Astrolojİ  Dergİsİ

       

          

ANASAYFA

 

- Giriş-Gezegenler
-
Burçlar
-
Yükselen Burçlar
-
Ay Burçları
-
Evler
- Açılar

 

- Makaleler 
- Astroloji Tarihi
- Mitolojik Astroloji
- Astroloji ve Sağlık
- Gezegen Döngüleri
-
Astronomi

 

Tablolar

 

- Astrolojik Takvim

 - Ay Boşlukta

 

 - Burç Değişimi
 - Enlem ve Boylam
 - Yaz Saati
 - Ay Fazları
 - Gökgünlüğü
 - Sembol Anahtarı  

 

- Astrodoku

- Öyküler,Öğütler
- Rüyalar - Semboller
- Karikatürler
- Çin Burçları
- Doğum Günü Renkleri

 

- 4 Element Testi

 

- Astroloji Siteleri
- Kitaplık
- Barış İlhan Yayınevi

 

- Haberler
- Araştırma
  

   Seminer-Eğitim

 

Foto Galeri

 

Okuyucu Mektupları

 

 

BARIŞ İLHAN

kişisel sitesi

 

NCGR-TURKEY

TAROT DERGİSİ

 

Astroloji Dergisi

sitemiz kesintisiz

17 yıldır yayında.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Neptün, Mars-Saturn Kavuşumuna Kare Açı Yapıyor, 24-26 Ağustos

 

Olumlu anlamda, kabulleniciliği geliştirerek kendi planını dayatmadan, adım adım, dikkatle hareket etmek, muhtaç olan kişiler için kararlı bir şekilde mücadele etmek. Birlik için engelleri aşarak ilerlemek ve engeller karşısında yılmamak. İnşa etmeye çalıştığın şeyin dağılmasını kabullenerek yeni bir hedefe odaklanmak.

Olumsuz anlamda, gereksiz özverilerle kendine engeller yaratmak, zamanlama hataları, kabullenilmesi gereken durumlarda kendi planını dayatmak. Yapılandırmaya çalıştığın bir şeyin çözülüp dağılması, özlemler ve illüzyonlar nedeniyle yanlış hareket tarzında ısrar etmek, kendi için uygun olabilecek bir şeyi reddetmek, kendini kapatmak, zorunlu inziva, izolasyon. Hayallerin acı gerçeklerle sekteye uğraması.

 

Ebertin "Transits" kitabında Mars-Saturn-Neptün arası açılar için şunları belirtmiş:

 

Mars-Satürn; (+) irade gücü, kuvvetli çaba sonucu başarı, yorulmaksızın sıkıntıyla başa çıkmak, metanet, sabır, azim, sonuna kadar direnmek, (-) büyük problemlerden kaynaklanan öfke ve hoşnutsuzluk, düşmanlıklar, katılık, şiddet, boyuneğmezlik, yaralanma, kaza, aksilik tehlikesi. Ayrılık, yas, hastalık, yabancılaşma eğilimi. 


Mars-Neptün; (+) sezgisel enerji, bir şeyi onun için bir şey yapmadan istemek, enerjinin yanlış kullanımı, huysuzluk, aksilik, hayalkırıklıkları, gizli düşmanlıklar, birinin arkasından iş çevirmek, zarar görmek, ilaçlardan ve patlayıcılardan zarar görmek. 

 

Satürn-Neptün; (+) zor sorunlarla ilgilenmek, kabullenicilik, ruhsallık, ruhsal deneyimler, bilinmeyene ilgi, uzak yolculuk, (-) zihinsel ve ruhsal kısıtlamalar, insanı güçten düşüren koşullar, nedeninin saptanması zor olan hastalık ve nevrozlar, toplumda, işte veya ailede sorunlar, aldanma, tehlike ya da enfeksiyon (zehirlenme), üzüntü, kayıp.

 

BAŞAK’TA REGULUS–GÜNEŞ KAVUŞUMU

Kuzey’in Gözcüsü, Aslan’ın Kalbi, Küçük Kral olarak bilinen Kraliyet Yıldızı Regulus Aslan’daki 2160 yıllık yolculuğundan sonra 28 Kasım 2011’de Başak burcuna giriş yapmıştı. Birçok kültür bu Jüpiter ve Mars doğasındaki yıldıza büyük önem atfetti ve onu kraliyetle, güçle, zenginlikle, asaletle, cesaretle ve askeri onurla ilişkilendirdi. Regulus ayrıca şiddet, yıkıcılık, başarısızlık, hapse düşme ve korkunç ölümlerle sonuçlanan kısa süreli askeri başarılar, zafer, yüksek ve yüce idealler, manevi güç, asil bir ruh ve liberallik ile ilişkilendirilmekle birlikte, kişiyi cömert, hırslı, güç odaklı, yönetmek isteyen, canlı ve bağımsız birisi yapar.(*Robson,p.195.) Regulus’un Aslan’daki yolculuğunda otorite, liderlik ya da diktatörlük ve güç temalarını deneyimledik. Aslan’ın ve yöneticisi Güneş’in, bencillik, gurur, kibir, gösteriş, hükmetmeye çalışma, kendi ışığından gözleri kamaşmış bir halde başkalarını görememe gibi gölgeleri de bu yolculuğa eşlik etti. İlk olarak Regulus’un eril bir burç olan Aslan’dan, dişil bir burç olan Başak’a geçmesiyle,  güce, egoya, otoriteye ve akla odaklı eril enerji, yerini elinde buğday başağı tutan bir bakire ile resmedilen dişil bir enerjiye bıraktı. Bir toprak burcu olarak verimliliği, üretimi, doğanın hasat zamanını simgeleyen Başak burcu, maddesel dünyayla, çalışmayla, hizmetle, kişinin kendisinden başkalarına da faydalı olmasıyla alakalı bir burçtur. Aslan’daki ego merkezli, sadece kendisine hizmet eden yaklaşımın tersine, burada tevazu ile başkalarına hizmet etmek ve “ortak” yarar sağlamaya çalışmak vardır. 0 derece Başak’taki Regulus ve Güneş kavuşumu, egoyu bir tarafa bırakarak bulunduğumuz ortamda herkesin işine yarar bir düzen oluşturmak, hem kendi sağlığımızı hem de etrafımızdaki dünyanın sağlığını da düşünerek “kendi sistemimizdeki” yararlıyı ve yararsızı ayrıştırmak, aşırı gururlu ve kibirli yaklaşımlardan dolayı gerçekçi ve işe yarar adımlar atamadığımız durumları tespit etmek gibi temaları gündeme getiriyor. Daha büyük bir perspektifte dişil prensiple bağlantılı olarak,  “Toprak Ana”nın, yeryüzünün kaynaklarının iyileştirilmesi, onların bütünün yararına çalışacak şekilde etkin hale getirilmesi söz konusu. Michael Lutin’in deyişiyle, Regulus’un Başak’a geçmesiyle yeni bir dönem başladı ve bu yeni döneme de “Sıradan Kadının Çağı” adını veriyor ve kadınların yavaş yavaş kontrolü ellerine aldıklarını söylüyor. Örnekler, yönetici pozisyonunda olmaları bakımından Almanya’da Angela Merkel, İngiltere’de Teresa May ve ABD’nin muhtemel bir sonraki başkanı Hillary Clinton... Ayrıca Başak’taki Regulus bize yüz yıllardır ikinci sınıf insan muamelesi gören kadınların ve “dişil prensibin” belki biraz daha iş başında olabileceğini ve güçleneceğini haber veriyor olabilir. Ayrıca yine köle gibi çalışıp haklarını alamayan hizmet sektörü çalışanları, işçi sınıfı, bunlara bağlı olarak sendikalar, localar ve sağlık çalışanları da daha fazla güce, organize olmaya ve cesarete ihtiyaçları olan bir dönemdeler. Regulus-Güneş kavuşumu güce, otoriteye, arkadaşları üzerinde büyük etkiye sahip birisine, onura ve zenginliğe işaret ederken, şiddete, soruna, gözden düşmeye, çöküşe, hastalığa ve kısa süreli menfaatlere işaret ediyor. (*Robson,p.196) Mars ve Jüpiter doğasının, Başak’ta da olsa hala bu yıldızla özdeşleştiğini düşünürsek, yıldızın sembolize ettiği başarı, onur, asalet, zenginlik, cesaret ve yöneticilik gibi kavramları da “Başaksı” bir süzgeçten geçirmek gerekiyor. Bu da sürekli bir kendini düzeltme ve analiz sürecine işaret ediyor. Başkalarının çıkarlarını da göz ettiğimizden emin miyiz? Belki yaptığımız işte hala “çırak” olduğumuzu ve “ustalığa” doğru hala yol aldığımızın idrakinde değilizdir. Belki de bir asilzade edasıyla yukarıdan baktığımız dünyaya, “gerçek dünyaya” ve yukarıdan baktığımız insanların arasına inme zamanımız gelmiştir… Belki de emeğimizin “gözcüsü” olma ve yaptığımız en ufak işin bile “hakkını” vererek gerçek yaşamımızın efendisi olma zamanımız gelmiştir. Bernadette Brady, Regulus’u “düşüş” olarak nitelendiriyor. Aşırı gururdan, bencillikten, kibirden ya da intikam duygusundan dolayı gerçekleşen bir düşüş… Ne kadar yükseğe çıkarsak, o kadar acı ve sert bir şekilde deneyimleyeceğimiz bir düşüş… Kendimize gerçekçi bir pencereden bakma ve kendimizi hatalarımızla olduğumuz gibi kabul etme ve sevme yoluyla Regulus’la ilişkilendirilen manevi güç mümkün olabilir. Son olarak, Başaksı bir şekilde herşeyi ve herkesi düzeltme peşinde, hizmet etmek ve işe yarar olmak adına bir “köle” durumuna düşme tehlikesi olduğunu da unutmamak gerekir. Burada bahsedilen, kişisel gücümüzü, bağımsızlığımızı ve sağlıklı ayrıştırma duygumuzu kaybederek, kendimizi “feda” etmek değildir. Bu kavuşum Regulus’un temsil ettiği bağımsızlık, cesaret ve irade gibi temaları da beraberinde getiriyor. Sadece işimizin başında, hayatımızın gerçek düzeninde, alçak gönüllülükle vermeye gönüllü, sıradan bir insan olma “cesareti” ve “gücü” göstermemiz gerekiyor.

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

Kaynaklar:  The Fixed Star & Constellations in Astrology by Vivian Robson

                  The Fixed Stars and Their Interpretation by Ebertin-Hoffmann

                  http://darkstarastrology.com/regulus/

 

Güneş Başak Burcunda

 

Kırmızının en parlak haline bürünmüş domateslerin karşısında durmuş, yumuşak olanları yemekte, daha sert olanları salatada kullanmak üzere kasanın içinden ayıklayıp  kategorize ederken bir yandan astrolog arkadaşım Gözde Kara ile telefonda konuşuyorum. Derdim ‘Güneş Başak’ yazısını yazmak ve ne yazacağıma dair o kadar çok detay var ki zihnimin kayıtları içinde, resmen kaybolmuş durumdayım. Amacım Gözde’den fikir alarak bir yön bulmak. Yol açmak için bana, spor salonlarında ne kadar çok Güneş Başak burcu insan olduğundan bahsediyor. Onların ayna karşısında kusursuz bir vücuda sahip olmak isteği ile birçok yöntem denediklerinden, bu durumun onların değişken doğalarına ne kadar uygun olduğundan ve yaptıkları bu uygulamalarla somut bir sonuç aldıklarından bahsediyordu. Hakikaten son derece güzel bir vücuda sahip olmasına rağmen yok bacağına yok koluna kusur bulan, hatta kusur bulmakta çıtayı öylesine yükselten, vücudunun herhangi bir yerindeki milimetrik farkları düzeltmeye çalışan Başak burcu arkadaşlarım var. Beri yandan bu gölge yanın olumlu yansıması ise, sağlıklı bir bedene sahip olmakla beraber, bedenlerinin üzerine Başak zanaatkârlığı ile ince işçilik yaparak onu mükemmelleştirme çabası içerisinde olmalarıdır. Aslında bu durum hayatın akışı içerisinde hepimizin karşısına çıkan bir durum, mesela bir ev alırken bile sağlamlığının yanında, ev size kendini ince işçiliğiyle aldırmaz mı?  

 

Tüm bunlar Güneş Başak burcunu anlatmak ve anlamak için tam olarak ikna edici değildir. Bir insan özünde, yaşam kaynağında nasıl bir işçilik uygulayarak onu mükemmelleştirme yolunda ustalaşabilir? Aramamız gereken cevap, bu soruya aittir. Gözde ile konuşmanın ardından telefon trafiğime bir astrolog daha eklenmişti, şimdi de arkadaşım Gülşen Altay ile konuşuyordum. Gülşen ‘Tolgay, Başak burcuna giren güneş nasıl parlar? Bence bundan bahsetmelisin.’ diyordu. Hakikaten kendi yönettiği Aslan burcundan egosu tavan yapmış bir şekilde ayrılarak Başak burcuna girmek, Güneş için pek de konforlu olmayacaktı. Hele ki kalabalık ‘Başak Burcu Partisi’ne bir assolist edasıyla giren Güneş’in, çok geçmeden evin Star’ı ve sahibi Merkür’ün eleştirilerinin bombardımanına maruz kalması kaçınılmazdı.

 

Gülşen ile konuşmamızı ve Güneş’in pozisyonunu düşünürken birkaç gün önce okuduğum Şems-i Tebriz’inin şu ‘’Adam, adamsa oturduğu her yer köşe olur ona. Adam, adam değilse köşe bile eşik olur ona.’’ sözü aklıma geldi. Öte yandan Başak burcunun, kişisel gelişimin son halkası olduğunu da Barış İlhan Hoca’nın ’Astroloji Dersleri’ kitabından öğrenmiştik. Bu iki koşula bağlı olarak, Güneş’in Başak burcunda oturduğu yerin ona köşe olması için, kişisel gelişim sürecinde Başak burcundan önceki beş burçtan taşıdığı gölge yanları keşfetmesi gerekir. Bu gölgelerden dolayı kendini yargılamadan, kınamadan nasıl düzelteceğini öğrenmelidir. Öğrendiği yöntemi uygularken, ince ayarlara dikkat edip kendisini kusursuzlaştırdığı sürece oturduğu yerden memnun olacaktır. Aslında Başak burcunun, yararlı olanı desteklemesi gibi bir durumu vardır. Kullanılan, işlev gören, hizmet eden kıymetlidir. Bakacak olursak Darwin’in evrim teoreminin dayanağı bu değil midir? Doğal seçim yasaları gölge yanlarımıza uygulanırsa eğer, bize zarar veren ya da hizmet etmeyen özelliklerimizin otomatik olarak ortadan kalkacağı ve sonraki davranışlarımıza yansımayacağı ortadadır. Böylece Güneş’in egodan yana problemlerini görebilmesi önemlidir ve bu problemleri görmesini sağlayacak özellik, Başak burcunda vardır. Çünkü Başak, sadece içi boş bir ‘mükemmel olmak’la sınırlı değildir, öncelikle ‘mütevazı’ bir burçtur. Bu mütevazılık sayesinde kendindeki hataları kolayca görür. Ayırt edici, düzelten, analitik ve hizmete yönelik verimli yapısıyla maddesel dünyada uygulamalar ve somut yararlar doğuracak gelişimler ister. Kendini düzeltip kusursuzlaştırdıkça kendinden memnun olur.

 

Bu noktada şunu hatırlamakta fayda var; geleceğe bırakacağımız miras sadece karakterimizdir. Bu mirası topluma sunmadan önce, son durağında, Başak burcunda, Güneş’in karşılaşacağı gölgelere bakmalıyız. Gölge: Hasta ağaçla beraber ormanı yok etmek, bir hata nedeniyle bütünü kötülemek, hatalara karşı aşırı hassas olmak, kendini hiç beğenmemek, genellikle kendisinde düzeltilecek yönleri olan ve bunları görüp düzeltmeye niyeti olmayan insanları çekmek, bunları düzeltmeyi neyin ne zaman yapılması gerektiğini öğretmeye çalışmak, kendi düzenini dayatmak, çıraklık etmeden ustalaşmak, her şeyi yararlı-yararsız oluşuna göre ayırmak, bu nedenle hayatın güzelliklerinden, ilham ve duyarlılıktan uzaklaşmak ya da dünyayla sadece yarar gözeterek ilişki kurmak, Balık burcu gölgesiyle işleri sürekli ertelemek, hep yapacak işleri olan, ama bunları sistemli şekilde yapmayıp, karmaşa içinde dolanan kişiler haline dönmek, kendi sistemini hayata dayatmaktır. Bu küskün öğretmen rolünü benimsemiş Başak burcunun geçirdiği yorucu ve yıpratıcı süreçte, kuruntularından ve endişelerinden kurtularak hayatın keyifli anlarını yakalayabileceğini unutmamak gerekir. Böylelikle Güneş, Başak burcunda parlamayı öğrenecektir.

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz  

 

 

Merkür-Jüpiter Kavuşumu, 22 Ağustos 2016

 

Bir adam bilir ve bildiğini de bilir, bu âlimdir, ona uyun.

Bir adam bilir, bildiğini bilmez, o uykudadır, onu uyandırın.

Bir adam da bilmez, bilmediğini bilir, bu yol gösterici arayandır, öğrencidir, ona öğretin.

Bir adam bilmez, bilmediğini de bilmez, işte bu câhildir, ondan uzak durun." ~ İmâm Halîl Bin Ahmed (r.a.)

Bilginin, zekanın, iletişimin, ulaşımın gezegeni Merkür genişlemenin, inancın, hoşgörünün, anlamın gezegeni Jüpiter’le kavuşum yapıyor. Jüpiter neye dokunuyorsa, onu genişletmeye çalışır. Merkür’e dokunduğunda zihni genişletir, yeni düşüncelere açar. Bu zamanda bir duruma geniş açıdan bakabilir ve arkasındaki anlam ve amacı kavramaya çalışabiliriz.

 

Olumlu anlamda, her türlü görüş ve fikre karşı açık olmak, doğruluk, açık sözlülük, etik düşünmek, farklı kültürler, dinler, inançlar konusunda sağlıklı merak geliştirmek, dili, iletişim ağını zenginleştirmek, okumak, yazmak ve uzmanlaşmak üzere eğitim fırsatları söz konusudur.

Zihninin duyduğu her şeyi özümseyip buradan bir anlam çıkarmak, anlam ve bilgiyi birbiriyle uyum içinde birleştirebilmek mümkündür.

 

Olumsuz anlamda, iletişimde, ulaşımda dikkatsizlik, detayları gözden kaçırmak nedeniyle problemlerin büyümesi, çok ve boş konuşmak, bugünün işini yarına bırakmak, bildiğini düşünmek, abartmak, aşırı özgüvenli olup aptalca hatalar yapmak, patavatsızlık, olduğundan daha bilgili görünmek, fırsatçı düşünmek, bilgi toplamadan, düşünmeden yargılamak, kibir, fanatizm görülür.

Astroloji Dergisi/Beyhan Akay

KOVA'da AY TUTULMASI -18 Ağustos 2016

 

“Özgürlük yolunuza çıktığını düşündüğünüz şeyi alt etmek değildir; özgürlük, yolunuza çıkan şeyin, aslında yolun bir parçası olduğunu idrak etmektir.”  Guy Finley

18 Ağustos 2016’da Türkiye saatiyle 11:27’de Kova burcunda bir Ay tutulması gerçekleşiyor. Ay tutulmaları Dolunay’da, Ay–Güneş karşıtlığında gerçekleşir; karşıtlık açısı çatışma, iki zıt kutupta olan enerjileri dengeleme, karşımızdakine ayna tutma, yansıtma ve dolayısıyla farkındalık kazanma açısıdır. Bu farkındalıksa kişiye objektiflik ve tarafsızlık kazandırır. 25 derece 51 dakika Kova’daki bu tutulmanın konularından biri de hiç şüphesiz Kova’ya özgü bir tarafsızlık kazanma, karşımızdakini eşitimiz, arkadaşımız olarak görme ve onu insancıl bir bakış açısıyla değerlendirmektir. Kendimiz için istediğimiz bireyliğimizi ve farklılığımızı ifade etme özgürlüğünü başkaları için de istemektir. Aslan-Kova aksındaki bu tutulma, kişisellik – gruplar, kişisel ayrıcalıklar–halk insanı olma, otokratik-demokratik olma gibi konuları gündeme getirebilir.

 

Kova’daki tutulmanın yöneticisi Yay’daki Satürn ve Koç’taki Uranüs. Yay’daki Satürn, dogmatik yaşam görüşlerini, kişilerin kendi yaşam deneyimlerine dayanmadan dışarıdan edindikleri bazı prensipleri, katı inançları,  sınıfsal ayırımları, politik ve dini açıdan fanatik bir bakış açısını beraberinde getiriyor. İyimserliği ve farklılıklara karşı olan hoş görüyü çabayla geliştirmek gerekiyor. Yay’daki Satürn’ün Kraliyet yıldızı Antares ile olan kavuşumu zaten ırkçılık, otorite, dini hoşgörü, sınıf ayrılıkları gibi konuları daha da belirginleştiriyor. Satürn-Antares kavuşumuna Yay’daki Mars da eklenmek üzere. Bu konular gitgide daha da alevlenip, ivme kazanacak. Tutulma yöneticisi Satürn’e, Balık’taki Neptün kare açı yapıyor; bu kare arka planda, yaşamımızda dayattığımız bazı prensipleri ve inançları gerçekçi bir açıdan değerlendiremiyor olabileceğimizi, ideallerimiz ve hayallerimizle hayattaki gerçeklerin örtüşmeyebileceğini, belki de burnumuzun ucunda gerçekten planlamamız gerekenleri göremediğimizi ve farklı ve kendi görüşlerimize uymayan her şeyi/herkesi kabullenmekte zorlandığımızı gösterebilir. Diğer tutulma yöneticisi Koç’taki Uranüs. Uranüs ani değişimlerin, öngörülemezliğin, gerilimin, özgürlüğün ve sıra dışılığın gezegeni olarak, Koç’ta bağımsızlık ve değişim konusunda daha da dürtüsel bir enerji kazanıyor. Bunun yanı sıra Uranüs Ay’a altmışlık, Güneş’e ise üçgen bir açı yapıyor. Uranüs ani değişimlerin ve “Yüksek Aklın” gezegeni olarak, beklenmedik bazı değişimlerle karşılaşabileceğimizi, eski modellere ve yapılara karşı farklı ve orijinal bir bakış açısı kazanabileceğimizi ve bir süredir aydınlanmasını beklediğimiz bir takım konuların “beklenmedik” şekilde aydınlanabileceğini bize gösterebilir. Yeni bilgilerin ve farklı düşüncelerin gündemimize gelebileceğine işaret edebilir. Demokrasi, eşitlik, bireyleşme ve özgürleşme ile ilgili konularda hava daha da gerilimli bir hale gelebilir.

 

Tutulma haritasında Yod açı kalıbı göze çarpıyor. Kova’daki Ay, Uranüs’e altmışlık açı yaparken, Ay ve Koç’taki Uranüs, Başak’taki yaklaşan Merkür -Jüpiter kavuşumuna yüzellilik bir açı yapmaktadır. Yüzellilik (Quincunx) açılar, birbirini görmeyen burçlar arasında olduğundan, bilinç-dışında kalan bir rahatsızlığa ve strese işaret eden açılardır. Bir ritim eksikliği ve gezegenlerin birbirini tam görememesinden kaynaklanan bir içsel gerilim vardır. İçsel gerilim bilinçli aklımız tarafından görülmez ve birden bire açığa çıkabilir. Tutulma’nın Kova’da ve Uranüs’ün de işin içinde olduğunu düşünürsek, huzursuz ve öngörülemez bir havanın bu tutulmaya eşlik ettiğini görüyoruz. Bu gerilimin bilinçli bir şekilde çözülmesi ve düzeltilmesi gerekebilir. Tutulma haritasındaki Yod açı kalıbı da, kontrolümüzde olmayan, içsel, bilinçdışı belirsiz bir gerilime işaret etmektedir. Yod’un fokal gezegenleri olarak Başak’taki Merkür-Jüpiter kavuşumu, bu enerjinin kanalize olduğu gezegenler olarak, eğitim, din, yüksek yargı, yükseköğrenim, haberleşme, iletişim, ulaşım, medya, seyahatler ile ilgili konularda gerilimli ve beklenmedik bazı gelişmelere işaret edebilir. Başak’taki Merkür–Jüpiter kavuşumu, bizim için neyin faydalı neyin faydasız olduğuyla ilgili zihin netliği kazanmamız ve hayatımızdaki ideallerimiz ve problemlerimiz konusunda somut, gerçekçi, uygulamacı bir yaklaşımda olmamız gerektiğini gösteriyor. Merkür Başak’ta kendi yöneticiliğinde ve güçlü bir konumda. Bilinç ve bilinçdışı arasındaki iletişimi sağlayan gezegen Merkür’ün, fark etmediğimiz, bilinçli olarak idrak edemediğimiz ama içsel bir stres yaratan bazı konularda bize zihinsel bir açıklık kazandırması ve yön göstermesi söz konusu olabilir.

Tutulma Ay’ının Sabian sembolüne baktığımızda, “Tamirci, otomobilin aküsünü test etmeye hazırlanıyor.” cümlesini görüyoruz. 

 

Hareketlerimizin ardındaki dürtüleri anlamaya çalışmak, aksadığını düşündüğümüz yaşam alanımızda düzenlemeler, yenilikler yapmak, varsayımlarımıza, hayallerimize veya önyargılarımıza göre değil,  gerçekçi bir yaklaşımla hayatımıza yön vermek, deneyime açık olmak önemli görünüyor. Problemlere bilinenden farklı yöntemlerle yaklaşmak da fayda olabilir. Aslan’da kendi yöneticiliğindeki Güneş’in Sabian Sembolü cümlesi ise, “Işık bulutların arasından çıkar ve muhteşem bir gök kuşağı oluşur” şeklinde. Ön yargılarla, yanlış kanılarla, doğru bildiğimizi sandığımız yanlışlarla, kibirle ve bencillikle kararan havanın tekrar ışığa kavuşması ve dengeyi bulabilmek için belki de bir miktar bulut, fırtına ve çatışma gerekiyordur. Bulutlara ve yağmura göğüs germeden,  gök kuşağını ve tüm renklerini tüm açıklığıyla görebilmek mümkün değil. Gök kuşağı hiçbir şeyin tek boyutlu olmadığını hem kendi farklılığımızı hem de başkalarının farklılıklarını tüm güzellikleriyle kabullenmemiz gerektiğine işaret ediyor. Gök kuşağının güzelliği farklı renklerin birleşiminde yatıyor...Tutulmayı haritanızda düştüğü evin temalarına göre bu bilgiler ışığında değerlendirebilirsiniz… 

Astroloji Dergisi/Gözde Kara

 

Helenistik astroloji prensipleriyle bir haritaya nasıl bakılacağına örnek olması amacıyla....

 

Hillary Clinton’ın Kabul Konuşmasının Astrolojik Analizi

Tania Daniels, 30 Temmuz 2016

 

Hillary Clinton, 23 Temmuz 2016’da Demokrat Parti’den başkanlık seçimleri için resmen aday gösterildi.

 

Adaylığını 28 Temmuz 2016, akşam 10:47’de (EDT+4), Philadelphia’da kabul etti.  Gösterilen harita bu saate göre düzenlenmiştir. 

 

 

Clinton, Koç Yükselen tarafından gösterilmekte ve Yükselen’in yöneticisi Mars. Adaylığını kabul ettiği anda, Mars aynı zamanda saat yöneticisiydi. 

 

Clinton, ABD tarihindeki ilk kadın başkan adayı olarak, hem bir eril gezegen tarafından temsil edilmekte hem de Mars, asalet bakımından kendi ikametgahındaki tek gezegen olarak ona güç, dürüstlük ve güvenilirlik kazandırmakta. Clinton, hırslı ve oldukça rekabetçi bir savaşçı.

 

Mars’ın 10. evde yüceldiğini göz önüne alırsak, onun bu (en üst pozisyonda) bir liderlik kazanma çabalarına şaşmamak gerekir ve gezegenin bu yücelimi onu bu mücadele için zinde tutmaktadır.

 

Gezegen, Helenistik astrolojide, “işe yaramaz ya da atıl” ev olarak adlandırılan 8. evdedir; diğer bir deyişle burası gezegenin kendisini ve temsil ettiklerini gösterirken zorlandığı bir konumdur. Clinton’ın niyetleri iyi de olsa (Zati Asalet açısından), bu konum onun bu niyetlerini başkalarına göstermekte zorlanacağına işaret edebilir; gezegenin aynı zamanda son derecelerde olması da bunu desteklemektedir.

 

Geleneksel olarak bu ev, ölüm sonucunda kazanılan menfaatlere işaret eder; bu durumda Clinton’ın Obama’nın politik anlamda bıraktığı mirasa konacağını varsayarsak (tabii ki seçimleri kazanırsa), bir önceki hükümetin sonlanmasından menfaat sağlayacağını düşünebiliriz. Burada güçlü bir Mars şimdiye kadar ne yapılmışsa onları yapmaya devam edecektir. Modern astrolojide 8. ev dönüşüme, bir iyileşme sürecine ve genel anlamda bir temizlenmeye işaret eder. Bu ABD’nin genel anlamda “kimliğiyle” ilgili bir takım konulara işaret edebilir.

 

8. ev aynı zamanda başkalarının paralarını gösterir; bu durumda devlet borçlarından ve daha çok bankalardan bahsedebiliriz. Bu konum, Clinton’un ülkesinin ekonomik yükümlülükleriyle meşgul olduğunu göstermekle kalmıyor, aynı zamanda onun bankalarla olan güçlü ilişkilerini ve bu bankaların “sağlığına” verdiği önemi de gösteriyor. Başka bir deyişle, bu evdeki asalet bakımından güçlü bir gezegen yeni krediler çekmektense borçlarını ödemeye odaklanır.

 

Mars çok yakında 9. eve girecek ve Clinton çok geçmeden dış politikayla ilgili mevzularla karşılaşacak. Mars son derecelerde olduğundan ve Yay’a girmesiyle birlikte yöneticiliğini kaybedeceğinden, Clinton da tam bu zamanlarda gücünü ve güvenilirliğini biraz kaybedecek gibi görünüyor. Mars’ın halef bir evde olduğunu ve seçimlere 3 ay 10 gün kaldığını göz önüne alırsak, bu 1 derece 40 dakikalık aralığın, “aylara” karşılık gelen bir zaman dilimini gösterdiğini düşünüyorum.

 

Mars, Satürn ile bir kavuşum yapacak. Satürn, başkanlığı gösteren 10. evin yöneticisi.  9°52’ Yay’da gerçekleşecek bu kavuşuma 10 derece 32 dakikalık bir mesafe var. Eğer dereceleri sembolik olarak değerlendirir ve onları haftalara çevirirsek, 10 haftadan biraz fazla bir zamana işaret ettiğini görüyoruz. Seçimlere 3 aydan biraz fazla bir zaman var;  bu da yaklaşık olarak 12 haftaya (ve artı bir kaç güne) denk geliyor. Satürn’ün yavaş bir gezegen olduğunu ve şu anda geri harekette olduğunu da unutmamak gerekir. Astronomik kavuşum, Satürn ileri harekete geçtikten sonra, 24 Ağustos’ta gerçekleşecek. Bu kavuşum, hem iki gezegenin doğasından dolayı, hem de savaş ve şiddetle ilişkilendirilen sabit yıldız Antares’le olacak tam kavuşumdan dolayı özellikle zor olacak. Satürn ortaklıklar ve müttefikler evi olan 11. evi yönetiyor, özellikle yabancı uluslarla olan ortaklıklar (Satürn 9. evde) dikkat çekiyor. Bu konular Clinton için önem kazanacak (Ağustos’ta belirtilen tarih civarında) ve gücünün azaldığını fark etmek zorunda kalabilir. (Mars Yay’da yöneticiliğini kaybediyor.)

 

Mars, Satürn ile kavuşum yapmadan önce, ilk önce Merkür’den bir kare açı alacak. Merkür 3. evin (söylentiler, haberler, iletişim) ve 6. evin ( sağlık konuları) yöneticisi olarak,  özellikle Clinton’un sağlık politikası ya da bazılarına vaat ettiği iş pozisyonları ile bir takım hassas detayları (örneğin Wikileaks’ten) gündeme getirebilir. Bu kare açının Mars daha Akrep’teyken başladığını düşünürsek, bu olayların onun gücünü bir ölçüde daha da azaltacağını söyleyebiliriz.

 

Mars, haritada 2. ve 7. evin yöneticisi olan Venüs’ten üstten bir kare açı alıyor. Para konuları ya da Clinton’ın ekonomik hedefleriyle ilgili konular gündeme gelebilir. Venüs, çocuklar evi olan 5. evde olduğundan, bu konu onun aile politikasıyla alakalı olabilir. Açı kesinleştiğinde, Venüs 6. eve girmiş olacak, bu yüzden sağlık hizmetlerinin de onun için başlı başına bir gündem konusu haline geleceğini düşünüyorum.

 

Mars/Satürn kavuşumu her ne kadar Clinton’un başkan olmasına güçlü bir gösterge olsa da,  bu durum aslında bir zarar görmeye de işaret edebilir, özellikle Satürn’ün sekt dışının uğursuzu (malefiği) olduğunu düşünürsek. Fakat Venüs, Mars’a üstten yaptığı açıyla baskın ve buna karşı gelerek zararın etkisini gideriyor.

 

Şimdi Ay’ın durumuna bakalım.

Ay, Tanrıçanın/Kraliçenin evi olarak bilinen 3. evde ve kendi refahında. Bu, ABD tarihindeki ilk kadın adayın kabul konuşması için oldukça uygun bir pozisyon. Her ne kadar Ay peregrin ve bir son evde olsa da, Şans Noktası ile yaptığı kavuşum bu konumu dengeliyor. Ay’ın son açısı bir önceki burçta gerçekleşmiş ve şimdi de, gücün esas göstergesi ve 5. ev yöneticisi olan Güneş’le altmışlık bir açı yapmak üzere ilerliyor. Kabul konuşmasında ilk yaptığı şey kızına teşekkür etmek oldu. Ay’ın bir sonraki açısı Satürn’le olan bir karşıtlık: güçle, müttefiklerle ( Satürn 11. evin yöneticisi) ve yabancılarla ya da yabancı uluslarla (Satürn 9. evde) karşı karşıya gelecek.

 

Son olarak, Clinton’un seçimleri kazanması halinde nasıl iş çıkaracağını görmek için Mars’ın üçlülük yöneticilerine bakalım. Bu bir gece haritası ve üçlülük yöneticileri 1) Mars 2) Venüs 3) İştirakçi gezegen: Ay.

 

Mars asalet bakımından güçlü ve Venüs’ten aldığı açıyla durumu daha da iyileşiyor; bu da bana ilk iki yıllık bir süreç boyunca çok iyi iş çıkaracağını düşündürüyor. Liderliğinin ikinci yarısını (sonunu) ise, kendi refahında fakat peregrin olan küçük uğurlu (benefik) Venüs gösteriyor. Her iki gezegen de oldukça iyi konumdalar ve onun iyi iş çıkaracağına işaret ediyorlar.

 

Olayların beklenenden daha zor bir şekilde tezahür etme olasılığına rağmen (Mars 8. Evde ve Ay yaklaşan bir karşıt açı yapmak üzere)  bu haritadaki tüm faktörler Clinton’ın başarısına işaret ediyor.

 

Bir sonraki yazımda, her iki adayın konuşma analizlerini ve diğer bazı faktörleri de kapsayan bir karşılaştırmayla, ABD seçimleriyle ilgili son tahminlerimi aktaracağım.

http://www.taniadaniels.com/1007-2

Çeviren: Gözde Kara

 

Venüs Başak Burcunda

 

 

Bir profil düşünün, eserlerinde başarılı olmak için bir teknik ve detaycı bir çalışmaya uygulasın. Sanırım aklınıza birçok imaj gelmiştir. Aslında benim sizin için iki örneğim var. Bunlardan biri seyrettiğim bir flimin ana karakteri olan Alice, diğeri ise AnnemJ. Önce, Işıltılı Hayatlar (Le Beau Monde) filminden Alice, son derece temiz ve detaylara dikkat ederek çalışan, yün iplik işleme tekniğinde ustalaşmış bir nakış sanatçıdır. Sanatı işlevsel olmadığı için eleştirmekte, işlevsel olduğu için moda endüstrisinde ürün verme arzusu duymaktadır.  Moda endüstrisinde çalışabilmesi için bir okula girmesi ve uzmanlık belgesi alması gerekmektedir. Okul başvurusunda bulunurken öz geçmişin de yeteneklerinden bahsetmek yerine, bir işe çok ihtiyacı olduğunu vurgulayarak kendisini ne kadar aza indirgediğini görüyoruz. Oysa eski yün kazakları söküp, yünleri yeniden boyayarak çok beğenilen (kendisinin hiç beğenmediği) yeni kazaklar ördüğünden bahsetse, okula direkt kabul edilecek. Okula kabul edildi mi? Seyredin öğreninJ.

 

Başka bir konuya dikkat edilirse Alice gibi aşırı mükemmeliyetçiliğe, gerçekçiliğe ve işlevselliğe sahip birinin yün gibi yumuşak ve sıcak bir malzeme ile haşır neşir olması, Başak burcunun kuru ve soğuk doğasında Venüs gibi bir gezegenin bulunmasını güzel açıklıyor. Değil mi? Alice sürekli bir kusursuz gül işleme arzusundadır. Eğer o güllü mükemmel bir güzellikte işlerse sanatının kabul göreceğini düşünür. Eğer kendisi de işlediği gül kadar mükemmel olursa sevilebilir olduğuna inanmaktadır. Oysa doğada birçok güzellik içinde kusurlar barındırır. Bu kusurların onlara yaşanmışlık kattığını görmemektedir. Mükemmel olmakta ısrarcıdır.  Kendi kendini sürekli eleştirmek yüzünden sevgilisinin iltifatlarını bile duymazlıktan gelir. Bu beğenileri geçiştirmesi o anın romantizmini kaçırmasına ve bir şeyleri düzeltme çabasına girip hizmetkâr durumuna düşen bir insan olmasına neden olmaktadır. Öyle ki adlı adınca müstakbel kayınvalidesinden “Alice iyi bir hizmetli olur” sözünü duyar. Kusurları ortadan kaldırma çabası ile sosyal ilişkilerden kopar, arkadaşlarına bir şeyler içmek için bile vakit ayıramadığını ve yalnızlaştığını görürüz. Bu filmde çıtanın ne kadar yükseldiğini, küçük eleştiriler karşısında onca emek verilerek üretilen eserlerin nasıl birden değersizleştiğini ve çöpün yolunu tuttuğunu izlemenizi öneririm.

 

Sıra benim güzel Annemde, onunla on dakika oturup muhabbet etme imkânı yoktur, sürekli meşgul bir insandır. Sürekli üzerinde işlerin yetişmeyeceği endişesi vardır, iki dakika oturur, hemen sonra ‘Aman şunun için geç kaldım’ diyerek fırlar. Şu dediği işte o kadar eften püsten şeylerdir ki onun gözünden bakmadığınız sürece önemini anlayamazsınız. O çalışırken, sorsan mutlaka birileri için bir şey yapıyordur. Sizin için yapılmış bir meyve şerbetinin şekerini çok bulmanızın karşılığı ‘’Size de hiç yaranılmıyor hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz’’ sözleriyle beraber küsme tepkisidir. Daha sonra anlıyorsunuz o gelenin meyve şerbeti değil onun size verdiği sevgi olduğunu. Kendimi riske atıp Annem hakkında daha fazla yazmayacağım özellikle “Küskün Olma” durumu varken!

 

Burada durup size Venüs başak burcuna giriyorken yapmaktan keyif alacağınız şeyler hakkında bilgi vermek istiyorum. Belki uğraşmak istediğiniz bir sanat ya da zanaat dallarının birinde yeteneğiniz vardır, bunlarla ilgili çalışmalar yapabilirsiniz. Sevdiklerinize vakit ayırıp onlarla ilişkilerinizi kuvvetlendirebilirsiniz. Ortak yararlı bir şeyler yapmaktan zevk aldığınız insanlarla bir araya gelmenin tam zamanı. Romantizm algınız toplumun size dayattığı iki mum ışığından ibaret değildir. Kendinize, sevdiğinizle özel hissedeceğiniz anlar yaşamak için ajandada yer açabilirsiniz. Eğer çalışmaya kalırsa gün yetmez, işler bitmez.  Düzenin burcu Başak’a giren Venüs bizden sevgi için, aşk için ilişki kurmak ve sosyalleşmek için bir düzenleme yapmamızı istiyor. O halde haydi iş başına.

 

Başak’ta düşük konumda bulunan Venüs’ün, sevgiyi doğal akıcı ve kabullenici bir şekilde ifade etmesi güçleşir ve şu gölgeleri görürüz; aşırı analiz, kusur bulmak, detaylarda takılmak. Kendisini didikleyip analiz edeceği için değerli ve sevilebilir olma duygusunu zedelemek, kendisini aza indirgemek, hizmetkâr pozisyonuna düşmek, problemli insanları bulup bir öğretmen edasında onları düzeltmeye çalışmak, aşırı mükemmeliyetçi olmak, aşırı titiz, telaş, işlerin planlandığı gibi gitmemesinden dolayı endişelenmek, sadece yararlı olanı sevmek, sürekli kusur bulmak, özdeğer duygusunu yararlı oluşuna endekslemek. Bir şeyi sadece güzel olduğu için sevmemek. 

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz

 

Yin ve Yang Sembolü Nereden Geliyor?

 

Yin Yang sembolü ünlü bir Çin sembolüdür. Güneş’in yolunu simgeler. Eski Çinliler gökyüzüne bakarak, Büyük Ayı’nın pozisyonlarını kaydederek ve Güneş’in gölgesini izleyerek, dört yön belirlediler. Gün doğumunun yönü Doğu; gün batımının Batı; en kısa gölgenin yönü Güney; en uzun gölgenin yönü Kuzey; gece ise, Kutup Yıldızı’nın yönü Kuzey’di.

 

Mevsimsel değişimleri farkettiler. Büyük Ayı Doğu’yu gösterdiğinde ilkbahar; Güney’i gösterdiğinde yaz; Batı’yı gösterdiğinde sonbahar; Kuzey’i gösterdiğinde kıştı.

 

Güneş’in döngüsünü izlerken, eski Çinliler yerin sağ köşesine yerleştirilmiş ve gölgenin pozisyonunu kaydedecek 8 fit uzunluğunda bir sırık kullandılar. Sonra yılın yaklaşık 365,25 gün uzunlukta olduğunu buldular. Yıl döngüsünü, gün doğumunu ve Büyük Ayı pozisyonlarını kullanarak, ilkbahar ve sonbahar ekinoksları ile yaz ve kış solstislerini de içerecek şekilde 24 dilime ayırdılar, 24 dilimin işaretlendiği, dairenin 24 bölüme ayrıldığı ve günlük gölge uzunluklarının kaydedildiği 6 tane eş merkezli daire kullandılar. En kısa gölge yaz solstisinde, en uzun gölge kış solstisinde bulundu. Her çizgi ile bağlantı kurulduktan ve yaz solstisinden kış solstisine doğru “Yan” bölüm karartıldıktan sonra Güneş haritası aşağıdaki gibi görülür. Dünya’nın 23 26' 19'' derece ekliptik açısı bu haritada görülebilir.

 

 

Ekliptik, Dünya’dan bakıldığında Güneş’in Dünya etrafında izlediği yoldur. Ekliptiğin eğim derecesi yaklaşık olarak 23 26' 19''dır. 

 

Daha fazla gün ışığını belirten açık renkli alan Yang (Güneş) tır. Daha az gün ışığını belirten koyu renkli alan Yin (Ay) dir. Yang erkeğe benzer. Yin kadın gibidir. Yang, Yin olmadan büyüyemeyecektir. Yin, Yang olmadan doğuramayacaktır. Yin Yaz Solstisi’nde, Yang ise Kış Solstisi’nde doğmuştur.

Türkçesi: Nilay Göncü Aslan

 

Kaynak: http://www.chinesefortunecalendar.com/yinyang.htm

MARS YAY BURCUNDA

 

Gökyüzünde ne varsa yeryüzüne de o yansır olduğunu çoğumuz biliyoruzdur. Bu kaideye bağlı olarak, önce gökyüzünde neler oluyor bir bakalım. Ağustos ayının başında Mars Yay burcuna giriyor. Yay burcunun yöneticisi olan Jüpiter’in Başak burcunda transitini sürdürüyor ve Merkür Başak’ın etkisiyle hareket ediyor. Görüyoruz ki Mars’ın üzerinde Merkür etkisi olacaktır. Bu iki gezegen bulundukları burçlardan dolayı birbirine yarı düşmanlık açısı olan kare açı konumuyla bağlanıyor.  Kesin kare açılarını, burç değiştirmeden hemen önce Mars Akrep ile Merkür Aslan sabit burçlarının son derecelerinde bu yazı yayınlanmadan önce yapmış olacaklar. Kare açının gerilimli doğasını geçiş yaptıkları değişken burçlara da taşıyacaklar. Bu iki gezegenin arasındaki gerilimi bulundukları Yay ve Başak Burçlarında en sağlıklı şekilde çalıştırmak için; Önyargılarımızla harekete geçmeden önce düşüncelerimizi analiz edip, sağlıksız olanı ayıklayıp bütünün sağlığını muhafaza edecek bir iletişimi koruyarak hoş görülü davranmayı bilmeliyiz. Önümüzdeki günlerde iletişimin hareket ediş biçimimizi etkilemekte ne kadar önemli olacağını Merkür’ün Aslan burcunda, Mars’ın hududundan (term) ve vechinden (face) çıkıp, yönettiği ve yüceldiği Başak burcunda kendi hududunda yer alacak olmasıyla görüyoruz. Mars ise Yay Burcuna girdiğinde Başak Burcunda transitini sürdüren Jüpiter’in hududuna ve Merkür’ün vechine giriyor. Bu açıklamaların ışığı altında:

 

 

 

Mars Yay Burcunda

 

Voltaire’in Güneş'i iki dakika! ile Yay burcunu kaçırmış, ama Mars’ı, Merkür’ü ve Kuzey Ay Düğümü Yay’da olarak dünyaya gelmiş Fransa Aydınlanma Dönemi’nin önemli bir filozofu ve yazarıdır. Biz Voltaire üzerinden Mars’ın Yay’da oluşunu değerlendireceğiz. Fransız Devrimini babası olarak sayılan Voltaire böylesi büyük bir harekete liderlik edenlerden biridir. Deist bir inanışa sahip olan Voltaire inandığı fikirlerini ‘’Felsefe Sözlüğü’’ adıyla yayınladığı kitapta insanlara yaymıştır. İnsanların inandıklarını gerçekleştirmek için harekete geçmelerine yönelik desteğini, "Düşüncelerinize katılmıyorum ama onu ifade edebilme hakkınızı ölümüne kadar savunurum’’ sözünden anlıyoruz. Yaşadığı dönemde Fransa’da uygulanan sıkı sansürlere ve ağır cezalara karşın fikir özgürlüklerinin savunucusu olmuştur. Kendisi de bu sansür ve cezadan payını almasına rağmen katı din kuralları ve adaletsiz yargılamalara karşı mücadelesini sürdürmüştür. Yay Mars’ın büyük gölgelerinden fanatizm boyutuna ulaşmış inançlara karşı topluma ‘’Batıl inanç ve cehaletten oluşan fanatizm, bütün asırlar boyunca bir hastalık olmuştur’’ demiştir. Bu cümle ile günümüze kadar ışık tutan geniş bir felsefeye sahip olduğunu görmek Voltaire için bu bir başarı olduğu kadar maalesef bizim için daha çok büyük bir acıdır. Çünkü günümüzde fanatizmden dolayı çok büyük acılar yaşanmaktadır. Voltaire’nin bilgeliği bize hoşgörü hakkında şu cümlesiyle "Hoş görü insanlığın bir parçasıdır. Hepimizin hataları ve eksikleri var; karşılıklı olarak birbirimizin hatalarını ve eksiklerini bağışlayalım, çünkü hoş görü doğanın ilk yasasıdır’’ erdemli bir hareketle üzerimize ışık tutmuştur. Geleceğe umut ve bu günün işlerini yarına bırakmamız için "Bir gün her şeyin iyi olacağını düşünmek umudumuz, bu gün her şeyin yolunda olduğunu düşünmek  yanılgımızdır’’ diyerek rehavet konusunda bizleri uyarmıştır. Mars Yay’a girince yeni ufuklara açılmak, farklı yaşamları deneyimlemek amacında olmamız için bizi hareketlendirir.  Hali hazırda bu kadar farklılaşmış yaşamlar çevremizde varken, Voltaire’nin inanç mücadelesinden kendi payımıza bir şey alalım ve yaşadığımız deneyimlerde Mars’ın Yay burcundaki gölge yönlere dikkat edelim.

 

Mars Yay’ın Gölgeleri: Katı fikirler, önyargılı davranmak, fanatizm, aşırı iyimserlik, rehavet içinde yayılmaya eğilimli olmak, işleri yarına bırakmak, işlerin kendi kendine düzeleceğine inanan tarzı ile harekete geçmekte ya da bir isteğin peşinde gitmekte zorlanmak, ayağını yorganına göre uzatmamak,  gereğinden fazla işe girişmek, patavatsız, kibir, düşüncesizlik, aşırı güven, fırsatçı ve lütufkâr, kendi enerjisini dağıtmak, gelecekteki olasılıklara odaklanma nedeniyle burnunun ucunda harekete geçmesi gereken konuları ihmal etmek.

 

Dogmatik değil, deneyimle sağlamlaşmış felsefe ve inançlar ile farklılığımızı kabul ederek bir arada bulunmak için Yay Burcuna giren Mars etkisini karşınızdakini tanımak adına kullanın.

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz

Sağım, solum Merkür

 

Bütün çocukluk dönemlerinin vaz geçilmez oyunu Körebe oynarken Ebe olan kişi ‘’Sağım solun sobe saklanmayan ebe’’ tekerlemesini söyler ve saklanan kişileri tek tek bulur, ebeler ve yanına oturtur. Merkür’ün öyle bir transitini yaşayacağız ki, oyundaki ebeden fazlası, sadece sağ sol değil neredeyse dört bir yanımız kontrol edecek olmasıdır. Yani Ağustos ayında Merkür’ün yönettiği ve yüceldiği Başak burcuna girmesi buram  buram Merkür kokmamıza neden olacak.

 

Nasıl mı? 

 

Hali hazırda Jüpiter’in Başak Burcunda transitini sürdürmesi dolayısı ile Jüpiter’in yönettiği Balık’ta ilerleyen Neptün ile yine Jüpiter’in yönettiği Yay’da transitini sürdüren Satürn ve Ağustos ayının ilk günü Yay’a giriş yapacak olan Mars, Merkür’ün denetimi altına girmiş olacak. 5 Ağustos Venüs için, 23 Ağustos ise Güneş için Başak Merkür tarafından ebelenme tarihi. Unutulmaması gereken Başak burcunda ki bir diğer sembol de Kuzey Ay Düğümü. Başak burcunda Jüpiter ile beraber uzun süredir yerini almış durumda.  Gösteren o ki bu oyun Merkür’ün kurallarına göre oynanacak ve birinci kural da “öğrenmek ve öğrendiklerimizi uygulamak” olacak. 

 

Birinci kuralı öğrenme yolunu bize, Merkür’ü Başak burcunda olan İngiliz filozof John Locke göstermektedir. Locke insan zihnini doğuşta bomboş bir levhaya (Tabula Rasa) benzetmiş ve onun kişinin gözlemleri ve duyuları kanalıyla edindiği bilgilerle doldurulacağını ifade etmiştir. Aslında karşımıza çıkan Başak Merkür’ün bilgiye ulaşma yoludur. Başak’taki Merkür topladığı bilgilerden yararsızları ayırıp yaralı olana ulaşmayı ve farklı konularda ki bilgiler arasında koordinasyon sağlayıp merak saldığı o konu üzerinde çıraklıktan ustalığa ulaşmak için ihtiyaç duyduğu en temel zihin yapısını Locke’nin tabula rasa kavramı göstermektedir. Çıkaracağımız sonuç bir konuda ustalaşmak istiyorsak, ustamızdan alacağımız bilgiler için zihnimizde boş yerimiz olmasıdır.  Eğer o boş yer yoksa Başak Merkür kendi bilgisini ortaya koyarak oluşturacağı tartışmanın içinde ustalaşamayacaktır. Körebede dahi öyledir. Gözümüzü kapatarak aslında zihnimizi boşaltmıyor muyuz? Gözler açıldıktan sonra arkadaşlarımızın saklandığı yerleri gözlem ve duyularımızı kullanarak ararız. Edindiğimiz bu bilgilerle arkadaşlarımızı bulur ve galibiyete ulaşır ebeliği başkasına devrederiz.

Tabi dışarıdan biri arkadaşlarımızı ispiyonlamıyorsa, bu süreç böyle devam eder!

 

 

Başak Merkür sürecinde karşımıza çıkan en önemli gölge düzene, detaylara takılma ve mükemmeliyetçilik olacaktır. Bu gölge yanları Franz Kafka’nın “Posedion’” kısa öyküsü çok güzel tanımlamıştır. ( Merak edene DETAY bilgi; Kafka’nın Merkür’ü İkizler’dir, Uranüs’ü Başak’tır.) Öyküde Posedion evrak işlerine boğulmuş bir tanrıdır. Bütün işleri kendisi yapar. Hiç kimsenin kendisinden iyi yapamayacağına inanır ve kendinden başka herkeste kusur bularak işleri kimseye devredemez. Büyük resmi kaçırır, detaylarla uğraşırken bir düzen de kuramaz. Titizliğinden kaos doğar.

 

Gelin kaosun kölesi olmuş bir tanrı olmamak için bir düzen getirmenin yoluna bakalım;   Başak Merkür ile sistemli ve metodik düşünmeye başlamışken, aksaklıkları ve hataları görebiliyor ve bunları analitik olarak kavrayabiliyorken, bilgiyi pratik olarak kullanıp,  çözüm üretip, hayatımızda somut bir şeyler yapmak için uygulamaya geçelim.

 

Bu süreçte merak ettiğimiz bir konuda kurslara yazılabilir, eğitimler alabiliriz.  Dağılmış kütüphanemizi gözden geçirip tasnif edebiliriz. Dolabımızda kullanmadıklarımızı ayıklayıp kendimize yeni kullanım alanları açabiliriz. Zihninizi meşgul eden konuları ayıklayarak kuruntularımızdan kurtulma yolunu arayabiliriz. İletişimimizde eleştirel olmaktan kaçınıp gereksiz tartışmalara girmeyebiliriz. Uğraşı içinde bulunduğumuz bir araştırmada nereden başlayacağımızı bilmiyorsak detaylara takıldığımızı fark edebilir, kendimize bir başlangıç yolu bulabiliriz.  

 

Bu girişimlerde bulunurken dikkat edilmesi gereken gölgeler: detaylara takılmak. Kusur bulmak. Bir hatadan ötürü bütünü hastalıklı bulmak. Mükemmeliyetçilikten dolayı düşüncelerinin ve yargılarının doğruluğundan emin ve hoşnut olamamak. Fazla analiz etmek. Gereksiz yere detaylandırmak. Kusur bulmaya yönelik algılamak. Eleştirel tarzda konuşmak, olacaktır. 

 

Ustalaşma yolunda, kişi bir konudaki yeteneğini uygulamayla ustalaştırdıkça, adeta bir usta çırak ilişkisi ile yetkinleştikçe, Başak burcuyla ifade edilen güvensizlik yerini güvene bırakacaktır.

En önemlisi, içinde bulunduğumuz süreçte ‘’Ormanın Sağlığı ‘’ adına, ormanda bir iki hastalıklı ağaç görüp, tüm ormanı hastalıklı ilan etme problemi olacaktır. Detayların bu noktada bir ayıklama aracı olarak, sağlıklı kullanılması en faydalı yaklaşımdır.

 

Ormanı yakmak çok kolay, peki ya bir orman yaratmak!?

Bir iki hastalıklı ağacı bulmak için Merkür Başak’ta olsun.

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz

Trump’ın Kabul Konuşmasının Astrolojik Analizi  

(Asaletlerin yorumda kullanılmasına örnek olması amacıyla...)

Tania Daniels, 26 Temmuz 2016

 

Donald Trump, 19 Temmuz 2016’da Cumhuriyetçi Parti’den başkanlık seçimleri için resmen aday gösterildi.  Adaylığını üç gün sonra, 21 Temmuz 2016, akşam 10:19’da (EDT+4), Cleveland’te (Ohio) kabul etti.

Trump’ın başkan seçilmesi durumunda uygulayacağı politikaya dair bir ön izleme olması açısından konuşmasının başlangıcını astrolojik olarak analiz edelim. Buradaki amaç, onun gerçek gücünü, güvenilirliğini ve hazırlıklarını geleneksel bir bakış açısıyla incelemektir.

Evler, tüm burç ev sistemine göre düzenlenmiştir.

Donald Trump Balık Yükselen tarafından gösterilmekte ve Yükselen’in yöneticisi Jüpiter. Jüpiter zararda olduğu bir burçta ve asalet bakımından güçsüz bir konumda.

Zati asaletlerin olmaması, Trump’ı Jüpiter’in abartı, kişisel çıkarlar için servetini kullanma, kibir ve sınırsızlık gibi olumsuz yanlarını gösteren birisi olarak tanımlıyor.

Jüpiter köşesel bir evde ve bu onu arızi (tesadüfi) açıdan güçlendiriyor ve Trump’ın resmi adaylığı sonucunda kazandığı güce işaret ediyor. Gezegen, Neptün’le karşıt açı yapıyor. Neptün illüzyonlar ve yalanlarla ilişkilendirilir. Bu açı Trump’ı iyi bir illüzyon yaratıcısı ya da bir yalancı olarak tanımlıyor.

Jüpiter sekt dışının uğursuzu (malefiği) ve en tepedeki gezegen olan Satürn tarafından zarar görüyor. Trump için güç bir taraftan felaketlerden, yıkımlardan, kötü talihten ve kayıplardan oluşan bir vizyon ile (Satürn-Neptün karesi), diğer bir taraftansa tek bir adamın liderliğiyle ya da katı bir kontrol ile (her ikisi de Satürn açısı) bağlantılı. Neptün/Satürn karesi Trump’ın kolektif bir korkuyu ve paniği yaymasını daha da kolay hale getiriyor. Satürn’ün sınırlandırmaları, izolasyonu ve sınırları temsil ettiğini düşünürsek, koruma (Satürn) illüzyonu yaratmanın yollarından biri de duvarlar örmektir; bu Trump’ın politik ajandasındaki temel konulardan biri.

Satürn gizli düşmanlar evi olan 12. evin yöneticisi. Bu da onun teröristler ve diğer düşmanlar tarafından işgal edilmiş bir Amerika vizyonuna dair söylemlerine işaret ediyor. Satürn neredeyse, tehlikeyle, şiddetle, yıkımla, kötücül kehanetlerle ilişkilendirilen sabit yıldız Antares ile kavuşuyor. Antares aynı zamanda “Mars’ın rakibi” [1] olarak adlandırılır. Dünya genelindeki tüm kötü olaylar, özellikle IŞİD’in yaptıkları onun daha da güçlenmesine yardım etmiş gibi görünüyor. Trump tam anlamıyla korkuyla besleniyor ve kolektif düşman kışkırtılıyor. Satürn Jüpiter’in ikametgahında kabul görüyor: bu kolektif korkular Donald Trump tarafından kullanılıyor ve onun başkan olmasına yarayabilir.

Satürn aynı zamanda müttefikler evi olan 11. evi yönetiyor. Bu da, NATO gibi,  ABD’nin tüm müttefiklerini, ortaklıklarını ve AB gibi ülke ittifaklarıyla olan ilişkilerini gösteriyor. Neptün karesi gösteriyor ki Trump bu tarz ittifakları ABD’nin kendisine olan bir ihaneti olarak görüyor. (Neptün 1. evde) ama aynı zamanda bu kare onun gerçekle yüzleşmek zorunda olduğuna da işaret ediyor.(Satürn) Diğer bir deyişle, bu müttefikler ve ortaklar olmadan da yapabileceği (ya da onlara bir şekilde hükmedebileceği) illüzyonuna kapılmış olsa da gerçekler onu şaşırtabilir. (Satürn geri harekette). Aslında Trump dış polikadaki saflığıyla sık sık suçlanmıştı. Gezegenin geri harekette olması,  bu ortakların öneminin ya da rolünün, onun beklentisinin aksine, farklı olabileceğine işaret ediyor. Satürn ve Jüpiter arasındaki açı, orb dışına çıkmış (1 derece dışarıda); bu da şu anda bir ayrılmanın ya da mesafe koymanın Trump için faydalı olmayabileceğini gösteriyor: dış desteğe güvenemiyor. Fakat 10. evdeki Satürn bu ortakların önemine ve onları hafife almaktaki bir tehlikeye işaret ediyor.

Mars bu haritadaki en güçlü gezegen. Jüpiter ile altmışlık bir açıdan ayrılıyor. Trump agresif konuşmaları ve farklı düşünenlere karşı olan saldırılarıyla tanınıyor. Bu haritada Mars 9. evde ve onun hedef seçtikleri de yabancılar ve diğer dinlere mensup insanlar.

Mars 2. evi de yönettiğinden, para Trump’ın diğer önemli odak noktası. Mars Ay’ın düşük olduğu burçta, bu da onun hedef seçtiklerinin (para ve yabancılar) halkın düşük seviyedeki içgüdülerine hitap ettiği anlamına geliyor. (Ay)

Şimdi de, Trump’ın bir başkan adayı olarak nasıl iş çıkaracağını görmek adına Yükselen’in üçlülük yöneticilerine bakalım.

Bu gece haritasındaki Jupiter’in üçlülük yöneticileri 1) Ay, 2) Venüs’tür. Mars ise iştirakçi gezegendir.

Ay, 12. evde ve tepedeki Mars tarafından gördüğü baskıyla zarar görüyor; bu oldukça olumsuz bir başlangıca işaret ediyor. Mars haritada yabancı ülkeleri yönettiğinden, bu konular önemli bir rol oynayabilir.

Venüs bir son evde ve Yükselen’i görmüyor, Yükselen yöneticisi ile hiçbir açısı yok ve sekt dışı uğursuzla yaptığı bir üçgen açıdan ayrılıyor. Venüs 3. evi yönetiyor (iletişim, e-mailler, haberler). Bu konum Trump’a yardım etmiyor.

Her iki üçlülük yöneticisi de, başarısızlığa işaret edebilecek şekilde, kötü konumlanmış durumdalar.

Sırada ne var? Ay ilk olarak Satürn ile yaptığı kare açıdan ayrılacak (düşmanlar ve müttefikler[2]) ve sonrasında boşluğa girecek. Bu, Trump’ın başkan olma olasılığı açısından oldukça olumsuz bir gösterge.

Tabii ki, bu harita tek başına Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanıp kazanamayacağını göstermesi bakımından yeterli değil.

 Sonraki bir yazıda Demokrat parti adayının kabul konuşmasını analiz edip ikisini karşılaştıracağım.

[1] Vivian Robson, The Fixed Stars & Constellations in Astrology, Astrology Classics, 1905

[2] Satürn’ün 10. evden Ay’a yaptığı kare açı, onun adaylığından önceki günlerde yaşadığı liderlik problemlerine ve muhtemelen karısının çalıntı bir konuşma yaptığına dair olan suçlamalara işaret ediyor. ( Merkür-Satürn üçgeni) Karısının konuşmasını yazanlar, karısının 6. evi ile (7. evin 6. evi), yani haritadaki 12. ev ile gösteriliyor. Bu açı aynı zamanda BM ortaklarıyla olan ilişkilerin daha da zorlaşacağına işaret edebilir.

http://www.taniadaniels.com/astrological-analysis-of-trumps-acceptance-speech/

Çeviren: Gözde Kara

GÜNEŞ ASLAN BURCUNDA

 

“İnsan evrende gövdesi kadar değil yüreği kadar yer kaplar”

 

Yaşar Kemal’in bu sözünü okuyunca yüreğini ortaya koyarak bir krallık kuran mitolojik karakter Arthur’u konu ederek Güneş'in Aslan burcu serüvenini anlatmak istiyorum.

Britanya mitolojisinde ki Camelot’un Kralı Arthur ve bir kayaya saplı olan efsanevi kılıç Excalibur’u çoğumuz biliriz. Ancak Camelot’a kral olacak nitelikteki kişi bu kılıcı kayadan çıkartıp ona ve krallığa sahip olacaktır. Ama Excalibur’a sahip olmak o kadar kolay bir iş değildir. Arthur için Excalibur’u kayadan çıkarmak, tereyağından kıl çekmek gibi kolay olmayacaktır. Özündeki liyakatin açığa çıkması gereklidir. Aslında biz bu mitolojik serüvende bir bakıma sadece kral olmanın değil, içten ve samimi olmanın da gereklerini öğreniyoruz. Arthur’un bu ünvana sahip olmak için neler yaşadığına bakarsak şunları görürüz; Öncelikle bu mücadeleye, içinde taşıdığı güvensizlikle, kim olduğunu açığa çıkartma riskini çocuk yaşta alarak başlamıştır. Sıcak kişiliği sayesinde halkı tarafından sevilmesi ve kabul edilmesi Arthur’un kendine olan güvenini artırmış ve kendini ortaya koyma riskini göğüslemesini sağlamıştır. Cesaretiyle halkının güvenini kazanmış, halkını yüreklendirdikten sonra onları yanına alarak saldırı altındaki krallığını korumuş, sarayın tüm stoklarında bulunan yiyecekleri aç halkıyla paylaşarak cömertliğini sergilemiştir. Etrafındaki kişileri organize ederek onların liderliğini üstlenmiştir.  Sarayın geleneklerine boyun eğmeyip hizmetçisi ile evlenerek içindeki aşk ateşini takip etmiştir. Çevresinde mistik güçleri olan ve kendisini destekleyen birçok büyücü varken (ki Merlin bunlardan biridir), onların güçlerini kullanmayı reddetmiş, kendi iradesiyle başarıya ulaşmayı istemiştir. Tabi bu güçlerin gizli gizli kendisine yardım ettiğini göz ardı edemeyiz. Bir bakıma Güneş Aslan’ın bir ikramı olarak, şansının yaver gittiğini görmekteyiz. Bu aşamalardan sonra sıra Excalibur’u yerinden çıkartmaya gelmiştir. Büyük sahne kurulmuş, tüm seyircilerin bakışları altında Arthur içinde başarısızlık ve rezil olma korkusu olmadan Excalibur’un yanına gitmiş ve adeta kılıç saplı olduğu yerden çıkıp kolaylıkla Arthur’un ellerine gelmiştir. Kılıcı havaya kaldırdığında seyircilerin (Halk) tümü “Kralım Çok Yaşa’” tezahüratları eşliğinde alkışlayarak liderliğini kabul ettiklerini göstermişlerdir. Arthur sahnenin merkezinde kendisinden onur duyarak durmuş ve tebrikleri kabul ederek krallığını ilan etmiştir. Elbette bu başarı gösterişli, büyük yemek masalarının kurulduğu şölenlerle kutlanmış, eğlenceler düzenlenmiştir.

 

Bu miti okuduktan sonra öncelikle kendi sahnemizin neresi olduğuna karar vermemiz ve yaratıcılığımızı kullanarak, kendimizi gösterişten uzak içtenlikle sergileyeceğimiz alanları bulmamız gerekiyor. Elbette bu sahneyi tiyatro, dans, oyunculuk, oyunları yaratanlar ve yönetenlerin yer aldığı alanlar gibi, sadece sanatsal faaliyetlerin sergilendiği alanlar olarak düşünüp kendimizi göstereceğimiz alanları kaçırmayalım. Bir manavın sergisinde, gündeki bir kadının masasında, bir mühendisin projesinde de bahsedilen bu yaratıcılıkları görmek mümkündür.

 

Kendimizi ifade ederken, dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de Güneş’in bizim yaşam enerjimiz olması ve sisteminin merkezinde bulunması nedeniyle üzerimizde oluşturacağı ego sorunlarıdır. Güneş yönettiği Aslan burcunda ego çatışmalarının gölge yanlarını kolaylıkla açığa çıkarır ve çok önemli problemler doğurabilir. Dikkat çekmeye ve ilgi odağı olmaya çalışırken göz önünde bulundurulması gereken gölgeleri şöyle sıralaya biliriz; Kendi performansı ile büyülenmek, diğer insanların gözünde onları büyülediğini aramak, isteğini söylemek üzere ortaya çıkamamak, dikkatleri üzerine çektiği bir durumda kaçmak, dikkat çekme arzusu, alkışa bağımlılık, gurur ve eleştiriye karşı hassasiyet, eleştiri karşısında incinip geriye çekilmek, başkalarıyla oyun oynamak, çocuksu bir tavırla sorumluluk duymamak, hayatla oyun oynamak, egoizm, zorba, kendi meseleleriyle çok meşgul olup, gözü çok kamaşıp başka bir şeyi göremez hale gelmek, başkalarının beğenilerini ön plana almak, kendi kalbinin ateşinden uzaklaşmak, sürü psikolojisine uyup yaratıcılığını gösterememek, kendinin çok özel olduğunu düşünerek gizli gizli gururlanmak.

 

Elbette Arthur ilk çabalarında Excalibur’u yerinden çıkaramamıştır. Ama bu başarısızlıklar onun cesaretini kırmamış, aksine kendine dönüp kendindeki gölgeleri aydınlatarak öz kişiliğini yaratma sürecine büyük kararlılıkla devam etmesini sağlamıştır.

 

Olmak istediğiniz kişi yolunda Güneş’iniz Aslan’da olsun. 

Astroloji Dergisi/Tolgay Yılmaz

 

SATÜRN –NEPTÜN KARE AÇISI – 18 Haziran 2016

 

Astrolojide Satürn yapılandırma prensibini temsil eder. Sınırlandıran enerjisiyle bizden bir şeyleri yapılandırmamızı, bazen de yeniden inşa etmemizi talep eder. Ancak burada en başta Satürn’ün gölge özelliklerinden biri olan yetersizlik duygusuyla ya da korkuyla geriye çekilme söz konusu olabilir. Yani kendimizi bloke edebiliriz. Bu sınırlandırma çoğu zaman istediğimiz şeyin gerçekliğinin sınanmasıyla ilgidir. Gerçekten her neyi istiyorsak Satürn’e özgü disiplin, sabır ve konsantrasyonla hedefimize gitmemiz gerekmektedir. Satürn aynı zamanda kurallar, yönetmelikler, sorumluluk ve disiplinle ilgilidir. Neptün ise çözen eriten saflaştıran bir enerjiyi temsil eder. Neptün, tüm kalıpları ortadan kaldırıp tek bir bütün içerisinde başkalarıyla birlikte eriyerek ‘bir’ olmayı ister. Sınırların ve tanımlamaların kalktığı bir alanda Neptün yanılgılar ve belirsizlikler yaratır. Satürn ile temasında, Satürn’e özgü tüm prensipleri çözer eritir ve adeta sınırları ortadan kaldırır.

Satürn –Neptün kare açısı bizden gerçek dünyadaki yaşamın bize dayattığı kuralları ya da limitleri aşmamızı talep eder. Sınırlarımızın nerede başladığı, nerede bittiği konusunda kafamız karışabilir. Sorumluluklarımızdan kaçma eğilimi içerisinde olabilir ya da üzerimize vazife olmayan sorumlulukları alarak kendi hayatımızı yapılandıramayabiliriz. Ve bunun sonucunda kendi hayatımızın otoritesi olamadığımız için özsaygı duygumuz zedelenir, sürüklenir ve kendimizi kurban gibi hissedebiliriz. Tabi bununla birlikte Satürn’e özgü suçluluk duyguları ve karamsarlıkla depresyona girebiliriz.

Ayrıca Neptün idealizmle, Satürn somut dünya ile ilgilidir. Özlem ve hayallerimizden fedakârlık ederek bir ideali sabır ve disiplinle gerçek kılabileceğimize işaret eder.

Satürn-Neptün Anahtar Cümleler:

(-) Gerçekler ve hayallerin çatışması. Sınırların bulanıklaşması ve sınırlar koymakta zorlanmak. Sınırsız sorumluluk duygusuyla, hangisi kendi sorumluluğu hangisi başkasının sorumluluğu olduğunu ayırt edememek. Başkalarının sorumluluklarını alarak kendi hayatını yapılandıramamak ve bunun sonucunda kurban olmak ya da sorumluluk almaktan tamamen kaçmak. Gerçeklerin çarpıtılması veya gerçeklerden kaçış. Beklenti ve özlemlerinden dolayı hayatını yapılandıramamak. Otorite konumundaki kişileri idealize etmek ve bundan dolayı yaşanılan hayal kırıklıkları. Sınırsız otoriterlik. Akışına bırakmaktan korkmak ya da kontrolü kaybetmekten korkmak.

(+) Gerçekçi hayaller ve hayallerini somutlaştırmak. Kendini sınırlarının ötesinde hissetmek. Kendi hayal ve özlemlerin özveride bulunarak hayatını yapılandırmak. Somut merhamet. Bir ideali gerçekleştirmekte sınır tanımamak. Bir ideali gerçekleştirmek için sabır ve disiplinle çabalamak. Belirsiz bir ortamda dahi yapılandırma gücü. Kaosa düzen getirmek. 

Astroloji Dergisi/Banu Çaylak Kardaş

 

 

Prag'daki astronomik ve astrolojik saati sizin için çektik !!

 

 

 

ASTRODOKU

 

Venüs’ün İnsanların Romantik Seçimleriyle Bağlantısı Üzerine Eşsiz Bir Çalışma

  

ASTROLOJİYİ DOĞRULAYAN BİLİM 

 

 

ŞANS NOKTASI (PART OF FORTUNE)

 

 

Bir okuyucumuzun sorusu üzerine açıklama:

Okuyucumuz gündüz ve gece burçlarıyla ilgili kaynaklarda çelişki olduğunu yazmış.

Bunu okuyunca ilk önce çok şaşırdım, çünkü 40 yıldır astroloji ile ilgileniyorum, ilk defa gündüz burcu diye bir tanım duyuyorum. Bunun üzerine internette arama yaptım ve gerçekten Türkiye’de gündüz burçları, gece burçları diye bir ayrım yapıldığını, hatta bu burçların özelliklerinin yazıldığını gördüm.

 

Öncelikle yazmak gerekir ki burçların gündüz ve gece olarak sınıflandırılması doğru değildir. Muhtemelen burada bir çeviri hatası olmuştur. Hata şöyle olmuş olabilir:

Burçlar eril ve dişil (maskülen ve feminen) olarak ikiye bölünürler. Buna eski İslam astrologları leyli ve nehari derler. Batı astrologları da diurnal ve nocturnal derler. Diurnal  gündüze özgü, gündüz olan ya da gündüzcü, nocturnal de geceye özgü, geceleyin olan ya da gececi demektir. Gündüzcülük eril bir özelliktir. Gececilik ise dişil bir özelliktir.

 

Sıcak enerjiye sahip burçlar (Ateş, Hava burçları) eril burçlardır. Soğuk enerjiye sahip burçlar ise (Toprak, Su burçları) dişil burçlardır. Ateş: Koç, Aslan, Yay. Hava: İkizler, Terazi, Kova. Toprak: Boğa, Başak, Oğlak. Su: Yengeç, Akrep, Balık.

 

Buraya kadar büyük bir sorun yok. Bu sınıflandırmadaki eril burçlar gündüz burçları, dişil burçlar da gece burçları olarak (her ne kadar yanıltıcı olsa da) tercüme edilmiş olabilirler.

 

Ancak internette gördüğüm gündüz ve gece burçları ayrımı bundan farklıydı. Bu sınırlandırma şöyle:

Gündüz burçları: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak

Gece burçları: Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık

Bu sınıflandırma yanlış bir sınıflandırmadır. Burada burçlar bir ekinokstan diğer ekinoksa kadar bölünmüştür. Gündüzle gecenin eşit olduğu İlkbahar Ekinoksundan sonra Güneş ekvatorun kuzeyine doğru yükselmeye başlar. En yüksek noktaya çıktıktan sonra inişe geçer. Yine gündüzle gecenin eşit olduğu Sonbahar Ekinoksundan sonra Güneş’in inişi ekvatorun güneyine doğru olur. Dolayısıyla ekvatorun kuzeyinde kalan burçlar Boreal (Kuzey, poyrazla ilgili, şimali), güneyinde kalan burçlar da Austral (güneyle ilgili) olarak sınıflandırılırlar. Her ne kadar Güneş kuzeydeyken günler daha uzun, güneydeyken geceler daha uzunsa da bu sınıflandırmada burçlar gündüz ve gece olarak adlandırılmazlar. Bunlara kuzeye ait-güneye ait, ya da şimali-cenubi demek doğru olur.

 

Özetle, Türkiye’ye bu gündüz-gece burçları tanımı nereden geldiyse, muhtemelen o kaynakta bir tercüme hatası bulunmaktadır. Ya da çevirmen astroloji bilmediği için bu sınıflandırmayı böyle yazmış olabilir. Tabii bu arada, internette bunu paylaşan astrologlardan da uzak durun. Hiç sorgulamadan bunu böyle paylaştıklarına göre, onların astroloji bilgisi de biraz eksik olabilir, yani onlar astrolog olmayabilirler... Tabii bu kimin astrolog olduğu sorusunu içinde barındırıyor. Onu da bir başka zaman yazarız... -Barış İlhan

 

 

Astrolojinin en çok sorulan sorularından birisine John Frawley açıklık getirdi... 

 

Piyangoyu Tahmin Edebilmek

 

Arada sırada bir mektup gelir bana ve çok umutlu bir şekilde sorar: Astroloji kullanarak piyango sonuçlarını nasıl doğru tahmin edebiliriz? 

 

Kuşkunuz olmasın, sizlerle bu sırları memnuniyetle paylaşacak birçok kişi var etrafta, tabii ki cüzdanınızı epey hafifleterek... Buna rağmen, sorunun basit ve kesin cevabı şudur: Böyle bir şeyin yapılabilmesi mümkün değildir.

 

Teorik yönden bakarak düşünün. Objektif bir şekilde, mesela John Addey’nin at yarışı sonuçlarını tahmin metodları gibi bir yöntemle (bunu Sports Astrology’de anlatmıştım), yapılması da imkansızdır çünkü aralarında, bir hüküm vermeyi sağlayacak hicbir somut fark yoktur. Atlar başka bir mesele tabii, onların aralarında hız farkı var. Piyango toplarının en büyük ayrıntısı, aralarında hiçbir fark olmamasıdır. Üzerlerinde değişik sayılar olması, onları değişik yapmaz, aynen bir atın hızının üzerindeki sayıdan hiç etkilenmemesi gibi. Seçilmis olan topların bir şey “kazandığı” veya ötekilerden daha “iyi” olduğu söz konusu olamaz.

 

Horary (saat) astrolojiyle de yapılamaz bu iş. Zaten horary ihtiyatlı ve nadiren kullanılmalıdır, hatta her astroloji uygulamasına böyle bakılmalıdır. Eğer günde altı defa “Beni hala seviyor mu?” sorusunu sorarsanız, çıkan haritalar zaten geçerli olamaz.

 

Piyangoyu kazanmak icin, acaba 1 numarayı mı, yoksa 2 veya 3’ü mü seçsem diye sormak da işlemez çünkü bahsettiğiniz numaraların hepsi tamamen tesadüfen seçilmiştir. Bu soruyu düşünürken, “Ay, bence 2 sayısı cok sevimli, onu takip etmem lazım” diye bir şey geçmez aklınızdan. Her soruyu sorduğunuz an, değişik bir numarayı düşünüyor olabilirsiniz.

 

Harita ne derse desin, bu tip bir sorunun cevabı her zaman “Hayır” olacaktır. Cünkü, siz 1 veya 2 veya 3 numarasını seçerekten kazanamazsınız, o numaralardan biri kazanan biletin icinde olsa bile. Kazanmak için öteki numaralara da ihtiyacınız olacak. Ya kazanırsınız, ya da kazanmazsınız. Bir numaranın doğru çıkması sizi kazanmaya yaklaştıramaz ve hiçbir numarayı tahmin edememiş olmaktan da farkı yoktur.

 

Üzgünüz ama durum böyle. 

—John Frawley

 http://www.johnfrawley.com/#!predicting-the-lottery/cqrg

Türkçesi: Neylan Gürel

 

2016'nın Önemli Gökyüzü Hareketleri

KADERİMİZDE VAR MIYDI? -2016

2015 yılında en sık duyduğumuz cümlelerden birisi “90’lara geri mi dönüyoruz?” diğeri de “tüm bunlar kaderimizde var mıydı?” olabilir. Bu soruları her duyuşumda kendimce cevapladım: “Hayır geri dönmüyoruz” ve “Evet kaderimizde vardı”. Nasıl mı? Açıklayayım.

 

Hayır 90’lara dönmüyoruz, çünkü Türkiye tarihinde daha önce böyle bir dönemden geçmedik. Türkiye ilk defa Pluto-Pluto karşılığı yaşıyor. 1976-77’de buna benzer bir dönem vardı, ancak bu kadar şiddetli değildi. Şimdiki karşıtlık diğer gezegenlerin de eşlik etmesi ve dünyanın tamamında düzen değişikliğine işaret etmesi ile oldukça şiddetli geçiyor, yani bildiğimiz gibi değil...

 

Evet bu kaderimizde vardı, çünkü Türkiye’nin doğum haritasında Pluto 1. evde bulunuyor. Bu her şeyden önce halkı sürekli baskı altında, güç tarafından ezilen bir ülkeye işaret ediyor. Kuruluşundan beri halı altına süpürülen sorunların bir gün ortaya çıkarak bir krize neden olacağını gösteriyor. Bir dönüşümün kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. devam

  

 

Ay Düğümleri Balık-Başak Aksında

 

12 Kasım’da Ay düğümleri Balık-Başak burçlarının aksına geçtiler, 2017 Mayıs’ına kadar burada kalacaklar. Başak çıkış düğümünde, Balık ise iniş düğümünde bulunuyor. Yani artık Balık burcunun aşina özelliklerinin saplantısından kurtulup, Başak burcunun potansiyellerine doğru ilerleme zamanını yaşıyoruz. Bu göksel hareket hayalci, özlem dolu (Balık) bir duruştan, daha gerçekçi, soğukkanlı ve işlevsel (Başak) bir duruşa doğru ilerlemeyi simgeliyor.

 

Merhametli Hizmet

Balık burcundaki Güney Ay Düğümü gölge yönüyle hayatın gerçekleri, zorunlulukları ve zorlukları karşısında, bunlarla ilgilenecek, bunları çözecek bir kurtarıcı beklemeyi gösterir. Eğer böyle birisi yoksa kurban psikolojisine girilir. Kişi kendine acır, zorunluluklardan kaçar, uyuşur, iyi günlerin hayalini kurar, sorunları Tanrı’nın çözmesini bekler, karmaşa içinde yaşar. Korkular, endişeler içinde boğulur, Belirsizlikten korkar. Oysa Balık’ın sağlıklı özelliklerini geliştirdiğinde mevcut koşulları kabullenir, belirsizlikte ustaca yol alır. Kaosun düzenini sezer. İşte bu noktada Başak burcunun gerekliyle gereksizi, yararlıyla yararsızı ayrıştıran, detayları fark eden, tahlil eden, çözümleyen, aksaklıkları düzelten enerjisi devreye girer. Tüm bunları yapmak için sistemli, metodik çalışmak, yapılacakların listesini çıkartmak, rutin oluşturmak ve çalışmak gerekir. Verimlilik ve işlevsellik esastır. İdeallerin, vizyonların için günlük hayatta başkalarına yararlı olacak bir şeyler yapmaya girişilir.

 

Kuzey Ay Düğümü Başak’ta olduğunda Balık burcunun birlik duygusu, bütünü kucaklaması, merhametli olması, muhtaç durumdakilerle empati kurması, onlara yardım arzusu, kendini buna adayabilmesi gibi özellikleri Başak’ın maddi dünyada, günlük hayatta hizmet kapasitesi ile birleşerek işlevsellik kazanır. Kişi özlemleri, fantezileri ve uyuşukluğu bir kenara bırakarak vizyonu ve ideali için çalışır. Kabullenicilik ve akışla birlikte akmak, kişinin zihnini karmaşadan uzaklaştırır, netleşmesini sağlar. İçindeki bilgiye güvenir, hayata inanır, böylece Başak’ın endişe, telaşından kurtulur. Ruhunu doyuran, kimseyi ayırmadan kucaklayan bir duygu ile somut dünyada yararlı olur. Nasıl yararlı olabileceğini saptadıktan sonra, bu konuda ustalaşmak üzere çalışmaya başlar. Saptadığı aksaklıkları düzeltirken, kusur buluculuğu, eleştiriyi bir yana koyar, sorunların üzerine merhametle eğilir.

 

Türkiye ve Ay Düğümleri

Türkiye’nin doğum haritasında Ay Düğümleri Balık-Başak aksında olduğu için, 12 Kasım’dan itibaren yeni bir dönemin başladığını varsayabiliriz. Balık’taki Güney Ay Düğümü bundan bir yıl sonra Türkiye’nin Güney Ay Düğümü ile birleşerek bir sayfayı kapatacak. İlginç bir şekilde Balık’ın yöneticisi olan Neptün gezegeni son zamanlarda Türkiye’nin Güney Ay Düğümü ile kavuşum yapıyor, bu nokta üzerinde gidip geliyor. Bu hareketin ülkede birlik, beraberlik ve merhamet getirmesini umabilirdik, ancak görünen tablo daha ziyade karmaşa ve belirsizliğe işaret ediyor. Ve maalesef geçmişin kapısını kapanıp, geleceğin kapısı aralanırken, ilerideki manzara iyi görünmüyor. Bu geleceği düzeltmek için kolları sıvama (Başak) zamanı.... 

Barış İlhan

devamı http://www.barisilhan.com/#!hayaller-gercekler/c1mrs

SATÜRN TRANSİTLERİ  

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...

 

Kötü mü hissediyorsunuz? 

İşte yapMAMAnız gereken şeyler

 

Satürn Yay'da

 

Satürn esas gerçeğin, sınırların, yapılandırmanın ve zamanın temsilcisi olduğundan, bir burca girdiğinde dünya üzerindeki gerçekliğin ve koşulların yeni deneyimlere göre ayarlandığı, o burcun işaret ettiği koşulları öğrenmek üzere derslerin alınacağı yaklaşık iki - iki buçuk yıllık bir zaman dilimine işaret eder. Neyin zamanının geldiğini söyler. Satürn engelleyen, kısan, kristalize eden, daraltan ve büzen bir enerjiyi simgelediğinden, bulunduğu burç hangi konularda kısıtlanmaya eğilim olduğunu, hangi enerjinin engelleneceğini, hangi sürecin bloke olacağını gösterir. Bu burcun temsil ettikleri konusunda ilk etapta engellenme ve yetersizlik hissi görülür. Olumsuz uygulamaları çoğunluktadır. Bundan sonra, yetersizlik korkusuyla, o burcun özelliklerini abartılı, saplantılı gösterme çabası vardır. En sonunda, altı boş olan, görünürde eksiği kapatmak için yapılan her şey çöker ve bu burcun konularıyla ilgili esaslı, gerçeğe uygun bir yapılanma, gayretli ve dürüst bir çalışma sayesinde bu özellikler hayata geçirilir ve insanı daha yukarı taşıyan bir basamak daha başarıyla geçilmiş olur. Esas olan Satürn’ün içinde olduğu burcun en gerçek, dürüst ve doğal ifadesine ulaşmaktır... devamı

Satürn'ü Akrep'te olup da bir döngüyü bitirmiş olanlar ve

Satürn'ü Yay'da olup da bir döngüyü bitirmeye başlayanlar için...

SATÜRN  DEVİNİMİ

 

 

Güneş Sistemindeki En Zorlu Hava Koşulları

 

Yeryüzündeki hava şartları tabii ki diğer tüm gezegenlerde olduğundan çok daha iyi. Bazen şemsiye taşımak zorunda kalıyorsunuz ama en azından gökten her an gelebilecek sülfürik asit yağmuru için endişelenmek zorunda değilsiniz... devamı 

 

Zorlu bir Yay yolculuğu bizi bekliyor. Satürn Yay’da ilerlerken bu burcun anlamını iyice kavramak yararlı olur.

 

Bir yazıdan alttaki bölümleri aldık. Yay burcunun temsil ettiği uzun yolculukların, inancın, farklı kültürleri deneyimlemenin nasıl bilgeliğe ulaşma yolu olduğunu kısaca ve güzel açıkladığını düşünüyoruz. 
Aynı zamanda burada Yay yolculuğunun çile, çaba, sınav ve olgunlaşmayla (Satürn) nasıl harmanlandığını da görebiliriz.

 

‘’Hacı Yolculuğu Bir Sınavdı

Eski zamanlarda bir mümin için çile çekme, olgunlaşma, bilgeleşme anlamına gelen Hac, kazandığı o olgunlaştıran yolculuk anlamını yavaş yavaş yitirirken, kutsal yerleri görmek gibi turistik bir faaliyete indirgenmek isteniyor. Oysa ulaşım ve konaklama imkanlarının böylesi gelişmediği ve sınıflar arasındaki uçurumların bu kadar net olmadığı zamanlarda, Anadolu’dan, Hindistan’dan ya da Afrika’dan yola çıkan bir Müslüman için, tüm dünyasını değiştiren, onu türlü belalarla sınayan bir yolculuktu hac.

 

Bir hacı adayı çıktığı aylar sürecek bu yolculukta, parası yoksa her köyde ve kasabada bir tanrı misafiri olarak konaklar, yeni coğrafyaların yeni insanlarıyla tanışırdı. Issız bir bozkırdan geçerken gördüğü tek köye sığınmaktan başka çaresi olmazdı. Yolunun üzerinde farklı inançlardan, farklı üretim biçimlerine sahip onlarca topluluğa rastlar, onların hayat felsefelerinden, dillerinden kendine bir şeyler katardı.

Hac yolu insanın alışkanlıklarını değiştirir, statükolarını yıkardı. Hacı adayı aynı şeyleri yiyemez, alıştığı yatağında yatamaz, rahat rahat kendi dilini konuşamazdı.

 

Hacı adayları zengin olsalar bile, lüks tahtırevanların bulunduğu kervanlara soyguncuların saldırmayacağının bir garantisi yoktu. Çölün ortasında yolunu kaybetmiş kervanların sıcaktan ya da susuzluktan telef olmasına çok sık rastlanırdı. Gezginleri aldatmayı ve soymayı iş edinmiş kurnazlara ve haydutlara denk gelen hacılar başta kandırılırlarsa da sonra kolay lokma olmamayı öğrenirlerdi.

Nihayetinde kutsal saydıkları o mekana geldiklerinde, hacılar zaten değişmiş ve dönüşmüş bir insanın gözüyle bakardı artık kendi inancına. Uğruna acılar ve zorluklar çekilen her şey gibi, unutulmaz bir deneyim olurdu bu mükafat.

 

Hacı Olmanın Saygınlığı

Eğer bir tüccar ya da gezgin değilse, eski toplumun insanı orta yaşlarına gelinceye kadar kendi köyünün dışına nadiren çıkardı. Bu yüzden de küçük bir dünyaya, dogmatik düşüncelere sahip feodal toplum insanı için tüm yaşamını değiştiren, dünyasını genişleten bir yolculuktu hac. İnsana kurulu düzenin alternatifleri olduğunu öğretir, onu daha bilge, daha tahammüllü, daha cesur kılardı. Bu bakımdan parayla alınıp satılamayan bir şeydi.

 

Hacı olmayı saygıdeğer kılan da buydu. Kişiyi sözü dinlenir hale getirmesinin nedeni, hacının sadece Mekke ve Medine’yi görmüş olması değil, oraya varıncaya kadar geçtiği yollarda edindiği deneyimler, tanıdığı insanlardı.

 

Yazılı kaynağın çok sınırlı olduğu bir kültürde, hacılar en çok şey görmüş insanlar oldukları için statü edinirlerdi. Pahalı mağazalardan alınmış giysiler içinde, “first-class” uçak koltuklarıyla başlayan ve Zemzem Tower’ın klimalı açık büfesinde devam eden yolculuklardan değildi onların yaşadıkları....’’

Eren Buğlalılar’ın (gezite.org) HAC: BİR İBADETİN DÖNÜŞÜMÜ yazısından alınmıştır.

Astroloji Dergisi/Ayşem Aksoy

ÖNEMLİ:
Eğer Solar Fire 9'a sahipseniz, bu ücretsiz güncellemeyi aşağıdaki linkten indirin lütfen. Sayfa açılınca "Solar Fire 9.0 Update to 9.0.23" yazan yere tıklayın.
http://alabe.com/downloads/default.asp#SF9Update  
Bu güncellemede Brezilya, Rusya ve Türkiye'nin yaz saatlerinin düzeltilmiş hali mevcut.

JÜPİTER TRANSİTLERİ

 

Robert Hand'in Planets in Transit: Life Cycles for Living kitabından 

Oya Vulaş çevirisiyle...

 

Jüpiter Başak’tayken kişi düzen yaratarak, 

bir ustalık geliştirip bununla yararlı olarak büyür.

Kişi Jüpiter’e özgü inanç, mutluluk ve hoşgörüyü aksaklıkları düzeltebildiğinde, yararlıyla yararsızı ayırt edebildiğinde, yapabileceğinin en iyisini yapabildiğinde hisseder. Jüpiter Başak burcunda işlevselliğe, emeğe ve sıhhate inanır. Ancak Başak burucunda zararda olan, inancı ve geniş perspektifi simgeleyen Jüpiter burada aşırı gerçekçilik, detaylarla aşırı uğraşı, sadece kusurları görme gibi nedenlerle inanç geliştirmekte zorlanabilir. Jüpiter’in organizmanın sağlıklı büyümesini gösteren doğası burada çarpık ve zararlı büyümeye dönüşebilir.

Jüpiter Başak’ta açıklanabilir ve pratik bir dünya görüşüne gerek duyar. Kişi gözlemci ve dikkatlidir ne var ki detaylara olan ilgisi tüm detaylara hakim olmaya çalışmakla sonuçlanabilir. Oysa sorumlulukları paylaşmayı öğrenmesi gerekir. En çok başkalarına hizmet ettiği zaman mutlu olabilir, yararlı bir amacı olan işlerden kendisine yarar sağlayabilir. Olumlu ifadelerinde, gündelik bilgelik, güvenilirlik, başkalarına içtenlikle hizmet, emeğe değer vermek, ortak yararlar için çalışmak, analitik ve ayrıştırıcı yeteneklerin zenginliği söz konusudur. 

Olumsuz ifadelerinde, tek düzen kurucunun kendi olduğuna inanmak, tüm detaylara hakîm olma isteği ancak bunlarla başa çıkamamak –çuvallamak–, başka insanların ne yapmaları gerektiğini söylemekten kendisi çalışamaz hale gelmek, aşırı yargılayıcılık ve kusur bulmak, ettiği hizmetlerle yücelik ve iyilik taslamak söz konusudur.

- Barış İlhan, Astroloji Dersleri, Barış İlhan Yayınevi, s.254

 

Herkes seçimler sonucunda birçok şey değişecekmiş gibi davranıyor ama bence öyle değil. Çünkü biz her koşulda biçim değiştirmek, eski yaklaşımlarımızın çoğunu bırakıp atmak, barışı ve adaleti sağlamakla yükümlü olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

 

Bunu başaracak mıyız peki?
Bu tür şeylerin sonu belli olmaz. Yine, iktidara kim gelirse gelsin, böyle bir sorunun ortasındayız. Şimdi, seçimin sonuçlarına kısa vadede biz önem atfedebiliriz ama uzun vadede çok zorlu bir süreç bekliyor bizi.

 

Ne açıdan zorlanacağız?
Bir insanın en ufak bir alışkanlığını değiştirmesinin ne kadar zor olduğunu düşünürsek, bir ülkede yaşayan 70 milyonluk bir nüfusta değişmenin ne kadar zor olacağını tahmin edersiniz.

 

Yani dengeler mi değişecek?
Ülkede bir sürü insan öbürlerine karşı düşman kesildiyse…

 

Ki kesildi.
Evet, ulusalcılar dincilere, öbürleri Kürtlere, birileri Alevilere düşman gibi feci bir bölünük durumdayız. Kaotik bir ortamdayız, bu da her an her şey olabilir demektir. Pluto’nun döngüsünün yarısını, yani dönüşümü deneyimlediğimiz bir süreç bu ve daha birkaç yıl devam edecek.

 

Tapelere filan da devam yani?
Tapeler, Kürtlerle olan barış süreci, Aleviler, bu ülkede yaşayan halkların kendi kültürlerini muhafaza etme hakları, azınlıklarla ilgili eskiden beri kangren olmuş bütün sorunların çözülmesi, kadın cinayetlerinin, tacizlerinin, çocuklara şiddetin çözümlenmesi, düşünce ve ifade özgürlükleri, yolsuzlukların islahı gibi birçok kalem iş var bunun içinde.

 

Bunlar çözülüyor mu bu süreç bittiğinde?
Bu süreçten temiz çıkabilmek için, Pluto’yu arıtma tesisi olarak düşünelim. Kanalizasyon suyunu içme suyuna çevirirsek refaha çıkarız.

Çeviremezsek?
O zaman çamura bulanırız. Pluto’nun çamuru şiddet, suçlar, taciz, manipülasyon, işkence, savaş demektir.

 

Gerçek huzur ne zaman gelecek? 
Hiçbir zaman gelmeyebilir. Barış ve huzur kendi kendine gelmez. Bunun için yapılması gereken çok şey var. Ancak o çabaların sonunda buna kavuşmak mümkün olur.

-30 Mart 2014'ten bir şöyleşi

Şöyleşinin tamamı: http://www.hurriyet.com.tr/pazar/26111698.asp 

 

FOKAL GEZEGENLER

 

KİTAPÇINIZDAN ISRARLA İSTEYİN !!!

 

   

 

Zaman zaman, gökyüzü olaylarının, şimdi de önümüzdeki Güneş Tutulmasının burçlara etkisini yazmamızı isteyen arkadaşlara:

 

Gökyüzünde bir tane zodyak ve o zodyakta da 12 tane burç vardır. Bir burç bir insan değildir. Gökyüzünün mevsimlere göre 12'ye bölünmüş dilimlerinden birisidir. Sizin ben ... burcuyum dediğinizde kastettiğiniz şey Güneş'iniz gökyüzünün o bölümündeyken doğduğunuzu söyler. Yani sadece Güneş'ten söz eder. Bu ifade bir insanı tanımlamak için yetersizdir, çünkü bir insan sadece Güneş'ten ibaret değildir. Güneş'in dışında 9 adet gezegen vardır, ayrıca 4 köşe noktası, Ay Düğümleri ve daha birçok nokta vardır. Bir insanın doğum haritası tüm bunların birleşiminden oluşur. Bir Güneş Tutulmasının bir insanın hayatında bir şeylere işaret edip etmediği o doğum haritasına bakarak incelenir. Onun dışında ne söylense beyhudedir. Güneş Tutulmasının olduğu yerde sizin hiçbir gezegeniniz ya da noktanız olmayabilir. Dolayısıyla bu Güneş Tutulması sizi hiç ilgilendirmeyebilir. Veya orada Güneş'ten başka bir gezegeniniz olabilir, sizi çok ilgilendirebilir. Bunu ancak kişinin doğum haritasına bakarak söyleyebiliriz. Bu nedenle biz hiçbir zaman gökyüzününde gerçekleşen herhangi bir olayın şu burçlara ya da yükselen burçlara etkisi gibi bir yazı yazmayız.

 

Ancak bu, Güneş burçlarını yazan diğer astrologları eleştirdiğimiz anlamına gelmez. Örneğin dünyada bunu en iyi yaptıklarını düşündüğümüz astrologlar Michael Lutin ve Ed Tamplin'dir. Gerçekten bu işi hakkıyla yapan astrologlar bütün bilgi birikimlerini bu yazılara yansıtırlar. Türkiye'de ise durum farklıdır. Bu tür yorumlar çoğunlukla astroloji bilgisi yetersiz kişiler tarafından yazılmakta ve astrolojik sembolizm bu yazılarda çarpıtılmaktadır. Dolayısıyla her önünüze gelen yazıyı okuyup, bunların etkisi altında kalmamanızı öneririz.

 

Şimdiki güneş tutulması ile ilgili söylenebilecek en kesin şey 10 Mart-30 Mart arasında doğanların, bir de (ikinci derecede) 10-30 Eylül arasında doğanların etkileneceğidir. Bu tarihleri biraz uzatmak da mümkündür. Nasıl etkilenecekleri ve diğer konular için haritaya bakmak gerekir.

Burçların Kayması veya 13. Burç Üzerine

 

  

  Kepler Kolej hazırlamış. Gözde Kara Türkçe'ye çevirdi, 

Didem Can Türkçe altyazıların videoya montajını gerçekleştirdi ve


ASTROLOJİ NEDİR?


http://www.youtube.com/watch?v=POn5iY9g0Kk&feature=youtu.be

     

Astrolojiyi Ciddiye Alan 5 Ülke

Eski astrolojik uygulamaların büyük ölçüde etkili olduğu ortaya çıktı.

 

Astrolojinin en büyük hayran ve takipçilerinin, sadece modern dünyanın özgür ruhlu ve sıra dışı insanlarıyla sınırlı olduğunu düşünenler, bir daha düşünün! Eski astrolojik uygulamalar, birçok kültür için hala geçerli ve sağlam bir dayanak noktası. Farklı kültürlerdeki birçok insan, zodyakı insanları kiralamaktan tutun da başkan seçimlerini tahmin etmek için bile kullanıyor. Şimdi, insanların mutlaka horoskoplarını bildikleri ülkeleri tanıyalım.

Hindistan
Kalkütalı yazar Bharati Mukhurjee, New York Times’ta şöyle diyor. “Doğum sertifikam olmayabilir ama bir horoskopum var.” Hiç şüphesiz, Hindistan, astrolojinin en popüler olduğu ülke. Hindistan’ın, Vedik astrolojisi diye bilenen, kendine ait bir sistemi var. Bu sistem, yıllardır evlilikleri ayarlamak ve çocuk sahibi olma zamanlarını tahmin etmek için kullanıldı. Bunun yanı sıra, insanlar, bu astrolojik sistemi, bir işe başlamak için uygun zamanı belirlemek ve uluslar arası politik olaylarla ilgi ön görüde bulunmak için bile kullanıyorlar.

Çin
Astrolojinin en ciddi hayranları belki de Çin’de yaşıyor. En azından, iş ararken, “yanlış” bir burçta iseniz, bunu hissetmeniz daha da olası. Gerçekten de Çin’de, çoğu iş ilanında, belli bir Güneş burcunda olan insanları başvurmaktan caydıran ibareler görebilirsiniz. The New York Republic tarafından yapılan son araştırmalara göre, bazı Çinli işverenler, aşırı titiz ve telaşlı doğalarından dolayı, Başakları işe almayı reddediyorlar. Bazı yerlerde ise, Akrepler ve Yengeçler kabul edilmiyor. 

Sri Lanka
Sri Lanka’da, BBC tarafından yapılan bir araştırmaya göre, birçok insan, günlük gazetelerden daha çok astroloji dergilerine abone oluyor. Astrologların tavsiyeleri, otoriteler tarafından da çok ciddiye alınıyor. Örneğin, 2009’da , o dönem Başkanının iktidardan düşeceğini tahmin etme cüreti gösterdiği için bir astrolog tutuklanmıştı.

Nepal
Astroloji Nepal’de büyük bir iş alanı. 2008’den beri, astrolog Basudev Shastri’nin, ona ulusal bir şöhret statüsü kazandıran, bir televizyon programı var. Aynı zamanda, astrologların yüzde 99’unun erkek olduğunun düşünüldüğü ülkede kadın astrologlar da, en sonunda büyük atılımlar yapmaya başlamışlar. 

Büyük Britanya
Astroloji, İngiltere parlamentosunda da yerini almış durumda. Parlamento üyesi David Tredinnick, sağlık sektörünü geliştirmek için, astrolojinin ve alternatif tıbbın kabullenilmesi gerektiği görüşünü destekliyor. Tredinnick, astrolojiyle yapılan kendini bulma - keşif deneyiminin, zihin sağlığı için yararlı olduğuna inanıyor ve bu keşfin insanların yaşamlarını kolaylaştıracağını da ekliyor. 

Çeviri: Gözde Kara
http://mysign.com/lifestyle/11365-astrology-traditions/#.VGIrNZwNg1g.facebook

     

SABİT YILDIZLAR

 

Türkiye'de astroloji tarihi henüz emekleme döneminde. Astroloji eğitimi gerçek anlamda 1990'ların sonunda başladı. 2000'li yıllarda ders almaya başlayan arkadaşlar hemen klasik astroloji öğrenebildiler. Oysa 1990'ların başlarında klasik astroloji diye bir şey hemen hemen hiç yoktu. Peki, bu 10 yıllık süre içinde ne oldu da, sahneye birden bire klasik astroloji çıktı? Bunun öyküsünü ilk ağızdan dinlemekte yarar var.

Modern Astrolojide Geleneksel Uyanış

 

Antik Dünyada Alametler

 

Güneş Üzerine Yapılan Yeni Araştırmalar

Astrolojiyi Destekliyor !

Astrolojiye şüpheyle bakan bilim insanlarının dayandığı görüşler şimdilerde geçerliliğini yitiriyor gibi…

 

Barış İlhan'ın Hürriyet'le Söyleşisi

 

HAFTALIK BİLGİ KÖŞESİ

12. Evdeki Gezegenler:

 

GÜNEŞ olumlu yönüyle içsel sıcaklığın ve canlılığın, içsel kaynaklarından emin olmanın ve kendini yeniden canlandırabilmenin

işaretidir.

 

Olumsuz yönüyle, dıştan kendini geri planda tutuyor gibi görünebilir, ama içte hatırı sayılır egotizm, böbürlenme, narsisizm olabilir.

 

Sonuçta özsaygıyı ve haysiyeti tehdit eden dış güçlere karşı egoyu korumaya çalışmak söz konusudur.

 

 

BURÇLAR

 

 

 

 

NCGR TÜRKİYE

www.ncgr-turkey.com

NCGR ve sertifika konusunda
her türlü bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.Ayrıca psikolojik astroloji dışında astrolojik bilgi ve makaleleri okuyabilirsiniz

 

SOLAR FIRE

TÜRKİYE'DE

 

BUGÜNKÜ AY

© 2014, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu dergideki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.