Astrolojİ  Dergİsİ

       

          

ANASAYFA

 

- Giriş-Gezegenler
-
Burçlar
-
Yükselen Burçlar
-
Ay Burçları
-
Evler
- Açılar

 

- Makaleler 
- Astroloji Tarihi
- Mitolojik Astroloji
- Astroloji ve Sağlık
- Gezegen Döngüleri
-
Astronomi

 

Tablolar

 

- Astrolojik Takvim

 - Ay Boşlukta

 

 - Burç Değişimi
 - Enlem ve Boylam
 - Yaz Saati
 - Ay Fazları
 - Gökgünlüğü
 - Sembol Anahtarı  

 

- Astrodoku

- Öyküler,Öğütler
- Rüyalar - Semboller
- Karikatürler
- Çin Burçları
- Doğum Günü Renkleri

 

- 4 Element Testi

 

- Astroloji Siteleri
- Kitaplık
- Barış İlhan Yayınevi

 

- Haberler
- Araştırma
  

   Seminer-Eğitim

 

Foto Galeri

 

Okuyucu Mektupları

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

TAROT DERGİSİ

 

Astroloji Dergisi

sitemiz kesintisiz

17 yıldır yayında.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mars Oğlak Burcunda

 

 

Yüksek, dik ve düz, tutulacak doğru düzgün yeri bile olmayan, kayadan ibaret, masif bir yamacın önünde duruyorsanız ve sizden yamacın zirvesine tırmanmanız isteniyorsa, ne yaparsınız? Eğer Mars’ınız Oğlak burcundaysa, bu tırmanışı gerçekleştirebilmek için, ben eminim ki ‘plan yapmaya’ yamacı görür görmez başlardınız. Bir başkasına dümdüz görünen, tırmanılamaz bu masif blok üzerinde, sizin gözünüzde basamaklar belirmeye başlamıştır ilk gördüğünüz andan itibaren. Doğası gereği her şeye ve her yere atlamaya hazır olan Mars’ın artık bir hedefi vardır ve bu hedefi ona Oğlak burcu vermiştir. Oğlak burcunun ikramı sadece bir hedef değildir, aynı zamanda Mars’a hedefe ulaşması için gereken sabrı da kazandırmıştır. Burada gördüğümüz hedefe ulaşma yolunda ki kararlılık, gerçekçilik, sabır, sistem ve yöntem Mars’ın Oğlak burcunda yücelmesine olanak vermektedir. Mars’ın böylesine güçlü bir konuma geldiği dönemde, tırmanılacak bir yamaç olması gerekmiyor, ama bizde kendimize dünyasal, gerçekçi hedefler bulacak, bunları gerçekleştirme yolunda uzun soluklu planlar oluşturacağız. Hedefe ulaşma eylemlerimiz sırasında seçtiğimiz yöntemler önemlidir, ‘Sonuçlar yöntemleri haklı kılar’ mantığına düşmemek gerekecektir. Sadece sonuç odaklı bir yöntem takip edersek, kendi hedefimize ulaşma yolunda, ‘her şeyi ezip geçme acımasızlığına’ düşeme ihtimali doğacaktır. Bu yerleşimin bize yükleyeceği çok fazla çalışma ve aşırı hırs nedeni ile insanları kendi çıkarımız için kullanmak söz konusu olabilir. Aslında yardım aldığımız bu insanlara soğuk ve zorlayıcı bir şekilde davramak olasıdır. Hedeflerimize ulaşma yolunda yaşanacak başarısızlıkların bizi karamsarlığa sürüklemesine izin vermemeliyiz. Bu başarısızlıklardan daha güçlenerek çıkma motivasyonuna sahip olduğumuzu unutmayın, çünkü Mars’ın Oğlak’ta oluşu bize kendini kontrol etme gücünü vermektedir. Kendiliğinden gelen yüksek çalışma gücü, bize aksayan yanları adım adım onarma yolunda organize olmamıza destek olacaktır. Servet ve statüyü motivasyon aracı olarak kullanırken, geriye kalıcı bir miras bırakabilecek şekilde davranmayı ön plana almak Oğlak Mars için olumlu bir davranıştır. Tırmanışla başladık, koşu ile bitirelim. Uzun mesafeli maraton koşucularına tanık olmuşsunuzdur, son metrelerde depar atarlar ve bu son itki onlara yarışı kazandırır. Sizin de böylesi bir Mars Oğlak enerjisine sahip olmanız dileğiyle.

 

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz  

  

VENÜS AKREP'te

 

 

Venüs Akrep’e girdiğine göre, ilişkiler arenasında neler yaşayabileceğimize bir bakalım. Akrep kaynaşmanın, bütünleşmenin burcu olduğu için Akrep özelliği taşıyan insanlar bir ilişkiye girdiler mi kendilerini ya tamamen kaptırırlar ya da fazla tehlikeye atılmadan sanki ilişki içindeymiş gibi davranırlar. Ya hep ya hiç, ya sevgi ya nefret gibi iki uçta gezinirler. Akrep kendisini evrenin, olayların doğal akışına bırakmakta zorluk çeker, sanki bırakırsa her şey ters gidecekmiş gibi sürekli yaşamı kontrol altında tutmak üzere strateji taktik geliştirir. Evrende kendi ruhunun serüvenini ararken, biraz uzakta kendi yolunda gitmeye çalışan birisini görür. Bu kişinin uygun olduğuna karar verirse hemen bir çengel atar ve o insanı kendine doğru çeker. Sonra elindeki ipi çevrelerine dolar. Böylece ayrılmalarını önlemiş olur. Ancak buna rağmen o insanı kendi yoluna bıraktığında uzaklaşıp uzaklaşmayacağından emin olamadığı için ipin sağlamlığını gece gündüz kontrol etmesi gerekir. Sürekli o insanın ne düşündüğünü, ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu göz önünde bulundurup bunları sağlamaya çalışır. Böylece birleşmeden doğan sepeti tek başına doldurmaya başlar. Ancak kendi ihtiyaçları doyurulmamış olur. Bir noktada ipi gevşetmesi ve yanındaki insan ile kendi yolunun hayatın doğal akışı içinde birleşip birleşmediğini görmesi gerekir. İşte şimdi tam bu noktadayız.

 

Akrep karanlıkların burcu olduğu için biraz karanlıkta gezineceğiz. Eski bir deyiş “Parlayan her şey altın değildir” der. Işık çekilince altın olup olmadığı anlaşılır. Dolayısıyla şimdi bize değerli görünenlerin gerçekten değerli olup olmadıklarını anlayacağız. Şu soruları sormakta yarar var: “Ben bir ilişkide gerçekten ne istiyorum?”, “Bu ilişkide ne alıyorum, ne veriyorum?”, “Şimdi nelerden kurtulmalıyım, nelere sarılmalıyım?”, “Neden korkuyorum, bu korkudan nasıl kurtulurum?” 

 

Artık korkularımızla yüzleşme, sorunlarımızı çözme, gerçek benliğimizle yaşama, ruhumuzu özgürleştirecek güce sahip çıkma zamanı geldi. Ne dersiniz? Ölümün burcu olan Akrep’te korkunun ecele faydası yok, değil mi? Unutmayalım ki:  

 

Gökyüzünde güneş olmadığında yıldızları görebiliriz. 

                                                                              Heraklitus

 

Barış İlhan -Hülya Dergisi, 2003 

Güneş Terazi Burcunda

22 Eylül, 17:21

 

Her başarılı erkeğin arkasında Terazi Burcu bir kadın vardır!

 

 

Ortaklığı oldukça güzel anlatan ‘Her başarılı erkeğin arkasında, bir kadın vardır’ sözünü çoğumuz duymuştur. Ben bilinirliği bu kadar yaygın olmasına rağmen, bu cümlenin içindeki kadının hak ettiği değeri gördüğünü pek sanmıyorum. Çünkü bu cümle, asıl anlamından çok hep arka planda duran kadınının ağzına bir parmak bal çalmak için söylenen geçiştirme sözü gibidir. Sesini çıkarma, hak talep etme, vermeye devam et demektedir aslında. Yine başarılı olanın arkasındaki kişiyi dişil bir cinsiyetle tanımlanması, onu edilgen bir yapıya dönüştürerek daha zayıf bir halde görünmesine neden olmaktadır. Oysaki bahsedilen kadın inisiyatif alan, öncü nitelikli bir yapıda olduğu için bu pozisyonda durmaktadır. Diğer yandan bu cümle toplumumuzun kadına bakış açısının yanı sıra, ‘Erkek Olmak’ ayrıcalığını da görmemizi mümkün kılmaktadır. Bu tespitler ışığında, bu sözün terazisindeki dengesizliği net olarak görmekteyiz. Aslında bu cümledeki kadını ve erkeği karşılıklı kefelere oturtsak, terazide dengenin, eşitliğin sağlanması gerekirdi, ama biz bu cümleyi duyduğumuz da ‘Başarılı Erkek’ kefesinin ağır bastığını algılarız. 

 

Bu noktada ben, bahsedilen ‘Kadın-Erkek’ ayrımından kurtulmak için kadını ‘destek veren İnsan’, erkeği ise ‘destek gören insan’ olarak adlandıracağım. Böylece, bu cümlede bahsi geçen ilişki biçimini ‘Kadın-Erkek İlişkisi’ ekseninden çıkararak, çeşitli ilişki türlerine uyumlu hale getireceğim. Şimdi benim gördüğüm, bu cümledeki daha güçlü bir anlamdan bahsederek yazıya devam etmek istiyorum. Bahsi geçen destek veren insan olarak kadın, kendi egosunu baskılayan, isteklerinin peşinden koşmayan biri değildir, bilakis bilinçli olarak kendi önemini geri plana aldığında, bir başkasını başarıya ulaştırdığında, ona destek verdiğinde kendi isteklerini gerçekleştirmiş olan bir kişiliğe sahiptir. Yani destek verenin başarısı, destek görenin başarısıdır sonuçta. Böyle bir eşitlik söz konusu olduğu zaman görüyoruz ki ortada yalnızca bir tane ‘Başarı’ vardır. Bu başarının paylaşılma aşamasında hak ve hukukun göz önüne alınması, diplomasi ile adaletli bir şekilde bölüşülmesi gerekli olandır. Bakılacak olursa, bu kadar Terazi özelliklerinden bahsettikten sonra ‘Destek veren insan niteliklerine sahip olanlar, Terazi burcunda dünyaya gelmiş olabilir mi?’ sorusu, benim gibi, sizin de aklınıza geliyor mu? Bilemiyorum ama, bence ancak Terazi burcunda bulunan bir Güneş’e sahip olan insanlar bu nitelikleri taşıyabilirler. Çünkü ‘Ben ile Sen’ arasında ki dengenin sağlanması, Terazi burcu insanının işidir. Ortadaki başarının ürünlerini adaletli olarak bölüştürecek bir ölçülülüğe, başka hangi burç sahip olabilir? Hele ki bu kişi her şeyi karşıtıyla değerlendirebilsin. Destek veren insanı olduğu gibi açıklayan niteliklerdendir bunlar. Tam da bu noktada, destek veren insanın göz önüne alması gereken öncelikli iki konusu vardır. Birincisi; kendi kendisini tanı(mı)yor olmasıdır. İkincisi; destek gören insanın gerçekten neye ihtiyacı olduğunu doğru bir şekilde bil(m)iyor olmasıdır. Eğer kendini tanıyor ve kendisinde fazla olanı yüksünmeden verebiliyor ve karşısındaki kişinin ihtiyaçlarını, karşısındaki kişiden dinleyerek, öğrenerek, verebileceğini veriyorsa, ona destek olmaktan mutlu olarak isteklerini gerçekleştirmiş olacaktır.  Destek veren insan ancak bunların farkındaysa, bir ilişkide uyumlu, dengeli, karşıtıyla ahenk içinde bir ortaklıkta bulunabilecek ve nazik, cana yakın, barışçı bir tavır içinde olacaktır. Eğer kendini tanımıyorsa ve neyi, ne kadar vereceğini bilmiyorsa,  karşıdaki kişiyi kendi isteklerine göre destekliyorsa, karşılaşacağı gölgeleri yazıya eklemenin zamanı gelmiş demektir. 

 

Gölge; karşıdaki tarafından onaylanmak ve sevilmek istemek, uyumun bozulmaması ve çatışma çıkmaması için ne pahasına olursa olsun barış yaklaşımı sergilemek, hesap defteri yani alıp verdiklerinin hesabını tutmak, hak-hukuka saplanmak, hayatta kendi isteklerini yerine getirememek, hayatın bir döneminde hesapsız almak ya da bir döneminde hesapsız vermek, karşısındaki insana kendinden yola çıkarak, kendi vermek istediklerini vermek, hoşa gitmek ve uyum sağlamak adına düşünce ve isteklerini geri çekmek, dıştan uyumlu ve mutlu görünüp içinde bastırılmış bir öfke barındırmak, görüntü, trend ve moda saplantısına sahip olmak, içsel olarak doğru olduğunu bildiği şeyde kalamamak, hayır diyememek, karşısındaki insanın görüşlerini yegâne referans noktası almasından kaynaklanarak kararsız kalmak.  Madem Güneş Terazi burcuna girdiği zaman başka insanlar adına bir şeyler yapmak için gönüllü olacağız, çevremizde küs insanların arasında arabuluculuk yaparak işe koyulabiliriz, ama ilk olarak kendimizle barışmak öncelikli işimiz olmalıdır.  Dünya barış günün ertesinde, Terazi burcuna girecek Güneş dünyamıza ihtiyacı olan barışı müjdelesin.

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz  

BALIK’TA AY TUTULMASI - 16 EYLÜL 2016

 

16 Eylül 2016’da Türkiye saatiyle 22:05’te Balık’ta bir Ay tutulması gerçekleşiyor.  Bu tutulma, bir önceki Ay fazıyla yani, 1 Eylül’de Yeniay’da gerçekleşen Güneş tutulmasıyla bağlantılı olarak, başlattığımız projelerin, ektiğimiz tohumların sonuçlarını bütünüyle, apaçık göreceğimiz ve belki de aldığımız sonuçlara göre daha tarafsız bir bakış açısıyla bazı ayarlamalar yapmamız gereken bir döneme işaret ediyor.

 

Balık-Başak aksındaki tutulmaya Yay’daki Mars kare açı yapıyor ve değişken T-karenin fokal gezegeni konumunda. T- kare açı kalıbı doğası gereği bir hayli gerilimli, rahatsız edici, dinamik ve kişiyi harekete zorlayan bir oluşumdur. Değişken T-kare ise karşımıza çıkan zorlukları çözmek için daha esnek ve yaratıcı olmamız gerektiğine işaret eder. Buradaki problem aşırı esnek davranmak, burnumuzun ucundakileri görememek, yönelimimizi kaybetmek, ya da problemleri tamamen göz ardı etme eğilimidir. Bu huzursuz ve gerilimli enerjinin kanalize olacağı gezegen Mars, hayatımızdaki ve ilişkilerimizdeki bazı isteklerimize ulaşmaya, kendimizi ifade etmeye ve duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışırken öfkeli, saldırgan, düşüncesiz, dürtüsel ve sabırsız davranabileceğimizi gösterebilir ya da açıkça mücadele vermekten kaçtığımız ve pasif kaldığımız bazı konularda bizi harekete zorlayabilir. Burada öfkelendiğimiz, önyargılı ve katı davrandığımız konularda Balıksı bir tarzda kabullenicilik ve merhamet geliştirmek ya da pasif kaldığımız konularda Başaksı bir tarzda uygulamaya geçmek, aksaklıkları düzeltmek adına yararlı ve yararsızı ayrıştırmak faydalı olabilir.

 

Yay’daki fokal gezegen Mars ile Koç’taki Uranüs üçgeni ise, belki de daha önce hiç denemediğimiz, daha orijinal ve sıra dışı bazı yaklaşımlarla sorunları çözebileceğimize işaret ediyor. Bireyliğimizi ifade etme ve insiyatif alma konuları gündeme gelebilir. Ayrıca Tutulma Ay’ının yöneticisi Terazi’deki Jüpiter adalet, eşitlik, uyum, ilişkilerde karşıtlıkları uzlaştırma temalarını vurguluyor. Gizli bir öfkeye neden olan sahte bir nezaket ve barıştan ziyade, gerçekten karşımızdaki insanı tanıyarak, ona sorarak, tarafsız bir şekilde  “ben-sen” dengesini kurmamız, hesap defteri tutmadan ve ölçüyü kaçırmadan vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ay’ın diğer yönetici gezegeni Balık’taki Neptün ise, Yay’daki Satürn’den hala ayrılan bir kare açı alıyor; bu da endişe ve korkuyla geri çekildiğimiz ve sorumluluktan kaçtığımız hayat alanlarımızı, kişisel önceliklerimizi ve sınırlarımızı belirleme temalarını gündeme getiriyordu. Bu karenin temaları arasında, kendimiz ve başkaları arasında sağlıklı sınırlar çizemediğimizde ve bugün ki gerçeklere göre değil de özlemlerimize göre yaşadığımızda deneyimlediğimiz hayal kırıklığı da var. 

 

Burada Tutulma Güneş’inin yöneticisi Başak’taki Merkür ise yüceldiği konumda ve geri harekette. Başak’ta geri hareketini sürdüren Merkür, kendimizi analiz edeceğimiz, öz-eleştiri yapabileceğimiz, hayatımızda aksayan konuların farkına varacağımız ve anlaşmazlıkları düzelteceğimiz bir sürece işaret edebilir. Belki daha özgün ve bağımsız bir bakış açısı kazandırabilir.

 

Bunun yanı sıra, Balık’taki Ay, Pegasus takımyıldızının kanadındaki sabit yıldız Markab ile kavuşuyor.  Mars ve Merkür doğasındaki bu sabit yıldız onur, zenginlik, servet, ateşlenmeler, kesikler, darbeler, yangın gibi konulara işaret ederken, aynı zamanda kişiye ruhani ve zihinsel anlamda güç, zihinsel kıvraklık ve iyi bir propaganda yeteneği veriyor. Aynı zamanda, Ay ile olan kavuşumlarda düşman saldırıları, ev ve aile sorunları ve kazaya açık olmakla birlikte iyi bir sağlıkla ilişkilendiriliyor. Bu sabit yıldızın zihinsel ve ruhani anlamda güç vermesi için, kişinin kendisine ve öfkesine hakim olmayı öğrenmesi, hoşgörü geliştirmesi ve gerilimli enerjisini fiziksel ve zihinsel anlamda kanalize edebileceği daha yaratıcı kanallar bulması gerekebilir.

 

Buna ek olarak,  değişken t-karenin fokal gezegeni Mars, Akrep takımyıldızının kuyruğunda “Akrep’in İğnesi” olarak da bilinen Lesath sabit yıldızıyla kavuşuyor. Lesath da Merkür ve Mars doğasına sahip bir sabit yıldız olarak, tehlikeye, çaresizliğe, ahlaksızlığa, kötü niyete ve zehirlenmelerine işaret ediyor. Kişiye keskin bir zeka, dilini ve zekasını bıçak gibi kullanabilme kabiliyeti veriyor. Burada tartışmada yetenekli birinden söz edilse de, karşıdakine zarar verebilme ihtimali de söz konusu.

 

Tutulmanın fokal gezegeni Yay’daki Mars’ın gerilimli enerjisi bu kavuşumla daha da artıyor. Mars’ın Terazi’deki Venüs’ten aldığı altmışlık açıyı ve Mars’ın yönetici gezegeni Jüpiter’in de Terazi’de olduğunu düşünürsek, dengeyi ve adaleti sağlamaya çalışırken, kendimizi öne sürerken doğru ölçüyü tutturmamız, hem kendimize hem de karşımızdakine karşı adil davranmamız önemli. Tutulma haritasında göze çarpan başka bir nokta ise,  Balık’taki Ay’ın asteroid Kayron ile yaptığı kavuşum. “Yaralı şifacı” olarak da bilinen Kayron, mitolojik öyküde kendi yarasını iyileştirmeye çalışırken, başkalarının yaralarını iyileştirmeyi başarır. Kendi acısını dindirmeye çalışırken, bilgelik ve şifa yeteneği kazanır. Kayron’un haritada temsil ettiği konularda, yetersizlik duygusu, korku ve özlemler ile saplantılı olarak tekrarlanan davranışlar sonucu acı çekeriz. Tutulma haritasında 22 derece Balık’taki Kayron’un Ay ile yaptığı kavuşum, aşırı hassasiyet, duygusal bağımlılık, duygusal dalgalanmalar, aşırı özveri, sınırsızlık, özlem ve hayallerle sürüklenme, aldanma/aldatma gibi konulara da dikkat çekiyor. Balık’taki tutulma, Mars’tan da aldığı kare ile duygusal anlamdaki istikrarsızlıkları ve huzursuzlukları su yüzeyine çıkartabilir. Burada hassas noktalarımızı, sürekli olarak bize acı veren davranışlarımızı ve bağımlılıklarımızı tespit etmek, bunları bırakmaya gönüllü olmak, sağlıklı sınırlar çizmeyi öğrenmek, katılaştığımız noktaları esnetmek,  anlaşmazlıkları “her iki tarafında” kazandığı, adil ve eşit bir şekilde çözmek oldukça önemlidir. Tutulmayı haritanızda düştüğü evin temalarına göre bu bilgiler ışığında değerlendirebilirsiniz.

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

 

Kaynaklar:

The Fixed Stars and Constellations in Astrology, Vivian E. Robson 

Fixed Stars and Their Interpretation, Ebertin – Hoffmann

The Living Stars, Dr. Eric Morse

http://www.astrolojidergisi.com/mitoloji12.htm

Merhaba arkadaşlar,


Size bir müjdem var. Uzun zamandır her gün ders almak isteyen arkadaşlar arıyorlardı ve ben çoğunu geri çevirmek zorunda kalıyordum. Çünkü çok az sayıda grup dersi açabiliyorum, ve çok sınırlı sayıda arkadaşı kabul edebiliyorum. Bu soruna bir çözüm bulabilmek için bir Astroloji Kursu açmaya karar verdik.

Kursumuz 15 Ekim günü başlayacak. Dersler Cumartesi günleri saat 11:00-13:15 arası yapılacak. Öğretmeni Gözde Kara olacak. Gözde'nin mesleği zaten öğretmenlik, dolayısıyla kurs harika olacak. Kursun yeri Teşvikiye. Daha fazla bilgi için aşağıdaki linke bakın lütfen. Kayıt için bana yazın, ancak önce lütfen siteyi iyice inceleyin. Rica ederim orada zaten yazılı olan bilgileri bana sormayın. Benim bir sekreterim yok, ve cevap yazmakta çok gecikebiliyorum.

Siteyi inceleyin ve kayıt için yazın. Teşekkür ederim.

Barış İlhan 

 

İLHAN ASTROLOJİ ENSTİTÜSÜ'nün EĞİTİM PROGRAMLARI

WEB SİTESİ: http://www.astrolojidersleri.com

26 Kasım 2015'te başlayan Satürn-Neptün karesinin sonuncusunu deneyimliyoruz:

 

"Satürn-Neptün döngüsü komunizm ile bağlantılıdır. Örneğin Marx’ın düşünceleri bir Satürn-Neptün kavuşumuyla zamandaştır. 1917 Ekim Devrimi yine bir Satürn-Neptün kavuşumunda gerçekleşmiştir. 2015-2016 yıllarında yaşanacak döngü bir kavuşum değil, yani bir şey başlatmayacak, ama 1989’daki kavuşumun kapanmaya başlamasını gösteriyor. 1989’da bildiğiniz gibi Sovyetler Birliği dağıldı. Yani şimdi içinde bulunduğumuz döngü komunizmin dağılması döngüsü. Bu döngü 2026 yılında bitecek. Herkesin birliğini sağlamaya yönelik hareketlerin o zaman başlaması büyük olasılık.

 

Peki şimdi bu Satürn-Neptün karesinde neler olacak? Zorba yapılar ve iktidarlar yavaş yavaş yıkılacaklar. Ancak bu hemen olamayacak. Satürn’ün bulunduğu yerde uzun vadeli planlama, dikkatli adımlar, çaba ve zorluk, dar tünellerden geçmek söz konusudur.

Neptün’ün bulunduğu yerde ise, geleceğe yönelik büyük bir umut ve birlik duygusu bulunur...." ~Barış İlhan

 

Jüpiter Terazi Burcunda

 

 

Kennedy Ailesi… Herhalde Tanrıların Kralı’nın Terazi burcundaki serüvenini anlatmaya, en çok bu etkin ve şöhretli ailenin bir ferdi yakışır. Hâlihazırda ‘Jüpiter Terazi Burcunda’ yazısını yazıyorum, bu nedenle Kennedy Ailesine olacak itirazlarınıza hoşgörülü yaklaşabilirim, ama JFK’nin yaşayan tek çocuğu olan Caroline Bouvier Kennedy’yi konu ederek, Jüpiter’in Terazi burcundaki serüvenini, başarıyla anlatabileceğime inanmaktayım. Onu seçme nedenim, Yay burcu Yükselen’e sahip olması ve Yay burcunun yöneticisi olan Jüpiter’in de Terazi burcunda ve 10. Evde olmasıdır. Kariyerinde birçok Jüpiter’e özgü üst kademe yöneticilikler yapmıştır. Halen de Bayan Kennedy Japonya’da Amerikan Büyükelçiliği görevini sürdürmektedir. Onun Büyükelçilik görevini, Yay Yükselen’iyle kavuşum yapan Merkür’ü işaret etmektedir. Bu kavuşum doğum haritasında Terazi burcunda bulunan Jüpiter’in denetimindedir. Bu nedenle Büyükelçilik görevini yerine getirmesinde ihtiyacı olan ‘Barış ortamını geliştirmek için hoşgörü ve arabuluculuğunu ortaya koyma’ prensibini kullanabilmektedir. Onun bu görevini sürdürürken yine Jüpiter’in Terazi’de olmasının bir diğer katkısı olarak şu prensipten bahsedebiliriz; ‘Öyle ki bu kişi tarafsızlığını ortaya koyarken kendi menfaatlerini de korumayı bilmelidir’. Bu açıklamalarımdan hemen sonra, diğer nedenlerimi sıralamadan önce, onun hakkında birkaç ön bilgi vermek istiyorum. Kennedy ailesinin hayatta kalan nadir bireylerinden biridir o, hatta bombalı bir saldırıdan şans eseri kurtulmayı başarmıştır. Bu şans faktörünün işlemesinde, Bayan Kennedy’nin gündüz haritasında Jüpiter’inin 10. Evden Yükselen’ini görüyor olmasının önemli bir katkısı olmuştur. Bu yerleşimi belirtmekte de fayda var. Onun bir yazar ve avukat olduğunu da söyledikten sonra, bizlere yansıttığı Terazi burcundaki Jüpiter özelliklerine bir göz atalım.

 

İlk dayanağım, onun 1990 yılından bu yana her yıl verilen ‘Cesaret Karakteri Ödülü’ kurucularından birisi olmasıdır. Bu ödülün veriliş amacı, karşıtları uzlaştırmaya çalışırken baskı gören tarafı destekleyerek uyumu yakalamaya çalışması açısından tam da Jüpiter’in Terazi burcunda olmasına uygundur. Çünkü bu ödül, popüler fikirlere ve bu fikirlerin kurumlarından görülen baskılara rağmen, insani, milli ya da yerel değerlere bağlı kalan, vicdanlarına uygun hareket eden, kariyerlerini riske atan devlet görevlilerine verilmektedir.

 

İkinci dayanağım ise, Bayan Kennedy’nin diğer insanların arzu, istek ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, 11 Eylül terörist saldırıları sırasında ve sonrasında, başkalarının hayatlarını kurtarmak için hareket eden tüm insanların temsilcisi olarak harekete geçmesidir. Yine bu bağlamda, kamu okullarının gelirlerini artırmak için çalışmış olmasıdır.

 

Bir diğer dayanağım, Barack Obama’nın Amerika’da başkanlık adaylığının tartışma konusu edildiği zamanlarda, Obama’nın Amerika’nın yeni nesil ruhunu yansıtan bir başkan olacağını açıklayarak, karşıt görüşleri kabullenici ve birleştirici tarzdaki hayat görüşünü ifade etmesidir. O, bu açıklamanın içerisinde ‘Her sonucun hataları vardır’ diyerek gelecekle ilgili umutlarını hoşgörüyle taze tutmayı bilmiştir.

 

Şu ana kadar Jüpiter Terazi’nin olumlu yönlerini gördük. Acaba Jüpiter Terazi’nin gölge yönleri, sevdiği ya da uyumlu olduğu kişi yararına tarafsızlığını bozuyor mu? Kimin, neyi hak ettiğine karar vermek gibi bir özelliği var mı? Bir şeylerin nasıl olması gerektiğine dair çok güçlü yargıları var mı? Uyumlu bağlar kurmak için kişisel haklarından ve özgürlüğünden vazgeçer mi? Ne pahasına olursa olsun barış olsun der mi? Görünüşüne veya modaya takıntısı var mı? Hak hukuk konusunda aşırıya kaçar mı? Talepkar mı, değil mi? Bu sorulara cevap verecek kadar Caroline hakkında bilgi sahibi değilim. Kim bilir belki de 12 yıl sonra Tanrıların Kralı’nın Terazi burcuna tekrar girdiğinde bu sorulara verecek cevaplarımız olabilir. Ama kibarlık adına bir konuşmasında karşısındaki kişiye, 30 dakika içinde, 168 kere ‘You Know (biliyorsunuz)’ demesinden dolayı sahte nezaketten eleştiri aldığı bilinmektedir. Yazıyı bu son dayanağımla bitirirken, sizler için Jüpiter erdeminde bir dileğim var:  Sezar’ın hakkını Sezar’a verecek kadar adalet duygusuna ve tarafsızlığa dayanan yüksek prensipleriniz olsun. 

Jüpiter’in Terazideki Transitinin ve 

Pluto-Uranüs-Jüpiter T-kare Açı Kalıbının Takvimi

 

Takvimler 09 Eylül 2016’yı gösterdiğinde Jüpiter Terazi burcuna girmiş olacak. Terazi burcunun yöneticisi olan Venüs, aynı tarihte Terazi burcunun içindeki Jüpiter’in hududunda (Term) ilerleyişini sürdürecek ve bu buluşmayı burç içi karşılıklı ağırlama gibi algılamak mümkün olacak. Barışçıl arzularımızın büyüyeceğini ve yayılacağını umut edebileceğiz. Venüs’ün Jüpiter’i karşılamasında bir diğer aktör olan Satürn’ün, Jüpiter üzerindeki etkisini Terazi Burcu fotoğrafında görmezsek büyük hata yapmış oluruz, çünkü Yay burcundaki Satürn ile Terazi burcuna, Satürn hududundan giren Jüpiter arasında da karşılıklı bir ağırlama bulunacaktır (Bu ağırlamanın nedeni Yay burcunu Jüpiter’in yönetmesi, Satürn’de Terazi burcunda yücelmesidir). Satürn’ün daraltıcı etkisi ile umut ettiğimiz barış rüzgârları beklediğimiz kadar geniş ölçekte yayılmayacak ve sınırlı koşullarda kalacaktır. 25 Kasım 2016’da Oğlak burcunda, Jüpiter hududunda, Venüs-Pluto partil olarak kavuşacak ve bu kavuşumun Terazi burcundaki Jüpiter’e partil olarak kare açı yapacak. (Jüpiter’in Terazi burcu transiti süresince, Pluto’nun Oğlak burcundaki Jüpiter’in hududunda olacağını unutmayınız.) Venüs-Pluto kavuşumunun bir diğer rolü de, yaklaşan Jüpiter-Uranüs karşıt açısının fokal gezegeni olacak olmasıdır. Statü sahibi olma arzusunu yerine getirmek için girilecek güç savaşları sonucunda, agresif, beklenmeyen bireysel çıkışlar karşısında Jüpiter’e çok iş düşecektir. Bu durumda Jüpiter hem karşıtları uzlaştırmak için görüşmelerin gerekliliğine inancını canlı tutmak, hem de masada oturmayı bilmek zorunda kalacak. 20 Aralık 2016’da Jüpiter, hem Terazi burcundaki Merkür hududunda ilerlemeye hem de partil olarak Uranüs’e karşıt açı yapmaya başlayacak. Bu karşıt açı kalıbına uzun süredir her iki gezegeni kare açıyla fokal gören Oğlak burcundaki Pluto’ya bu defa da gerilemek için durağan hale geçecek olan Merkür eşlik edecek. Gökyüzü ‘Birey olarak tek başına gidelim mi? Yoksa kafa kafaya verip birlikte büyüyelim mi?” çatışmasını, hedefe ulaşma yolundaki başkalarını kontrol etmeye yönelik düşünce yapılarıyla bir kez daha hararetlendirecek. 7 Şubat 2017’de Terazi burcunda Merkür’ün hududundaki Jüpiter, İkizler burcundaki Ay ve Kova burcundaki Güneş ile oluşturacağı Büyük Hava Üçgeni kalıbının, beri yandan da Koç burcundaki Uranüs ve Oğlak burcunda fokal Pluto ile yapacağı T-kare açı kalıbının etkisi altında, geri gitmeye başlamak için durağan hale gelecek. 3 Mart 2017’de Jüpiter geri giderek Koç burcunda bulunan Uranüs ile karşıtlığını yineleyecek ve Pluto Oğlak burcunda fokal konumunu koruyor olacak. Bu defa Uranüs’ün yanında Koç burcunun yöneticisi olan Mars bulunacak. Enerjisi her zaman yüksek olan, ani ve beklenmedik sonuçlar doğuran Uranüs-Mars kavuşumunun, Koç burcundaki Mars’ın hududunda gerçekleşecek olması, bu açı oluşumunun etkisinin beklenenden fazla olacağını işaret etmektedir. 09 Haziran 2017’de Jüpiter, Terazi burcunda transitine devam etmek için geri gidişini durduracak ve 11’inde ileri harekete geçecek. 17 Ağustos 2017’de Terazi burcundaki Jüpiter, Yengeç burcundaki Venüs ile Oğlak burcunda geri hareketine devam eden Pluto arasındaki karşıt açının fokal gezegeni olarak T-kare açı kalıbını oluşturacak. Venüs’ün, Jüpiter’in yöneticisi olacağından dolayı, bu açı kalıbının önemi artacaktır. Adalet terazisindeki hareketlilikler, insanın kendi kendini besleme arzusu ile kendini gerçekleştirme gücünün çatışmasını tetikleyecektir. 11 Ekim 2017’de Jüpiter Terazi burcundaki serüvenini, bizlere karşıtları uzlaştırma yolunda hoşgörülü olmayı, adalete olan inancı ve bürokrasinin büyümeye getireceği katkıları öğretmesi temennisi ile..

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz  

 

Terazi’de Jüpiter Transiti ve Kaderin Terazisi

 

Zeus geleneksel olarak, yıldırım ve kartal gibi bir dizi sembolle ilişkilendirilmiştir. “İda Dağından (Kaz Dağından) bir gök gürültüsüyle seslenen” Zeus, İlyada destanında meşhur altın terazisini tutup ona danışırken iki kez betimlenmiştir. Birkaç gün içinde, İda Dağının üstünde gürleyen “Göklerin Tanrısı Zeus” yani Jüpiter, Terazi burcundaki transitine başlıyor ve yaklaşık bir sene kadar yeniden teraziyi elinde tutuyor olacak.

 

İlyada’nın 8. bölümünün başlangıcında, Zeus terazisini çıkarır ve Greklerin ve Truvalıların kaderlerini tartar; şiirde daha sonra Zeus’un, Aşil’in ve Hektor’un kaderlerini tartmak için bir kez daha terazisine danıştığı görülür. Terazinin kefeleri tabii ki tarafsız ve objektif olmalıdır, ama Zeus’un, sonunda kazanacak olanın kim olduğuna aslında çoktan karar vermiş olduğunu genellikle unuturuz. Zeus zaten geleceğin neler getireceğini biliyordur. Burada Zeus’un terazisine danışması, kadere bir boyun eğişi sembolize etmez; daha çok rakiplerden birinin savaş meydanında kazanmasından önceki bir denge ve eşitlik sağlama girişimine işaret eder.

 

İlişkilerdeki ve ortaklıklardaki denge, adalet ve eşitlik temaları, Jüpiter’in Terazi’deki transiti boyunca kefelerini yerleştireceği temalar arasında. Terazi’deki Jüpiter tüm bu konuları öne çıkarıyor, ama kefeleri kontrol etmiyor. Diğer transitlerdeki gibi bu transitte de, çabalarımızda ölçüyü kaçırdığımızda ve dengeyi kaybettiğimizde, bizim bireysel olarak yaşamımıza nasıl yaklaştığımız ve bu transiti nasıl değerlendirdiğimiz çok önemli.

 

Terazi bazen doğruyu gösterip göstermediği konusunda bizi endişelendirebilecek, biraz hileli bir obje olabilir. Terazi kefesinin üzerine her çıktığımızda, kusursuz bir adalet ve eşitlik olasılığından şüphe duyarız ve bu da “ağırlığımızın ne kadar olduğu” sorusunu kışkırtıcı bir mevzu haline getirir. Bu yüzden, Terazi’deki Jüpiter’i çarpışan taraflar arasındaki kusursuz bir denge motifi yapan şey, kefelerin aslında ideal ve tarafsız bir adaleti temsil etmesidir ve çarpışmanın sonucu ile ilgili olarak her zaman bir kuşku ve endişe olasılığı vardır.

 

Antik dünyada “metronomoi” adı verilen özel bir yöneticiler sınıfı vardı. Bu yöneticiler ticari amaçlı tartıları, ağırlıkları ve ölçüleri denetlemekten ve onları sınamaktan sorumluydular. Metronomoi ölçülerde bir kurcalama olduğundan şüphelendiğinde, resmi olarak şikayet etme hakkına sahipti. Aynı şekilde Jüpiter’in Terazi’deki transiti de bizi, ilişkilerle ilgili sorunlarımızın “metronomoisi” olmaya davet ediyor; hatta bu tam anlamıyla banyomuzdaki tartıyla olan ilişkilerimizi bile kapsıyor. Nasıl ki Zeus İlyada’da terazinin kararına hiç karışmadıysa, biz de Jüpiter’in Terazi’deki transitinin hayatımızdaki birisinin kötü eylemlerini terazinin kefelerinden bizim için kaldırmasını ya da hemen tarafsız ölçümlere başlamasını bekleyemeyiz. Şüphesiz bu transit boyunca “terazinin neden olduğu endişeyi ve korkuyu” deneyimleyeceğiz. Bu deneyimlerin yanı sıra, Terazi’deki Jüpiter bize, terazi imgesinin çağrıştırdığı o güçlü doğruluk ve adalet kavramlarına hayatımızda daha çok yer verme şansı tanıyor. ~Stavroula Konstantopoulou

https://www.facebook.com/stavroula.konstantopoulou.712/posts/1755581551346724

Çeviren: Gözde Kara

Resim : [art work by Neil Packer; The Iliad: Zeus took out his golden scales]

 

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’ye gelerek bize ezoterik astrolojiyi anlatan Alan Oken içinde bulunduğumuz durumu güzel özetlemiş. Nilay Göncü Aslan da bizim için Türkçe’ye çevirdi:

 

"Geçenlerde bir arkadaşa, şimdinin, insanların üzerinde çalıştıkları tabiatın doğasını bilmeden, sulama sistemleri kurmayı deneyecekleri bir zaman olduğunu yazdım. Doğrusu, Eylül’ün geri kalanı oldukça mücadeleci bir durumun etkisindedir: Yay’daki Satürn’ün, Balık’taki Neptün’ün ve Balık/Başak aksındaki Ay Düğümlerinin oluşturduğu T-Kare açı kalıbı (Ayrıca ayın 22’sine kadar sürecek olan Merkür geri hareketi!).

 

Bu açılarca tanımlanan gerilim kesinlikle kolektiftir, hepimizi etkiler, ama natal haritalarında, değişken burçların 9-13 dereceleri arasında önemli pozisyonları olanlar, bu göksel gücü özellikle hissedeceklerdir.  Başak ve Balık’ın 22–29 dereceleri (daha az etki ile İkizler/Yay) birkaç gün öncesini de kapsayan “Bu kahrolası şey de ne?” diye düşündükleri bir dönemdeydiler. Ayın 16’sında 24 derece Başak/Balık aksında gerçekleşecek Ay Tutulması şüphesiz hayatımızın düzenlenmesindeki önemli alanlarda, ilk ilmeği atacaktır. Bu önemli detaydan 14 Eylül civarlarında söz edeceğim. Bu dönemde bizim kişisel ve kolektif yaşamımızda bir çok şey meydana gelecek.

 

Birkaç hafta önce yazdığım bir güncellemeyi tekrar etmenin yardımcı olacağını düşünüyorum: “Yay/Balık’taki Satürn-Neptün karesi ideolojik ve inanç sistemleri ile alakalı çatışmaları büyütür. Bu gezegen ve burçların kombinasyonu, sınırlamaların bir miktar kalıcılık yaratması ümidiyle bir amipin etrafına bir şekil koymaya çalışmaya benzer. Böylelikle idealize edilmiş inançlarla temellenen sosyal yapıları yaratma girişimi vardır. Bu son derece “kaygan” bir kombinasyondur. Satürn zihinsel bir gezegenken, Neptün merhamet ve evrenselliğin yüksek ifadelerindendir. Böylece bu iki “dünya” ahenk içinde çalıştıklarında sevgi ve kapsayıcılıkla idare edilen bir sosyal düzen olasılığı bulunmaktadır. Ama Neptün bu yüksek ifadesini daha az gösterdiğinde hayatın düşük astral alanını tetikler, evrensel gerçekliği gizleyerek şehit olmanın ve dinsel ayrıcalıkların aldanmasını ve sihrini cazipleştirir. Böylelikle senaryo, cennete giden tek yolun bizim dinimiz olması ve bu sebeple hayatın tek kabul edilebilir ve değerli gerçeğinin olması ile biter. Neptün Balık’ta ve Satürn Yay’da kare açıdayken, dinsel ve politik doktrinler hem sınırlıdır hem de sınırlarlar.” Her birinize sevgilerimle…"

Alan Oken

 

1 Eylül Güneş Tutulması

 

Türkiye’nin Kuzey Ay Düğümünün üzerinde bir Güneş Tutulması deneyimliyoruz. Kadersel bir tema tetiklenmiş durumda. Transit Neptün Türkiye’nin Güney Ay Düğümü üzerinde dolaşıyor. Ve eskiden kalma bir şeylerin çözülüp dağıldığına işaret ediyor. Ne dağılıyor? Neptün Türkiye’nin 10. evini (iktidar, yönetim biçimi, ülkenin ünü) ve 6. evini (silahlı kuvvetler, işçiler, sendikalar, hizmet sektörü, sağlık sistemi) yönettiğine ve 3. evde (komşular, medya, ilk öğrenim) bulunduğuna göre, bu alanların çok kaotik bir halde olduğunu ve yeni biçimler alabileceğini söyleyebiliriz.

 

Güneş Tutulması Türkiye’nin 3. evinde gerçekleşiyor. Bu bizi hiç şaşırtmıyor. İktidar da, ordu da komşu ülke Suriye ile meşgul. Ordu Suriye’ye girmiş durumda, çoğu uzmanın görüşüne göre bu, bir bataklığa saplanmak anlamına geliyor. Ankara için Tutulma haritasına baktığımızda Akrep’in (bataklık, çöplük) Yükseldiğini ve Tutulmanın 10. evde gerçekleştiğini görüyoruz. Akrep zaten Türkiye’nin burcu ve Yükselme derecesinde Türkiye’nin Venüs’ü bulunuyor. Venüs normalde barışın gezegeni ancak Türkiye’nin Venüs’ü zararlı olduğu Akrep’te bulunduğu için, ülkedeki felaketlerde aktif olduğu görülüyor. Biz yine de barışı umud edelim.

 

Ay Düğümleri akslarındaki göksel hareketler bir kapıyı kapatıp, yeni bir kapıyı açarlar.  Nitekim Neptün’ün transiti ile ülkedeki yönetim biçimi fiilen değişti, silahlı kuvvetler de yeniden yapılanıyor. Diğer sektörlerdeki değişiklikleri de kısa bir araştırma ile öğrenebilirsiniz. Bundan sonra Türkiye bildiğimiz Türkiye olmayacak, burası kesin.

 

Bundan önce aynı derecede 1997’de bir Güneş Tutulması olmuştu. 1997 özellikle 28 Şubat süreci ile dikkat çeken bir dönem. Bu sürecin ardından Refah Partisi kapatılmıştı. Bu kapatılma, partinin temsil ettiklerinin daha da güçlenerek örgütlenmeleri ve ilerleyen yıllarda iktidara gelerek 2002 yılından bu yana ülkeyi yönetmeleri ile sonuçlandı. Şimdi bu parti yönetiminde bambaşka bir sürece giriyoruz.

 

Uluslararası düzeyde ise 1997-98 Irak’ın 2003’teki işgaline yol açan kimyasal silahların kontrolüne ilişkin krizle dikkat çekiyor. Şimdi deneyimlemekte olduğumuz Güneş Tutulmasının Ay-Güneş-MC çizgisi de Irak, Suudi Arabistan ve Yemen’den geçiyor. Yani önümüzdeki dönemde Irak’ın olaylarla daha da öne çıkacağını düşünebiliriz. Eğer şimdiye kadar Yemen’de olup bitenleri, yani Suudi Arabistan’ın Yemen’de yaptıklarını duymadıysanız, ilgili haberlere ulaşmanızı öneririm. Tabii İngilizce bilmiyorsanız nasıl ulaşacağınızı bilemem. Ne de olsa Suudi Arabistan Türkiye’nin müttefiki ve maalesef tarafsız bir medyaya sahip değiliz. Suudi Arabistan kuşkusuz Suriye’de de çok etkin, hatta Türkiye’nin askerlerinin de figüran gibi yer aldığı İslam Ordusunun başı durumunda. Bunlar ileride başımıza büyük dertler açabilecek ilginç konular... Türk ordusunun cihatçılarla birlikte Suriye’de ne yaptığı ise bir başka ilginç konu... İşte Neptün’ün çözüp eritmesi bir bakışta böyle görünüyor.

 

Güneş Tutulması esnasında Satürn, Güneş-Ay-Neptün karşıtlığına kare yaparak odak noktasında bulunuyor. Zorlu bir T-kare. Zorlu ve uzun sürecek karanlık günlere işaret ediyor. Büyük uğursuz Satürn yanındaki yanında duran küçük uğursuz Mars’la birlikte bize güzel günler vaad etmiyor. Bu T-kareye, durumu yumuşatmak üzere, hiç uyumlu bir açı görmüyoruz. 5 derece orbla Pluto var, ancak o zaten düzenleri yıkmakla meşgül olduğu için, ondan bir hayır bekleyemeyiz.

 

Tutulma 9 derece Başak’ta gerçekleşiyor. Yöneticisi Merkür. Merkür bugünlerde Venüs hariç, bütün gezegenlerin düzenleyicisi durumunda. Venüs Terazi'ye girerek barış isteğini güçlendirdi. Merkür de dün  Başak'ın son derecesinde Mars'ın hududundan (Term) geri giderek Mars'ın fevriliğini biraz söndürdü. Suriye’den Türkiye ile YPG arasında anlaşma haberleri gelmeye başladı. Şimdi biraz geri çekilip ortadaki 'hasat'a göz atma, yararlı ile yararsızı ayrıştırma, mevcut düzeni gözden geçirme zamanı. Olup bitenler üzerinde biraz düşünmek, yeniden değerlendirmek gerekiyor. Aslında Türkiye’nin Güneş Tutulmasından önce Suriye’ye girmesinin bile yeniden gözden geçirilmesi ve yol yakınken geri dönülmesi gerekiyor. Umarız düşünülür ve yeniden bir plan yapılır.

 

Tutulma haritasında Uranüs iki tane 135’lik açının fokal gezegeni. Güneş-Ay’ın Satürn’e yaptıkları kare açının fokali. Neptün’e de 45’lik açı yapıyor. Bunlar hareket ve olay gösteren açılar. Yani fokal noktadaki Uranüs sürprizleri ile bizi yeniden şaşırtabilir, çarpabilir. Uranüs Türkiye’nin haritasında dini, yargıyı, yurtdışını temsil ediyor. Nitekim bugün Adli Yılın açılış töreni sarayda yapıldı. Yargının bağımsızlığı açısından bu çok eleştirildi. Cumhurbaşkanı 4 Eylül’de Çin’de G 20 toplantısında ABD ve Rusya liderleri ile görüşecek. Bakalım ne haberlerle dönecek. Tabii önümüzde ayrıca, anayasa süreci duruyor.

 

Bunların dışında Uranüs Türkiye’nin haritasında Tepenoktası ile kavuşum yaptığı için, iktidarla ilgili beklenmedik veya beklendik gelişmelere de işaret ediyor olabilir.  Ne diyelim... Hepimize kolay gelsin...

 

Daha kişisel düzeyde, bu tutulma sağlık, iş, günlük zorunluluklar, tamamlanmayı bekleyen işler, evcil hayvanlarla ilgili konuları öne çıkartabilir. (Tutulma esnasında dikkat çeken olaylardan birisi Elbistan’da 45.000 kişinin zehirlenmesi oldu. Binlerce insan sokaklrada kollarında serumlarla dolaştı. Meğer Elbistan’da yılardır insanlar kanalizasyon ve sanayi atığının bulaştığı suları içiyorlarmış.) Bir şeyleri planlamaya, düzenlemeye çalışırken, bir akım belirsizlikler, öngörülemez gelişmeler veya muhtaç durumdakiler için yapılması gereken özveriler edeniyle karmaşa yaşanabilir. Başkalarına yardımcı olmaya çalışırken sağlıklı sınırları koymaya dikkat edilmesi gerekir. Aksi takdirde paspas olmak, kendini hizmetçi pozisyonunda bulmak ya da aldanmak çok kolay olabilir.

 

Bir tutulmanın kişisel yaşantımızda hissedilebilmesi için doğum haritamızda kişisel bir noktaya dokunması gerekir. Dolayısıyla, genellemelerden kaçınmakta yarar vardır. Her tutulma herkesi aynı oranda ilgilendirmez. Eğer hayatınızda sıradışı bir takım gelişmeler ya da olaylar deneyimliyorsanız, danışmanlık almakta yarar olabilir...

Barış İlhan  

 

Helenistik astroloji prensipleriyle bir haritaya nasıl bakılacağına örnek olması amacıyla....

 

Hillary Clinton’ın Kabul Konuşmasının Astrolojik Analizi

Tania Daniels, 30 Temmuz 2016

 

Hillary Clinton, 23 Temmuz 2016’da Demokrat Parti’den başkanlık seçimleri için resmen aday gösterildi.

 

Adaylığını 28 Temmuz 2016, akşam 10:47’de (EDT+4), Philadelphia’da kabul etti.  Gösterilen harita bu saate göre düzenlenmiştir. 

 

 

Clinton, Koç Yükselen tarafından gösterilmekte ve Yükselen’in yöneticisi Mars. Adaylığını kabul ettiği anda, Mars aynı zamanda saat yöneticisiydi. 

 

Clinton, ABD tarihindeki ilk kadın başkan adayı olarak, hem bir eril gezegen tarafından temsil edilmekte hem de Mars, asalet bakımından kendi ikametgahındaki tek gezegen olarak ona güç, dürüstlük ve güvenilirlik kazandırmakta. Clinton, hırslı ve oldukça rekabetçi bir savaşçı.

 

Mars’ın 10. evde yüceldiğini göz önüne alırsak, onun bu (en üst pozisyonda) bir liderlik kazanma çabalarına şaşmamak gerekir ve gezegenin bu yücelimi onu bu mücadele için zinde tutmaktadır.

 

Gezegen, Helenistik astrolojide, “işe yaramaz ya da atıl” ev olarak adlandırılan 8. evdedir; diğer bir deyişle burası gezegenin kendisini ve temsil ettiklerini gösterirken zorlandığı bir konumdur. Clinton’ın niyetleri iyi de olsa (Zati Asalet açısından), bu konum onun bu niyetlerini başkalarına göstermekte zorlanacağına işaret edebilir; gezegenin aynı zamanda son derecelerde olması da bunu desteklemektedir.

 

Geleneksel olarak bu ev, ölüm sonucunda kazanılan menfaatlere işaret eder; bu durumda Clinton’ın Obama’nın politik anlamda bıraktığı mirasa konacağını varsayarsak (tabii ki seçimleri kazanırsa), bir önceki hükümetin sonlanmasından menfaat sağlayacağını düşünebiliriz. Burada güçlü bir Mars şimdiye kadar ne yapılmışsa onları yapmaya devam edecektir. Modern astrolojide 8. ev dönüşüme, bir iyileşme sürecine ve genel anlamda bir temizlenmeye işaret eder. Bu ABD’nin genel anlamda “kimliğiyle” ilgili bir takım konulara işaret edebilir.

 

8. ev aynı zamanda başkalarının paralarını gösterir; bu durumda devlet borçlarından ve daha çok bankalardan bahsedebiliriz. Bu konum, Clinton’un ülkesinin ekonomik yükümlülükleriyle meşgul olduğunu göstermekle kalmıyor, aynı zamanda onun bankalarla olan güçlü ilişkilerini ve bu bankaların “sağlığına” verdiği önemi de gösteriyor. Başka bir deyişle, bu evdeki asalet bakımından güçlü bir gezegen yeni krediler çekmektense borçlarını ödemeye odaklanır.

 

Mars çok yakında 9. eve girecek ve Clinton çok geçmeden dış politikayla ilgili mevzularla karşılaşacak. Mars son derecelerde olduğundan ve Yay’a girmesiyle birlikte yöneticiliğini kaybedeceğinden, Clinton da tam bu zamanlarda gücünü ve güvenilirliğini biraz kaybedecek gibi görünüyor. Mars’ın halef bir evde olduğunu ve seçimlere 3 ay 10 gün kaldığını göz önüne alırsak, bu 1 derece 40 dakikalık aralığın, “aylara” karşılık gelen bir zaman dilimini gösterdiğini düşünüyorum.

 

Mars, Satürn ile bir kavuşum yapacak. Satürn, başkanlığı gösteren 10. evin yöneticisi.  9°52’ Yay’da gerçekleşecek bu kavuşuma 10 derece 32 dakikalık bir mesafe var. Eğer dereceleri sembolik olarak değerlendirir ve onları haftalara çevirirsek, 10 haftadan biraz fazla bir zamana işaret ettiğini görüyoruz. Seçimlere 3 aydan biraz fazla bir zaman var;  bu da yaklaşık olarak 12 haftaya (ve artı bir kaç güne) denk geliyor. Satürn’ün yavaş bir gezegen olduğunu ve şu anda geri harekette olduğunu da unutmamak gerekir. Astronomik kavuşum, Satürn ileri harekete geçtikten sonra, 24 Ağustos’ta gerçekleşecek. Bu kavuşum, hem iki gezegenin doğasından dolayı, hem de savaş ve şiddetle ilişkilendirilen sabit yıldız Antares’le olacak tam kavuşumdan dolayı özellikle zor olacak. Satürn ortaklıklar ve müttefikler evi olan 11. evi yönetiyor, özellikle yabancı uluslarla olan ortaklıklar (Satürn 9. evde) dikkat çekiyor. Bu konular Clinton için önem kazanacak (Ağustos’ta belirtilen tarih civarında) ve gücünün azaldığını fark etmek zorunda kalabilir. (Mars Yay’da yöneticiliğini kaybediyor.)

 

Mars, Satürn ile kavuşum yapmadan önce, ilk önce Merkür’den bir kare açı alacak. Merkür 3. evin (söylentiler, haberler, iletişim) ve 6. evin ( sağlık konuları) yöneticisi olarak,  özellikle Clinton’un sağlık politikası ya da bazılarına vaat ettiği iş pozisyonları ile bir takım hassas detayları (örneğin Wikileaks’ten) gündeme getirebilir. Bu kare açının Mars daha Akrep’teyken başladığını düşünürsek, bu olayların onun gücünü bir ölçüde daha da azaltacağını söyleyebiliriz.

 

Mars, haritada 2. ve 7. evin yöneticisi olan Venüs’ten üstten bir kare açı alıyor. Para konuları ya da Clinton’ın ekonomik hedefleriyle ilgili konular gündeme gelebilir. Venüs, çocuklar evi olan 5. evde olduğundan, bu konu onun aile politikasıyla alakalı olabilir. Açı kesinleştiğinde, Venüs 6. eve girmiş olacak, bu yüzden sağlık hizmetlerinin de onun için başlı başına bir gündem konusu haline geleceğini düşünüyorum.

 

Mars/Satürn kavuşumu her ne kadar Clinton’un başkan olmasına güçlü bir gösterge olsa da,  bu durum aslında bir zarar görmeye de işaret edebilir, özellikle Satürn’ün sekt dışının uğursuzu (malefiği) olduğunu düşünürsek. Fakat Venüs, Mars’a üstten yaptığı açıyla baskın ve buna karşı gelerek zararın etkisini gideriyor.

 

Şimdi Ay’ın durumuna bakalım.

Ay, Tanrıçanın/Kraliçenin evi olarak bilinen 3. evde ve kendi refahında. Bu, ABD tarihindeki ilk kadın adayın kabul konuşması için oldukça uygun bir pozisyon. Her ne kadar Ay peregrin ve bir son evde olsa da, Şans Noktası ile yaptığı kavuşum bu konumu dengeliyor. Ay’ın son açısı bir önceki burçta gerçekleşmiş ve şimdi de, gücün esas göstergesi ve 5. ev yöneticisi olan Güneş’le altmışlık bir açı yapmak üzere ilerliyor. Kabul konuşmasında ilk yaptığı şey kızına teşekkür etmek oldu. Ay’ın bir sonraki açısı Satürn’le olan bir karşıtlık: güçle, müttefiklerle ( Satürn 11. evin yöneticisi) ve yabancılarla ya da yabancı uluslarla (Satürn 9. evde) karşı karşıya gelecek.

 

Son olarak, Clinton’un seçimleri kazanması halinde nasıl iş çıkaracağını görmek için Mars’ın üçlülük yöneticilerine bakalım. Bu bir gece haritası ve üçlülük yöneticileri 1) Mars 2) Venüs 3) İştirakçi gezegen: Ay.

 

Mars asalet bakımından güçlü ve Venüs’ten aldığı açıyla durumu daha da iyileşiyor; bu da bana ilk iki yıllık bir süreç boyunca çok iyi iş çıkaracağını düşündürüyor. Liderliğinin ikinci yarısını (sonunu) ise, kendi refahında fakat peregrin olan küçük uğurlu (benefik) Venüs gösteriyor. Her iki gezegen de oldukça iyi konumdalar ve onun iyi iş çıkaracağına işaret ediyorlar.

 

Olayların beklenenden daha zor bir şekilde tezahür etme olasılığına rağmen (Mars 8. Evde ve Ay yaklaşan bir karşıt açı yapmak üzere)  bu haritadaki tüm faktörler Clinton’ın başarısına işaret ediyor.

 

Bir sonraki yazımda, her iki adayın konuşma analizlerini ve diğer bazı faktörleri de kapsayan bir karşılaştırmayla, ABD seçimleriyle ilgili son tahminlerimi aktaracağım.

http://www.taniadaniels.com/1007-2

Çeviren: Gözde Kara

 

 

Yin ve Yang Sembolü Nereden Geliyor?

 

Yin Yang sembolü ünlü bir Çin sembolüdür. Güneş’in yolunu simgeler. Eski Çinliler gökyüzüne bakarak, Büyük Ayı’nın pozisyonlarını kaydederek ve Güneş’in gölgesini izleyerek, dört yön belirlediler. Gün doğumunun yönü Doğu; gün batımının Batı; en kısa gölgenin yönü Güney; en uzun gölgenin yönü Kuzey; gece ise, Kutup Yıldızı’nın yönü Kuzey’di.

 

Mevsimsel değişimleri farkettiler. Büyük Ayı Doğu’yu gösterdiğinde ilkbahar; Güney’i gösterdiğinde yaz; Batı’yı gösterdiğinde sonbahar; Kuzey’i gösterdiğinde kıştı.

 

Güneş’in döngüsünü izlerken, eski Çinliler yerin sağ köşesine yerleştirilmiş ve gölgenin pozisyonunu kaydedecek 8 fit uzunluğunda bir sırık kullandılar. Sonra yılın yaklaşık 365,25 gün uzunlukta olduğunu buldular. Yıl döngüsünü, gün doğumunu ve Büyük Ayı pozisyonlarını kullanarak, ilkbahar ve sonbahar ekinoksları ile yaz ve kış solstislerini de içerecek şekilde 24 dilime ayırdılar, 24 dilimin işaretlendiği, dairenin 24 bölüme ayrıldığı ve günlük gölge uzunluklarının kaydedildiği 6 tane eş merkezli daire kullandılar. En kısa gölge yaz solstisinde, en uzun gölge kış solstisinde bulundu. Her çizgi ile bağlantı kurulduktan ve yaz solstisinden kış solstisine doğru “Yan” bölüm karartıldıktan sonra Güneş haritası aşağıdaki gibi görülür. Dünya’nın 23 26' 19'' derece ekliptik açısı bu haritada görülebilir.

 

 

Ekliptik, Dünya’dan bakıldığında Güneş’in Dünya etrafında izlediği yoldur. Ekliptiğin eğim derecesi yaklaşık olarak 23 26' 19''dır. 

 

Daha fazla gün ışığını belirten açık renkli alan Yang (Güneş) tır. Daha az gün ışığını belirten koyu renkli alan Yin (Ay) dir. Yang erkeğe benzer. Yin kadın gibidir. Yang, Yin olmadan büyüyemeyecektir. Yin, Yang olmadan doğuramayacaktır. Yin Yaz Solstisi’nde, Yang ise Kış Solstisi’nde doğmuştur.

Türkçesi: Nilay Göncü Aslan

 

Kaynak: http://www.chinesefortunecalendar.com/yinyang.htm

MARS YAY BURCUNDA

 

Gökyüzünde ne varsa yeryüzüne de o yansır olduğunu çoğumuz biliyoruzdur. Bu kaideye bağlı olarak, önce gökyüzünde neler oluyor bir bakalım. Ağustos ayının başında Mars Yay burcuna giriyor. Yay burcunun yöneticisi olan Jüpiter’in Başak burcunda transitini sürdürüyor ve Merkür Başak’ın etkisiyle hareket ediyor. Görüyoruz ki Mars’ın üzerinde Merkür etkisi olacaktır. Bu iki gezegen bulundukları burçlardan dolayı birbirine yarı düşmanlık açısı olan kare açı konumuyla bağlanıyor.  Kesin kare açılarını, burç değiştirmeden hemen önce Mars Akrep ile Merkür Aslan sabit burçlarının son derecelerinde bu yazı yayınlanmadan önce yapmış olacaklar. Kare açının gerilimli doğasını geçiş yaptıkları değişken burçlara da taşıyacaklar. Bu iki gezegenin arasındaki gerilimi bulundukları Yay ve Başak Burçlarında en sağlıklı şekilde çalıştırmak için; Önyargılarımızla harekete geçmeden önce düşüncelerimizi analiz edip, sağlıksız olanı ayıklayıp bütünün sağlığını muhafaza edecek bir iletişimi koruyarak hoş görülü davranmayı bilmeliyiz. Önümüzdeki günlerde iletişimin hareket ediş biçimimizi etkilemekte ne kadar önemli olacağını Merkür’ün Aslan burcunda, Mars’ın hududundan (term) ve vechinden (face) çıkıp, yönettiği ve yüceldiği Başak burcunda kendi hududunda yer alacak olmasıyla görüyoruz. Mars ise Yay Burcuna girdiğinde Başak Burcunda transitini sürdüren Jüpiter’in hududuna ve Merkür’ün vechine giriyor. Bu açıklamaların ışığı altında:

 

 

 

Mars Yay Burcunda

 

Voltaire’in Güneş'i iki dakika! ile Yay burcunu kaçırmış, ama Mars’ı, Merkür’ü ve Kuzey Ay Düğümü Yay’da olarak dünyaya gelmiş Fransa Aydınlanma Dönemi’nin önemli bir filozofu ve yazarıdır. Biz Voltaire üzerinden Mars’ın Yay’da oluşunu değerlendireceğiz. Fransız Devrimini babası olarak sayılan Voltaire böylesi büyük bir harekete liderlik edenlerden biridir. Deist bir inanışa sahip olan Voltaire inandığı fikirlerini ‘’Felsefe Sözlüğü’’ adıyla yayınladığı kitapta insanlara yaymıştır. İnsanların inandıklarını gerçekleştirmek için harekete geçmelerine yönelik desteğini, "Düşüncelerinize katılmıyorum ama onu ifade edebilme hakkınızı ölümüne kadar savunurum’’ sözünden anlıyoruz. Yaşadığı dönemde Fransa’da uygulanan sıkı sansürlere ve ağır cezalara karşın fikir özgürlüklerinin savunucusu olmuştur. Kendisi de bu sansür ve cezadan payını almasına rağmen katı din kuralları ve adaletsiz yargılamalara karşı mücadelesini sürdürmüştür. Yay Mars’ın büyük gölgelerinden fanatizm boyutuna ulaşmış inançlara karşı topluma ‘’Batıl inanç ve cehaletten oluşan fanatizm, bütün asırlar boyunca bir hastalık olmuştur’’ demiştir. Bu cümle ile günümüze kadar ışık tutan geniş bir felsefeye sahip olduğunu görmek Voltaire için bu bir başarı olduğu kadar maalesef bizim için daha çok büyük bir acıdır. Çünkü günümüzde fanatizmden dolayı çok büyük acılar yaşanmaktadır. Voltaire’nin bilgeliği bize hoşgörü hakkında şu cümlesiyle "Hoş görü insanlığın bir parçasıdır. Hepimizin hataları ve eksikleri var; karşılıklı olarak birbirimizin hatalarını ve eksiklerini bağışlayalım, çünkü hoş görü doğanın ilk yasasıdır’’ erdemli bir hareketle üzerimize ışık tutmuştur. Geleceğe umut ve bu günün işlerini yarına bırakmamız için "Bir gün her şeyin iyi olacağını düşünmek umudumuz, bu gün her şeyin yolunda olduğunu düşünmek  yanılgımızdır’’ diyerek rehavet konusunda bizleri uyarmıştır. Mars Yay’a girince yeni ufuklara açılmak, farklı yaşamları deneyimlemek amacında olmamız için bizi hareketlendirir.  Hali hazırda bu kadar farklılaşmış yaşamlar çevremizde varken, Voltaire’nin inanç mücadelesinden kendi payımıza bir şey alalım ve yaşadığımız deneyimlerde Mars’ın Yay burcundaki gölge yönlere dikkat edelim.

 

Mars Yay’ın Gölgeleri: Katı fikirler, önyargılı davranmak, fanatizm, aşırı iyimserlik, rehavet içinde yayılmaya eğilimli olmak, işleri yarına bırakmak, işlerin kendi kendine düzeleceğine inanan tarzı ile harekete geçmekte ya da bir isteğin peşinde gitmekte zorlanmak, ayağını yorganına göre uzatmamak,  gereğinden fazla işe girişmek, patavatsız, kibir, düşüncesizlik, aşırı güven, fırsatçı ve lütufkâr, kendi enerjisini dağıtmak, gelecekteki olasılıklara odaklanma nedeniyle burnunun ucunda harekete geçmesi gereken konuları ihmal etmek.

 

Dogmatik değil, deneyimle sağlamlaşmış felsefe ve inançlar ile farklılığımızı kabul ederek bir arada bulunmak için Yay Burcuna giren Mars etkisini karşınızdakini tanımak adına kullanın.

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz

Sağım, solum Merkür

 

Bütün çocukluk dönemlerinin vaz geçilmez oyunu Körebe oynarken Ebe olan kişi ‘’Sağım solun sobe saklanmayan ebe’’ tekerlemesini söyler ve saklanan kişileri tek tek bulur, ebeler ve yanına oturtur. Merkür’ün öyle bir transitini yaşayacağız ki, oyundaki ebeden fazlası, sadece sağ sol değil neredeyse dört bir yanımız kontrol edecek olmasıdır. Yani Ağustos ayında Merkür’ün yönettiği ve yüceldiği Başak burcuna girmesi buram  buram Merkür kokmamıza neden olacak.

 

Nasıl mı? 

 

Hali hazırda Jüpiter’in Başak Burcunda transitini sürdürmesi dolayısı ile Jüpiter’in yönettiği Balık’ta ilerleyen Neptün ile yine Jüpiter’in yönettiği Yay’da transitini sürdüren Satürn ve Ağustos ayının ilk günü Yay’a giriş yapacak olan Mars, Merkür’ün denetimi altına girmiş olacak. 5 Ağustos Venüs için, 23 Ağustos ise Güneş için Başak Merkür tarafından ebelenme tarihi. Unutulmaması gereken Başak burcunda ki bir diğer sembol de Kuzey Ay Düğümü. Başak burcunda Jüpiter ile beraber uzun süredir yerini almış durumda.  Gösteren o ki bu oyun Merkür’ün kurallarına göre oynanacak ve birinci kural da “öğrenmek ve öğrendiklerimizi uygulamak” olacak. 

 

Birinci kuralı öğrenme yolunu bize, Merkür’ü Başak burcunda olan İngiliz filozof John Locke göstermektedir. Locke insan zihnini doğuşta bomboş bir levhaya (Tabula Rasa) benzetmiş ve onun kişinin gözlemleri ve duyuları kanalıyla edindiği bilgilerle doldurulacağını ifade etmiştir. Aslında karşımıza çıkan Başak Merkür’ün bilgiye ulaşma yoludur. Başak’taki Merkür topladığı bilgilerden yararsızları ayırıp yaralı olana ulaşmayı ve farklı konularda ki bilgiler arasında koordinasyon sağlayıp merak saldığı o konu üzerinde çıraklıktan ustalığa ulaşmak için ihtiyaç duyduğu en temel zihin yapısını Locke’nin tabula rasa kavramı göstermektedir. Çıkaracağımız sonuç bir konuda ustalaşmak istiyorsak, ustamızdan alacağımız bilgiler için zihnimizde boş yerimiz olmasıdır.  Eğer o boş yer yoksa Başak Merkür kendi bilgisini ortaya koyarak oluşturacağı tartışmanın içinde ustalaşamayacaktır. Körebede dahi öyledir. Gözümüzü kapatarak aslında zihnimizi boşaltmıyor muyuz? Gözler açıldıktan sonra arkadaşlarımızın saklandığı yerleri gözlem ve duyularımızı kullanarak ararız. Edindiğimiz bu bilgilerle arkadaşlarımızı bulur ve galibiyete ulaşır ebeliği başkasına devrederiz.

Tabi dışarıdan biri arkadaşlarımızı ispiyonlamıyorsa, bu süreç böyle devam eder!

 

 

Başak Merkür sürecinde karşımıza çıkan en önemli gölge düzene, detaylara takılma ve mükemmeliyetçilik olacaktır. Bu gölge yanları Franz Kafka’nın “Posedion’” kısa öyküsü çok güzel tanımlamıştır. ( Merak edene DETAY bilgi; Kafka’nın Merkür’ü İkizler’dir, Uranüs’ü Başak’tır.) Öyküde Posedion evrak işlerine boğulmuş bir tanrıdır. Bütün işleri kendisi yapar. Hiç kimsenin kendisinden iyi yapamayacağına inanır ve kendinden başka herkeste kusur bularak işleri kimseye devredemez. Büyük resmi kaçırır, detaylarla uğraşırken bir düzen de kuramaz. Titizliğinden kaos doğar.

 

Gelin kaosun kölesi olmuş bir tanrı olmamak için bir düzen getirmenin yoluna bakalım;   Başak Merkür ile sistemli ve metodik düşünmeye başlamışken, aksaklıkları ve hataları görebiliyor ve bunları analitik olarak kavrayabiliyorken, bilgiyi pratik olarak kullanıp,  çözüm üretip, hayatımızda somut bir şeyler yapmak için uygulamaya geçelim.

 

Bu süreçte merak ettiğimiz bir konuda kurslara yazılabilir, eğitimler alabiliriz.  Dağılmış kütüphanemizi gözden geçirip tasnif edebiliriz. Dolabımızda kullanmadıklarımızı ayıklayıp kendimize yeni kullanım alanları açabiliriz. Zihninizi meşgul eden konuları ayıklayarak kuruntularımızdan kurtulma yolunu arayabiliriz. İletişimimizde eleştirel olmaktan kaçınıp gereksiz tartışmalara girmeyebiliriz. Uğraşı içinde bulunduğumuz bir araştırmada nereden başlayacağımızı bilmiyorsak detaylara takıldığımızı fark edebilir, kendimize bir başlangıç yolu bulabiliriz.  

 

Bu girişimlerde bulunurken dikkat edilmesi gereken gölgeler: detaylara takılmak. Kusur bulmak. Bir hatadan ötürü bütünü hastalıklı bulmak. Mükemmeliyetçilikten dolayı düşüncelerinin ve yargılarının doğruluğundan emin ve hoşnut olamamak. Fazla analiz etmek. Gereksiz yere detaylandırmak. Kusur bulmaya yönelik algılamak. Eleştirel tarzda konuşmak, olacaktır. 

 

Ustalaşma yolunda, kişi bir konudaki yeteneğini uygulamayla ustalaştırdıkça, adeta bir usta çırak ilişkisi ile yetkinleştikçe, Başak burcuyla ifade edilen güvensizlik yerini güvene bırakacaktır.

En önemlisi, içinde bulunduğumuz süreçte ‘’Ormanın Sağlığı ‘’ adına, ormanda bir iki hastalıklı ağaç görüp, tüm ormanı hastalıklı ilan etme problemi olacaktır. Detayların bu noktada bir ayıklama aracı olarak, sağlıklı kullanılması en faydalı yaklaşımdır.

 

Ormanı yakmak çok kolay, peki ya bir orman yaratmak!?

Bir iki hastalıklı ağacı bulmak için Merkür Başak’ta olsun.

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz

Trump’ın Kabul Konuşmasının Astrolojik Analizi  

(Asaletlerin yorumda kullanılmasına örnek olması amacıyla...)

Tania Daniels, 26 Temmuz 2016

 

Donald Trump, 19 Temmuz 2016’da Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık seçimleri için resmen aday gösterildi.  Adaylığını üç gün sonra, 21 Temmuz 2016, akşam 10:19’da (EDT+4), Cleveland’te (Ohio) kabul etti.

Trump’ın başkan seçilmesi durumunda uygulayacağı politikaya dair bir ön izleme olması açısından konuşmasının başlangıcını astrolojik olarak analiz edelim. Buradaki amaç, onun gerçek gücünü, güvenilirliğini ve hazırlıklarını geleneksel bir bakış açısıyla incelemektir.

Evler, tüm burç ev sistemine göre düzenlenmiştir.

Donald Trump Balık Yükselen tarafından gösterilmekte ve Yükselen’in yöneticisi Jüpiter. Jüpiter zararda olduğu bir burçta ve asalet bakımından güçsüz bir konumda.

Zati asaletlerin olmaması, Trump’ı Jüpiter’in abartı, kişisel çıkarlar için servetini kullanma, kibir ve sınırsızlık gibi olumsuz yanlarını gösteren birisi olarak tanımlıyor.

Jüpiter köşesel bir evde ve bu onu arızi (tesadüfi) açıdan güçlendiriyor ve Trump’ın resmi adaylığı sonucunda kazandığı güce işaret ediyor. Gezegen, Neptün’le karşıt açı yapıyor. Neptün illüzyonlar ve yalanlarla ilişkilendirilir. Bu açı Trump’ı iyi bir illüzyon yaratıcısı ya da bir yalancı olarak tanımlıyor.

Jüpiter sekt dışının uğursuzu (malefiği) ve en tepedeki gezegen olan Satürn tarafından zarar görüyor. Trump için güç bir taraftan felaketlerden, yıkımlardan, kötü talihten ve kayıplardan oluşan bir vizyon ile (Satürn-Neptün karesi), diğer bir taraftansa tek bir adamın liderliğiyle ya da katı bir kontrol ile (her ikisi de Satürn açısı) bağlantılı. Neptün/Satürn karesi Trump’ın kolektif bir korkuyu ve paniği yaymasını daha da kolay hale getiriyor. Satürn’ün sınırlandırmaları, izolasyonu ve sınırları temsil ettiğini düşünürsek, koruma (Satürn) illüzyonu yaratmanın yollarından biri de duvarlar örmektir; bu Trump’ın politik ajandasındaki temel konulardan biri.

Satürn gizli düşmanlar evi olan 12. evin yöneticisi. Bu da onun teröristler ve diğer düşmanlar tarafından işgal edilmiş bir Amerika vizyonuna dair söylemlerine işaret ediyor. Satürn neredeyse, tehlikeyle, şiddetle, yıkımla, kötücül kehanetlerle ilişkilendirilen sabit yıldız Antares ile kavuşuyor. Antares aynı zamanda “Mars’ın rakibi” [1] olarak adlandırılır. Dünya genelindeki tüm kötü olaylar, özellikle IŞİD’in yaptıkları onun daha da güçlenmesine yardım etmiş gibi görünüyor. Trump tam anlamıyla korkuyla besleniyor ve kolektif düşman kışkırtılıyor. Satürn Jüpiter’in ikametgahında kabul görüyor: bu kolektif korkular Donald Trump tarafından kullanılıyor ve onun başkan olmasına yarayabilir.

Satürn aynı zamanda müttefikler evi olan 11. evi yönetiyor. Bu da, NATO gibi,  ABD’nin tüm müttefiklerini, ortaklıklarını ve AB gibi ülke ittifaklarıyla olan ilişkilerini gösteriyor. Neptün karesi gösteriyor ki Trump bu tarz ittifakları ABD’nin kendisine olan bir ihaneti olarak görüyor. (Neptün 1. evde) ama aynı zamanda bu kare onun gerçekle yüzleşmek zorunda olduğuna da işaret ediyor.(Satürn) Diğer bir deyişle, bu müttefikler ve ortaklar olmadan da yapabileceği (ya da onlara bir şekilde hükmedebileceği) illüzyonuna kapılmış olsa da gerçekler onu şaşırtabilir. (Satürn geri harekette). Aslında Trump dış polikadaki saflığıyla sık sık suçlanmıştı. Gezegenin geri harekette olması,  bu ortakların öneminin ya da rolünün, onun beklentisinin aksine, farklı olabileceğine işaret ediyor. Satürn ve Jüpiter arasındaki açı, orb dışına çıkmış (1 derece dışarıda); bu da şu anda bir ayrılmanın ya da mesafe koymanın Trump için faydalı olmayabileceğini gösteriyor: dış desteğe güvenemiyor. Fakat 10. evdeki Satürn bu ortakların önemine ve onları hafife almaktaki bir tehlikeye işaret ediyor.

Mars bu haritadaki en güçlü gezegen. Jüpiter ile altmışlık bir açıdan ayrılıyor. Trump agresif konuşmaları ve farklı düşünenlere karşı olan saldırılarıyla tanınıyor. Bu haritada Mars 9. evde ve onun hedef seçtikleri de yabancılar ve diğer dinlere mensup insanlar.

Mars 2. evi de yönettiğinden, para Trump’ın diğer önemli odak noktası. Mars Ay’ın düşük olduğu burçta, bu da onun hedef seçtiklerinin (para ve yabancılar) halkın düşük seviyedeki içgüdülerine hitap ettiği anlamına geliyor. (Ay)

Şimdi de, Trump’ın bir başkan adayı olarak nasıl iş çıkaracağını görmek adına Yükselen’in üçlülük yöneticilerine bakalım.

Bu gece haritasındaki Jupiter’in üçlülük yöneticileri 1) Ay, 2) Venüs’tür. Mars ise iştirakçi gezegendir.

Ay, 12. evde ve tepedeki Mars tarafından gördüğü baskıyla zarar görüyor; bu oldukça olumsuz bir başlangıca işaret ediyor. Mars haritada yabancı ülkeleri yönettiğinden, bu konular önemli bir rol oynayabilir.

Venüs bir son evde ve Yükselen’i görmüyor, Yükselen yöneticisi ile hiçbir açısı yok ve sekt dışı uğursuzla yaptığı bir üçgen açıdan ayrılıyor. Venüs 3. evi yönetiyor (iletişim, e-mailler, haberler). Bu konum Trump’a yardım etmiyor.

Her iki üçlülük yöneticisi de, başarısızlığa işaret edebilecek şekilde, kötü konumlanmış durumdalar.

Sırada ne var? Ay ilk olarak Satürn ile yaptığı kare açıdan ayrılacak (düşmanlar ve müttefikler[2]) ve sonrasında boşluğa girecek. Bu, Trump’ın başkan olma olasılığı açısından oldukça olumsuz bir gösterge.

Tabii ki, bu harita tek başına Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanıp kazanamayacağını göstermesi bakımından yeterli değil.

 Sonraki bir yazıda Demokrat parti adayının kabul konuşmasını analiz edip ikisini karşılaştıracağım.

[1] Vivian Robson, The Fixed Stars & Constellations in Astrology, Astrology Classics, 1905

[2] Satürn’ün 10. evden Ay’a yaptığı kare açı, onun adaylığından önceki günlerde yaşadığı liderlik problemlerine ve muhtemelen karısının çalıntı bir konuşma yaptığına dair olan suçlamalara işaret ediyor. ( Merkür-Satürn üçgeni) Karısının konuşmasını yazanlar, karısının 6. evi ile (7. evin 6. evi), yani haritadaki 12. ev ile gösteriliyor. Bu açı aynı zamanda BM ortaklarıyla olan ilişkilerin daha da zorlaşacağına işaret edebilir.

http://www.taniadaniels.com/astrological-analysis-of-trumps-acceptance-speech/

Çeviren: Gözde Kara

 

SATÜRN –NEPTÜN KARE AÇISI

 

Astrolojide Satürn yapılandırma prensibini temsil eder. Sınırlandıran enerjisiyle bizden bir şeyleri yapılandırmamızı, bazen de yeniden inşa etmemizi talep eder. Ancak burada en başta Satürn’ün gölge özelliklerinden biri olan yetersizlik duygusuyla ya da korkuyla geriye çekilme söz konusu olabilir. Yani kendimizi bloke edebiliriz. Bu sınırlandırma çoğu zaman istediğimiz şeyin gerçekliğinin sınanmasıyla ilgidir. Gerçekten her neyi istiyorsak Satürn’e özgü disiplin, sabır ve konsantrasyonla hedefimize gitmemiz gerekmektedir. Satürn aynı zamanda kurallar, yönetmelikler, sorumluluk ve disiplinle ilgilidir. Neptün ise çözen eriten saflaştıran bir enerjiyi temsil eder. Neptün, tüm kalıpları ortadan kaldırıp tek bir bütün içerisinde başkalarıyla birlikte eriyerek ‘bir’ olmayı ister. Sınırların ve tanımlamaların kalktığı bir alanda Neptün yanılgılar ve belirsizlikler yaratır. Satürn ile temasında, Satürn’e özgü tüm prensipleri çözer eritir ve adeta sınırları ortadan kaldırır.

Satürn –Neptün kare açısı bizden gerçek dünyadaki yaşamın bize dayattığı kuralları ya da limitleri aşmamızı talep eder. Sınırlarımızın nerede başladığı, nerede bittiği konusunda kafamız karışabilir. Sorumluluklarımızdan kaçma eğilimi içerisinde olabilir ya da üzerimize vazife olmayan sorumlulukları alarak kendi hayatımızı yapılandıramayabiliriz. Ve bunun sonucunda kendi hayatımızın otoritesi olamadığımız için özsaygı duygumuz zedelenir, sürüklenir ve kendimizi kurban gibi hissedebiliriz. Tabi bununla birlikte Satürn’e özgü suçluluk duyguları ve karamsarlıkla depresyona girebiliriz.

Ayrıca Neptün idealizmle, Satürn somut dünya ile ilgilidir. Özlem ve hayallerimizden fedakârlık ederek bir ideali sabır ve disiplinle gerçek kılabileceğimize işaret eder.

Satürn-Neptün Anahtar Cümleler:

(-) Gerçekler ve hayallerin çatışması. Sınırların bulanıklaşması ve sınırlar koymakta zorlanmak. Sınırsız sorumluluk duygusuyla, hangisi kendi sorumluluğu hangisi başkasının sorumluluğu olduğunu ayırt edememek. Başkalarının sorumluluklarını alarak kendi hayatını yapılandıramamak ve bunun sonucunda kurban olmak ya da sorumluluk almaktan tamamen kaçmak. Gerçeklerin çarpıtılması veya gerçeklerden kaçış. Beklenti ve özlemlerinden dolayı hayatını yapılandıramamak. Otorite konumundaki kişileri idealize etmek ve bundan dolayı yaşanılan hayal kırıklıkları. Sınırsız otoriterlik. Akışına bırakmaktan korkmak ya da kontrolü kaybetmekten korkmak.

(+) Gerçekçi hayaller ve hayallerini somutlaştırmak. Kendini sınırlarının ötesinde hissetmek. Kendi hayal ve özlemlerin özveride bulunarak hayatını yapılandırmak. Somut merhamet. Bir ideali gerçekleştirmekte sınır tanımamak. Bir ideali gerçekleştirmek için sabır ve disiplinle çabalamak. Belirsiz bir ortamda dahi yapılandırma gücü. Kaosa düzen getirmek. 

Astroloji Dergisi/Banu Çaylak Kardaş

 

 

Prag'daki astronomik ve astrolojik saati sizin için çektik !!

 

 

 

ASTRODOKU

 

Venüs’ün İnsanların Romantik Seçimleriyle Bağlantısı Üzerine Eşsiz Bir Çalışma

  

ASTROLOJİYİ DOĞRULAYAN BİLİM 

 

 

ŞANS NOKTASI (PART OF FORTUNE)

 

 

Bir okuyucumuzun sorusu üzerine açıklama:

Okuyucumuz gündüz ve gece burçlarıyla ilgili kaynaklarda çelişki olduğunu yazmış.

Bunu okuyunca ilk önce çok şaşırdım, çünkü 40 yıldır astroloji ile ilgileniyorum, ilk defa gündüz burcu diye bir tanım duyuyorum. Bunun üzerine internette arama yaptım ve gerçekten Türkiye’de gündüz burçları, gece burçları diye bir ayrım yapıldığını, hatta bu burçların özelliklerinin yazıldığını gördüm.

 

Öncelikle yazmak gerekir ki burçların gündüz ve gece olarak sınıflandırılması doğru değildir. Muhtemelen burada bir çeviri hatası olmuştur. Hata şöyle olmuş olabilir:

Burçlar eril ve dişil (maskülen ve feminen) olarak ikiye bölünürler. Buna eski İslam astrologları leyli ve nehari derler. Batı astrologları da diurnal ve nocturnal derler. Diurnal  gündüze özgü, gündüz olan ya da gündüzcü, nocturnal de geceye özgü, geceleyin olan ya da gececi demektir. Gündüzcülük eril bir özelliktir. Gececilik ise dişil bir özelliktir.

 

Sıcak enerjiye sahip burçlar (Ateş, Hava burçları) eril burçlardır. Soğuk enerjiye sahip burçlar ise (Toprak, Su burçları) dişil burçlardır. Ateş: Koç, Aslan, Yay. Hava: İkizler, Terazi, Kova. Toprak: Boğa, Başak, Oğlak. Su: Yengeç, Akrep, Balık.

 

Buraya kadar büyük bir sorun yok. Bu sınıflandırmadaki eril burçlar gündüz burçları, dişil burçlar da gece burçları olarak (her ne kadar yanıltıcı olsa da) tercüme edilmiş olabilirler.

 

Ancak internette gördüğüm gündüz ve gece burçları ayrımı bundan farklıydı. Bu sınırlandırma şöyle:

Gündüz burçları: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak

Gece burçları: Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık

Bu sınıflandırma yanlış bir sınıflandırmadır. Burada burçlar bir ekinokstan diğer ekinoksa kadar bölünmüştür. Gündüzle gecenin eşit olduğu İlkbahar Ekinoksundan sonra Güneş ekvatorun kuzeyine doğru yükselmeye başlar. En yüksek noktaya çıktıktan sonra inişe geçer. Yine gündüzle gecenin eşit olduğu Sonbahar Ekinoksundan sonra Güneş’in inişi ekvatorun güneyine doğru olur. Dolayısıyla ekvatorun kuzeyinde kalan burçlar Boreal (Kuzey, poyrazla ilgili, şimali), güneyinde kalan burçlar da Austral (güneyle ilgili) olarak sınıflandırılırlar. Her ne kadar Güneş kuzeydeyken günler daha uzun, güneydeyken geceler daha uzunsa da bu sınıflandırmada burçlar gündüz ve gece olarak adlandırılmazlar. Bunlara kuzeye ait-güneye ait, ya da şimali-cenubi demek doğru olur.

 

Özetle, Türkiye’ye bu gündüz-gece burçları tanımı nereden geldiyse, muhtemelen o kaynakta bir tercüme hatası bulunmaktadır. Ya da çevirmen astroloji bilmediği için bu sınıflandırmayı böyle yazmış olabilir. Tabii bu arada, internette bunu paylaşan astrologlardan da uzak durun. Hiç sorgulamadan bunu böyle paylaştıklarına göre, onların astroloji bilgisi de biraz eksik olabilir, yani onlar astrolog olmayabilirler... Tabii bu kimin astrolog olduğu sorusunu içinde barındırıyor. Onu da bir başka zaman yazarız... -Barış İlhan

 

 

Astrolojinin en çok sorulan sorularından birisine John Frawley açıklık getirdi... 

 

Piyangoyu Tahmin Edebilmek

 

Arada sırada bir mektup gelir bana ve çok umutlu bir şekilde sorar: Astroloji kullanarak piyango sonuçlarını nasıl doğru tahmin edebiliriz? 

 

Kuşkunuz olmasın, sizlerle bu sırları memnuniyetle paylaşacak birçok kişi var etrafta, tabii ki cüzdanınızı epey hafifleterek... Buna rağmen, sorunun basit ve kesin cevabı şudur: Böyle bir şeyin yapılabilmesi mümkün değildir.

 

Teorik yönden bakarak düşünün. Objektif bir şekilde, mesela John Addey’nin at yarışı sonuçlarını tahmin metodları gibi bir yöntemle (bunu Sports Astrology’de anlatmıştım), yapılması da imkansızdır çünkü aralarında, bir hüküm vermeyi sağlayacak hicbir somut fark yoktur. Atlar başka bir mesele tabii, onların aralarında hız farkı var. Piyango toplarının en büyük ayrıntısı, aralarında hiçbir fark olmamasıdır. Üzerlerinde değişik sayılar olması, onları değişik yapmaz, aynen bir atın hızının üzerindeki sayıdan hiç etkilenmemesi gibi. Seçilmis olan topların bir şey “kazandığı” veya ötekilerden daha “iyi” olduğu söz konusu olamaz.

 

Horary (saat) astrolojiyle de yapılamaz bu iş. Zaten horary ihtiyatlı ve nadiren kullanılmalıdır, hatta her astroloji uygulamasına böyle bakılmalıdır. Eğer günde altı defa “Beni hala seviyor mu?” sorusunu sorarsanız, çıkan haritalar zaten geçerli olamaz.

 

Piyangoyu kazanmak icin, acaba 1 numarayı mı, yoksa 2 veya 3’ü mü seçsem diye sormak da işlemez çünkü bahsettiğiniz numaraların hepsi tamamen tesadüfen seçilmiştir. Bu soruyu düşünürken, “Ay, bence 2 sayısı cok sevimli, onu takip etmem lazım” diye bir şey geçmez aklınızdan. Her soruyu sorduğunuz an, değişik bir numarayı düşünüyor olabilirsiniz.

 

Harita ne derse desin, bu tip bir sorunun cevabı her zaman “Hayır” olacaktır. Cünkü, siz 1 veya 2 veya 3 numarasını seçerekten kazanamazsınız, o numaralardan biri kazanan biletin icinde olsa bile. Kazanmak için öteki numaralara da ihtiyacınız olacak. Ya kazanırsınız, ya da kazanmazsınız. Bir numaranın doğru çıkması sizi kazanmaya yaklaştıramaz ve hiçbir numarayı tahmin edememiş olmaktan da farkı yoktur.

 

Üzgünüz ama durum böyle. 

—John Frawley

 http://www.johnfrawley.com/#!predicting-the-lottery/cqrg

Türkçesi: Neylan Gürel

 

2016'nın Önemli Gökyüzü Hareketleri

KADERİMİZDE VAR MIYDI? -2016

2015 yılında en sık duyduğumuz cümlelerden birisi “90’lara geri mi dönüyoruz?” diğeri de “tüm bunlar kaderimizde var mıydı?” olabilir. Bu soruları her duyuşumda kendimce cevapladım: “Hayır geri dönmüyoruz” ve “Evet kaderimizde vardı”. Nasıl mı? Açıklayayım.

 

Hayır 90’lara dönmüyoruz, çünkü Türkiye tarihinde daha önce böyle bir dönemden geçmedik. Türkiye ilk defa Pluto-Pluto karşılığı yaşıyor. 1976-77’de buna benzer bir dönem vardı, ancak bu kadar şiddetli değildi. Şimdiki karşıtlık diğer gezegenlerin de eşlik etmesi ve dünyanın tamamında düzen değişikliğine işaret etmesi ile oldukça şiddetli geçiyor, yani bildiğimiz gibi değil...

 

Evet bu kaderimizde vardı, çünkü Türkiye’nin doğum haritasında Pluto 1. evde bulunuyor. Bu her şeyden önce halkı sürekli baskı altında, güç tarafından ezilen bir ülkeye işaret ediyor. Kuruluşundan beri halı altına süpürülen sorunların bir gün ortaya çıkarak bir krize neden olacağını gösteriyor. Bir dönüşümün kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. devam

  

 

Ay Düğümleri Balık-Başak Aksında

 

12 Kasım’da Ay düğümleri Balık-Başak burçlarının aksına geçtiler, 2017 Mayıs’ına kadar burada kalacaklar. Başak çıkış düğümünde, Balık ise iniş düğümünde bulunuyor. Yani artık Balık burcunun aşina özelliklerinin saplantısından kurtulup, Başak burcunun potansiyellerine doğru ilerleme zamanını yaşıyoruz. Bu göksel hareket hayalci, özlem dolu (Balık) bir duruştan, daha gerçekçi, soğukkanlı ve işlevsel (Başak) bir duruşa doğru ilerlemeyi simgeliyor.

 

Merhametli Hizmet

Balık burcundaki Güney Ay Düğümü gölge yönüyle hayatın gerçekleri, zorunlulukları ve zorlukları karşısında, bunlarla ilgilenecek, bunları çözecek bir kurtarıcı beklemeyi gösterir. Eğer böyle birisi yoksa kurban psikolojisine girilir. Kişi kendine acır, zorunluluklardan kaçar, uyuşur, iyi günlerin hayalini kurar, sorunları Tanrı’nın çözmesini bekler, karmaşa içinde yaşar. Korkular, endişeler içinde boğulur, Belirsizlikten korkar. Oysa Balık’ın sağlıklı özelliklerini geliştirdiğinde mevcut koşulları kabullenir, belirsizlikte ustaca yol alır. Kaosun düzenini sezer. İşte bu noktada Başak burcunun gerekliyle gereksizi, yararlıyla yararsızı ayrıştıran, detayları fark eden, tahlil eden, çözümleyen, aksaklıkları düzelten enerjisi devreye girer. Tüm bunları yapmak için sistemli, metodik çalışmak, yapılacakların listesini çıkartmak, rutin oluşturmak ve çalışmak gerekir. Verimlilik ve işlevsellik esastır. İdeallerin, vizyonların için günlük hayatta başkalarına yararlı olacak bir şeyler yapmaya girişilir.

 

Kuzey Ay Düğümü Başak’ta olduğunda Balık burcunun birlik duygusu, bütünü kucaklaması, merhametli olması, muhtaç durumdakilerle empati kurması, onlara yardım arzusu, kendini buna adayabilmesi gibi özellikleri Başak’ın maddi dünyada, günlük hayatta hizmet kapasitesi ile birleşerek işlevsellik kazanır. Kişi özlemleri, fantezileri ve uyuşukluğu bir kenara bırakarak vizyonu ve ideali için çalışır. Kabullenicilik ve akışla birlikte akmak, kişinin zihnini karmaşadan uzaklaştırır, netleşmesini sağlar. İçindeki bilgiye güvenir, hayata inanır, böylece Başak’ın endişe, telaşından kurtulur. Ruhunu doyuran, kimseyi ayırmadan kucaklayan bir duygu ile somut dünyada yararlı olur. Nasıl yararlı olabileceğini saptadıktan sonra, bu konuda ustalaşmak üzere çalışmaya başlar. Saptadığı aksaklıkları düzeltirken, kusur buluculuğu, eleştiriyi bir yana koyar, sorunların üzerine merhametle eğilir.

 

Türkiye ve Ay Düğümleri

Türkiye’nin doğum haritasında Ay Düğümleri Balık-Başak aksında olduğu için, 12 Kasım’dan itibaren yeni bir dönemin başladığını varsayabiliriz. Balık’taki Güney Ay Düğümü bundan bir yıl sonra Türkiye’nin Güney Ay Düğümü ile birleşerek bir sayfayı kapatacak. İlginç bir şekilde Balık’ın yöneticisi olan Neptün gezegeni son zamanlarda Türkiye’nin Güney Ay Düğümü ile kavuşum yapıyor, bu nokta üzerinde gidip geliyor. Bu hareketin ülkede birlik, beraberlik ve merhamet getirmesini umabilirdik, ancak görünen tablo daha ziyade karmaşa ve belirsizliğe işaret ediyor. Ve maalesef geçmişin kapısını kapanıp, geleceğin kapısı aralanırken, ilerideki manzara iyi görünmüyor. Bu geleceği düzeltmek için kolları sıvama (Başak) zamanı.... 

Barış İlhan

devamı http://www.barisilhan.com/#!hayaller-gercekler/c1mrs

SATÜRN TRANSİTLERİ  

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...

 

Kötü mü hissediyorsunuz? 

İşte yapMAMAnız gereken şeyler

 

Satürn Yay'da

 

Satürn esas gerçeğin, sınırların, yapılandırmanın ve zamanın temsilcisi olduğundan, bir burca girdiğinde dünya üzerindeki gerçekliğin ve koşulların yeni deneyimlere göre ayarlandığı, o burcun işaret ettiği koşulları öğrenmek üzere derslerin alınacağı yaklaşık iki - iki buçuk yıllık bir zaman dilimine işaret eder. Neyin zamanının geldiğini söyler. Satürn engelleyen, kısan, kristalize eden, daraltan ve büzen bir enerjiyi simgelediğinden, bulunduğu burç hangi konularda kısıtlanmaya eğilim olduğunu, hangi enerjinin engelleneceğini, hangi sürecin bloke olacağını gösterir. Bu burcun temsil ettikleri konusunda ilk etapta engellenme ve yetersizlik hissi görülür. Olumsuz uygulamaları çoğunluktadır. Bundan sonra, yetersizlik korkusuyla, o burcun özelliklerini abartılı, saplantılı gösterme çabası vardır. En sonunda, altı boş olan, görünürde eksiği kapatmak için yapılan her şey çöker ve bu burcun konularıyla ilgili esaslı, gerçeğe uygun bir yapılanma, gayretli ve dürüst bir çalışma sayesinde bu özellikler hayata geçirilir ve insanı daha yukarı taşıyan bir basamak daha başarıyla geçilmiş olur. Esas olan Satürn’ün içinde olduğu burcun en gerçek, dürüst ve doğal ifadesine ulaşmaktır... devamı

Satürn'ü Akrep'te olup da bir döngüyü bitirmiş olanlar ve

Satürn'ü Yay'da olup da bir döngüyü bitirmeye başlayanlar için...

SATÜRN  DEVİNİMİ

 

 

Güneş Sistemindeki En Zorlu Hava Koşulları

 

Yeryüzündeki hava şartları tabii ki diğer tüm gezegenlerde olduğundan çok daha iyi. Bazen şemsiye taşımak zorunda kalıyorsunuz ama en azından gökten her an gelebilecek sülfürik asit yağmuru için endişelenmek zorunda değilsiniz... devamı 

 

Zorlu bir Yay yolculuğu bizi bekliyor. Satürn Yay’da ilerlerken bu burcun anlamını iyice kavramak yararlı olur.

 

Bir yazıdan alttaki bölümleri aldık. Yay burcunun temsil ettiği uzun yolculukların, inancın, farklı kültürleri deneyimlemenin nasıl bilgeliğe ulaşma yolu olduğunu kısaca ve güzel açıkladığını düşünüyoruz. 
Aynı zamanda burada Yay yolculuğunun çile, çaba, sınav ve olgunlaşmayla (Satürn) nasıl harmanlandığını da görebiliriz.

 

‘’Hacı Yolculuğu Bir Sınavdı

Eski zamanlarda bir mümin için çile çekme, olgunlaşma, bilgeleşme anlamına gelen Hac, kazandığı o olgunlaştıran yolculuk anlamını yavaş yavaş yitirirken, kutsal yerleri görmek gibi turistik bir faaliyete indirgenmek isteniyor. Oysa ulaşım ve konaklama imkanlarının böylesi gelişmediği ve sınıflar arasındaki uçurumların bu kadar net olmadığı zamanlarda, Anadolu’dan, Hindistan’dan ya da Afrika’dan yola çıkan bir Müslüman için, tüm dünyasını değiştiren, onu türlü belalarla sınayan bir yolculuktu hac.

 

Bir hacı adayı çıktığı aylar sürecek bu yolculukta, parası yoksa her köyde ve kasabada bir tanrı misafiri olarak konaklar, yeni coğrafyaların yeni insanlarıyla tanışırdı. Issız bir bozkırdan geçerken gördüğü tek köye sığınmaktan başka çaresi olmazdı. Yolunun üzerinde farklı inançlardan, farklı üretim biçimlerine sahip onlarca topluluğa rastlar, onların hayat felsefelerinden, dillerinden kendine bir şeyler katardı.

Hac yolu insanın alışkanlıklarını değiştirir, statükolarını yıkardı. Hacı adayı aynı şeyleri yiyemez, alıştığı yatağında yatamaz, rahat rahat kendi dilini konuşamazdı.

 

Hacı adayları zengin olsalar bile, lüks tahtırevanların bulunduğu kervanlara soyguncuların saldırmayacağının bir garantisi yoktu. Çölün ortasında yolunu kaybetmiş kervanların sıcaktan ya da susuzluktan telef olmasına çok sık rastlanırdı. Gezginleri aldatmayı ve soymayı iş edinmiş kurnazlara ve haydutlara denk gelen hacılar başta kandırılırlarsa da sonra kolay lokma olmamayı öğrenirlerdi.

Nihayetinde kutsal saydıkları o mekana geldiklerinde, hacılar zaten değişmiş ve dönüşmüş bir insanın gözüyle bakardı artık kendi inancına. Uğruna acılar ve zorluklar çekilen her şey gibi, unutulmaz bir deneyim olurdu bu mükafat.

 

Hacı Olmanın Saygınlığı

Eğer bir tüccar ya da gezgin değilse, eski toplumun insanı orta yaşlarına gelinceye kadar kendi köyünün dışına nadiren çıkardı. Bu yüzden de küçük bir dünyaya, dogmatik düşüncelere sahip feodal toplum insanı için tüm yaşamını değiştiren, dünyasını genişleten bir yolculuktu hac. İnsana kurulu düzenin alternatifleri olduğunu öğretir, onu daha bilge, daha tahammüllü, daha cesur kılardı. Bu bakımdan parayla alınıp satılamayan bir şeydi.

 

Hacı olmayı saygıdeğer kılan da buydu. Kişiyi sözü dinlenir hale getirmesinin nedeni, hacının sadece Mekke ve Medine’yi görmüş olması değil, oraya varıncaya kadar geçtiği yollarda edindiği deneyimler, tanıdığı insanlardı.

 

Yazılı kaynağın çok sınırlı olduğu bir kültürde, hacılar en çok şey görmüş insanlar oldukları için statü edinirlerdi. Pahalı mağazalardan alınmış giysiler içinde, “first-class” uçak koltuklarıyla başlayan ve Zemzem Tower’ın klimalı açık büfesinde devam eden yolculuklardan değildi onların yaşadıkları....’’

Eren Buğlalılar’ın (gezite.org) HAC: BİR İBADETİN DÖNÜŞÜMÜ yazısından alınmıştır.

Astroloji Dergisi/Ayşem Aksoy

ÖNEMLİ:
Eğer Solar Fire 9'a sahipseniz, bu ücretsiz güncellemeyi aşağıdaki linkten indirin lütfen. Sayfa açılınca "Solar Fire 9.0 Update to 9.0.23" yazan yere tıklayın.
http://alabe.com/downloads/default.asp#SF9Update  
Bu güncellemede Brezilya, Rusya ve Türkiye'nin yaz saatlerinin düzeltilmiş hali mevcut.

JÜPİTER TRANSİTLERİ

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...

 

Herkes seçimler sonucunda birçok şey değişecekmiş gibi davranıyor ama bence öyle değil. Çünkü biz her koşulda biçim değiştirmek, eski yaklaşımlarımızın çoğunu bırakıp atmak, barışı ve adaleti sağlamakla yükümlü olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

 

Bunu başaracak mıyız peki?
Bu tür şeylerin sonu belli olmaz. Yine, iktidara kim gelirse gelsin, böyle bir sorunun ortasındayız. Şimdi, seçimin sonuçlarına kısa vadede biz önem atfedebiliriz ama uzun vadede çok zorlu bir süreç bekliyor bizi.

 

Ne açıdan zorlanacağız?
Bir insanın en ufak bir alışkanlığını değiştirmesinin ne kadar zor olduğunu düşünürsek, bir ülkede yaşayan 70 milyonluk bir nüfusta değişmenin ne kadar zor olacağını tahmin edersiniz.

 

Yani dengeler mi değişecek?
Ülkede bir sürü insan öbürlerine karşı düşman kesildiyse…

 

Ki kesildi.
Evet, ulusalcılar dincilere, öbürleri Kürtlere, birileri Alevilere düşman gibi feci bir bölünük durumdayız. Kaotik bir ortamdayız, bu da her an her şey olabilir demektir. Pluto’nun döngüsünün yarısını, yani dönüşümü deneyimlediğimiz bir süreç bu ve daha birkaç yıl devam edecek.

 

Tapelere filan da devam yani?
Tapeler, Kürtlerle olan barış süreci, Aleviler, bu ülkede yaşayan halkların kendi kültürlerini muhafaza etme hakları, azınlıklarla ilgili eskiden beri kangren olmuş bütün sorunların çözülmesi, kadın cinayetlerinin, tacizlerinin, çocuklara şiddetin çözümlenmesi, düşünce ve ifade özgürlükleri, yolsuzlukların islahı gibi birçok kalem iş var bunun içinde.

 

Bunlar çözülüyor mu bu süreç bittiğinde?
Bu süreçten temiz çıkabilmek için, Pluto’yu arıtma tesisi olarak düşünelim. Kanalizasyon suyunu içme suyuna çevirirsek refaha çıkarız.

Çeviremezsek?
O zaman çamura bulanırız. Pluto’nun çamuru şiddet, suçlar, taciz, manipülasyon, işkence, savaş demektir.

 

Gerçek huzur ne zaman gelecek? 
Hiçbir zaman gelmeyebilir. Barış ve huzur kendi kendine gelmez. Bunun için yapılması gereken çok şey var. Ancak o çabaların sonunda buna kavuşmak mümkün olur.

-30 Mart 2014'ten bir şöyleşi

Şöyleşinin tamamı: http://www.hurriyet.com.tr/pazar/26111698.asp 

 

FOKAL GEZEGENLER

 

KİTAPÇINIZDAN ISRARLA İSTEYİN !!!

 

   

 

Zaman zaman, gökyüzü olaylarının, şimdi de önümüzdeki Güneş Tutulmasının burçlara etkisini yazmamızı isteyen arkadaşlara:

 

Gökyüzünde bir tane zodyak ve o zodyakta da 12 tane burç vardır. Bir burç bir insan değildir. Gökyüzünün mevsimlere göre 12'ye bölünmüş dilimlerinden birisidir. Sizin ben ... burcuyum dediğinizde kastettiğiniz şey Güneş'iniz gökyüzünün o bölümündeyken doğduğunuzu söyler. Yani sadece Güneş'ten söz eder. Bu ifade bir insanı tanımlamak için yetersizdir, çünkü bir insan sadece Güneş'ten ibaret değildir. Güneş'in dışında 9 adet gezegen vardır, ayrıca 4 köşe noktası, Ay Düğümleri ve daha birçok nokta vardır. Bir insanın doğum haritası tüm bunların birleşiminden oluşur. Bir Güneş Tutulmasının bir insanın hayatında bir şeylere işaret edip etmediği o doğum haritasına bakarak incelenir. Onun dışında ne söylense beyhudedir. Güneş Tutulmasının olduğu yerde sizin hiçbir gezegeniniz ya da noktanız olmayabilir. Dolayısıyla bu Güneş Tutulması sizi hiç ilgilendirmeyebilir. Veya orada Güneş'ten başka bir gezegeniniz olabilir, sizi çok ilgilendirebilir. Bunu ancak kişinin doğum haritasına bakarak söyleyebiliriz. Bu nedenle biz hiçbir zaman gökyüzününde gerçekleşen herhangi bir olayın şu burçlara ya da yükselen burçlara etkisi gibi bir yazı yazmayız.

 

Ancak bu, Güneş burçlarını yazan diğer astrologları eleştirdiğimiz anlamına gelmez. Örneğin dünyada bunu en iyi yaptıklarını düşündüğümüz astrologlar Michael Lutin ve Ed Tamplin'dir. Gerçekten bu işi hakkıyla yapan astrologlar bütün bilgi birikimlerini bu yazılara yansıtırlar. Türkiye'de ise durum farklıdır. Bu tür yorumlar çoğunlukla astroloji bilgisi yetersiz kişiler tarafından yazılmakta ve astrolojik sembolizm bu yazılarda çarpıtılmaktadır. Dolayısıyla her önünüze gelen yazıyı okuyup, bunların etkisi altında kalmamanızı öneririz.

 

Şimdiki güneş tutulması ile ilgili söylenebilecek en kesin şey 10 Mart-30 Mart arasında doğanların, bir de (ikinci derecede) 10-30 Eylül arasında doğanların etkileneceğidir. Bu tarihleri biraz uzatmak da mümkündür. Nasıl etkilenecekleri ve diğer konular için haritaya bakmak gerekir.

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

  

  Kepler Kolej hazırlamış. Gözde Kara Türkçe'ye çevirdi, 

Didem Can Türkçe altyazıların videoya montajını gerçekleştirdi ve


ASTROLOJİ NEDİR?


http://www.youtube.com/watch?v=POn5iY9g0Kk&feature=youtu.be

     

Astrolojiyi Ciddiye Alan 5 Ülke

Eski astrolojik uygulamaların büyük ölçüde etkili olduğu ortaya çıktı.

 

Astrolojinin en büyük hayran ve takipçilerinin, sadece modern dünyanın özgür ruhlu ve sıra dışı insanlarıyla sınırlı olduğunu düşünenler, bir daha düşünün! Eski astrolojik uygulamalar, birçok kültür için hala geçerli ve sağlam bir dayanak noktası. Farklı kültürlerdeki birçok insan, zodyakı insanları kiralamaktan tutun da başkan seçimlerini tahmin etmek için bile kullanıyor. Şimdi, insanların mutlaka horoskoplarını bildikleri ülkeleri tanıyalım.

Hindistan
Kalkütalı yazar Bharati Mukhurjee, New York Times’ta şöyle diyor. “Doğum sertifikam olmayabilir ama bir horoskopum var.” Hiç şüphesiz, Hindistan, astrolojinin en popüler olduğu ülke. Hindistan’ın, Vedik astrolojisi diye bilenen, kendine ait bir sistemi var. Bu sistem, yıllardır evlilikleri ayarlamak ve çocuk sahibi olma zamanlarını tahmin etmek için kullanıldı. Bunun yanı sıra, insanlar, bu astrolojik sistemi, bir işe başlamak için uygun zamanı belirlemek ve uluslar arası politik olaylarla ilgi ön görüde bulunmak için bile kullanıyorlar.

Çin
Astrolojinin en ciddi hayranları belki de Çin’de yaşıyor. En azından, iş ararken, “yanlış” bir burçta iseniz, bunu hissetmeniz daha da olası. Gerçekten de Çin’de, çoğu iş ilanında, belli bir Güneş burcunda olan insanları başvurmaktan caydıran ibareler görebilirsiniz. The New York Republic tarafından yapılan son araştırmalara göre, bazı Çinli işverenler, aşırı titiz ve telaşlı doğalarından dolayı, Başakları işe almayı reddediyorlar. Bazı yerlerde ise, Akrepler ve Yengeçler kabul edilmiyor. 

Sri Lanka
Sri Lanka’da, BBC tarafından yapılan bir araştırmaya göre, birçok insan, günlük gazetelerden daha çok astroloji dergilerine abone oluyor. Astrologların tavsiyeleri, otoriteler tarafından da çok ciddiye alınıyor. Örneğin, 2009’da , o dönem Başkanının iktidardan düşeceğini tahmin etme cüreti gösterdiği için bir astrolog tutuklanmıştı.

Nepal
Astroloji Nepal’de büyük bir iş alanı. 2008’den beri, astrolog Basudev Shastri’nin, ona ulusal bir şöhret statüsü kazandıran, bir televizyon programı var. Aynı zamanda, astrologların yüzde 99’unun erkek olduğunun düşünüldüğü ülkede kadın astrologlar da, en sonunda büyük atılımlar yapmaya başlamışlar. 

Büyük Britanya
Astroloji, İngiltere parlamentosunda da yerini almış durumda. Parlamento üyesi David Tredinnick, sağlık sektörünü geliştirmek için, astrolojinin ve alternatif tıbbın kabullenilmesi gerektiği görüşünü destekliyor. Tredinnick, astrolojiyle yapılan kendini bulma - keşif deneyiminin, zihin sağlığı için yararlı olduğuna inanıyor ve bu keşfin insanların yaşamlarını kolaylaştıracağını da ekliyor. 

Çeviri: Gözde Kara
http://mysign.com/lifestyle/11365-astrology-traditions/#.VGIrNZwNg1g.facebook

     

SABİT YILDIZLAR

 

Türkiye'de astroloji tarihi henüz emekleme döneminde. Astroloji eğitimi gerçek anlamda 1990'ların sonunda başladı. 2000'li yıllarda ders almaya başlayan arkadaşlar hemen klasik astroloji öğrenebildiler. Oysa 1990'ların başlarında klasik astroloji diye bir şey hemen hemen hiç yoktu. Peki, bu 10 yıllık süre içinde ne oldu da, sahneye birden bire klasik astroloji çıktı? Bunun öyküsünü ilk ağızdan dinlemekte yarar var.

Modern Astrolojide Geleneksel Uyanış

 

Antik Dünyada Alametler

 

Güneş Üzerine Yapılan Yeni Araştırmalar

Astrolojiyi Destekliyor !

Astrolojiye şüpheyle bakan bilim insanlarının dayandığı görüşler şimdilerde geçerliliğini yitiriyor gibi…

 

Barış İlhan'ın Hürriyet'le Söyleşisi

 

HAFTALIK BİLGİ KÖŞESİ

12. Evdeki Gezegenler:

 

GÜNEŞ olumlu yönüyle içsel sıcaklığın ve canlılığın, içsel kaynaklarından emin olmanın ve kendini yeniden canlandırabilmenin

işaretidir.

 

Olumsuz yönüyle, dıştan kendini geri planda tutuyor gibi görünebilir, ama içte hatırı sayılır egotizm, böbürlenme, narsisizm olabilir.

 

Sonuçta özsaygıyı ve haysiyeti tehdit eden dış güçlere karşı egoyu korumaya çalışmak söz konusudur.

 

 

BURÇLAR

 

 

 

 

NCGR TÜRKİYE

www.ncgr-turkey.com

NCGR ve sertifika konusunda
her türlü bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.Ayrıca psikolojik astroloji dışında astrolojik bilgi ve makaleleri okuyabilirsiniz

 

SOLAR FIRE

TÜRKİYE'DE

 

BUGÜNKÜ AY

© 2014, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.