrol, yönetim, akıllıca riskler ve kararlar alma konularını gündeme getiriyor.  İşimizde veya hayatımızın genelinde aşırı sorumluluk alma eğilimimizin ve kontrol ihtiyacımızın, bize fiziksel ve duygusal anlamda bazı sınırlamalar, sıkıntılar getirebileceğine, özellikle yakın ilişkilerimizde “yabancılaşma” tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceğimize işaret ediyor. Hem bedenimizin hem de ilişkilerimizin sağlığını korumamız önemli. Aslan’daki Güneş’in Sabian sembolü cümlesi ise, “Fırtınadan sonra güneş ışıl ışıl parlıyor.” şeklinde. Sembol, periyodik olarak bir insanın hayatına giren fırtınalardan bahseder. Bu fırtınalar, kişinin hayatında önünü tıkayan ve gerçekleri görmesini engelleyen şeyleri silip süpürür. Hava açılır, temizlenir ve güneş ışıl ışıl parlamaya başlar. En kötü olan bitmiş ve bir iyileşme süreci başlamıştır.  Sembol, bir kendini toparlama süreci, kötü bir haberden sonra gelen iyi haber, iyileşme gibi temalardan bahsetse de, sürekli bir şeylerin ters gideceğine dair aşırı bir korku, öngörülemezlik, dengesizlik gibi temalara karşı da uyarıyor.  Farklılığımızı ifade ederken veya özgürlüğümüzü, haklarımızı talep ederken,  bizim için hala önemli olan insanlardan uzaklaşmadığımızdan emin olmamız ve  gerçek anlamda  özgür olmanın - hayatı sadece uzaktan seyretmenin ötesinde - sorumluluk  ve çaba gerektirdiğini de unutmamamız gerekir.

 

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:

Astroloji Dersleri, Barış İlhan

Doğum Haritası Yorumlama Sanatı, Tracy Marks

www.sabiansymbols.com, Lynda Hill

 

2017 Tutulmalarının Sizin İçin Ne Anlama Geldiğini Keşfedin

 

Ed Tamplin

 

 

Doğada bir tam Güneş tutulmasının görkeminden daha huşu uyandıran bir olay yoktur. Bu kısa büyüleyici dakikalarda, doğal olan doğaüstüne dönüşür. Gün geceye döner, sıcaklık dramatik olarak düşer, ve kararmış gökyüzünde yıldızlar sihirli bir şekilde parıldamaya başlar. Eskiler bu Güneş'in gök kubbede yutulma mucizesinin karşısında hayrete düşmüşlerdi. Onun gizemi ve cazibesi zamanlar ötesidir.

 

Bazıları 2017'i Büyük Amerikan Tutulma Yılı olarak adlandırıyor. 21 Ağustos'ta UT 18.20'de bir tam Güneş tutulması ABD'yi Batıdan Doğuya katedecek. En az, bağlantılı olduğu 1999 Büyük Tutulması kadar dikkat toplayacak. Yılın başlarında, 26 Şubat'ta UT 14.58'de gerçekleşen Halkalı Güneş Tutulması Güney Amerika'nın Güney ucundan Orta Afrika'ya doğru bir seyir izlemişti. Halkalı Güneş Tutulması, Ay Güneş'in önündeyken Güneş dairesinin kenarlarının görülebildiği durumdur. 

 

Tarihsel olarak, tutulmaların kayıt altına alınması kültürler arası bir olaydır. Onlardan sadece sıradan insanlar değil, krallar ve imparatorlar da korkuyorlardı. Üç gök cisminin, yani Güneş, Ay ve Dünya düzleminin aynı hizaya gelmesi, büyük değişimlerin habercisi olarak varsayılırdı. Sır dolu Dünyanın astronomi başkenti Babil'de, tam bir tutulma öncesinde halk tabakasından biri kral olarak tayin edilirdi. Ancak bu görev kısa ömürlü olurdu, çünkü hem kişi hem de unvanı göksel tanrıları yatıştırmak ve kralı korumak için kurban edilirdi.

 

Bir tutulmayı öngöremeyen astrologlar için benzer bir kader beklenirdi. Bunu, Çinli astronomların MÖ 2400'ten beri titizce kayıt tuttukları anallarda gözlemliyoruz. En eski Çin uygarlığında Güneş imparatoru sembolize ederdi, ve tutulma için kullanılan "shih" kelimesi yemek veya tüketmek anlamı taşıyordu. Güneş'in Hindu Mitolojisinin meşhur ejderhası Rahu tarafından ya da Viking/Kore efsanelerindeki Güneş köpekleri tarafından yutulduğu motifi, çeşitli kültürel tutulma geleneklerinin parçasıdır. .. devamı

Çeviren: Efe Naci Erten

    

Astrolojide Mizaçlar (Temperament)

 

 

Gülşen Altay'ın hazırladığı çalışma. Bu çalışmayı 9 Şubat 2017 tarihinde NCGR-Türkiye toplantısında sundu. Çalışma uzun ve kapsamlı olduğu için pdf dosya olarak paylaşıyoruz. Aşağıdaki linkten dosyaya ulaşabilirsiniz.  Kendisine çok teşekkür ederiz.

 

MİZAÇ

 

"Elementler harmanlandı, karıldı bir insana… 

Su’ydu, ondan size akan 

Ateş’di, ondan size geçen heyecan, ilham 

Hava’ydı, ondan size doğru esen 

Toprak’dı onun kendine sakladıkları"


Bir şeyleri kategorize etmek insanın doğasında vardır. Jung bunun sebebini “kaos’a düzen getirmek” istememiz olarak açıklar. Gerçekten de binlerce yıldır insanları fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak sınıflandırıyoruz. Bu sınıflandırmalardan bir tanesi de 2000 yılı aşkın süredir bilim adamları, hekimler, filozoflar ve astrologlar tarafından kullanılan mizaç’dır.
Bildiğimiz anlamda modern batı dünyasına ulaşan mizaç teorisi ve analizi tarihte Greklerle başlamıştır. Empedokles, ilk, kosmos’un bileşenleri hakkında hipotezini sundu. Açıklıkla olmasa da Hipokrat tarafından değinilen mizaç doktrini, Galen tarafından geliştirildi ve Ptolemy’den Ortaçağ astrolojisine ve William Lilly zamanına kadar kullanıldı. Mizaç teorisini ve tarihini keşfe çıkmadan önce dilerseniz: Mizaç nedir? Bileşenleri nedir?, sorularına cevap arayalım.

 

https://s3.amazonaws.com/wix…/Z41BkC2QKiaDZKWmdB0Q_MIZAC.pdf

     

ANA TANRIÇANIN İTİBARI

 

 

Astrolojide kadınlar iki gezegenle temsil edilirler: Ay ve Venüs. Venüs en yalın haliyle genç kadındır, Ay ise anne, olgun ve yaşlı kadın. Bu ikisi de Türkiye’nin doğum haritasında zarar gördükleri, güçlerini yitirdikleri yerlerde duruyorlar.

 

Venüs zarar gördüğü Akrep burcunda yer almış. Zararda olan gezegen dermansız ve güvensiz olarak düşünülür. Bu, kaynakları fazla olmayan, dostça olmayan yabancı bir ikametgahta yaşamak gibidir. Venüs Türkiye’nin doğum haritasında eğlenceyi, flörtü ve seksi temsil eden 5. evde bulunuyor. Aslında Venüs burada rahat eder, ancak güçsüz durduğu için, biz Türkiye’de genç kızları iyi bir durumda göremiyoruz. Daha ziyade seks objesi konumundalar.

 

Anneyi, olgun kadını simgeleyen Ay ise Türkiye’nin doğum haritasında sıkıntıları, köleleri, hastane ve hapishaneleri temsil eden 12. evinde kilit altında görünüyor. Eh zaten biz de kadınları ya tarlada ya fabrikada köle gibi çalışırken, veya hastanede sırasını beklerken görüyoruz. Kendileri için evden, işten kaçabildikleri yerler oluyor hastaneler. Tabii bir de hapishane ziyaretleri var anaların !!

Bu tabloya göre kadınların durumu pek parlak değil. Peki nasıl oldu da Ana Tanrıçanın topraklarında kadınlar bu hale düştü? - Barış İlhan 

    

Devamı: https://www.barisilhan.com/ana-tanricanin-itibari

 

  

AY DÜĞÜMLERİ BURÇ DEĞİŞTİRİYOR

 

 

Astrolojide Ay Düğümleri Ay’ın yörüngesi ile dünyanın yörüngesinin kesiştikleri noktalardır. Güneş ve Ay Tutulmaları da Yeniay ve Dolunay’ın bu düğümlerin yakınlarında gerçekleşmesi ile olur. Sembolik anlamıyla Ay Düğümleri geliştirmemiz ve bırakmamız gereken özellikleri simgelerler. Kuzey Ay Düğümü ruhumuzun o tarafa doğru gitmek zorunda olduğu, dolayısıyla geliştirmesi gereken nitelikleri gösterir. Güney Ay Düğümü ise artık yeteri kadar deneyimlenen bir niteliği bırakma zamanının geldiğini gösterir. Bunu liseyi bitirip üniversiteye gitmeye benzetebiliriz. Şimdi Kuzey Ay Düğümü Aslan burcuna giriyor. Bu durumda Güney Ay Düğümü de Kova’ya giriyor. Yani Kova özelliklerinden Aslan özelliklerine doğru yönelmemiz gerekiyor. Bunu en basit anlamıyla kişisel olarak risk almak, kendini ortaya koymak zamanının geldiğini söyleyerek anlatabiliriz.

 

Aslan–Kova zıtlığı kral ile halk arasındaki çekişmeyi gösterir. Aynı zamanda, merkezde olma isteği ile kenarda mesafeli durma isteği, kişisel ve yoğun sevgi ihtiyacı ile insanlara mesafeli durma ihtiyacı, en önemli ve özel olma arzusu ile herkesin eşit olduğu düşüncesi arasındaki çekişmeyi gösterir.

 

Gerisini Astroloji Dersleri kitabından okuyalım:

 

Kuzey Ay Düğümü Aslan’da, Güney Ay Düğümü Kova’da
Bu kişi kendisinde sağlıklı Aslan özelliklerini geliştirmeli ve kendisine daha aşina gelen
Kova’nın gölgelerine dikkat etmelidir. Bu insan akıntıya uyup, kendini pek ortaya koyma-
dan yaşamaya eğilimlidir. “Eğer ben bu grupla iş birliği yapar, onlara boyun eğersem onlar
bana istediğim sevgiyi ya da onayı verirler” düşüncesinde olabilir. Bir kenarda başka insanların performansını izlemeye alışkındır. Yaşamı yaşamaya değil, gözlemlemeye alışmıştır. Bu yüzden uygulama konusunda problemi vardır. Bilimsel gözlem alışkanlığıyla yaşama katılmayı ihmal ettiğinden, bu hayata bunu öğrenmeye, kendi performansını sergilemeye, oyununu oynamaya, hayatın tadını çıkarmaya gelmiştir. Akıntıya uyma özelliği nedeniyle, bir gruba dahil olup, kalbindekileri ortaya çıkartamayabilir. Oysa yapması gereken içindekileri ortaya çıkartmak, yaratıcılığını ifade etmektir. Ama alkışlanmama, beğenilmeme korkusu bunu yapabilmesini zorlaştırır. Bu insanlar hiç çocuk gibi oynamasını bilmediklerinden ve bunu öğrenmeleri gerektiğinden çocuklarla beraber olmalıdırlar (kendi çocukları olması şart değildir).

 

Geliştirilmesi gereken Aslan özellikleri:

Kişisellik
Özgüven
Risk almak
Sahnede yer almak
Kalbinin sesini dinlemek
Keyif aldığı projeler geliştirmek
Hayata oyun gibi bakmak
İçinden geçeni ifade etmek
Başkalarını yüreklendirmek
Her güne yeniden keyifle başlamak

 

Bırakılması gereken Kova özellikleri:
Soğukluk, uzaklık
Ait hissetmek için akranlarının baskısına boyun eğmek
Ben hepinizden farklıyım tavrı
Tuhaflıkla dikkat çekmek
Sürü psikolojisi
Hayatı bir laboratuar gibi uzaktan izlemek
Sürekli isyan

 

Önümüzdeki süreçte daha cesur, onurlu ve yürekli olmanız dileğiyle...

Barış İlhan

 

BALIK’TA GÜNEŞ TUTULMASI

“Bir gün Güneş itiraf etti:

Ben sadece bir gölgeyim.

Keşke suretime ışıl ışıl dökülen

Şu sonsuz parlaklığı sana gösterebilseydim.

Keşke sen yalnızken ve karanlıktayken

Kendi Varlığının o inanılmaz ışığını sana gösterebilseydim.”

Hafız-ı Şiraz

 

 

26 Şubat 2017’de Türkiye saatiyle 17:59’da 8 derece Balık’ta bir Güneş tutulması gerçekleşiyor; her Yeniay’da olduğu gibi bu Güneş Tutulması da hayatımızda yeni başlangıçlara, fırsatlara ve projelere işaret ediyor. Balık’taki bu tutulma, yine Balık burcunun özelliklerinin vurgulandığı Balık’ın ilk dekanında (ilk on derecesinde) gerçekleşmekle kalmıyor, aynı zamanda burada Neptün-Güneş-Ay-Merkür’den oluşan bir stelyum da (kümeleşme) göze çarpıyor. Güney Ay Düğümü ve Kayron’un da Balık’ta olduğunu hesaba katarsak, Balık vurgusunun bir hayli fazla olduğu bir tutulma ile karşı karşıyayız.

 

Tutulmanın yönetici gezegeni olan Neptün, Balık’taki Güneş ve Ay ile kavuşum halinde. Olumlu anlamda hayatın alt akıntılarını kolaylıkla hissedebileceğimiz, sezgilerimizin güçlendiği, kendi içsel rehberimizin yardımıyla “saf” gerçeği görebileceğimiz, kabulleniciliğimizin, özverimizin, merhametimizin, başkalarıyla olan birlik duygumuzun, ilhamımızın ve sanatsal yaratıcılığımızın arttığı bir zamana işaret ediyor; vizyonumuzu, ilhamımızı ve yaratıcılığımızı kendi doğamıza uygun yollarla hayata geçirme fırsatı yakalayabiliriz. Olumsuz anlamda bir sisin içinde yürüyor gibi hissedebiliriz. Yolunu kaybetmiş, dağılmış, nereye sürüklendiğini, ne yapacağını bilemez, çaresiz ve pasif bir halde birilerinin bizi kurtarmasını bekleyebiliriz ya da kendimiz bir kurtarıcı rolüne bürünebiliriz. Hayallerimiz ve fantezilerimizin peşinde gerçekleri göremeyebilir, gerçek hayattan kaçabilir, kendimizi uyuşturan bağımlılıklar geliştirebilir, hem kendimizi hem başkalarını aldatan hareketlerde bulunabilir ya da ilişkilerimizde ciddi anlamda sınır problemleri yaşayabiliriz. Neptün’ün “yol gösterici bir melek” olduğunu da hatırlarsak, mantığımızın tükendiği noktalarda yalnız kalarak, iç sesimizi dinleyerek, rüyalarımıza, vizyonlarımıza ve belki de etrafımızdaki sembollere dikkat ederek bu “meleğin” yol göstericiliğinden faydalanabiliriz. Yaşamı olduğu gibi kabullenmek, bir şeyleri oluruna bırakabilmek ve benlik duygumuzu aşıp başkalarına yardım ve şefkat eli uzatmak bize çok şey kazandırabilir. Yine Balık’taki Güney Ay Düğümü ve Kayron geçmişten gelen duygusal yaralarımızı ve bağımlılıklarımızı su yüzüne çıkartarak onları iyileştirme fırsatını bize sunuyor.

 

Tutulmanın diğer yöneticisi Jüpiter Terazi’de hâlâ geri hareketini sürdürüyor. Gerçek uyumu, barışı, ahengi yakalamak ve sağlıklı sınırlarla “özverili” olmayı öğrenmek için, önce kendimizle olan ilişkimizi iyileştirmek, kendi tutumlarımızı, inançlarımızı ve isteklerimizi netleştirmek durumundayız. Kendimize olan inancımızı sağlamlaştırmak ve kendi yapabileceklerimizin sınırlarını belirlemek içine biraz geriye çekilmek ve bazı değerlendirmeler yapmakta fayda var. İçsel bir zenginlik duygusuyla öteki insanlara desteğimizi sunmak daha sağlıklı ilişkiler kurmamızı sağlayacaktır.

 

Balık’taki tutulmanın diğer yönetici gezegeni olan Terazi’deki Jüpiter Koç’taki Mars–Uranüs kavuşumuna karşıt bir açı yapıyor. Mars, Jüpiter–Uranüs karşıtlığını tetikliyor; dahası bu gezegenler fokalde Oğlak’taki Pluto’ya kare açı yaparak öncü bir T-kare oluşturuyorlar. Burada Balık’ın vizyonlarını, hayallerini ve ideallerini gerçekleştirmek adına gerekli hareketi sağlayan dinamik bir enerji söz konusu. Bu enerji bize yeni projelere başlamamızı veya ideallerimize ulaşmamızı sağlayacak motivasyonu ve cesareti kazandırabileceği gibi, kendi sınırlarımızın, neyi gerçekten yapıp yapamayacağımızın farkında olmadan ve planlama yapmadan kendimizi belki de olmadık durumlara sokabileceğimize de işaret edebilir. Ani verilen kararlar iyi sonuçlar vermeyebilir.

 

Bu tutulma Kova takımyıldızındaki Skat sabit yıldızıyla kavuşum halinde. Ptolemy’e göre bu yıldız Satürn ve Jüpiter doğasına sahip. İyi talih ve kalıcı bir mutluluk bahşediyor. Skat, Arapça “Al Shi’at” kelimesinden gelen bir sözcük ve “Dilek” anlamında. Vaat edilen mutluluğun tabii ki burada kazanılması ve hak edilmesi gerekiyor. Duyarlılık, duygusallık, arkadaşlardan gelen yardım, yeni ve güçlü arkadaşlar edinme, değerli hediyeler, saygıdeğer kadınların sevgisini kazanma gibi temaların yanı sıra, bir sel baskınında kişiyi koruduğu da söyleniyor. Bu sabit yıldız sosyal ve yakın ilişkilerde şans getirdiği gibi, Balık vurgusunun güçlü olduğu bu tutulmanın getirdiği nereden geldiğini bilmediğimiz duyguların, korkuların ve duygusal fırtınaların içinde bize bir rehberlik de sağlayabilir.

 

Son olarak tutulmanın Sabian sembolüne baktığımızda: “Yarış başlıyor: rakipleriyle arayı açmak isteyen bir jokey atını durmadan mahmuzluyor.” cümlesiyle karşılaşıyoruz. Bu sembolde tüm hızımıza ve  çabamıza rağmen zaferin yine de garanti olmadığı bir durumla karşılaşabiliriz. Tüm enerjimizi gerçekte kalıcı hiçbir değeri olmayan bir şey için aniden tüketme riski söz konusu. Kendimiz için “doğru” hedefi belirlemeden, plansız ve ani bir şekilde yola çıkmak, sırf kazanmak için yarışmak, gerçekten gitmemiz gereken yoldan ve gerçekten çözmemiz gereken şeylerden bizi uzaklaştırabilir. Balık’taki bu tutulmada kendi aleyhimize davranmamıza neden olan illüzyonları, hayalleri, fantezileri ve bağımlılıkları tespit edip, hayatın, evrenin ve “içsel rehberimizin” tüm gerçekliğiyle ve “saflığıyla” bizimle konuşmasına ve kendi içimizdeki ışığın yolumuzu aydınlatmasına izin vermeliyiz. Balık’taki bu tutulmayı haritanızda düştüğü evin temalarına göre bu bilgiler ışığında siz de değerlendirebilirsiniz.

 

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

 

Kaynaklar:

*The Fixed Star & Constellations in Astrology, Vivian Robson (S.210/211)

*www.constellationsofwords.com

*Astroloji Dergisi, Barış İlhan

*https://sabiansymbols.com

   

Yeni Çalışmalar Ay’ın Büyük Depremleri Tetiklediğini Öne Sürüyor 

 

Tokyo Üniversitesi’nden bir grup jeolog, sürpriz bir buluş yaptı. Suguru Yabe ve Yoshiyuki Tanaka çalışmalarında dolunayın büyük depremleri tetikleyebileceğini öne sürdüler. Büyük ölçekli sismik hareketler üzerine yapılan üç ayrı veri tabanını inceleyerek güçlü kanıtlara ulaştılar.  

Tokyo Üniversitesi’nde deprem bilimci olan Satoshi Ide’nin rehberliğinde Yabe ve Tanaka ekipleri ile birlikte üç sismik olayı incelediler. Bu olaylar; 2004 yılında Sumatra’daki 9.3 büyüklüğündeki deprem, 2010’da Şili Maule’deki 8.8 büyüklüğündeki deprem ve 2011’de Fukuşima’daki 9 şiddetindeki depremdi. 

 

Jeologlar bu olaylarla yüksek gelgit gerilimleri arasında bir örtüşme buldular. Ayrıca 2011 Japonya depremi ve 2004 Sumatra depremi gel-gitin doruk noktasında gerçekleştiler. Diğer araştırma ve incelemelerde de 12 büyük depremin 9’unun Yeniay ya da Dolunay zamanlarında gerçekleştiği kaydedildi. 

Çalışmanın yazarı, bu tarz gel-git tetiklenmelerinin depremlerin nasıl başladığı, büyüdüğü ve sonuçta nasıl doğal olarak sürdüğü hakkında birçok temel şeyi öğretebildiğini belirtmektedir.

Depremlerin nasıl şekillendiği ve geliştiği hakkındaki detaylar üzerinde henüz çalışılmamıştır. Japon jeologların çalışmaları daha çok depremler ve bunların Ay ile olan ilişkileri üzerinde bir farkındalık yaratmak üzerinedir. 

U.S. Jeolojik Araştırmaları’ndan Nicholas van der Elst, çalışmada gel-git durumunun bir depremin büyümesinde katkı sağlayacağının öne sürüldüğünü ve gel-git geriliminin küçüklüğüne rağmen deprem gerilimi üzerindeki etkisi göz önüne alındığında bunun şaşırtıcı olduğunu belirtmektedir. 

Ay hareketlerinin gerçekten de depremlere neden olduğunu belirtmek için henüz çok erkendir.

Çeviren: Nilay Göncü Aslan

Kaynak linki

 

Türkiye'nin sürekli yaz saatinde kalması nedeniyle Solar Fire 9.0.26 versiyonunda yapılan güncellemeyi aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

http://alabe.com/downloads/default.asp#SF9Update

 

 

Bugün Türkiye Cumhuriyetinin doğum günü. Adet olduğu üzere, yıllık Güneş haritasını çıkartıyoruz ve ne görüyoruz. Türkiye’nin 6. evi yükseliyor. Yani ordu ve güvenlik güçleri iş başında. (Ayrıca sağlık ve hizmet sektörü, evcil hayvanlar ve işçi meseleleri de bu kapsamda sayılabilir.)

 

Güneş meclisi, sivil toplum örgütlerini ve devletin hazinesini temsil eden 11. evde bulunuyor. Demek ki önümüzdeki aylarda meclis oldukça hareketlenecek. 11. evin yöneticisinin (Mars) 2. evde (halkın kaynakları) oluşu bize devletin bütçesi için halkın cebine el atılacağını gösteriyor. Nitekim 2. evin yöneticisi Yükselen’le kavuşarak halkın kendi parası ve kaynaklarıyla bağlantılı olarak sıkıntı içinde olduğuna işaret ediyor. Eh, bir de 2. evin yanıbaşındaki Pluto’yu görünce sıkıntının boyutunu hafife alamayacağımızı anlıyoruz.

 

Yükselen’in iki yanında Venüs ve Satürn duruyor. Venüs biraz sonra (30 Ekim) Satürn’le kavuşacak. Satürn haritada 2. ev dışında 3. evi de yönetiyor. Yani medya ve komşular da işin içinde. 3. evde Neptün, hala medya kanalı ile uyutulacağımızı, komşularla ilişkinin, ya da komşu topraklardaki girişimlerin çok kaotik ve hayalkırıklıklarına açık olduğunu gösteriyor.

 

Venüs haritada 10. ve 6. evleri yönetiyor, ve iktidarı ya da başkanı, bunun yanısıra orduyu simgeliyor. Yani ülkenin başına geçenlerin başkumandan olmaları boşuna değil. 10. ev yöneticisinin Yükselen’in yanında oluşu, gündemi düşündüğümüzde, başkanlık konusunun, referandumun önemine işaret ediyor. Yükselen’in yöneticisi Jüpiter’in Ay’la birlikte oluşu ve Venüs’e altmışlık açı yapışı halkın iktidarı destekleyeceğinin işareti. Jüpiter’le Venüs arasında hem karşılıklı ağırlama, hem de altmışlık açı var. Halk ve başkan birbirlerini ağırlıyorlar. Hem de birbirlerinin evlerinde...

 

Ancak Jüpiter Kasım ayında 11.ev ve 12.evi yöneten Pluto ile kare yapacak. Bu evler meclisi ve hapishaneyi temsil ediyorlar. Gerçi bu bir sürpriz değil, çünkü Kasım ayında meclisin 3. partisi olan HDP’nin milletvekillerine karşı operasyonlara girişileceği her yerde yazılıp çiziliyor. Bu milletvekilleri tutuklanıp hapse atılabilirler. Ondan sonra ne olur, orası bilinmiyor. Jüpiter Aralık’ın ikinci yarısında transit Uranüs’ün karşısına geçecek. İşte bu durum ilginç. Harita’da Uranüs muhalefeti temsil eden 4. evde bulunuyor. Ayrıca yıllık haritada Mars ile kare yapışı da dikkat çekici. Jüpiter’in Uranüs’ün karşısına geçişi burada adeta bir T-kare oluşturacak. Adeta diyorum, çünkü Mars o zamana kadar ilerlemiş olacak, ama yıllık haritadaki konumu hassas bir nokta olarak duracak. Uranüs-Mars karesi oldukça patlayıcı. Bu patlama her an olabilir. Ancak Aralık’ın ikinci yarısı da Jüpiter’le tetiklenecek olan önemli bir döneme işaret ediyor.. Bunlar hem iktidara karşıt olanların isyanına, iç çatışmalara, patlamalara, iktidarla bağlantılı beklenmedik gelişmelere, hem de (konut sektörüyle bağlantılı olabilecek) bir finansal krize işaret edebilirler.

 

Şöyle kısa bir bakışla saptananlara göre savaş, finansal kriz, meclis, konut sektörü, muhalefet, başkanlık gibi konularla dolu bir yıla hazırlanıyoruz. Her zaman sorulduğu üzere cevaplayayım. Aydınlık günlere daha çok var. Hem savaştayız, hem parasısız, hem de ülkemiz bölündü. Bunu toparlamak için çok uğraşmamız gerekecek.... 

Kolay gelsin... 

Barış İlhan

 

Decumbiture (Hastalık) Haritası*

Tania Daniels

 

Geçenlerde bir danışanımla hastalığıyla ilgili konuştuk, bu durumda hastalığı topraktaki gezegenlerle temsil ediliyordu. Aslında problemin nereden kaynaklandığını çoktan bulmuştum ama elementi hakkında düşünüyordum. Toprak bedenimizdeki kuvveti depolar ve “ihtiyacımız olan zamanlarda” kullanılmak üzere muhafaza eder. Fakat bu durumda danışanın bedenindeki bir şey aşırı derecede bastırılmıştı ve gerektiği gibi kullanılmıyordu. Bu aynı zamanda, bir şeyin olmaması gereken bir yerde olduğuna da işaret ediyordu. “İdeal olarak” elinizden çıkarmaya henüz karar vermediğiniz şeyleri nereye koyarsınız? Toprak burcu Başak tarafından temsil edilen, bağırsaklar ya da kolon; 6. evinin yöneticisi buradaydı.

 

Örneğin elma bir çeşit şoka uğradığında, üzerinde kahverengi bir leke oluşur. Eğer bu leke uygun bir şekilde tedavi edilmez (ya da kesilip atılmazsa), elma küflenmeye başlar ve bir süre sonra bu gri/yeşil küf tüm elmayı sarar. Onun durumu da tam böyleydi: hastalık tüm organlarına yayılmıştı. Fakat burada işaret etmek istediğimiz şey, onun bu durumla nasıl başa çıkacağını tespit etmek.

 

Onun depoladığı ya da dışarıya vermediği şey tam olarak nedir? Evet, toksinler ve buna benzer şeyler. Ama dahası var. Toprak, tıpkı güneşte kuruyan çamur gibi, soğuk ve kurudur. Onu kolayca yıkayıp temizleyemezsiniz. Tıpkı bir yapışkan gibi davranır ve bağırsak duvarlarına yapışarak tıkanıklığa sebep olur. Peki burada blokaja uğrayan şey nedir? Duygular. Tüm hastalık aslında duygularla ilgili. Ama hangi duygular? Kuruyan ve içinde ne sevgi ne de nefret barındıran duygular. Eğer bu durumda bir ateş elementi olsaydı, bunları yine görebilirdik. Hayal kırıklığı? Depresyon? Belki. Danışanımla konuşmaya devam ettikçe, anladım ki, durumu depresyonla alakalı değildi. (Depresyonu su elementiyle de bağdaştırırım) Tüm gezegenler 8. evdeydi. Bu evi oksijensiz, bir şeylerin çürümeye yüz tuttuğu bir yere benzetirim. Çürüyen duygular gibi, (nefretin aksine) burada bir pasiflik vardır. Sonra durumu anladım. Aslında üzerinde konuştuğumuz şey, küskünlüktü.

 

Kin tutmak, sözcükleri, davranışları ve olayları hazmedememek. Unutamamak ama içsel olarak bir  “Beni nasıl da incittin” listesi tutmak. Danışanımla bu konuyla ilgili olarak konuştuğumda, “zehirlenme” kelimesinden bahsettim. Tam da üstüne basmıştım! Birçok olaydan dolayı kendisini zehirlenmiş gibi hissediyordu. Artık içsel olarak hastalığa neyin neden olduğunu ve neyle ilgili çalışmamız gerektiğini anlamıştık. O ana kadar, hastalık sadece bizim “gizli düşmanımızdı.” Şeytanınızı tanımazsanız, onu iyileştiremezsiniz. O artık bunu yapabilir…

Çeviren: Gözde Kara

 

*Medikal astrologlar, decumbiture haritası adı verilen bir harita kullanarak hastalığın gidişatını anlamaya yardımcı olabilirler. Decumbiture haritası günümüzde doktorun teşhis zamanına ya da hastalığın başlangıç zamanına göre hazırlanabilir. Devamı  http://www.astrolojidergisi.com/saglik.htm

 

 

 

 

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

 

 

 

Yin ve Yang Sembolü Nereden Geliyor?

 

Yin Yang sembolü ünlü bir Çin sembolüdür. Güneş’in yolunu simgeler. Eski Çinliler gökyüzüne bakarak, Büyük Ayı’nın pozisyonlarını kaydederek ve Güneş’in gölgesini izleyerek, dört yön belirlediler. Gün doğumunun yönü Doğu; gün batımının Batı; en kısa gölgenin yönü Güney; en uzun gölgenin yönü Kuzey; gece ise, Kutup Yıldızı’nın yönü Kuzey’di.

 

Mevsimsel değişimleri farkettiler. Büyük Ayı Doğu’yu gösterdiğinde ilkbahar; Güney’i gösterdiğinde yaz; Batı’yı gösterdiğinde sonbahar; Kuzey’i gösterdiğinde kıştı.

 

Güneş’in döngüsünü izlerken, eski Çinliler yerin sağ köşesine yerleştirilmiş ve gölgenin pozisyonunu kaydedecek 8 fit uzunluğunda bir sırık kullandılar. Sonra yılın yaklaşık 365,25 gün uzunlukta olduğunu buldular. Yıl döngüsünü, gün doğumunu ve Büyük Ayı pozisyonlarını kullanarak, ilkbahar ve sonbahar ekinoksları ile yaz ve kış solstislerini de içerecek şekilde 24 dilime ayırdılar, 24 dilimin işaretlendiği, dairenin 24 bölüme ayrıldığı ve günlük gölge uzunluklarının kaydedildiği 6 tane eş merkezli daire kullandılar. En kısa gölge yaz solstisinde, en uzun gölge kış solstisinde bulundu. Her çizgi ile bağlantı kurulduktan ve yaz solstisinden kış solstisine doğru “Yan” bölüm karartıldıktan sonra Güneş haritası aşağıdaki gibi görülür. Dünya’nın 23 26' 19'' derece ekliptik açısı bu haritada görülebilir.

 

 

Ekliptik, Dünya’dan bakıldığında Güneş’in Dünya etrafında izlediği yoldur. Ekliptiğin eğim derecesi yaklaşık olarak 23 26' 19''dır. 

 

Daha fazla gün ışığını belirten açık renkli alan Yang (Güneş) tır. Daha az gün ışığını belirten koyu renkli alan Yin (Ay) dir. Yang erkeğe benzer. Yin kadın gibidir. Yang, Yin olmadan büyüyemeyecektir. Yin, Yang olmadan doğuramayacaktır. Yin Yaz Solstisi’nde, Yang ise Kış Solstisi’nde doğmuştur.

Türkçesi: Nilay Göncü Aslan

Kaynak: http://www.chinesefortunecalendar.com/yinyang.htm

 

 

Prag'daki astronomik ve astrolojik saati sizin için çektik !!

 

 

 

ASTRODOKU

 

Venüs’ün İnsanların Romantik Seçimleriyle Bağlantısı Üzerine Bir Çalışma

  

ASTROLOJİYİ DOĞRULAYAN BİLİM 

 

 

ŞANS NOKTASI (PART OF FORTUNE)

 

 

Bir okuyucumuzun sorusu üzerine açıklama:

Okuyucumuz gündüz ve gece burçlarıyla ilgili kaynaklarda çelişki olduğunu yazmış.

Bunu okuyunca ilk önce çok şaşırdım, çünkü 40 yıldır astroloji ile ilgileniyorum, ilk defa gündüz burcu diye bir tanım duyuyorum. Bunun üzerine internette arama yaptım ve gerçekten Türkiye’de gündüz burçları, gece burçları diye bir ayrım yapıldığını, hatta bu burçların özelliklerinin yazıldığını gördüm.

 

Öncelikle yazmak gerekir ki burçların gündüz ve gece olarak sınıflandırılması doğru değildir. Muhtemelen burada bir çeviri hatası olmuştur. Hata şöyle olmuş olabilir:

Burçlar eril ve dişil (maskülen ve feminen) olarak ikiye bölünürler. Buna eski İslam astrologları leyli ve nehari derler. Batı astrologları da diurnal ve nocturnal derler. Diurnal  gündüze özgü, gündüz olan ya da gündüzcü, nocturnal de geceye özgü, geceleyin olan ya da gececi demektir. Gündüzcülük eril bir özelliktir. Gececilik ise dişil bir özelliktir.

 

Sıcak enerjiye sahip burçlar (Ateş, Hava burçları) eril burçlardır. Soğuk enerjiye sahip burçlar ise (Toprak, Su burçları) dişil burçlardır. Ateş: Koç, Aslan, Yay. Hava: İkizler, Terazi, Kova. Toprak: Boğa, Başak, Oğlak. Su: Yengeç, Akrep, Balık.

 

Buraya kadar büyük bir sorun yok. Bu sınıflandırmadaki eril burçlar gündüz burçları, dişil burçlar da gece burçları olarak (her ne kadar yanıltıcı olsa da) tercüme edilmiş olabilirler.

 

Ancak internette gördüğüm gündüz ve gece burçları ayrımı bundan farklıydı. Bu sınırlandırma şöyle:

Gündüz burçları: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak

Gece burçları: Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık

Bu sınıflandırma yanlış bir sınıflandırmadır. Burada burçlar bir ekinokstan diğer ekinoksa kadar bölünmüştür. Gündüzle gecenin eşit olduğu İlkbahar Ekinoksundan sonra Güneş ekvatorun kuzeyine doğru yükselmeye başlar. En yüksek noktaya çıktıktan sonra inişe geçer. Yine gündüzle gecenin eşit olduğu Sonbahar Ekinoksundan sonra Güneş’in inişi ekvatorun güneyine doğru olur. Dolayısıyla ekvatorun kuzeyinde kalan burçlar Boreal (Kuzey, poyrazla ilgili, şimali), güneyinde kalan burçlar da Austral (güneyle ilgili) olarak sınıflandırılırlar. Her ne kadar Güneş kuzeydeyken günler daha uzun, güneydeyken geceler daha uzunsa da bu sınıflandırmada burçlar gündüz ve gece olarak adlandırılmazlar. Bunlara kuzeye ait-güneye ait, ya da şimali-cenubi demek doğru olur.

 

Özetle, Türkiye’ye bu gündüz-gece burçları tanımı nereden geldiyse, muhtemelen o kaynakta bir tercüme hatası bulunmaktadır. Ya da çevirmen astroloji bilmediği için bu sınıflandırmayı böyle yazmış olabilir. Tabii bu arada, internette bunu paylaşan astrologlardan da uzak durun. Hiç sorgulamadan bunu böyle paylaştıklarına göre, onların astroloji bilgisi de biraz eksik olabilir, yani onlar astrolog olmayabilirler... Tabii bu kimin astrolog olduğu sorusunu içinde barındırıyor. Onu da bir başka zaman yazarız... -Barış İlhan

 

 

 

Astrolojinin en çok sorulan sorularından birisine John Frawley açıklık getirdi... 

 

Piyangoyu Tahmin Edebilmek

 

Arada sırada bir mektup gelir bana ve çok umutlu bir şekilde sorar: Astroloji kullanarak piyango sonuçlarını nasıl doğru tahmin edebiliriz? 

 

Kuşkunuz olmasın, sizlerle bu sırları memnuniyetle paylaşacak birçok kişi var etrafta, tabii ki cüzdanınızı epey hafifleterek... Buna rağmen, sorunun basit ve kesin cevabı şudur: Böyle bir şeyin yapılabilmesi mümkün değildir.

 

Teorik yönden bakarak düşünün. Objektif bir şekilde, mesela John Addey’nin at yarışı sonuçlarını tahmin metodları gibi bir yöntemle (bunu Sports Astrology’de anlatmıştım), yapılması da imkansızdır çünkü aralarında, bir hüküm vermeyi sağlayacak hicbir somut fark yoktur. Atlar başka bir mesele tabii, onların aralarında hız farkı var. Piyango toplarının en büyük ayrıntısı, aralarında hiçbir fark olmamasıdır. Üzerlerinde değişik sayılar olması, onları değişik yapmaz, aynen bir atın hızının üzerindeki sayıdan hiç etkilenmemesi gibi. Seçilmis olan topların bir şey “kazandığı” veya ötekilerden daha “iyi” olduğu söz konusu olamaz.

 

Horary (saat) astrolojiyle de yapılamaz bu iş. Zaten horary ihtiyatlı ve nadiren kullanılmalıdır, hatta her astroloji uygulamasına böyle bakılmalıdır. Eğer günde altı defa “Beni hala seviyor mu?” sorusunu sorarsanız, çıkan haritalar zaten geçerli olamaz.

 

Piyangoyu kazanmak icin, acaba 1 numarayı mı, yoksa 2 veya 3’ü mü seçsem diye sormak da işlemez çünkü bahsettiğiniz numaraların hepsi tamamen tesadüfen seçilmiştir. Bu soruyu düşünürken, “Ay, bence 2 sayısı cok sevimli, onu takip etmem lazım” diye bir şey geçmez aklınızdan. Her soruyu sorduğunuz an, değişik bir numarayı düşünüyor olabilirsiniz.

 

Harita ne derse desin, bu tip bir sorunun cevabı her zaman “Hayır” olacaktır. Cünkü, siz 1 veya 2 veya 3 numarasını seçerekten kazanamazsınız, o numaralardan biri kazanan biletin icinde olsa bile. Kazanmak için öteki numaralara da ihtiyacınız olacak. Ya kazanırsınız, ya da kazanmazsınız. Bir numaranın doğru çıkması sizi kazanmaya yaklaştıramaz ve hiçbir numarayı tahmin edememiş olmaktan da farkı yoktur.

 

Üzgünüz ama durum böyle. 

—John Frawley

 http://www.johnfrawley.com/#!predicting-the-lottery/cqrg

Türkçesi: Neylan Gürel

 

Güneş Sistemindeki En Zorlu Hava Koşulları

 

Yeryüzündeki hava şartları tabii ki diğer tüm gezegenlerde olduğundan çok daha iyi. Bazen şemsiye taşımak zorunda kalıyorsunuz ama en azından gökten her an gelebilecek sülfürik asit yağmuru için endişelenmek zorunda değilsiniz... devamı 

 

ÖNEMLİ:
Eğer Solar Fire 9'a sahipseniz, bu ücretsiz güncellemeyi aşağıdaki linkten indirin lütfen. Sayfa açılınca "Solar Fire 9.0 Update to 9.0.23" yazan yere tıklayın.
http://alabe.com/downloads/default.asp#SF9Update  
Bu güncellemede Brezilya, Rusya ve Türkiye'nin yaz saatlerinin düzeltilmiş hali mevcut.

 

Herkes seçimler sonucunda birçok şey değişecekmiş gibi davranıyor ama bence öyle değil. Çünkü biz her koşulda biçim değiştirmek, eski yaklaşımlarımızın çoğunu bırakıp atmak, barışı ve adaleti sağlamakla yükümlü olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

 

Bunu başaracak mıyız peki?
Bu tür şeylerin sonu belli olmaz. Yine, iktidara kim gelirse gelsin, böyle bir sorunun ortasındayız. Şimdi, seçimin sonuçlarına kısa vadede biz önem atfedebiliriz ama uzun vadede çok zorlu bir süreç bekliyor bizi.

 

Ne açıdan zorlanacağız?
Bir insanın en ufak bir alışkanlığını değiştirmesinin ne kadar zor olduğunu düşünürsek, bir ülkede yaşayan 70 milyonluk bir nüfusta değişmenin ne kadar zor olacağını tahmin edersiniz.

 

Yani dengeler mi değişecek?
Ülkede bir sürü insan öbürlerine karşı düşman kesildiyse…

 

Ki kesildi.
Evet, ulusalcılar dincilere, öbürleri Kürtlere, birileri Alevilere düşman gibi feci bir bölünük durumdayız. Kaotik bir ortamdayız, bu da her an her şey olabilir demektir. Pluto’nun döngüsünün yarısını, yani dönüşümü deneyimlediğimiz bir süreç bu ve daha birkaç yıl devam edecek.

 

Tapelere filan da devam yani?
Tapeler, Kürtlerle olan barış süreci, Aleviler, bu ülkede yaşayan halkların kendi kültürlerini muhafaza etme hakları, azınlıklarla ilgili eskiden beri kangren olmuş bütün sorunların çözülmesi, kadın cinayetlerinin, tacizlerinin, çocuklara şiddetin çözümlenmesi, düşünce ve ifade özgürlükleri, yolsuzlukların islahı gibi birçok kalem iş var bunun içinde.

 

Bunlar çözülüyor mu bu süreç bittiğinde?
Bu süreçten temiz çıkabilmek için, Pluto’yu arıtma tesisi olarak düşünelim. Kanalizasyon suyunu içme suyuna çevirirsek refaha çıkarız.

 

Çeviremezsek?
O zaman çamura bulanırız. Pluto’nun çamuru şiddet, suçlar, taciz, manipülasyon, işkence, savaş demektir.

 

Gerçek huzur ne zaman gelecek? 
Hiçbir zaman gelmeyebilir. Barış ve huzur kendi kendine gelmez. Bunun için yapılması gereken çok şey var. Ancak o çabaların sonunda buna kavuşmak mümkün olur.

-30 Mart 2014'ten bir şöyleşi

Şöyleşinin tamamı: http://www.hurriyet.com.tr/pazar/26111698.asp 

 

FOKAL GEZEGENLER

 

Zaman zaman, gökyüzü olaylarının, şimdi de önümüzdeki Güneş Tutulmasının burçlara etkisini yazmamızı isteyen arkadaşlara:

 

Gökyüzünde bir tane zodyak ve o zodyakta da 12 tane burç vardır. Bir burç bir insan değildir. Gökyüzünün mevsimlere göre 12'ye bölünmüş dilimlerinden birisidir. Sizin ben ... burcuyum dediğinizde kastettiğiniz şey Güneş'iniz gökyüzünün o bölümündeyken doğduğunuzu söyler. Yani sadece Güneş'ten söz eder. Bu ifade bir insanı tanımlamak için yetersizdir, çünkü bir insan sadece Güneş'ten ibaret değildir. Güneş'in dışında 9 adet gezegen vardır, ayrıca 4 köşe noktası, Ay Düğümleri ve daha birçok nokta vardır. Bir insanın doğum haritası tüm bunların birleşiminden oluşur. Bir Güneş Tutulmasının bir insanın hayatında bir şeylere işaret edip etmediği o doğum haritasına bakarak incelenir. Onun dışında ne söylense beyhudedir. Güneş Tutulmasının olduğu yerde sizin hiçbir gezegeniniz ya da noktanız olmayabilir. Dolayısıyla bu Güneş Tutulması sizi hiç ilgilendirmeyebilir. Veya orada Güneş'ten başka bir gezegeniniz olabilir, sizi çok ilgilendirebilir. Bunu ancak kişinin doğum haritasına bakarak söyleyebiliriz. Bu nedenle biz hiçbir zaman gökyüzününde gerçekleşen herhangi bir olayın şu burçlara ya da yükselen burçlara etkisi gibi bir yazı yazmayız.

 

Ancak bu, Güneş burçlarını yazan diğer astrologları eleştirdiğimiz anlamına gelmez. Örneğin dünyada bunu en iyi yaptıklarını düşündüğümüz astrologlar Michael Lutin ve Ed Tamplin'dir. Gerçekten bu işi hakkıyla yapan astrologlar bütün bilgi birikimlerini bu yazılara yansıtırlar. Türkiye'de ise durum farklıdır. Bu tür yorumlar çoğunlukla astroloji bilgisi yetersiz kişiler tarafından yazılmakta ve astrolojik sembolizm bu yazılarda çarpıtılmaktadır. Dolayısıyla her önünüze gelen yazıyı okuyup, bunların etkisi altında kalmamanızı öneririz.

 

Şimdiki güneş tutulması ile ilgili söylenebilecek en kesin şey 10 Mart-30 Mart arasında doğanların, bir de (ikinci derecede) 10-30 Eylül arasında doğanların etkileneceğidir. Bu tarihleri biraz uzatmak da mümkündür. Nasıl etkilenecekleri ve diğer konular için haritaya bakmak gerekir.

 

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

  

  Kepler Kolej hazırlamış. Gözde Kara Türkçe'ye çevirdi, 

Didem Can Türkçe altyazıların videoya montajını gerçekleştirdi ve


ASTROLOJİ NEDİR?


http://www.youtube.com/watch?v=POn5iY9g0Kk&feature=youtu.be

     

Astrolojiyi Ciddiye Alan 5 Ülke

Eski astrolojik uygulamaların büyük ölçüde etkili olduğu ortaya çıktı.

 

Astrolojinin en büyük hayran ve takipçilerinin, sadece modern dünyanın özgür ruhlu ve sıra dışı insanlarıyla sınırlı olduğunu düşünenler, bir daha düşünün! Eski astrolojik uygulamalar, birçok kültür için hala geçerli ve sağlam bir dayanak noktası. Farklı kültürlerdeki birçok insan, zodyakı insanları kiralamaktan tutun da başkan seçimlerini tahmin etmek için bile kullanıyor. Şimdi, insanların mutlaka horoskoplarını bildikleri ülkeleri tanıyalım.

Hindistan
Kalkütalı yazar Bharati Mukhurjee, New York Times’ta şöyle diyor. “Doğum sertifikam olmayabilir ama bir horoskopum var.” Hiç şüphesiz, Hindistan, astrolojinin en popüler olduğu ülke. Hindistan’ın, Vedik astrolojisi diye bilenen, kendine ait bir sistemi var. Bu sistem, yıllardır evlilikleri ayarlamak ve çocuk sahibi olma zamanlarını tahmin etmek için kullanıldı. Bunun yanı sıra, insanlar, bu astrolojik sistemi, bir işe başlamak için uygun zamanı belirlemek ve uluslar arası politik olaylarla ilgi ön görüde bulunmak için bile kullanıyorlar.

Çin
Astrolojinin en ciddi hayranları belki de Çin’de yaşıyor. En azından, iş ararken, “yanlış” bir burçta iseniz, bunu hissetmeniz daha da olası. Gerçekten de Çin’de, çoğu iş ilanında, belli bir Güneş burcunda olan insanları başvurmaktan caydıran ibareler görebilirsiniz. The New York Republic tarafından yapılan son araştırmalara göre, bazı Çinli işverenler, aşırı titiz ve telaşlı doğalarından dolayı, Başakları işe almayı reddediyorlar. Bazı yerlerde ise, Akrepler ve Yengeçler kabul edilmiyor. 

Sri Lanka
Sri Lanka’da, BBC tarafından yapılan bir araştırmaya göre, birçok insan, günlük gazetelerden daha çok astroloji dergilerine abone oluyor. Astrologların tavsiyeleri, otoriteler tarafından da çok ciddiye alınıyor. Örneğin, 2009’da , o dönem Başkanının iktidardan düşeceğini tahmin etme cüreti gösterdiği için bir astrolog tutuklanmıştı.

Nepal
Astroloji Nepal’de büyük bir iş alanı. 2008’den beri, astrolog Basudev Shastri’nin, ona ulusal bir şöhret statüsü kazandıran, bir televizyon programı var. Aynı zamanda, astrologların yüzde 99’unun erkek olduğunun düşünüldüğü ülkede kadın astrologlar da, en sonunda büyük atılımlar yapmaya başlamışlar. 

Büyük Britanya
Astroloji, İngiltere parlamentosunda da yerini almış durumda. Parlamento üyesi David Tredinnick, sağlık sektörünü geliştirmek için, astrolojinin ve alternatif tıbbın kabullenilmesi gerektiği görüşünü destekliyor. Tredinnick, astrolojiyle yapılan kendini bulma - keşif deneyiminin, zihin sağlığı için yararlı olduğuna inanıyor ve bu keşfin insanların yaşamlarını kolaylaştıracağını da ekliyor. 

Çeviri: Gözde Kara
http://mysign.com/lifestyle/11365-astrology-traditions/#.VGIrNZwNg1g.facebook

     

SABİT YILDIZLAR

 

Türkiye'de astroloji tarihi henüz emekleme döneminde. Astroloji eğitimi gerçek anlamda 1990'ların sonunda başladı. 2000'li yıllarda ders almaya başlayan arkadaşlar hemen klasik astroloji öğrenebildiler. Oysa 1990'ların başlarında klasik astroloji diye bir şey hemen hemen hiç yoktu. Peki, bu 10 yıllık süre içinde ne oldu da, sahneye birden bire klasik astroloji çıktı? Bunun öyküsünü ilk ağızdan dinlemekte yarar var.

Modern Astrolojide Geleneksel Uyanış

 

Antik Dünyada Alametler

 

Güneş Üzerine Yapılan Yeni Araştırmalar

Astrolojiyi Destekliyor !

Astrolojiye şüpheyle bakan bilim insanlarının dayandığı görüşler şimdilerde geçerliliğini yitiriyor gibi…

 

Barış İlhan'ın Hürriyet'le Söyleşisi

 

KÜRESEL ISINMA

 

Aylık Yorum

ŞUBAT 2018

 

HAFTALIK BİLGİ KÖŞESİ

Tek Düzenleyici 

(Sole Dispositor)

Kendi burcunda bulunan ve doğum haritasındaki diğer gezegenlere doğrudan ya da dolaylı olarak ev sahipliği yapan gezegendir. Eğer kendi burcunda iki gezegen varsa ya da iki gezegen karşılıklı olarak birbirlerine ev sahipliği yapıyorlarsa tek düzenleyiciden söz etmek mümkün değildir. Bununla birlikte, birbirlerini karşılıklı ağırlayan iki gezegen, eğer aynı zamanda diğer sekiz gezegenin tamamına doğrudan ya da dolaylı ev sahipliği yapıyorsa, bu durumda ‘ortak düzenleyici’den bahsedilebilinir. Bir gezegen hem kendi burcunda hem de tek düzenleyici konumundaysa gücü daha da artar. Doğum haritasında tek düzenleyicinin olup olmadığını tespit etmek için, herhangi bir gezegenden başlayarak o gezegenin bulunduğu burcun yöneticisine bakılır. Sonra sırasıyla o gezegenin bulunduğu burcun yöneticisine bakılır. Bu işlem daha ileri gidilemeyecek noktaya kadar sürdürülür. Diğer gezegenler için de aynı işlem yapılır.

 

Astrological Essays, 1979 -Ivy Jacobson

 

 

 

BURÇLAR

 

 

 

 

NCGR TÜRKİYE

www.ncgr-turkey.com

NCGR ve sertifika konusunda
her türlü bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.Ayrıca psikolojik astroloji dışında astrolojik bilgi ve makaleleri okuyabilirsiniz

 

SOLAR FIRE

TÜRKİYE'DE

 

BUGÜNKÜ AY

© 2014, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.